Data Loading...

YAZ DOSTUM 2 Flipbook PDF

YAZ DOSTUM 2


159 Views
87 Downloads
FLIP PDF 24.35MB

DOWNLOAD FLIP

REPORT DMCA

Yaz Dostum 2

Bursa-2020

Yaz Dostum 2 Dizgi Tasarım Mümine KEÇECİ

Bu bültenin yayın hakları İsmail Kadriye Solakoğulları

Ortaokuluna aittir. İzinsiz çoğaltılamaz, basılamaz.

Yaz Dostum 2

Editör Mümine KEÇECİ Eser Seçimi Erhan ÇAĞLAYAN - Erkan HUBUP Mümine KEÇECİ - Yasemin ÖZER ÖZDEMİR Gürkan GÖKBULAK- Semra ŞENER ÖZKAN Serkan ÇETİN- Emel SÖNMEZ

Bursa-2020

YAZ DOSTUM Yazmak bir sevda, yazmak iç sesin mısralara dökülüşü, yazmak yürekten gelen damlaların oluşturduğu bir musiki, yazmak tarihin eski sayfalarından günümüze uzanan bir anı yığını, yazmak söz uçar diyen eskilere artık uçmayacak deyişimizin bir haykırışı. Umutlarımızı, hayallerimizi, sevdamızı, özlemimizi anlatan sözlerin yok olup gidişinden kurtaracağımız ve son bir çırpınışla duygularımıza yeni bir hayat vermenin adıdır yazmak. Biz de bu tutkunun derdine düştük. İsmail Kadriye Solakoğulları ailesi olarak küçük yüreklerden dökülen her bir sözün kıymetli olduğunu bildik, onların küçücük yüreklerinden gelen her damlanın çok değerli olduğunu yüreklerimizde hissettik. Ve onların hayallerini, tutkularını, özlemlerini, sevinçlerini toplayabilecekleri bir gönül kumbarası oluşturmak istedik. Minik yüreklerimizin tertemiz duygularına tercüman olmanın hazzını yaşadık. Genç yazarlarım, şairlerim siz hep yazın, siz yüreklerinizdeki o tertemiz duyguları bir kar tanesi edasıyla işleyin. Hiçbir duygu, hiçbir söz yarım kalmasın. Yüreklerden yazıya dökülmeyen her özel sözün bir gün uçup gideceğini unutmadan … Son bir nefes, son bir haykırış, hadi bakalım “YAZ DOSTUM”

Yüksel ÇARBUĞA Okul Müdürü

SÖZÜN ÖNÜ, SONUNUN BAŞLANGICIDIR Yaz sevgili dost. Yazmak çoğalmaktır; düşlerini yeşertmektir umut umut; uçup gitmeye mahkum düşüncelerini alıp avuçlarına, sözcüklerle resim yapmaktır renk renk. Sözlerin omuz omuza zamana karşı cesurca direnmesidir yazmak. Mısraların büyülü tınısıyla gönül teline dokunabilmektir usulca. Onlar aldılar mızrabı ellerine, gönül sazına dokundular sevgiyle. Köprüleri yıkanlara inat köprüler kurdular gönülden gönüle. Yazdılar; “Yaz dostum” nidasıyla çıkıp yollara,özgürleşen ruhlarının hafifliğiyle yazdılar. Sandığa kaldırılmış anılar nasıl unutuluyorsa; söylenememiş, yarım kalmış duygular nasıl yitiveriyorsa aniden; zihin sandığında sakladıkları tozlanıp kaybolmasın, unutulup gitmesin diye sandıktan gün yüzüne çıkarmak için yazdılar. Gönül imbiğinden süzülen her bir sözcüğü sadece kağıda değil, gönüllere de yazmak umuduyla yazdılar. Şu an elinize aldığınız, her bir satırından emek damlayan kitabın sayfalarını çevirirken sadece okumakla kalmayacak, kalemlerinin gücünü yüreklerinin gücünden alan yavrularımızın hayal dünyalarına misafir olmanın keyfine varacaksınız. Haydi, her satırında sizi düşler sokağında dolaştıracak nice güzellikleri kaçırmamak için hayatı sessize alın ve kendinizi yazmaya gönül vermiş yazar ve şairlerimizin dost kalemlerinden damlayan melodik notaların ahengine bırakın... Türkçe Zümresi

İstiklal Marşı Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal! Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, ‘Medeniyet!’ dediğin tek dişi kalmış canavar? Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettigi günler hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Bastığın yerleri ‘toprak!’ diyerek geçme, tanı: Düşün altında binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda! Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli, Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım, Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek arsa değer belki başım. Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, hakk’a tapan, milletimin istiklal! Mehmet Akif ERSOY

İçindekiler Benim Babam Aslan Babam.................................................................14 Gece........................................................................................................15 Canım Kardeşim.....................................................................................16 İlk Kuşum..................................................................................................18 Doğa........................................................................................................19 Yaz Gelince.............................................................................................20 Bir Dilek Hakkım Olsa..............................................................................21 Bitmesin İsterdim ....................................................................................22 Kış Gelince...............................................................................................24 Çevre ve Doğa.......................................................................................25 Kış Sevgisi.................................................................................................26 Seni Yaramaz Matematik......................................................................27 Canım Annem........................................................................................28 Türkiye’m..................................................................................................29 Umut.........................................................................................................30 Öğretmenim............................................................................................31 Adım Sonbahar.......................................................................................32 Gözlerim...................................................................................................34 Kuş Cennetim..........................................................................................35 Kurtuluş Destanı.......................................................................................36 En Değerli Hazine....................................................................................38 Ağlama....................................................................................................39 Bir Dünya İstiyorum.................................................................................40 Türkçemiz Kaçıyor...................................................................................41 Sevgi.........................................................................................................42 Son Mermi................................................................................................43 Canım Ailem...........................................................................................44 Güzel Dönem..........................................................................................45 Sevgi.........................................................................................................46 Mevsimler.................................................................................................47 Hoş ça kal................................................................................................48 Sevgi.........................................................................................................49 Pembe Bahar..........................................................................................50 Türk Askeri Sen Çok Yaşa.......................................................................52 En Güzel Dil Türkçe.................................................................................53 Kardeşim..................................................................................................54 Bir Hilal Uğruna........................................................................................55 İnsanlar.....................................................................................................56 Teknoloji...................................................................................................57 İsimsiz Türkü..............................................................................................58

Şehit Vermek...........................................................................................59 Gözlerimi Kapadım.................................................................................60 Cumalıkızık Köyü.....................................................................................61 Çocukların Dünyası................................................................................62 Kış Günü...................................................................................................63 Şehit..........................................................................................................64 Yılbaşı Geldi.............................................................................................66 Sevgi.........................................................................................................67 Çevre Dedektifi.......................................................................................70 Ormanımızı Vermeyiz..............................................................................72 Doğayı Koruma Kulübü..........................................................................74 Dağların Zarif Kızı.....................................................................................76 Kibirlenme................................................................................................77 Çevremi Önemsiyorum..........................................................................78 Minik Kardelen........................................................................................80 Elif.............................................................................................................81 Her Şey Zamanında Güzel.....................................................................82 İki Çeşme.................................................................................................84 Avcı Şeker................................................................................................86 Sultan Papağanı ve Cennet Papağanı...............................................90 Günlük......................................................................................................92 Hayvan Sevgisi........................................................................................95 Bilmiyordum.............................................................................................96 Boncuk’un Başından Geçenler . ..........................................................98 Ormanda Kargaşa...............................................................................100 Konuşan Tohum....................................................................................103 Yaralı Kuş................................................................................................104 Umut.......................................................................................................105 Paylaşmak.............................................................................................106 Cahil Adam Ağaç Kesiyor ..............................................................107 Ormanda . ............................................................................................108 Çölde Yaşamak....................................................................................111 Pabucum Damda................................................................................112 Sınıfımıza Özel Tören.............................................................................113 Tilki ve Kurt.............................................................................................114 Bir Dilim Mutluluk...................................................................................116 Kalın Kitap..............................................................................................117 Kapı Kapı Gezen Bitkiler.......................................................................118 Bir Köpeğin Başından Geçenler..........................................................120 Zaman Yolcusu.....................................................................................122 Bay Pati..................................................................................................125 Mehmetçik’in Merhameti....................................................................126

Can’ın Yaptıkları...................................................................................128 Mutluluk Köyü’nün Uyanışı...................................................................130 Yazar İmi................................................................................................132 Sağlıklı Beslenme...................................................................................133 Kütüphane.............................................................................................134 Eğlenceli Bir Akvaryum Günü..............................................................136 Koala ile Panda....................................................................................138 Deniz Anası Ve Temizlikçi Balık............................................................139 Dedektiflikte Üstüme Yok.....................................................................140 Flamingo ve Leylek...............................................................................142 Benimle Oynama İnternet...................................................................143 Büyük Macera.......................................................................................144 Kahraman Koyun..................................................................................146 Yerden Gelen Ses.................................................................................148 Sınıf Gezisi..............................................................................................150 Beş Kafadar Kamp Çadırında.............................................................152 Beş Kafadar 2........................................................................................154 İstanbul Gezimiz....................................................................................155 Kütüphane Günümüz...........................................................................156 Canım Kardeşim...................................................................................157 Ciciş ve Mimiş........................................................................................158 Birlik ve Beraberlik .........................................................................160 Hatalı Türkçe..........................................................................................161 İpek ile Kübra ‘nın Öyküsü...................................................................162 Yağmur Köprüsü...................................................................................164 Doğada Zaman Yoculuğu................................................................170 Memo.....................................................................................................173 Macera..................................................................................................174 Kirliliğe Son.............................................................................................176 En İyi Dostum Kitap...............................................................................179 Bir Gb Bir Ömre Bedel...........................................................................180 Ormanın Küçük Koruyucuları...............................................................181 Okul Çıkışı Ufak Bir Macera..................................................................183 İnsan Ne ile Yaşar.................................................................................186 Sessizliğin Mevsimi.................................................................................187 Anka Kuşu..............................................................................................188 Benim Ağzımdan..................................................................................190 Yazar Selim............................................................................................192 Ben Daha Çocuğum............................................................................201 En Tehlikeli Bağımlılık.............................................................................202 İki Garip Youtuber.................................................................................204 Köy Gezisi...............................................................................................208

Arayış......................................................................................................212 Mutluluğun Sırrı......................................................................................216 Hatice’miz.............................................................................................217 Teknoloji Bizi Ele Geçiriyor!...................................................................220 Park Macerası.......................................................................................222 İnsanlardan Kaçış.................................................................................228 At Çiftliği................................................................................................230 Bisiklet Kullanımı.....................................................................................231 Dostluk....................................................................................................232 Zaman....................................................................................................234 Derya’nın Gitar Sevdası.......................................................................236 Ölümsüz Kahraman..............................................................................239 Redlum ile İlk Temas.............................................................................240 Yağmurla Gelen Hüzün........................................................................248 Ne Güzeldir Eline Kalem Almak...........................................................251 Gizem Dağı’nın Gizemi........................................................................252 İzmir Gezisi..............................................................................................254 Sonbahara Anlam Yüklemek..............................................................257 Sonuncu Ders........................................................................................258 Yüzleşmek..............................................................................................262 Ah O Kuş................................................................................................264 Düşünmek Nedir?.................................................................................269 Azap.......................................................................................................270 Okuldaki Hırsızlık....................................................................................274 Ebedi Dostluk.........................................................................................278 Eskişehir Gezisi.......................................................................................280 Annelerimiz............................................................................................283 Anılarım..................................................................................................284 Soğuk Bir Hava ve Sıcak Bir Yuva........................................................286 Öteki Hayatlar.......................................................................................288 Gizli Görev.............................................................................................290 Yolunu Severek Yürüyeceksin..............................................................293 Bir Zamanlar Fıstık..................................................................................294 Ayrım......................................................................................................298 Hayvan Dostlarımız...............................................................................299 Kendi Hikâyemin Başrolündeyim.........................................................300 Güven....................................................................................................301 Fotograf Albümü..................................................................................302

Hayallerini Umutlarını Kederlerini Aydınlık Düşlerini Yazdılar...

Genç Şairler







Ahmet Efe Karaarslan 7/C

Benim Babam Aslan Babam Bizim için hep yorulan Benim babam, aslan babam

Yaz Dostum

Sevgisiyle örnek olan Kalbi sevgi dolu adam Benim babam, aslan babam Akşam eve yorgun gelen Bizi görünce yorgunluğu biten Sevgisinden gurur duyduğum

Genç Şairler

14

Yufka yürekli koca adam Benim babam aslan babam Oğlum deyince gözüm parlar Onun sevgisi içime huzur katar Mutluyken üzgünken yanımızda olan Sevgi dolu güzel adam Benim babam aslan babam Bana doğruyu öğreten Bu adam benim babam Benim için gözünü kırpmadan Canını siper eden cesur adam Benim babam aslan babam



Hilal Beyza Penbegül 8/B

Gece Gece, yine mi sen Hani şu tüm mutluluğumu emip içine çeken Tüm sevincimi alıp götüren gece

Yaz Dostum



Sen mi geldin yine Gelme, istemem Her gün o kasvetinle gündüzü alt ediyorsun

15

Yapma diyorum Yine tüm hatalarımı yüzüme vurup Gündüzün ardına saklanıyorsun Ah gece yine mi sen Gelme, istemem

Genç Şairler

Yapıyorsun

Yaz Dostum



Ceylin Arpacı 7/C

Canım Kardeşim Canım kardeşim Bazen kırsan da beni Ablayım ne diyebilirim

16

Seni çok sevdiğimi bilmeni isterim Sana kardeşliği, saygı, sevgiyi

Genç Şairler

Öğretmek isterim Canın acıyıp ağladığında Acıkıp yemek aradığında Parka gitmek için tutturduğunda Hep yanında olduğumu bilmeni isterim Hayatın zorluklarında İnsanlar seni kırdığında Mutlu mutsuz her zamanında Kardeşliğimi göstermek isterim

Yaz Dostum

Bağır bana sorun değil Mutsuysan gerisi önemli değil Senin kalbin kirli değil Mutsuzluk sana göre değil

17

Seni korudum bütün kalbimle Sana güven verdim işte sevgimle Ablalık yaptım, sıra sende Kardeşliğini göster isterim

Genç Şairler

Seni mutlu görmek isterim

Yaz Dostum



Alanur Bili 8/B

İlk Kuşum Bembeyaz tüyleri adeta bir pamuk gibi Simsiyah gözleri kömür gibi

18

Sımsıcak kalbi en yakın arkadaş gibi Huzur verici bir de sese sahipti

Genç Şairler

İlk kuşum Hiçbir kuşa benzemezdi Sanki bana özeldi O kadar güzeldi ki Yalnız bana aitti İlk kuşum



Osman Turhan 7/C

Doğa Doğa bizim hayatımız Ağaçlar oksijenimiz Doğa bizim her şeyimiz Bazıları korkar Doğadaki hayattan Bitkilerden otlardan

Yaz Dostum

Çiçekler güzelliğimiz

Bazıları sever korur Ağaçları, çiçekleri

19

Bazı kimseler Hiç anlamam onları Bir insan neden öldürür ki doğayı Bilsinler ki bu insanlar Ölen doğa değildir yalnızca Onlar kendilerini de öldürürler Ağaçlar ölürse Nefesimiz gider, hayat biter

Genç Şairler

Doğal yaşamı öldürdüler



Ahmet Efe Karaarslan 7/C

Yaz Gelince Çiçekler açar, arılar bal yapar

Yaz Dostum

İçeriye mis gibi bir hava dolar Parklara doluşur bütün çocuklar Mangallar yakılır dört bir yanda Çocuklar koşar parkalara Parklar kucak açar tüm çocuklara

Genç Şairler

20

Sevinç çığlıkları duyulur her yanda Yaz yağmuru geliyor birazdan Çocuklar kayar kaydıraktan Akşam ezanı okunuyor her taraftan Anneler çağıracak birazdan Koş, eve git arkadaşım, annen kızmadan Canınız sıkılmaz tüm yaz boyunca Denize git sen, artık parka doyunca Hangisine gidersen git yaz boyunca Eğlenmeyi unutma akradaşım



Ecrin Kıyatsıl 7/C

Bir Dilek Hakkım Olsa

Yıldızların elini tutmak isterdim Bulutlarla konuşmak Ayın gövdesinde uyumak Gökyüzünde uçmak isterdim Huzurun Tanımını okumak isterdim

Yaz Dostum

Bir dilek hakkım olsa

21

Biraz da şakacıdır sanırım Belki de çok yakındadır Sevginin formülünü bulmak isterdim Gerçek sevginin Üzmemek, üzülmemek isterdim İnsanların hepsini sevmek isterdim

Genç Şairler

Fazla sakindir umarım



Ertuğrul Ekiciler 8/C

Yaz Dostum

Bitmesin İsterdim Günler hiç bitmesin isterdim küçükken Gitmesin güneş gökyüzünden Sevincimi yitirmeden Hayalini kurardım büyümenin

22

Bıkmadan usanmadan

Genç Şairler

Annem uyu derdi bana Kontrol edemezdim kendimi O ihtişamlı aya Bakmadan duramazdım Söylenirdim öylesine Bıkmadan usanmadan

Yarınımı görmek isterdim Kimim, kim olacağım öğrenmek isterdim Bir gün anlarım belki de

Yalnızlığın ezgisini dinlemek isterdim Biraz geçmişten biraz da gelecekten Bahsederdi

Yaz Dostum

Geleceğimi görmeme gerek kalmadan

Yalnızlığı anlatırdı bana belki Denizlerde dalga olmak isterdim

23

Balıklarla dost olurdum Berrak olurdu içim En çok da ben bazen Sessizliğin sesini bulmak isterdim Biraz beyaz, biraz siyah Bazen kırıcı, bazen samimi Sanırım sessizlik sessiz değil

Genç Şairler

Kimse beni tutamazdı

Yaz Dostum



Eren Direktör 6/D

Kış Gelince Kış gelince kar yağar Çocuklar dışarıda oynarlar Kestane, mandalina, karnabahar

24

Hepsi bu mevsimde çıkar

Genç Şairler

Evlerde sobalar yanar Büyükler masallar anlatırlar Eğlenceli geçer zamanlar Kış mevsimi iyi ki de var



Zeynep Çelik 7/C

Çevre ve Doğa Doğayı temiz tut Ağaçları kesme Yaşatalım doğayı Işık olsun geleceğe Koruyalım doğayı

Yaz Dostum

Ormanları koru

Ormanları‚ ağaçları Rahat değil içimiz

25

Uçsuz bucaksız bu evrende Ağaçların neden kesildiği Durduralım bu katliamı Kesmeyelim ağaçları koruyalım doğayı Sevgimizi verelim Çevreye‚ doğaya Yaşayamayız biz Ağaçsız bir dünyada İzin vermeyelim hiçbir zaman Çevrenin kirlenmesine Çöp kutuları süs olsun diye Yapılmamış herhalde

Genç Şairler

Merak ettiğimiz tek neden



Mustafa Can Koyunlu 7/C

Kış Sevgisi Kış geldi, hoş geldi

Yaz Dostum

Evlerimize sıcaklık verdi İnsanların samimi sohbetiyle Odun sobaları tütüverdi Kestaneler pişiverdi Fincanlarda salebin kokusu geldi

Genç Şairler

26

Yuvalar şenlendi Ağzımızın tadı geldi Gökyüzü karla kaplandı Lapa lapa karlar yağdı Çocuklar neşe doldu Kardan adam yapması Aman ne güzel oldu İnsanlar hastalandı Ihlamur, adaçayı, zencefil Etkisini gösterdi Bitkiler şifa oldu



Şükriye Naz Özince 6/D

Seni Yaramaz Matematik

Beynimiz yandı Rahat bırak bizi matematik Çarpma, bölme, çıkarma…

Yaz Dostum

Ne yaptın matematik sen bize

Daha vardı da saymadım Seni zorlamak istemedim Anca bulduk sonuçları

27

Nedir senin derdin bizimle Rahat bırak bizi artık İnternette dolaşalım Seni yaramaz matematik

Genç Şairler

Ah yaramaz matematik



Esma Kaya 7/C

Canım Annem Anneciğim sen benim kalbimsin, kanımsın

Yaz Dostum

Sen ağlarsan ben de ağlarım Sen mutlu olursan ben de mutluluktan uçarım Canım annem, sen benim biricik annemsin Sen hasta olursan ben yataklara düşerim Sen iyi olursan ben de iyi olurum

Genç Şairler

28

Sen olmazsan ben ne yaparım Canım annem, sen benim biricik annemsin Anneciğim sen beni yedirdin, içirdin Okşadın, öptün, sevgiyle büyüttün Nasıl öderim hakkını Canım annem, sen benim biricik annemsin Anneciğim sen benim en önemli parçamsın Sana bir değil bin şiir yazsam, anlatamam sevgimi Canım annem, sen benim biricik annemsin

Türkiye’m

Eren Direktör 6/D

Yaz Dostum



Ne güzel ülkemiz Havası var tertemiz Yemekleri çok leziz

29

İstanbul’u, Bursa’sı Tarih dolu her yanı Göklerde al bayrağı Şehit kanı toprağı



Genç Şairler

Her şeyini severiz

Yaz Dostum



Şükriye Naz Özince 6/D

Umut Umudun olsun Yaşamın olsun

30

Hayata umutla bak Mücadele et azimle

Genç Şairler

Sakın pes etme Güçlü ol, ezilme ve ezme Dik dur, boynunu bükme Hayata umutla bak Mücadele et azimle Sakın pes etme



Esma Kaya 7/C

Öğretmenim Anasınıfında anne gibi yemek yedirir İlkokulda anne gibi saçlarımızı tarar Baba gibi öğüt verirdin Derslerde yardımcı olur Baba gibi yanlışlarımızı düzeltirdin

Yaz Dostum

Baba gibi kitap okurdun

Anne gibi mutluluğumuza mutluluk katardın Anne gibi hüznümüzü azaltırdın

31

Öğretmenim bize hep Herkese gülümseyin derdin Öğretmenlerin tek isteği Bizim geleceğimizdi Hiç düşünmezdik biz Nedir bu gelecek derdi Hiç sormazdık kendimize Bu bilgileri nereden öğrendik Sanmayın kitaplardan, sanmayın defterlerden Emin olun öğretmenden öğrendik

Genç Şairler

Baba gibi müjdeli haber verirdin



Efe Yıldırım 7/C

Adım Sonbahar İşte geldi sonbahar

Yaz Dostum

Renk içinde ağaçlar Sarı, yeşil, turuncu Dallardaki yapraklar İşte geldi sonbahar Rüzgarlar ve yağmurlar

Genç Şairler

32

Düşmemek için yapraklar Dallara sarılmışlar İşte geldi sonbahar Dökülüyor yapraklar Ağaçlara uzanmış Adeta ağlıyorlar İşte geldi sonbahar Her yerde bir ahenk var Kuruyan yapraklardan Çıkan çığlık sesi var

İşte geldi sonbahar Esecek serin rüzgar Fırtına olacak haykıracak

İşte geldi sonbahar Tüm ağaç ve dallar Elbet yeşerecekler Bir dahaki ilkbahar İşte geldi sonbahar Rüzgar oyun oynuyor

Yaz Dostum

Bazen de gülümseyecek bize

33

Dönüp durur yapraklar İşte geldi sonbahar Üşüyorum artık ben Güneş pek ısıtmıyor Soğuk günler geliyor İşte geldi sonbahar Göç edecek tüm kuşlar Sararacak her taraf Çiçekler solacaklar

Genç Şairler

Bahçeler ve yollarda



İrem Güneş 8/C

Gözlerim Yüreğimin sessiz çığlıklarında duydum seni

Yaz Dostum

Merak ettim

34

Aradım Dikenli tellerden geçti sanki seni ararken kalbim Damlayan kanlar senin adını yazmış Okumaya cesaret edemedi gözlerim Özlerim Alıp başımı gitsem şimdi Ne güzel olurdu

Genç Şairler

Terk etsem kendimi Özlerim belki de kendimi Özlerim belki de gölgemi Şimdi toplasam bavulumu İçine koysam umudumu Çıksam yollara Sonra baksam ardıma Özlerim demir kapımı Tahta penceremi En çok da yağmurları Gitsem diyorum Daha gidemeden geri dönüyorum



Mustafa Can Koyunlu 7/C

Kuş Cennetim Çeşit çeşit kuş vardır Hepsi farklı, hepsi ayrı güzellikte Çeşit çeşit özellikte Kanaryası, bülbülü Kulağa hoş gelen sesiyle Kartal, şahin, atmaca

Yaz Dostum

Rabbim ne güzel yaratmış

İzler seni her yerde Ağaçkakan ve baykuş

35

Bir tanesi vardır ki Renkleriyle büyüler herkesi Bilir misiniz adını Tavuskuşudur kendisi Bıldırcındır adım benim En güzel yumurtalar benim Leylek bizim çatıda Martılar deniz kenarında Güvercinlerin taklacısı Yuvalarını bozmak en acısı

Genç Şairler

Bunların hepsi bir kuş



Ömer Taylan Ocak 7/E

Kurtuluş Destanı Askerler

Yaz Dostum

Bağımsızlığını kazanmak için Kurtuluşa ermek için Savaştılar Onlar cephelerin isimsiz kahramanlarıydı Evlatları için canını veren Onlar inançlarını kaybetmediler

36

Düşmana püskürtmek için Yarına çıkamayacaklarını bile bile

Genç Şairler

Şehit oldular Unutulmaz destanlar yazdılar Bizleri tarihin tozlu sayfalarından kurtardılar 18 Mart’ta açıldı cennet kapıları Çanakkale kurtuldu düşman elinden Büyük bedeller ödendi Asla vazgeçilmedi Türk yendi işgalcileri Bayrağını dalgalandıdı Asla indirmemek üzere Göklere taşıdı

Kulakları sağır eden bağırışlar Her tarafta kan vardı Bir de inanç vardı göklerde

Yaz Dostum

Ansızın patlayan bombalar

Kefenlenmeyen askerler Gömülemeyen ölüler Korku vardı etrafta

37

Biliyorlardı öleceklerini Ama ölmek vardı dönmek yoktu Onların kalkanları çelik değildi Dualardı, sevgiydi, vatan hasretiydi Sonuç zaferdi, barıştı Kurtuluş mücadelesi uzundu Kazanıldığı uğraşla Verilen onca canla



Genç Şairler

Ama askerler korkusuzdu



Naz Sezer 6/E

En Değerli Hazine En değerli hazine Hiç değer verir misin hayatta

Yaz Dostum

Birine, bir şeye veya kendine Arar mısın sen de yıllarca Eksik bir şey için kalbinde Arayıp dururuz merakla O eksik olan hissi Hayata lazım aslında

38

Sevginin ta kendisi Daha değerlidir gümüşten, altından

Genç Şairler

En değerli hazinedir sevgi Denizin dibinden veya en yüksek dağlardan Her zaman özletebilir kendini Yerden göğe kadar ara Yolda unutma sevgi lafını Kalbindeki çağlayanı kurutma Bulursun elbet eksik parçayı





Zehra Ceren Altın 7/G

Ağlama Ağlama sen bu dünya için Sahte gülüşlere aldanma Ne söylenir ki yaman adama Her dervişin sözüne kanma El âlemin ağzından laf alma Üzülürsün bak sonra

Yaz Dostum

Elin dağına sırtını yaslama

Seyrek akan çeşmeyi kınama Acizlik yakışır mı sana Faziletli ol, geldiğin yeri unutma

39

Çürük bağla ip bağlama Seni hor göreni dikkate alma Hor görüleni taşlama Boşuna hayal kurma Başkasının yurduna kurulma Üzüleceğin işe umutlanma Bırak gitsin, peşinden koşma Hemen yola koyulma Ardında bıraktıklarını unutma Dünya gelip geçici Aman sen bu oyuna kanma

Genç Şairler

Dalgalı denize olta atma



Göktuğ Gökçay 7/C

Yaz Dostum

Bir Dünya İstiyorum İnsanların mutlu olduğu Çocukların ağlamadığı Doğanın zarar görmediği Şiddetin olmadığı

40

Bir dünya istiyorum

Genç Şairler

Teknonolojinin bizi tutsak almadığı Eski muhabbetlerin olduğu Sokakta oynayan çoçukların Kahkahalarının yükseldiği Bir dünya istiyorum



Naz Sezer 6/E

Türkçemiz Kaçıyor

Çağırınca gelmiyor, hep birlikte deneyelim Sağa sola soralım, birlikte arayalım Derdi neymiş, beraber öğrenelim Dağ taş aşıp Türkçeyi arayalım

Yaz Dostum

Türkçemiz kaçıyor, bu sefer ciddiyim

Derdi neyse bir deva bulalım Kime sorsan aynı cevap, çünkü budur durumumuz

41

Tabii gelmem geri, Türçeyi unuttunuz En kötüsü bu değil, duymuyor ruhunuz” Türkçemiz kaçıyor, bu durum çok ciddi Teşekküre “tşk”deyince tabi gelmez geri Geç değil Türkçeyi getirmek için geri Düzgün kullanalım ki olsun eskisi gibi

Genç Şairler

Türkçeye de sor, der “Beni doğru kullanmıyorsunuz



Arda Alparslan 6/E

Yaz Dostum

Sevgi Sevgi olmasaydı Her yerde savaş olurdu Kimileri ailesini sever Kimisi de kuşları Sevgisizse biri eğer Bir duygusuza eş değer

42

Sevgin yoksa tabii Üstünde hep keder

Genç Şairler

Sevgi varsa eğer Her yerde barış var Tartışma ve sev herkesi Aslında sevgi tüm her şeyin merkezi





Bilge Seyitoğlu 7/E

Son Mermi Bir darbeyle dağıldı her şey Yüksek bir sesle kapandı gözler İçin için ağladı gökyüzü Gözlerini açtı zorlukla Her yer darmadağın Güçsüz bedenini çıkardı

Yaz Dostum

Yüreklere saplanan acılar

Sürünerek yerin altından Gözlerinde yaşlar, bedeninde yaralar Yüreklerinde millet

43

Mermi istedi arkadaşından Kanlı ellerinde tüfek Tek gözü kapalı, hedefte düşman Son kez sıktı silahını Son mermiydi düşmana isabet eden Son bakışıydı düşmana Bir ağrı saplandı vücuduna Gözleri yaşlarla ve gururla Yavaşça kapandı sonsuzluğa

Genç Şairler

Akıllarında ise savaş var



Toprak Nişancısoy 6/C

Canım Ailem Var mı ki bundan daha iyi sevgi Yarı yolda bırakmaz seni ailen

Yaz Dostum

Sen de bırakma aileni Ailen senin canındır, kanındır Var mıdır annen kadar her işi iyi yapan Gerekirse olur doktor, öğretmen Gerekirse de temizlikçi, öğrenci

44

Annen senin canındır, kanındır

Genç Şairler

En yakın dostundur baban Evin direğidir, bizleri korur İçten sever, belli etmez Baban senin canındır kanındır Küçük kardeşe geldi sıra En belalısı, en yaramazı Ama eğlenirsin onunla, oyun oynarsın Kardeşin senin canındır kanındır

Egemen Furkan Aynı 6/E

Güzel Dönem Çocukluk en güzel dönem

Yaz Dostum



Gül, oyna, eğlen Takılma boş işlere Çocukluğunun tadını yaşa sen de

45

Eski oyunlar kaldı mı günümüze Arkadaş, dost, çevre edin kendine Tablet, telefon dursun köşede İşin düşerse bak işte Ye, iç, gez, dolaş Sen de arkadaşlarınla oyna biraz

Genç Şairler

Bak şimdi geriye



Yaz Dostum



Asya Terzi 6/C

Sevgi Sevgi nedir bilinmez Sevgi bir anahtar gibidir Açar imkansızın kapısını

46

İçimizdeki neşedir Söndürmez duygusunu

Genç Şairler

Bazen unutulur Bazen sevilir Ama bilinir ki Kalbimizde yeşerir Hayatta son bir gün vardır Belki o gün bu gündür Bu yüzden hızlı ol Anla sevgi nedir diye

Pelin Mutlu 7/F

Mevsimler

Bahar mutluluktur, sevinçtir Çocuklar için bol neşedir Yerlere gökkuşağı serilir adeta

Yaz çocukların mevsimidir Gülüşmeler duyulur sokağın başından Dondurmalar erir her saniye

Yaz Dostum

Kuşlar cıvıldar sabahlara kadar

Meyveler parıldar güneş batıncaya kadar Sonbaharda rüzgâr karşılar bizleri

47

Yağmur da gelir arkasından hiç geç kalmadan Bulutlar ve yağmurluklar arkadaşımız olurlar Kış kar getirir, beraberinde sessizlik Kardelenlerle mükafatlandırır toprağı Zeytinden, havuçtan beyaz kardan adamlar Bahar gelinceye kadar el sallarlar Mevsimler kişiye göre sevdirir kendini Kimi denizi, kumu sever kimi yağan karı izlemeyi Kimi kuş cıvıltısını kimi yaprakların çıtırdamasını Mutlu olmak için hayata bırak kendini

Genç Şairler

Renkli yapraklar çıplak bırakır ağaçları

Yaz Dostum



İrem Güneş 8/C

Hoş ça kal Daha ağlayamadım sensizliğime Sensizlik oturdu gözlerime Yüreğim dilsiz, gözlerim fersiz

48

İçimde intiharlar Bir bir kendini uçurumdan atıyor umutlar

Genç Şairler

Yangınım, hasretim Gözlerimin buğusu Sel vurdu gönlümün senli yerlerini Gün doğmuyor Her yer karanlık En uzun gece Boğazımda düğümlendi üç hece Hoş ça kal

Ceren Sude Eçe 6/E

Sevgi Sevgi olmasaydı dünya nasıl olurdu?

Yaz Dostum



Hiç düşündünüz mü? Ağaç, çiçek, karaböcek Hiç sevgisiz olur muydu?

49

Sevgi gecede, gündüzde Sevgi denizde, karada, havada İşte sevgi her yerde

Genç Şairler

Sevgi baharda, yazda, kışta



Hilal Üstün 7/B

Pembe Bahar Kiraz çiçekleri açar Rüzgar eser bahar kokar

Yaz Dostum

Ağaçlar kuşlar ile dolar Hoş geldin pembe bahar Meltem eser hafifçe Otlar sanki bir halı gibi ince Uçar rüzgârda polenler

50

Açar gökkuşağı sevinçle

Genç Şairler

Söğüt ağacının altında Sıcak bir aşk hikâyesi Ateş böcekleri ışığında Düşer yaprak tanesi Elveda kış Eridi kar tanelerin Buzların yasemin Kardan adamın buhar oldu

Renkli renkli kelebekler Yaprakların arasında

Yaz Dostum

Şimdi açar çiçekler

Gezer minik böcekler Yıldızlar parladıkça

51

Kokulu çiçekler açtıkça Özleyeceğim seni pembe bahar



Genç Şairler

Yapraklar kımıldadıkça



Oğuzhan Akay 6/G

Türk Askeri Sen Çok Yaşa İşte bir gün iki cephe arasında Yaralı İngiliz komutan savaşın ortasında

Yaz Dostum

Herkes korkarken Mehmetçik aldı sırtına Ey Türk askeri sen çok yaşa 19 Mayıs Ata’m ayak bastı Samsun’a Bir oldular giriştiler savaşa Çarpıştılar indirmediler al bayrağı aşağıya Ey Türk askeri sen çok yaşa

52

Çoluk çocuk herkes gitti oraya

Genç Şairler

Savaştılar mermilerin arasında Bir sürü kan aktı bu savaşta Ey Türk askeri sen çok yaşa Yüz yirmi minik askerdi onlar Küçük elleri, koca yürekleri vardı Vatan için birçoğu dondu kaldı Ey Türk askeri sen çok yaşa Türk askeri hep kahramanca öldü Şehit Mehmetçikler toprakta birer güldü Güllerin üzerine bol bol gözyaşları döküldü Ey Türk askeri sen çok yaşa

Ceren Küçüktuna 6/G

En Güzel Dil Türkçe Ağzımızdan dökülen kelimeler Ne güzeldir, ne güzel

Yaz Dostum



Ninnilerimiz, manilerimiz, tekerlemelerimiz Ne güzeldir ne güzel

53

Ana dilimiz bizim Türkçedir Kiminin türküsü kiminin öyküsü Ana dilimiz bizim Türkçedir Vatanı sevelim, koruyalım Cennet vatanımız Türkiye’dir Dilimizi korumayı da unutmayalım Ana dilimiz bizim Türkçedir

Genç Şairler

Rize’den İzmir’e, İstanbul’dan Kars’a

Yaz Dostum



Ece Karaca 7/C

Kardeşim Her gün okuldan gelince

54

Sana sarılıp hasret gideririm Mutlulukla sana kitap okur

Genç Şairler

Ödevine yardım ederim Canın sıkılınca hemen beni ara Beraber dert gideririz Ödevi yapıp bolca eğleniriz Pek elimden gelmez yemek yapmak ama Gerekirse yemek kitabından bakar Uğraşırım senin için



Ahmet Efe Karaarslan 7/C

Bir Hilal Uğruna Çanakkale’de mermiler havada uçuşur Biz rahat yatalım diye İki yüz elli bin şehit verdi canını

Hayal kırıklığına uğratmamak gerekir Tüm şehitler huzurla yatsın diye Çok çalış, çok oku Millete hayırlı evlat ol diye Ne komutanlar ne askerler geçti

Yaz Dostum

Biz mutlu olalım diye

55

Bu millet gelişsin diye Onların kanı yerde kalmasın diye Analar kan ağlar, çocuklar mutsuz bakar Bu millet hızla büyüsün diye Top, tüfek, mermileri havada uçuşur Savaşı kaybetmeyelim diye Bu sözlerimi dikkate alasın Gezip tozabilesin diye Düşmanlara karşı dikkatli ol Böyle bir destan tekrar yazılmasın diye

Genç Şairler

Mehmetçik’e saygı, Mehmetçik’e sevgi



Zehra Ceren Altın 7/G

İnsanlar

Yaz Dostum

Gülün insanlar, tebessümünüzle aydınlatın sokakları Oynayın çocuklar, bu dünyadan kovun kederi Bağırın insanlar, duyurun sevinci âlemlere Koşun, zamanı yakalayın ellerinizle Yazın, acımadan kirletin beyaz sayfaları Söyleyin şarkınızı, duysun yegane âşıklar

56

Bir parça da susun, duyulsun tüm çığlıklar Yeter ki yaşayın, tutun, bırakmayın hatıraları

Genç Şairler

Uçun, illa ki kanat takmaya gerek yok Okuyun kitapları, anlamsız sayfalara gerek yok Konuşun, ağza dile ihtiyaç yok Gülmek için fazla vakit yok Uyanın, devam ediyor hayatlarınız Ağlayın, birikiyor göz yaşlarınız Yıkılmayın, direnin her seferinde Kırmayın yazık, acımasın kalpler Ağlamasın ayrılık köşelerinde aileler Solmasın o güzel tebessümler



Ali Hamza Karabağ 7/C

Teknoloji Teknoloji deyince gelmesin aklına Bilgisayarlar, tabletler, telefonlar Bunlar sadece ürünüdür teknolojinin Teknoloji bilimidir üretmenin anahtarı

Yaz Dostum

Sadece elektronik aletler

Çıkan ürünler ise teknolojik aletler Tüm elektronik ve mekanikler En önemlisi kendi teknolojin Bu teknolojiyle ürettiğin İthalatın değil, ihracatın artsın İhracatın artsın ki kazanasın Üretmek, üretmek, üretmek Üretirsen, gelişirsin Dışa bağımlılığın azalır Kendi teknolojini geliştirirsin

57

Genç Şairler

Tükenmez kalem, diş teli, güneş paneli

İrem Abay 7/E

İsimsiz Türkü Her gece dilime dolanan isimsiz türkü

Yaz Dostum

Namın dolaşmış dünyayı, sarmışsın bir türkü Yurdumun toprağı, ırmağıdır onun kürkü Bazen bir notaya saklısın, hiçbir şeyin yok hükmü Nasırlı ellerle başladı, engellenemez yükseliş Artık dinmez haykırış, durmaz ilerleyiş

Genç Şairler

58

Bu milletin gönlü tok, boşuna bu serzeniş Tüm dünya öğrendi, biz bölünmez milletiz Türkümün içinde bir millet saklı Bir lider çıkmış ki kalbi herkesten farklı Düşmanın mermisi delemedi kardeşlik bağını Memleketin kucağında buldun bağımsızlığı Türkünün son sözü nefes kesici bir mısra Sakın korkma, kaçma, savaşmayı unutma Geçmişini izlersen gideceğin her yolda Yepyeni bir başlangıç çıkar karşına

Azra Güleç 7/B

Hani özlem can yakar ya Hani özleyince yüreğin sızlar ya İşte o zaman anlarsın Şehit vermek ne demekmiş

Yaz Dostum

Şehit Vermek

Sanki içinde kopan fırtınaların Şimşekleri kalbine sıçramış gibi

59

Sanki kalbine hançer saplanmış gibi

Belki bilmezsin Cumhuriyet’in önemini O zaman dön bir bak geçmişe Sonuna kadar anlarsın bu milletin çektiğini Bu şehit sadece senin değil Tüm Türkiye’nin şehidi

Genç Şairler

Doruklarda hissedersin acıyı, özlemi

İrem Abay 7/E

Gözlerimi Kapadım Gözlerimi kapadım yine bugün Maviyi düşündüm Gökyüzünü saran

Yaz Dostum

Gözlerimde parlayan maviyi

60

Gözlerimi kapadım yine bugün Sarıyı düşündüm Saçlarında rüzgarla uçuşan Seni sıcacık saran Gözlerimi kapadım yine bugün Kırmızıyı düşündüm

Genç Şairler

içimde dolaşan Gökyüzünde bayrakla dalgalanan Gözlerimi kapadım yine bugün Bir asker düşündüm Tüfeği elinde İmanı göğsünde koşan Gözlerimi kapadım yine bugün Bir ana düşündüm Oğlunu savaşta kaybetmiş Bir ana, yüreğine taş basıp savaşan



Kardem Ela Özer 5/D

Cumalıkızık Köyü

Kalkındırıyor köyü “kadınları” Her köşede bir kadın emeği Etrafa yayılıyor çalışma hevesi Bir çok filme ev sahibi olmuş

Yaz Dostum

Bu köy Türkiye’ye örnek olmalı

Gerçek değerini o an bulmuş Böylelikle tarihte farklı bir yeri olmuş Tezgahlar açılmış her köşede Misafirlerin gözü gözlemelerde Tarihi evler olmuş işletme Çare olmuş bu köydeki her derde Cumalıkızık Bursa’nın incisi İç turizmde köylerin birincisi Yükseliyor kadınların gür sesi Çok değerlidir emekleri

61

Genç Şairler

Bir zamanlar turistler ile dolmuş



Yaren Darcanlı 5/G

Çocukların Dünyası

Yaz Dostum

Bir dünyan olsun Aynı çocuklarınki gibi İçinde pamuk şekerden ağaçlar Üzerinde dans eden bulutların olsun Bir dünyan olsun Aynı çocuklarınki gibi

62

Günün bir mor açsın, bir mavi

Genç Şairler

Bir de sarı Bir dünyan olsun Aynı çocuklarınki gibi Tek boynuzlu atların Ateş püskürten ejderhaların olsun Bir dünyan olsun Aynı çocuklarınki gibi Doya doya oynayacağın Hiç oturmayacağın



Zeynep Ela Özdemir 5/D

Kış Günü

Bembeyaz kar yağıyor İnsanlar dışarıda kar topu oynuyor Yerler karla kaplanıyor Yeni bir yıl yaklaşıyor

Yaz Dostum

Kış mevsimi geldi

Çam ağaçları gittikçe beyaza boyanıyor Bir kış günü eğlenerek karşılıyor Peki ya Soğuk kış gecelerinde aç kalan, üşüyen Diğer canlıları Onları düşüneniz var mı Bir tas su, bir tabak mama veren Bir kış günün Keyfini çıkaranınız var mı

63

Genç Şairler

Herkes birbirine hediyeler alıyor



Pelin Mutlu 7/F

Yaz Dostum

Şehit

64

Kurtuluş destanı için Çıktı cephelerden askerler Bağımsızlığını kazanmak için Savaştı düşmanla askerler Kurtuluşa ermek için Onlar cephelerin isimsiz kahramanlarıydı Evlatları için canını veren

Genç Şairler

Onlar, inançlarını kaybetmediler Düşmanı püskürtmek için Yarına çıkamayacaklarını bile bile Şehit oldular Unutulmaz destanlar yazdılar Bizleri tarihin tozlu sayfalarından kurtardılar 18 Mart’ta açıldı cennet kapıları Çanakkale kurtuldu elden

Büyük bedeller ödendi Asla vazgeçilmedi Türk yendi işgalcileri Bayrağını dalgalandıdı Göklere taşıdı Ansızın patlayan bombalar Kulakları sağır eden bağrışlar Her tarafta kan vardı

Yaz Dostum

Asla indirmemek üzere

Bir de inanç vardı göklerde Kefenlenmeyen askerler

65

Gömülemeyen ölüler Ama askerler korkusuzdu Biliyorlardı öleceklerini Ama ölmek vardı dönmek yoktu Onların kalkanlari çelik değildi Dualardı, sevgiydi, vatan hasretiydi Sonuç zaferdi barıştı Kurtuluş mücadelesi uzundu Kazanıldı uğraşla Verilen onca canla

Genç Şairler

Korku vardı etrafta





Yaz Dostum



Gizem Çohadar 5/D

Yılbaşı Geldi Geceden gündüze heyecan sardı Başımda tatlı bir telaş vardı Heyecanla bekledim bütün yıl İşte geldi yılbaşı

66 Yılbaşı deyince çocuklar

Genç Şairler

Aklımız yerinden oynar Sevgi dolu yuvalar İşte geldi yılbaşı Bir başkadır ışıklar altında Kar yağışını izlemesi Kartopu oynamak eğlencesi Çocuklar hep neşeli İşte geldi yılbaşı





Ali Çelebi 6/E

Sevgi sıcak bir evdir Sevgi serin bir kardır Sevgi ılık bir musluktan su içmektir Sevgi her şeydir

Yaz Dostum

Sevgi

Sevgi iyi bir arkadaştır Sevgi heyecanlı bir kıtaptır

67

Sevgi eğlenceli bir oyundur Sevgi güzel bir dostluktur Sevgi paylaşmaktır, Sevgi bir duygudur Sevgi her şeydir Sevgi mutsuzu mutlu etmektir Sevgi bir yoksula yardım etmektir Sevgi fedakârlıktır Sevgi her şeydir

Genç Şairler

Sevgi her şeydir

Hayallerini Umutlarını Kederlerini Aydınlık Düşlerini Yazdılar...

Genç Yazarlar

Yaz Dostum 70

Genç Yazarlar



Ayşe Zeynep Ersoy 5/A

Çevre Dedektifi Merhaba, benim adım Zeynep. Ben çevreye çok önem veren biriyim. Bazıları çevreye çöp atmanın yanlış olduğunu söylüyor ama beş dakika sonra aynı kişilerin yere çöp attıklarını görüyorum. Bir çocuk ailesinin yanında yere çöp atıyor, ailesi bunu gördüğü halde hiçbir şey demiyor. Bir gün Samsun’a gidiyordum ve çok heyecanlıydım. Bindiğimiz otobüs çok temizdi, hiç böyle bir otobüs görmemiştim. Otobüs çok da kalabalıktı, sürekli bir şeyler yeniyor ve sular içiliyordu. Mola yerine gelmiştik, muavin amca otobüsten herkesin inmesini istedi, ben

de inmek için en sona kaldım. İnerken otobüsün haline inanamadım. Her yer çöp içindeydi. Yerler yiyecek kırıntıları ve ambalaj kâğıtları ile doluydu. Muavin amcanın haline acıdım. Benim üzüldüğümü görünce muavin amca ile biraz konuştuk. Çevrenin bu kadar kirlenmesinden o da çok şikâyetçiydi tabii ki.

layıp üzerine bir slogan yazıp güzelce süsledim. “Sevgili büyükler, sizler çocuklarınızın açlıktan, susuzluktan ve çevre kirliliğinden ölmesini ister misiniz? Hiç kimse istemez. Hem kendi hayatınızı hem de çocuklarınızın hayatını tehlikeye atmamak için çevreye çöp

Yaz Dostum

Yolculuk bitip de eve gidince hemen bir broşür hazır-

atmayın!” Annemden para isteyip kırtasiyede çoğalttım. Her

71

yere asmaya çalıştım. Görenler, “Bunu sen mi yaptın? yordu. Ben bu işleri yaptığım sırada öğretmenim beni gördü ve yaptığımın çok güzel bir iş olduğunu, bunları okul dergisinde yazacağını söyledi. Çok mutlu oldum. Pazartesi günü okula gelince çok heyecanlıydım. Müdür Bey, beni yanına çağırdı ve şunları söyledi: “Bu işi yapmak aklına nereden geldi, bir kâğıda yaz ve bana getir.” Yaptığım işleri yazdım, Müdür Bey de okul dergisinde ve internet sitesinde haber olarak yazılmasını istedi. Çevreye duyarlı bir insan olarak kendimle gurur duyuyordum.

Genç Yazarlar

Aferin sana, keşke herkes senin gibi duyarlı olsa!” di-

Yaz Dostum 72

Ümit Nazmi Sürmelioğlu 5/C

Genç Yazarlar

Ormanımızı Vermeyiz Köyün ormanında bir değişiklik vardı sanki. Artık ormanda o güzelim çam kokusu yoktu. Bir gün arkadaşlarımla meraktan duramayıp ormana gitmeye karar verdik. Ormandan çam kokusu geliyordu fakat ormanın derinliklerine indiğimizde çam kokusu azalmaya başladı. Biraz daha ilerlediğimizde yemyeşil orman yerine taşlı topraklı bir yere geldik. Bu duruma hepimiz çok şaşırmıştık. Daha sonra biraz uzakta iki adam belirdi. Aralarında biraz konuştuktan sonra adamlardan biri gidip kamyonet getirdi. Adamlar bizim olduğumuz yere ba-

kınca hemen yanımızdaki kayanın arkasına saklandık. Adamlardan biri şöyle dedi: - Define bulmak için biraz dinamite ihtiyacımız var. - Dinamitlerle 10 metre derinliğinde bir çukur açarsak gerisi kolay.

sonra kamyonetten biraz dinamit çıkardılar, dinamitleri yerleştirdiler. Biz kaçmaya başladık. Beş on saniye sonra “güm” diye bir ses duyduk. Yer sarsıldı. Anlaşılan dinamitler patlamıştı.

Yaz Dostum

Adamların kötü niyetli oldukları çok belliydi. Daha

Köye döndüğümüzde yaşadıklarımızı dedeme anlattık. Dedem, ilgileneceğini söyledi ama unuttu. İki gün sonra tekrar ormana gittik. Adamlar yine oradaydı. Polis çağırmayı düşündük ama adamlar kaçabilirdi.

73

paniğe kapılıp kaçmaya başladılar. Meğer önceden köyde hırsızlık yaparken adamları görenler olmuş, zaten köylüler de onları arıyormuş. Adamları gören köylüler sokağa çıkıp onları kovaladı. Köylüler adamların yollarını kapattı. Adamların tek çıkışı vardı, o da polis karakoluydu. Polisler adamları yakaladı. Biz de hem ormanı korumuş hem de hırsızları yakalatmış olduk. Bir süre sonra ormanın ağaçsız bölümüne fidan dikme kampanyası düzenlendi. Adamların bahsettiği hazine de tabii ki bizim için yemyeşil ormanlarımızdı. Artık ormanda çam kokusu var, köyde ise hırsızlık yok.

Genç Yazarlar

Osman’ın telefonundan polis alarmı çaldık. Adamlar



Nihat Efe Yiğit 5/A

Doğayı Koruma Kulübü Gümüştepe Mahallesi, Bursa’nın Nilüfer ilçesinde doğal güzellikleri kaybolmamış, nadir yerlerden biriydi. Bu mahallede yaşayan insanlar da günümüzde sadece kitaplarda okuduğumuz eski mahalle yaşayışını sürdü-

Yaz Dostum

ren insanlardandı. Hikâyemin kahramanı Nihat, böyle bir mahallede yaşamaktaydı. Her sabah kuş sesleri ile uyanması, penceresinden baktığında çam ağaçlarından oluşan ormanın bir tablo gibi karşısında durması Nihat’ın kalbinde sonsuz sevinçler yaratıyordu.

74

Nihat bir sabah kuş sesleri yerine büyük bir gürültüyle uyandı. Merak ve öfke ile pencereye koştuğun-

Genç Yazarlar

da sokağın köşesindeki arsada bir inşaat başladığını gördü. Hızlıca aşağı inip buraya ne yapıldığını sordu. Çalışanlar, bir AVM yapılacağını söylediler. Bu inşaatın yapımında hiç çevreye dikkat edilmiyor, bütün çöpler doğaya atılıyordu. Nihat bu durum karşısında bir şeyler yapması gerektiğini düşündü. Mahalledeki arkadaşlarını toplayıp durumu anlattı. Hep birlikte bir Doğayı Koruma Kulübü kurmaya karar verdiler. Mahalledeki durum gün geçtikçe kötüleşiyordu. Çünkü bir zamanlar dedelerinin ve babalarının oyun oynadıkları, şimdi ise çocukların oynadığı alanlar çevre kirliliğiyle yok olacaktı. Bu duruma müdahale edilmezse yıllar sonra bu alanlar sonraki nesillerin yaşayamayacağı, oyunlar oynayamayacakları yerler haline gelecekti.

Nihat, çok cesur ve özgüvenli bir çocuktu. Bu inşaatı durdurmak için elinden ne gelirse yapardı. Nihat arkadaşları ile beraber önce inşaat sahibinin yanına gidip bu inşaatın çevreye büyük zararlar vereceğini ve bu yüzden durdurulması gerektiğini söylediler. İnşaat sahibi kötü bir bakış atarak Nihat ve arkadaşlarına, sına söyledi. Babası Nihat’ın duyarlılığı karşısında çok etkilendi. Bu durumun Belediye Başkanlığına bildirilmesi gerektiğini sadece bu şekilde inşaatın durdurulabileceğini söyledi. Hemen mahallenin muhtarı, Nihat, babası ve arka-

Yaz Dostum

“Çıkın, gidin odamdan!” dedi. Nihat bu durumu baba-

daşları belediyeye gittiler, inşaatı şikâyet ettiler. Ertesi gün belediyeden bazı insanlar gelip inşaatı denetlediler ve geri gittiler.

75

vam ediyordu. Nihat ve arkadaşları başka bir yol bulmak gerektiğini düşündüler. İnşaatın ve mahallenin fotoğraflarını çekip durumu anlatan bir yazıyla gazeteye e-posta attılar. Ertesi gün gazeteden bir muhabir geldi. Nihat ve arkadaşlarından olayı iyice öğrendi. Birkaç gün sonra gazetede haber olarak çıktı bu olay. Doğayı Koruma Kulübü sesini duyurdu. Bu haberler karşısında belediye duyarsız kalamadı. Mahalleye gelip hemen inşaatı durdular. Nihat ve arkadaşları büyük bir iş başarmışlardı. Herkes onları tebrik etti.

Genç Yazarlar

Aradan günler geçmesine rağmen inşaat hâlâ de-



Zeynep Gülce Pank 5/A

Yaz Dostum

Dağların Zarif Kızı

Genç Yazarlar

76

Süt beyazı renginde, gövdesinin altındaki minik yaprakları kıpır kıpır eden bir kardelen vardı. Yaprakları bembeyaz, soğuk soğuk karlara bakıyordu bu kardelen. Rüzgârda nazlı nazlı sallanıyor, gülüyordu. Bembeyaz, narin yapraklarını sallarken tüm karlar yavaş yavaş eriyordu. Boynu eğikti, sanki üzgün gibiydi ama üzgün değildi. İnsanlara bakıp gülüyordu, arkadaşlarıyla konuşuyordu. Karların üzerine minik minik su damlaları düşerken o kadar mutluydu ki içi kıpır kıpır ediyordu. Onu hissedebiliyordum sanki. Onu gördüğümde içime saf ve tatlı bir heyecan doldu. Kar kadar beyaz olan kardeleni çok sevmiştim. Keşke kardeleni eve götürebilseydim ama bunu asla yapamazdım çünkü onun da canı vardı. Gülümsemesini bozamazdım, onu koparıp hayatını bitiremezdim. Bizim gibi o da yaşıyordu sadece hareket edemiyordu. Aslında anlatıyordu düşüncelerini, her ne kadar konuşamasa da. Kalbindeki minik kıvılcım bunu anlatmasına yetiyordu. İşte o gün, karların tamamen yok olduğu, kırlarda rengârenk çiçeklerin açtığı, çimenlerin ılık ilkbahar rüzgârı ile adata dans ettiği, tabiatın mutlu olduğu o gün, üzgündüm çünkü kardelen çiçeği yavaş yavaş toprağa doğru çekiliyordu. Minik ayaklarından sürükleniyordu ama mutluydu, bahar çiçeklerinin arasında kaybolmuş; kuşların cıvıltısına, tavşanların oynamasına, çiçeklerin dansına veda ediyordu. Gelecek yıl görüşürüz kış mevsiminin zarif kızı kardelen!



Eser Özüsağlam 5/A

Kibirlenme Soğuk bir kış mevsiminde bir kardelen varmış. Havaların soğuk olduğu, kışın son günleriymiş. Beyaz karlar da yaşam var diyorlarmış. Yavaş yavaş toprağı ve karı delerek çıkmaya başlamışlar. Küçük kardelenden daha büyük olan kardelenler büyümüş ve gelişmiş. Yanlarında çıkan küçük kardelene kendi yapraklarının güzelliğinden ve büyüklüklerin-

Yaz Dostum

içerisinde yaşamaya çalışan kardelenler adeta, bura-

den bahsediyorlarmış. Onun küçük ve çirkin olduğunu, kendilerine benzemeyeceğini söyleyip onunla dalga geçiyolarmış. Küçük kardelen de onlar gibi gösterişli ve

77

Derken bir rüzgâr çıkmış, rüzgâr küçük kardelenin üzüntüsünü görmüş, yavaş yavaş şiddetini artırıp fırtınaya dönüşmüş. Büyük, geniş yapraklı, gösterişli kardelenler fırtınaya dayanmakta zorlanıyormuş. Küçük kardelen ise küçük yaprağıyla ve küçük kökü ile toprağa daha sıkı bir şekilde bağlanıp kendini daha iyi koruyabiliyormuş. Büyük Kardelenler fırtınaya daha fazla dayanamayıp bir bir yapraklarını kaybetmişler. Küçük kardelen onlar için üzülürken bir yandan da sahip olduğu güzelliklerin farkına vararak hayatına devam etmiş.

Genç Yazarlar

güzel olmak istiyormuş.

Yaz Dostum 78



Yağmur Kertik 5/C

Genç Yazarlar

Çevremi Önemsiyorum Mart ayının üçüncü günüydü. Ben, Elif, Sude ve Işıl’la beraber güzel bir doğa yürüyüşüne çıkmıştık. Gittiğimiz yer harikaydı. Oradaki ağaçlar, çiçekler, çimenler çalılar çok güzeldi ama bazı yerlerde çok sayıda çöpler, pet şişeler, hatta piller vardı. Bunları görünce hepimiz çok şaşırmıştık. Hepimiz çevreyi koruyan, hayvanları önemseyen, çalışkan kızlardık. Ama oradaki çöpleri görünce çok üzüldük. Işıl: Burası çok kötü bir yer olmuş, önceden hiç de böyle değildi. Elif: Haklısın, burası çok kötü olmuş.

Sude: Derhal burayı toplamalıyız. Ben: Haklısınız ama bugün hava çok karanlık oldu, bence yarın okul çıkışında buraya gelelim, hatta ellerimizde çöp poşetleri olsun ve piller için de ayrı bir poşet olsun, ne dersiniz?

rada buluşup çöpleri toplayacaktık. Sabah oldu, hepimiz okula gittik.

Öğretmenimize

olan, biteni anlattık. Öğretmenimiz, “Çocuklar bu harika bir şey, bence bunun için sizinle aynı duyarlılıkta onlarla birlikte çalışın.” dedi.

Yaz Dostum

Herkes sözlerimi onayladı, hepimiz okul çıkışında bu-

Neredeyse tüm sınıf bizimle birlikte parka gidip çöp toplamaya gönüllü oldu. Hepimiz okul çıkışında o büyük parka gittik ve oradaki geri dönüştürülebilecek

79

pilleri de ayrı bir yere koyduk. Uzun bir çalışmanın ardından çok yorulmuştuk, parkın yakınlarında bir dondurmacı vardı. Öğretmenimiz ödül olarak hepimize birer dondurma aldı. Dondurmalarımızı yerken etrafa bakıp eserimizle ve kendimizle gurur duyduk.



Genç Yazarlar

çöpleri ayrı bir yere, diğer çöpleri ayrı bir yere, özellikle



Eymen Karaeli 5/C

Minik Kardelen Karla kaplı dağlarda, yaylalarda karı delerek çıkan bu çiçek ne kadar da güzeldir. Zor şartlarda yetişen, dirençli ve bir o kadar da narin olan kardelenin hikâyesini

Yaz Dostum

öğrenince ona hayran kalacaksınız. Kardelen sadece karda çıkarmış. Bir gün kış gelmiş, kardelenlerin hepsi çıkmış. Ama bir tane yavru kardelen çıkamamış ama yine de pes etmemiş. Kendini biraz zorlayınca bu sefer yavaş yavaş çıkmaya başlamış. Ama bütün kardelenlerin boynu bükükmüş ve çıkamayan kardelen sormuş: “Neden boynunuz bükük?”

80

Büyük kardelen, “Biz karın altından çıkarken aşağı doğru bakarak çıkarız ama biraz zaman geçip çiçe-

Genç Yazarlar

ğimiz açılınca dimdik ve sapasağlam olacağız.” demiş ve yavaş yavaş güneşi görünce açmaya başlamış. İlk başta çıkmakta zorlanan kardelen, şimdi de açmakta zorlanıyormuş. Kendi kendine; ben başta pes etmedim, bu sefer de etmeyeceğim, demiş. Güneşi gördükçe yavaş yavaş açmaya başlamış. İşte kardelen asla pes etmemeyi temsil ettiği için ona bu ismi veriyorlarmış. Kardelen, zorluklarla mücadeleyi, dirençli olmayı ve asla vazgeçmemeyi temsil eder.

Pınar Ece Dönmez 5/C

Bazen kardeşleri hastalandığında okula gidemiyor, kardeşlerine bakıyormuş. Ama sonra gece babası gelince ve kardeşleri uyuyunca ders çalışıyormuş. Elif o zorlu şartlarda bile çok başarılı bir öğrenciymiş. Ancak taa ki o güne kadar. Normalde Elif eve geldiğinde babası işte oluyormuş ama o gün Elif eve geldiğinde babasını kapıda görmüş. Oturup konuşmuşlar ve babası Elif’e okulu bırakması gerektiğini söylemiş. Ama Elif buna karşı çıkmış, babası kararını değiştirmemiş. Ertesi gün babası işe gidince okula gitmiş. Durumu öğretmenine anlatmış. Öğretmeni bu duruma çok üzülmüş. Öğretmen babası ile görüştükten sonra hayırsever birilerinin de yardımı ile babasını ikna edebilmişler. Bu duruma çok sevinen Elif, daha fazla çalışarak çok başarılı olmuş ve işte yıllar böyle geçip gitmiş. Artık o, Elif değil Profesör Doktor Elif Güçlü olmuş. Elif de aslında aynı bir kardelen çiçeği gibi güzel ve narin ama bir o kadar da azimli ve çalışkanmış. Tıpkı bir kardelen gibi zorluklarla mücadele ederek toprağı ve karı aşıp ve güneşin ışığına ulaşmış.

81

Genç Yazarlar

Bir zamanlar küçük bir kasabada üç kardeşi ve babası ile yaşayan güzel mi güzel, Elif isimli bir kız yaşarmış. Elif beş yaşındayken annesi ölmüş. Babası da belediyede işçi olarak çalışıyormuş ve eve çok geç saatte geldiği için kardeşlerine Elif’in bakması gerekiyormuş. Üstelik diğer üç kardeşi de Elif’ten küçükmüş.

Yaz Dostum

Elif



Minel Gülen 5/C

Her Şey Zamanında Güzel Bir varmış, bir yokmuş Kardelen ve Nergis adında iki çiçek varmış. Kardelen kışın boynunu eğer, karları deler, çıkarmış, bu yüzden adı Kardelen’miş. Nergis ise ondan daha sonra, ilkbaharın başlarında açarmış. Bu

Yaz Dostum

iki arkadaş kısa bir süre birbirlerini görürlermiş. Kardelen yavaş yavaş solmaya başladığında Nergis açarmış, o arada tanışıp arkadaş olmuşlar. İkisi de bu duruma çok üzülüyormuş. Yavaş yavaş solmaya başladığı bir gün Kardelen şöyle demiş: - Artık çok sıkıldım, seni daha fazla görmek istiyorum, seninle daha fazla vakit geçirmek istiyorum. Kışın aç-

82

maktansa bence ne yapalım, ne edelim yazın birlikte

Genç Yazarlar

açalım. - Bu fikrin çok iyi, çok güzel ama yazın nasıl açacağız? Biz kış ve ilkbahar çiçekleriyiz. - Bundan sonraki kış ben açmayayım, sen de baharda açma, yazı bekleyelim, yazın açalım. Güneşe söyleriz, yaz gelince haber verir bize. - Çok güzel bir fikir bu. Ben de tabii ki yazın açmak isterim, yaz mevsimini hep merak etmişimdir. Seninle daha fazla vakit geçirmek isterim. Fakat biz hep ilkbahar ve kışın açıyoruz ya yazın açınca başımıza bir şey gelir mi acaba? - Merak etme arkadaşım, hiçbir şey olmaz.

- Hadi bakalım bir dahaki yaz görüşmek üzere.

Sonra Nergis ile Kardelen, “Biz birbirimizi çok az

görebiliyoruz, yazın açmak istiyoruz. Bize yardım eder misin lütfen?” demişler güneşe. Güneş bu fikri kabul etmiş ve sonraki kış Kardelen’le Nergis açmamış. Sonunda beklenen yaz mevsimi gelmiş, güneş Kardelen’le günü açıyormuş, çok mutluymuşlar. Fakat zamanla yaprakları kurumaya, çiçekleri solmaya başlamış. Bu duruma üzülen Nergis, - Yazın açmak nasıl da güzelmiş, hava sıcacık ama benim sanki biraz yapraklarım kurudu, biraz susuzluk

Yaz Dostum

Nergis’e haber vermiş. Kardelen ile Nergis ilk defa yaz

çekiyorum. - Evet, yazın açmak, seninle vakit geçirmek çok güzel ama evet, benim de yapraklarım kuruyor, sanki

83

çok terletiyor, çok yıpratıyor. - Bence hep kışın açtık, şimdi de ilk defa yazın açtığımız için böyle oldu. - Evet, Kardelen haklısın, bu yüzden yapraklarımız kuruyor, susuzluk çekiyoruz. - Hayatın düzenini bozmamalıyız, biz kışın ve ilkbaharda açan yani serin zamanlarda açan çiçekleriz ama yazın açmaya çalıştık, bu bir hataydı. - Evet, haklısın arkadaşım. Hayatta her şeyin bir düzeni var. Biz de ona ayak uydurmalıyız. En iyisi biz yine eski hayatımıza dönelim.

Genç Yazarlar

daha fazla neme ihtiyacım var. Bir de bu sıcak beni

Yaz Dostum



Güneş Deniz Kanat 6/D

İki Çeşme Bir zamanlar uzak diyarların birinde bir köy varmış. Bu köyde bir anne, kız yaşarmış. Hayatları oldukça nor-

84

malmiş. Annesi yemekleri yaparken kızı çeşmeden su taşırmış.

Genç Yazarlar

Köydeki çeşmelerden biri gümüş, biri altındanmış. Bütün köy sadece altın çeşmeden su alırmış, gümüş çeşmeden su içmekten herkes çok korkarmış. Altın çeşme, kızın evine uzak olmasına rağmen kız da altın çeşmeden su taşırmış. Günlerden bir gün kız, altın çeşmeye gitmeye üşenmiş ve gümüş çeşmeden su doldurup evine gelmiş. Annesi, - Kızım, çok susadım bir bardak su koyar mısın? demiş. Kız da annesine suyu uzatmış, annesi tam suyu yudumlarken, kız şöyle demiş:

- Anne, bugün çok üşendim, gümüş çeşmeden su doldurdum. Annesi suyu içer içmez yere yığılıvermiş. Kız, hemen köyün şifacısına gitmiş ve olanları anlatmış. Şifacı,

Orada suyu bekleyen bir dev göreceksin. O sana ne yapacağını söyler. Kız yola koyulmuş, az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, en sonunda gümüş çeşmenin kaynağına ulaş-

Yaz Dostum

- İlk önce gümüş çeşmenin kaynağına gitmelisin.

mış. Suyun başındaki dev korkunçmuş. Ancak kız, tüm cesaretini toplayarak deve her şeyi anlatmış. Dev, - Eğer, yedi dağ ötedeki, yedi dağ çiçeğini getirirsen

85

Bunu duyan kız hemen yola koyulmuş, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi gitmiş. En sonunda çiçeği bulmuş. Hemen çiçeği almış ve deve vermek üzere aynı yola koyulmuş. Dev çiçeği almış ve suyun kaynağına üç kez batırmış. O anda su daha da berraklaşmış. Kız, bir tas su alıp hemen annesinin yanına koşmuş ve annesine suyu içirmiş. Annesi bir iki gün içinde iyileşmiş, sağlığına kavuşmuş. O günden sonra artık gümüş çeşme de şifalı ve berrak bir hale gelmiş. Bütün köy dilediği çeşmeden su doldurmuş.

Genç Yazarlar

gümüş suyun şifasına kavuşursun.

Yaz Dostum



86

Melis Karataş 5/D

Avcı Şeker

Genç Yazarlar

Selam, benim adım Şeker. Bir muhabbet kuşuyum. Albino Devleti’nde yaşıyorum. Tek istediğim bir avcı olmak. Ama annem ve babam avcı olmamı pek istemiyor, onlara ne zaman avcı olmak istediğimi söylesem, bana kızıyorlar. Annem ve babam on yaşındalar ancak emekli (Muhabbet kuşları beş yaşlarına girince ihtiyar olurlar.) değiller. Çünkü çok güçlü olan Lutino Devleti’nin savaş açmasından korkuyorlar. Bu yüzden Albino Devleti’nde herkes savaştan ve ölümden korkar. Bizim çok az askerimiz var. Ailem dâhil herkesin savaşçı olmasının nedeni bu.

Bir sabah kahvaltıda annem ve babamla sohbet ediyordum. Babam lokumunu yedikten sonra bana, “Kızım, Lutino ordusu komutanının çocuğu kaybolmuş. Onu bulursan iki ülke arasında barış sağlanacak, biz de emekli olabileceğiz. Senin de avcı olmana izin vereceğiz. Bu işi senin başarabileceğini Lutino ordusunun yüzüm bal peteğine dönmüştü. Sonra babama ne zaman orada olacağımı ve kedisiyle nasıl görüşebileceğimi sordum. Saat sekizde orada olacakmışım. Sabah oldu ve ben ok ile yayımı alıp Lutino ordusunun olduğu yere uçtum.

Yaz Dostum

komutanına ilettik. O da seni bekliyor.” dedi. Sevinçten

Komutanın kulübesini gördüm, içeriye girdim. Komutan oradaydı, karşısındaki sandalyeye oturmamı istedi. Yanında bir zaptiye vardı, konuşuyorlardı. Komutan

87

ladı: “Şeker Hanım, bir yaşındaki oğlumu kaybettim. Senden oğlumu bulmanı ve bana getirmeni istiyorum.” Birçok araştırma yaptım. Sonra oğlunu kaçıranların yerini öğrendim. Hemen harekete geçtim. Çocuğun bulunduğu yere ulaşınca bir yere saklandım ve çocuğu kaçıranları izlemeye başladım. İşin tuhaf yanı şuydu ki hırsız cins bir kuştu! Az sonra biri geldi ve “Bay Çapkın, yemeğiniz hazır!” diye seslendi. Sonra Çapkın denilen kuş yemeğini yemeye gitti. Ben de bu fırsatı kaçırmadan komutanın oğlunu aramaya başladım. Çok geçmeden buldum. Birlikte oradan uzaklaşmak istedim ama bir sorun vardı. Çocuk uçamıyordu!

Genç Yazarlar

yanındakilerinin susmasını emrederek konuşmaya baş-

Çaresizdim, pençemle taşısam çocuğun canı acırdı, sırtımda taşısam çocuk çok ağırdı. Bir anda Çapkın çıkageldi. Beni görünce, “Yakalayın!” diye bağırdı. Çapkın, benim kız olduğumu anlayınca yaptığından çok utandı. Askerlerine, “Durun!” dedi ve bana yardımcı oldu. Çocuğu bana teslim etti ve pişman olduğunu

Yaz Dostum

söyledi. O günden sonra Çapkın’la dost oldum. Komutanın kulübesine gittim, komutana çocuğu verdim. Çok mutluydum ama aklımda bir soru vardı. Komutan, çocuğunu nasıl ya da neden kaybetmişti? Kara kara düşünmeye başladım ve komutana sordum. Komutanın cevabı şuydu: “Askerlik yaptırmak için her yaz mevsiminde Çocuk Getirme Günü olur. Bu özel

88

günde çocuğunu getirmeyene ceza verilir. Ben de çocuğumu götürdüm fakat Çapkın çocuğumu kaçırdı.” Aklıma bir fikir geldi. Komutana, “Bugünü devlet yet-

Genç Yazarlar

kililerinden iptal etmelerini isteyin!” dedikten sonra da uçup gittim. Aradan yıllar geçti, çok şey değişti. Benim bir çocuğum bir de dostum -Çapkın- oldu. Çapkın aslında iyi biriymiş. Bunu zaman içerisinde anladım. Bizim de bir yavrumuz oldu. Adını Limon koyduk. Bir sabah uyanınca perdeyi açtım, yüzümde ışıklar patlıyordu. Çapkın’a, “Neler oluyor!” dedim. Çapkın, “Bizim hikâyemizi gazeteciler öğrenmiş, seninle görüşmek istiyorlar.” dedi. Dışarıya çıktım fakat patlayan ışıklar etrafı görmemi engelliyordu, herkes bir şeyler soruyordu:

- Şeker Hanım, barışı nasıl sağladınız? - Şeker Hanım, Çocuk Getirme Günü’nü nasıl ortadan kaldırdınız? - Şeker Hanım, Çapkın ile nasıl dost oldunuz? Bu karışıklıkta ne yapacağımı bilmiyordum, o sıraÖzür dilerim.” diyerek bana ulaşmaya çalışıyordu. Birkaç dakika sonra bana ulaştı. Onu gözüm bir yerden ısırıyordu. İyice yaklaşınca tanıdım. Bu kuş komutanın oğluydu! Küçük kuş büyümüş, gazeteci olmuştu:

Yaz Dostum

da arkadan biri sürekli, “Afedersiniz, çekilebilir misiniz?

- Şeker Hanım, barışı kendiniz için mi sağladınız, diye sordu. Biraz düşündükten sonra cevabımı verdim: - Aslında barışı ailem için sağladım ama şimdi gö-

89

rüyorum ki herkesin buna ihtiyacı varmış. Önemli olan



Genç Yazarlar

SAVAŞ DEĞİL BARIŞTIR!





Miray Karataş 5/D

Sultan Papağanı ve Cennet Papağanı En derin ormanlardan da derin, en büyük ormanlardan da büyük bir orman varmış. Burası en nadir kuş

Yaz Dostum

türlerinin bulunduğu çok güzel bir ormanmış. İnsanlar bu ormanı çok sever ve korurmuş. Bu ormanda sadece kuşlar yaşarmış. Kuş seven insanlar bu ormana gelip kuşları görürmüş. Sevilmeyen kuşlar da varmış. Bunlardan birinci sırada olanı ise sultan papağanları imiş. Korktukları zamanlarda kafalarında havaya dikilen uzun tüyleri yüzünden korkutucu görünürlermiş. İnsanlar da bundan dolayı sultan papağanlarını sevmezmiş.

90

İnsanlar bu ormana parayla girdikleri için sultan papağanını görünce geldiklerine pişman olup bir daha

Genç Yazarlar

da ormana adım atmazlarmış. Ormanın sahipleri bu durumdan çok rahatsız olmuşlar ve sultan papağanlarını satmaya karar vermişler. En sonunda sultan papağanlarının tamamını büyük bir evcil hayvan dükkânına satmışlar. İnsanların çoğu dükkâna girdiklerinde sultan papağanlarına bakmadan direk cennet papağanlarının kafesine yöneliyormuş. Sultan papağanları buna artık dayanamayıp üzüntülerinden ölmeye başlamışlar ve bundan sadece yumurtadan çıkalı henüz otuz gün olan yavru sultan papağanı kurtulmuş. O gün iyi yürekli bir kadın bu sultan papağanını satın almış. Sahibinin evine gelince sultan papağanı mutlulukla ötmeye başlamış. Sahibi kafesin kapağını açıp sultan papağanını dışarı çıkarmış. Sultan papağanı, sahibinin havalandır-

mak amacıyla açtığı pencereyi fırsat bilip uçmuş ve evden uzaklaşmış. Sultan papağanı evcil hayvan dükkânında olanları hatırlayınca kafesine geri dönmüş. Kafesin üstüne konup sahibini beklemiş. Kapıdan içeri giren sahibinin elinde kendisiyle yaşıt bir cennet papağanı varmış. Sahibi birden şöyle söylemiş: “Çiko, sen ismini vermiş. İsmini seven sultan papağanı odanın etrafında daireler çizerek uçmuş. Cennet papağanı da ona katılmış. Cennet papağanının ismi ise Bingo imiş. Her geçen gün Çiko, Bingo’dan bir hareket öğrenmiş. Günler geçtikçe Çiko ağzında parayla bakkala gidip ekmek almaya başlamış. Yerde bulunan çöpleri çöp

Yaz Dostum

kaçmamış mıydın?” Sahibi sultan papağanına “Çiko”

kutusuna atıyor, para düşürenlerin parasını onlara geri veriyormuş. Bu durum gazetecilerin ve haber kanallarının dikkatini çekmiş. Bingo ve Çiko çok geçmeden ünlü

91

lerde ise birinci sayfa onlarla ilgili haberlere aitmiş. Çiko gazeteyi okuyunca çok şaşırmış. Kendisinin alındığı evcil hayvan dükkânında neredeyse bir ada nüfusu kadar kuyruk oluşmuş. Kendisinin geldiği orman ise dünyaca ünlü olmuş. Çiko her şeyi Bingo’dan öğrendiği için utanmış. Asıl Bingo’nun zirvede olması gerekirmiş. Evinden dışarı çıkmış ve kendisini bekleyen muhabirlere şöyle demiş: - Öğrendiğim her şeyi Bingo’ya borçluyum. Sonuçta biz kuşuz. Sizler ise insansınız. İnsanlara ya da başka herhangi bir canlıya ayrımcılık yapmamalıyız. İlk önce karşımızdakini tanımaya çalışmalıyız. Ön yargılı davranmamalıyız. Hem ne demişler? Önemli olan iç güzellik!

Genç Yazarlar

olmuş. Haber kanallarında ilk haber onlarmış. Gazete-

Yaz Dostum



92

Betül İmdat 6/E

Günlük Sevgili günlük, aradan yıllar geçtiğini biliyorum. Seni

Genç Yazarlar

kitaplığımın tozlu raflarına koyduğum gün hâlâ dün gibi aklımda. Ah! Şu, biri okur korkusu yok mu? Seni bu yüzden oraya koydum. Belki sen yokken olanları anlatsam beni affedersin. Zaten anlatmazsam patlarım. Tüm okul, üstünde su kaydırağı olan bir denizaltıya bindik, okyanusa açıldık. Denizaltının penceresinden balıkları, denizanalarını seyrediyordum. Sen şimdi bunun çok güzel olduğunu düşünürsün. Bekle, bir dinle, sonra karar ver. Karşıma birden köpekbalığı çıkınca, o anki korkuyla yere düştüm. Bu arada köşede duran üç tane sınıf arkadaşım, uzaylı gibi uzun süre bana baktıktan sonra aynı anda, “Naber Betül” dediler. hâlâ köpekbalığı şoku yaşa-

dığım için, ben de onlara uzun bir süre uzaylı gibi baktım. Sonra ayağa kalktım ve “İyi, siz?” dedim. Onlar ise sadece bana baktılar. Nedense denizaltının içi uzay mekiğine benziyordu. Dıştan küçük, içten büyük, dar koridorları vardı. Yani senin anlayacağın sevgili günlük, biraz ürkütücü bir yerdi. denizaltının üstündeki su kaydırağına gittik, dalış takımlarımızı giydik. Denizaltı su yüzeyine çıkmıştı, su kaydırağından kayabilirdik. Fakat bir sorun vardı, ben köpekbalıklarından korkarım. Bu yüzden su kaydırağından kaymamaya ka-

Yaz Dostum

Sınıftan iki kişi daha geldi ve yine nedense hep beraber

rar verdim. Yukarıdan köpek balıklarını görebiliyordum. Okeanos (Kendileri Yunan mitolojisinde okyanus tanrısıdır.) gelse ki gelemez. “Su kaydırağından kay!” dese

93

ise onları izliyordum. Sonra arkamdan hayatım boyunca nefret edeceğim kişi, yani eğer köpekbalıklarından kurtulup bir hayatım olursa nefret edebileceğim kişi, beni kaydıraktan itti. Çok, çok korkuyordum ve eğer korkuyla çalışan bir ampul olsa, o anki korkumla bir güneş kadar ışık saçardı. Çığlık çığlığa bağırıyordum. Köpekbalıkları ile ilgili belgeselleri izlemişliğim vardı. Ne yapmam gerektiğini düşünüyordum. Cup! Bir baktım suyun içindeyim. Suya dalanların denizaltının son teknoloji özel su geçirmez kapısından içeri geçtiğini gördüm. Sağıma ve soluma bakınca köpekbalıklarının yanıma geldiğini gördüm. Halay çekmek için değil beni yemek için ya-

Genç Yazarlar

kayamazdım, ama iki kişi kaymayıp atlamıştı bile. Ben

nıma geldiklerini biliyordum. Son teknoloji su geçirmez özel kapıya doğru yüzdüm ama kapı kilitlenmişti ve nefesimi daha fazla tutamayacaktım. Suya birisi daha daldı. O köpekbalıklarına daha yakındı ve köpekbalıklarının dikkatini çekmişti bile. Ben ise “Oh, köpekbalığı bunu yiyene kadar ben

Yaz Dostum

de denizaltının üstündeki su kaydırağının yan tarafında bulunan kapıdan içeri girerim.” diye düşündüm. Yüzeye çıktım, derin bir nefes aldım. Çok büyük bir sorun vardı, denizaltı yavaş

yavaş

suya dalıyordu. Hemen kapıyı açmalıydım. Yüzdüm, yüzdüm, kapıyı zorladım ve açtım. Kapıyı kapadım, içeriye biraz su dolmuştu.

94

Şimdi daha önemli bir görevim vardı. Okyanusta köpekbalıklarına yem olacak çocuğu kurtarmalıydım.

Genç Yazarlar

Onun üst kapıdan girmesi imkânsız olduğu için benimle gelemezdi çünkü o daha derine dalmıştı ve zamanımız yetmezdi. Tek şansı son teknoloji özel su geçirmez kapıydı. Kapıya doğru koştum. Kapıyı açtım ve çocuğa gelmesini işaret ettim. Şanslıydı ki köpekbalıklarından kaçarak kurtulabilmişti. Kapıyı kapattıktan sonra bana teşekkür etti. Ben ise koşarak su geçirmez güvenlik kameralarıyla ilgili bölüme gittim. Çünkü su kaydırağında kalan kişiler var mı ve boğuluyorlar mı diye merak ediyordum. Kimse boğulmuyordu. İşte böyle sevgili günlük, bazı süper kahramanlar pelerin değil dalış takımı giyiyor olabilir.





Burak Ata Türkbayrak 6/D

Hayvan Sevgisi

Günlerden bir gün hava o kadar soğuktu ki okullar tatil edilmişti. Ayşe çok sevindi. Tam o an aklına kediler geldi. Hemen annesinden izin alıp telefonunu aldı. Hemen belediyeyi aradı. Yarım saat sonra belediye kedileri almaya geldi. Ayşe’ye bu duyarlılığından, bu güzel kulübeyi yapıp içine yemek ve su koyduğundan dolayı çok teşekkür ettiler. Ona “Hayvanları Koruma Derneği” rozeti verdiler. Ayşe artık Hayvanları Koruma Derneği üyesiydi. Dernekteki en küçük üye o olmasına rağmen hayvanlara karşı çok duyarlıydı.

95

Genç Yazarlar

Bir gün soğuk bir havada Ayşe, okuldan eve dönerken bir anne kedi ve beş tane de yavrusunu gördü. İçi yanmıştı. Eve gider gitmez bunu annesine söyledi. Annesi de çok üzüldü. Belediyeyi aradı ama ulaşamadı. Ayşe kedileri eve getirmek istiyordu ama evlerinde köpek de vardı. Getirse köpeği kedilerle kavga edebilirdi ama almasa kediler dışarıda donacaktı. Aklına müthiş bir fikir geldi. Kedilere bir tahta kulübe yapıp içerisine yemek ve su koyacaktı. Bir sonraki gün eve dönerken kedileri göremedi. Çok üzüldü. Ama o yine de bir tahta kulübe yapıp oraya koyacaktı ve dediğini de yaptı. Bir hafta sonra o kulübeye baktığında yemeğin ve suyun azaldığını gördü. Buna çok sevindi. Eve gidince yemekleri ve suları yeniledi. Tekrar yerine götürdü. Ayşe her gün bu işleri yaptı.

Yaz Dostum

Ayşe, hayvanları çok seviyordu. Evinde hem köpek hem de kaplumbağası vardı. İkisini de birbirinden çok seviyordu.

Yaz Dostum 96

Genç Yazarlar



Güneş Deniz Kanat 6/D

Bilmiyordum Şirin bir evde tatlı bir karı koca vardı. Bu karı koca belli etmeseler de birbirlerini çok severlerdi. Hiç çocukları olmamıştı, bu yüzden hayatları sessiz ve sakindi. Kasabanın uzağındaki evlerine neredeyse kimse ziyarete gelmezdi. Günlük işlerini bitirdikten sonra kadın örgüsünü alır, adam gazetesini alır, koltuklarına otururlardı. Günler, aylar, yıllar böyle geçti gitti. Artık daha yaşlı bir karı kocaydılar. Yine kış yaklaşıyordu. Kadın kocasına yeni bir kazak örmek istedi. Elindeki yünler yeterli değildi bu yüzden kasabaya indi.

Kasabada her zamankinden farklı bir hareket vardı. İnsanlar geçen haftaki olayı konuşuyordu. Kristal mağazasını soyan hırsız yakalanmıştı. Kadın olanları ilk kez duydu. Hâlbuki kocası okuduğu haberleri ona da anlatırdı. Bu kadar büyük bir olayı neden anlatmadığına şaşırdı.

evine döndü. Kocası her zamanki gibi gazeteyi yüzüne kapamış okuyordu. Kadın merakla sordu: - Geçen hafta olanlardan hiç söz etmedin bana. Yakalamışlar hırsızı.

Yaz Dostum

Alışverişini yapıp komşularıyla bir çay içtikten sonra

Adam kadının neden söz ettiğini anlamaya çalıştı. Kadın devam etti: - Zavallı adamın dükkânında neyi varsa çalınmış, ça-

97

gidememiş. Adam konuyu biraz anlamaya başladı. Fakat geçen haftaki gazetelerde hırsızlık olayına ait hiçbir fotoğraf hatırlayamadı. Görse bütün ayrıntılarıyla anlatması kolay olurdu. Kadın kocasının cevap vermesini bekledi. Adamın verecek bir cevabı vardı ama bunu nasıl söyleyebilirdi? Yıllardır sadece resimli haberleri anlatırdı karısına. Çünkü okumayı bilmiyordu.



Genç Yazarlar

lınmayanlar da kırılıp dökülmüş. Neyse ki fazla uzağa

Yaz Dostum 98

Genç Yazarlar



Beren Suyabatmaz 6/D

Boncuk’un Başından Geçenler Bundan yaklaşık bir yıl önce sahibim İnci beni bir barınağa bırakmıştı. Çok üzülmüştüm ama bırakmak zorundaydı, bunu biliyordum çünkü annesi çok hastalanmıştı. Annesinin hastalığı geçince beni buradan alacağına söz vermişti, altı ay beklemiştim ama gelmemişti. Bu sürede bir sürü arkadaşım olmuştu. Günümün neredeyse hepsini en iyi arkadaşım Tüylü ile geçiriyordum, her gün yeni bir oyun uyduruyor, çok eğleniyorduk. Barınak hayatımın en eğlenceli zamanlarıydı, ta ki o güne kadar...

Bir sabah ailesiyle birlikte bir kız geldi, beni çok beğenmişti. Bir köpek sahiplenmek istediğini öğrendim. Beni alıp götüreceklerdi. En yakın arkadaşım Tüylü, gideceğim için çok üzgündü fakat yapabilecek hiçbir şey yoktu. Beni sahiplenmelerinden bir hafta kadar sonra kız koyuyordu. Tüylü ile eğlendiğim günleri çok özlemeye başlamıştım. Üç ay kadar sonra beni sokağa attılar. Sokakta nasıl hayatta kalacağımı düşünerek yürüyordum. Sonra karşımda birdenbire Tüylü’yü gördüm, çok heyecanlanmıştım. Birbirimize doğru koşmaya başla-

Yaz Dostum

benimle hiç ilgilenmedi, sadece yemek ve suyumu

dık. Tüylü, beni bulmak için barınaktan kaçmış. Birbirimizi bulduk ve o günün akşamında barınağa döndük. Aradan yaklaşık iki hafta geçmişti, barınağın kapısın-

99

başladım, sonunda beni görmüştü. İnci beni alıp eve götürecekti ama Tüylü’yü ortada bırakamazdım. Benim Tüylü’den ayrılmak istemediğimi sonunda İnci de fark etti ve ikimizi de sahiplenmek için babasından izin istedi. Babası kabul etti. Şu an evimdeyim ve çok mutluyum. İnci, Tüylü ve bana çok iyi bakıyor, o çok iyi bir insan.

Genç Yazarlar

da İnci’yi gördüm, beni arıyordu, ona doğru koşmaya



Güneş Deniz Kanat 6/D

Ormanda Kargaşa Bir zamanlar ormanda yaşayan bir kokarca varmış. Kokarca ormanda gezmeye bayılırmış, hem karnını do-

Yaz Dostum

yurur hem de dostlarıyla sohbet edermiş. Yine böyle bir

100

gününü neşeyle geçirirken ağacın üzerinde sarı gözleriyle, ihtişamlı duruşuyla Bilge Baykuş’u görmüş. Bilge Baykuş’un ciddi halini gören kokarca sormuş: -Hayrola baykuş kardeş, ne bu yüzünün hali, ne oldu? -Ne olacak? Felaket kopacak, sonumuz gelecek! -Sen Bilge Baykuş’sun, ne dediğini biliyor olmalısın.

Genç Yazarlar

-Evet, ne dediğimi biliyorum. Sen de dediğimi dikkate alsan iyi olur! Bilge Baykuş’un dediğini dikkate alan kokarca doğru yuvasına gidip eşyalarını toplamış, felaketin uğramayacağı bir orman aramaya karar vermiş. Yolda giderken toprağın altında küçük, pembe bir burun görmüş. Hemen durmuş, bu sevgili arkadaşı köstebekmiş. Köstebek: -Hayrola kokarca, tatile mi? -Ne tatili köstebek kardeş, felaketten kaçıyorum. Bilge Baykuş söyledi.

-Bilge Baykuş söylediyse eminim doğrudur. Dikkate alsam iyi olur. Burada durup felaketin gelmesini bekleyecek değilim. Bekle, ben de geliyorum. Böylece kokarca ve köstebek hızla yola koyulmuşlar. Ormandaki büyük göletin yanına vardıklarında arkadaşları fille karşılaşmışlar. Her zamanki gibi neşe içinde onlara su püskürtmüş. Kokarca birden sinirlenmiş: -Ne yapıyorsun fil kardeş? Felaket olacak, sen hâlâ oyun oynuyorsun! -Nereden biliyorsun ki? Bak etrafına her şey ne kadar

Yaz Dostum

suyla oynuyormuş. Arkadaşlarını da oyuna katmak için

güzel. -Bilge Baykuş söyledi, o her şeyi bilir, dikkate alsan iyi edersin.

101

alsam iyi olur. Bekleyin, ben de geliyorum! Böylece üç arkadaş yola koyulmuşlar. Yolda arkadaşları zürafayı her zamanki gibi huzur içinde yaprakları yerken görmüşler. Fil panikle: -Ne yapıyorsun zürafa kardeş, felaket gelecek, sen hâlâ rahat rahat yaprak yiyorsun! -Ha-hayrola, ne-ne –nere-den bi-biliyorsunuz? -Bilge Baykuş söyledi, o her şeyi bilir, dikkate alsan iyi edersin.

Genç Yazarlar

-Bilge Baykuş söylediyse eminim doğrudur. Dikkate

-Bekleyin ben de geliyorum! Felaketi burada yaprak yiyerek bekleyemem. Dört arkadaş yola koyulmuş, az gitmiş, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. En sonunda bir ağacın gölgesinde dinlenmeye karar vermişler.

Yaz Dostum

Yukarıdan ağacın dalları arasından sesler gelince bakmışlar, bir de ne görsünler? Büyüleyici renkleriyle eşsiz bir papağan… Papağan kendi kendine konuşup şarkılar söylüyormuş. -Ben dünyanın en güzel papağanıyım ve dünyanın en güzel ormanından geliyorum.

102

Dört arkadaş papağanın söylediklerini duymuşlar.

Genç Yazarlar

Hep bir ağızdan demişler: -İşte gideceğimiz yer, dünyanın en güzel ormanı. Dört arkadaş başları havada eşsiz papağanı izleyerek felaketten kaçmışlar. Dünyanın en güzel ormanını aramaya koyulmuşlar. Derler ki: Bir papağanın peşinde gezen kokarca, köstebek, fil ve zürafa hâlâ o ormanı ararmış.

Konuşan Tohum Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, küçük bir kulübede yaşayan bir karı koca

Yaz Dostum

Beril Ençetin 6/D

103

varmış. Bu karı koca çok fakirmiş. Bahçelerini eker, bi-

Yine sıradan bir günmüş, karı koca tarlaya gitmişler. Yeni ağaçlar dikecekken kadın dertlenmiş: “Ne olacak bizim bu halimiz? Para da kazanamıyoruz zaten.” Tam bu sırada tohum konuşmaya başlamış: “Siz merak etmeyin, beni dikin, besleyin, büyütün ve sonra olacakları görün.” Gel zaman, git zaman ağaç büyümüş ve ağacın meyvelerini toplamaya gitmişler, gördüklerine inanamamışlar, meyveler altındanmış. Meyveleri toplamışlar ve ağacı gözü gibi korumuşlar, bu ağaç onların geçim kaynağı olmuş.

Genç Yazarlar

çer ve elde ettikleri ürünleri pazarda satarlarmış.



Emirhan Öz 6/D

Yaralı Kuş Merhaba, ismimi söylememi beklemeyin, söylemeyeceğim. Herkesin tanıdığı ancak umursamadığı, sizler için normalleşmiş, unutulmuş ve hapsedilmiş biriyim. İnsanlar türlü silahlarla benim o uçsuz bucaksız kanatları-

Yaz Dostum

mı ve upuzun kollarımı yaralıyor. Diğer adımla yaralı bir kuşum. Beni sevmiyorlar, istemiyorlar, benden utanıyorlar. Oysa ben onların bir simgesiyim. Benim güzelliklerimden sıkılıp güzel olduğundan şüphelendiğim o yabancı sözcüklere ve güzelliklerine aldanıyorlar. “Sen nerelisin? Irkın ne ve hangi dili kullanıyorsun?” deyince , “Ben Türküm, Fatih’ten bir

104

kan taşıyorum.” diye böbürleniyorlar.

Genç Yazarlar

Sen, evet, evet sen... Yabancı şarkıcıların hayatlarını en ince ayrıntısına kadar bilip senin atanın annesini bilmeyen çocuk! Madem ki sen bizden ayrıldın, başkalarını da senin gittiğin o yanlış yoldan götürme. O tabelada ya da levhada yazıyor ya hani! “shop, stop, finish, star...” İnanıyorsun sen de, çok havalıymış gibi. İlk önce beni iyi öğren, başkasına öyle geçersin. Ağlar Karamanoğlu Mehmet orada, göz yaşları sel olur, kaşları şimşek gibi bekler. Evet, doğru bildin. Ben, unuttuğun Türkçen... Başta dedim ya sana, yaralama beni. Canım acıyor, ağlıyorum, kimse duymuyor beni diye. Çekiyor karadelik içine, yok edip siliyor sanki. Evet, ben Türkçeyim, beğenmeyip bir kenara attığın Türkçen...

Aylin Özkan 6/D

Umut Ben tekerlekli sandalyeli bir çocuğum. Sizin gibi yürüyemiyorum. Bazı insanlar bana çok tuhaf bakıyorlar. mız benim tekerlekli sandalyede olmam. Geçen gün bir arkadaşım geldi çok sinirli görünüyordu. Bir şey yaptım sandım. Gelip bana bağırdı, “Senin yüzünden biz sınıfımızı üst katlara çıkaramıyoruz!” dedi. O gün benim için hayallerimin bittiği gündü. Artık ken-

Yaz Dostum

Neden tuhaf karşıladıklarını anlayamıyorum. Tek farkı-

dimi bu sandalyeye mahkum gibi hissediyordum. Gün geçtikçe daha da kendime güvenim azalmaya başlamıştı.

105

umudun olduğunu söyledi. Ne olduğunu ilk başta anlayamadım. Meğer ameliyat olacakmışım. Çok mutluydum. İlk ameliyat bir hafta sonraymış. Doktor, “İlk ameliyat başarılı geçmeyebilir.” dedi ve dediği gibi de oldu. İlk ameliyatım başarısız geçmişti, umutlarım suya düşmüştü. İkinci ameliyatım için verilen gün de yaklaşıyordu. Yine hayal kırıklığına uğramaktan korkuyordum ama o ameliyatım gayet güzel geçmişti. Ben artık tekerlekli sandalyeden kurtuldum. Bu süre içerisinde çok şey öğrendim, en başta kendimi başkalarının yerine koyup duyarlı olmayı...

Genç Yazarlar

Gitgide alışmaya çalışırken bir doktor benim için bir

Yaz Dostum



Kemal Emre Nizam 6/D

Paylaşmak Bir zamanlar, sakin bir ormanda paylaşmayı sevmeyen bir kaplan yaşarmış. Bu kaplan bir gün ayı ile dost olmuş. Birlikte avlanmaya çıkan ayı ve kaplan bir geyik av-

106

lamışlar. Ama kaplan, geyiği ayı ile paylaşmak ve birlikte karınlarını doyurmak istememiş. Ayı, kaplanın bu özelliğini ilk defa fark ediyormuş. Ayı, kaplanın bu huyu-

Genç Yazarlar

nu hiç beğenmemiş ve bu yüzden kaplanla olan dostluğunu bitirmiş. Ayının üzgün ve öfkeli olduğunu gören arkadaşları ne olduğunu sormuşlar. Ayı da ormandaki hayvanlara kaplanın yiyecek paylaşmadığını tek tek anlatmış. Aradan zaman geçmiş. Günlerden bir gün kaplan hastalanmış, ayağa kalkacak hali yokmuş. Bu yüzden avlanamıyor, öylece yatıyormuş. Ayı, kaplanın bu haline çok üzülmüş ve yemeğini kaplan ile paylaşmış. Kaplan çok sevinmiş ve artık yemeğini paylaşacağına söz vermiş. Bu olaydan büyük bir ders almış. Artık kaplan, arkadaşlarıyla paylaşmaktan zevk alıyormuş.





Burak Ata Türkbayrak 6/D

Cahil Adam Ağaç Kesiyor Eda okula gitmek için çok heyecanlıydı. Çünkü bugün ağaç dikmeye gideceklerdi. Eda çoktan hazırdı ve servise binip okula gitti. Arkadaşlarıyla beraber Tuğçe ve Buğra ile grup olmuştu. Otobüsü gelmiş ve bütün sınıf otobüse binmişti. Fidan dikme yerine geldiklerinde herkes çok heyecanlıydı. Kurdukları gruplarla bir fidanın başına geçtiler. Eda’nin fidan dikeceği yer, biraz kenardaydı. Fidan dikme esnasında Eda’nın bir şey dikkatini çekti. Burada herkes fidan dikerken kuy-

Yaz Dostum

gruplar kurdular. Eda, en sevdiği arkadaşlarıyla yani

tu bir köşedeki adam ağaç kesiyordu. Bunu arkadaşlarına söyleyince arkadaşları da şaşırdı. Eda şaşkın bir şekilde hemen öğretmeninin yanına gitti ve öğretme-

107

Eda, demek ki o adam ağaçların insanlar için ne kadar önemli olduğunu bilmiyor. Gel, gidip ağaçları neden kestiğini soralım?” dedi. Eda, öğretmeninin elinden tutup birlikte ağaçları kesen adamın yanına gittiler. Öğretmen, adama, “Neden ağaçları kesiyorsun? Bak biz fidan dikiyoruz geleceğimiz için.” deyince adam kızardı, kem küm etti ve başını önüne eğdi. Hiçbir şey diyemedi daha sonra sessizce oradan uzaklaştı. Okula döndüklerinde bu tatsız olayı öğretmeni Müdür Bey’e anlattı, Eda ve arkadaşları ödül olarak fidan dikme belgesi aldılar.

Genç Yazarlar

niyle de bu konuyu paylaştı. Öğretmen, “ Aaaa, evet!

Yaz Dostum 108



Merve Büşra Temur 6/D

Ormanda

Genç Yazarlar

Uzak diyarlarda Işıltı Ormanı diye anılan bir orman varmış. Bu ormanda kaplumbağa ile serçe çok yakın arkadaşmış. Birlikte gezer, birlikte oyunlar oynarlarmış. Bir gün bu ormana iki yeni kuş gelmiş. İsimleri Maviş ve Köpük imiş. Maviş arkadaş canlısı iyi bir kuşmuş. Köpük ise yalnız olmayı seven bir kuşmuş. Serçe ve kaplumbağa bu yeni kuşlara hoş geldin demek için evlerine gitmiş. Maviş çok mutlu olmuş: -Çok teşekkür ederim. Sizinle tanıştığıma çok mutlu oldum, diyerek kardeşi Köpük’e seslenmiş. Köpük gelip, -Siz mi geldiniz, diyerek yüzlerine ters ters bakmış. Serçe ile kaplumbağa bunun ne anlama geldiğini an-

layamamışlar ama yine de onlara iyi davranmaya devam etmişler. -Haydi gelin, size ormanı gezdirelim ve diğer hayvanlarla tanıştıralım, demişler. Maviş mutlu olurken Köpük somurtkan bir şekilde:

Birlikte yola çıkmışlar. İlk önce diğer hayvanlarla tanışmışlar. Daha sonra ormanı gezmeye başlamışlar. Çiçek bahçelerinden başlayarak birkaç yere uğrayıp ormanın meydanına geri dönmüşler. Serçe: “Bu mevsimde orman çok güzel olur. Çiçek bahçelerinde

Yaz Dostum

-İyi madem tanıtın bakalım, demiş.

oyunlar oynar, şarkılar söyleriz. Oradan dere kenarına gideriz. Yine oyunlar oynarız. Bu arada size söylemem gereken önemli bir şey var. Sakın sınırı geçmeyin. Eğer

109

geçerseniz hiç iyi olmaz.” demiş. Kaplumbağa da ser-

Bu sırada Köpük oraya gitmeyi kafasına koymuş. Oraya hemen gidip bakmalıyım, hem en fazla ne olur ki bana, diye düşünmüş. Birkaç gün sonra bir plan yaparak kimsenin görmediği bir anda yola koyulmuş. Kısa bir süre sonra sınıra varmış. Derin bir nefes alıp sınırı geçmiş. Sınırı geçtiğinde kendini çok farklı bir yerde bulmuş. Çok korkunç bir yermiş. Her yer kapkaranlıkmış. Bir sürü dev yaşıyormuş orada. Üstelik hepsi de çok acımasız ve kötü görünüyormuş. Köpük çok korkmuş. Arkadaşlarının sözünü dinlemediği için çok pişmanmış. Devler onu görmeden oradan uçup kaçmaya karar vermiş. Hızlıca uçup oradan uzaklaşmış. Çok ucuz kurtulmuş.

Genç Yazarlar

çeyi desteklemiş.

Bu arada tüm hayvanlar Köpük’ün yokluğunu fark etmişler ve onu aramaya başlamışlar. Hiçbir yerde bulamamışlar. En sonunda serçe sınıra bakmaya gelmiş ve Köpük’ü orada görünce çok şaşırmış. -Neden oraya girdin? Ya sana bir şey olsaydı, demiş.

Yaz Dostum

Köpük ağlamaklı bir şekilde:

110

-Keşke sizi dinleseydim. Bir daha böyle şeyler yapmayacağıma söz veriyorum, demiş. Birbirlerine sarılmışlar, ormanın meydanına doğru yola koyulmuşlar. Birkaç dakika sonra oraya varmışlar. Köpük’ü görünce tüm hayvanlar çok mutlu olmuşlar. Köpük, bir daha böyle hatalar yapmayacağına tekrar söz vermiş. Ayrıca bundan sonra arkadaşlarıyla iyi

Genç Yazarlar

geçinen bir kuş olmuş ve çok mutlu bir hayat sürmüş.

Aylin Özkan 6/D

Çölde Yaşamak Ben, çölde yaşayan binlerce insandan sadece biri-

Yaz Dostum



yim, burada bir damla su için ölen insanlardan sadece biri... Biz su için ölürken siz sularınızı boşa akıtıp israf ediyorsunuz. Çok değil, daha iki ay önce kardeşim su-

111

için şikayet edeceğiniz o pis suları biz burada içmek zorundayız. Serap görmek, tam yanına varınca suyu kaybetmek nedir bilir misiniz? Her saniye serap görüyoruz biz. Bir umut su buluruz diye koşuyoruz ancak suyu bulabildiğimiz yer sadece rüyalarımız ya da hayallerimiz oluyor. Siz de sularınızı boşa akıtıp israf ederseniz sonunuz bizim gibi olur. Bu yüzden sizden tek ricam sularınıza sahip çıkın, suyunuzu boşa akıtmayın, açık muslukları kapatın…

Genç Yazarlar

suzluktan öldü. Sizin elbisenize sıçrasa elbisenizi kirlettiği

Yaz Dostum





Beril Ençetin 6/D

Pabucum Damda Merhaba, ben papatya. Elif adında bir kızın bahçesini süsleyen bir çiçeğim. Sahibim beni suluyor, benimle

112

ilgileniyor, bana iltifatlar ediyordu. Ta ki o güne kadar. Elif’in ailesi ona bir akıllı telefon aldı. Elif, artık benimle

Genç Yazarlar

ilgilenmek yerine yeni telefonu ile ilgileniyordu. Anlayacağınız pabucumu dama attı. Odasından çıkmamaya, ailesi ile sık sık kavga etmeye başladı. Bense yavaş yavaş soluyorum, rengim canlı değil artık. Yapraklarım gülmüyor. Aramız hiç iyi değil. Neler oluyor bu Elif’e, anlayamadım doğrusu. Elif odasından çıktı, herhalde yemek yemek için çıkmıştır diye düşündüm. Bahçeye göz gezdirirken gördü beni ,hemen koştu yanıma. Benden çok özür diledi ve beni hemen suladı, okşadı, bir daha asla hiçbir şeye bağımlı olmayacağına, hiçbir şeyin esiri olmayacak kadar akıllı olacağına ve sevdikleri ile arasını bozmayacağına söz verdi.



Zeynep Ecem Bağgül 6/D

Sınıfımıza Özel Tören Düşünsenize bizim sınıfa özel bir tören yapılsaydı acaba biz ne yapardık? Anlatmaya başlayalım… Diyelim ki bizim sınıf bilim fuarına gitmiş. Orada birinci olacak şekilde bir model yapmışız. Sonra bir şekilde garip şeyler olmaya başlamış. O garip şey ise Ekim’in ya-

Yaz Dostum

Sevgili Sınıf Arkadaşlarım!

ramazlığı. Ekim, jürilerin yanına gidip animelerden birini hareketleriyle gösteriyor. Jüriler Ekim’i çok beğeniyor ve Ekim’i birinci yapmaya karar veriyorlar.

113

pon olmadığını sadece bir anime çılgını olduğunu Japonca söylüyor. Jüriler Ekim’e hayran kalıyor ve onu kendi dünyaca ünlü markalarında çalışmaya davet ediyorlar ama Ekim işi kabul ederse çok çalışmak zorunda kalacağı için anime izleyemeyecek. Bu yüzden bu milyarlarca dolarlık teklifi reddediyor. Sonra jüriler Ekim’den imza alıp oradan ayrılıyor. Biz de nihayet sınıfa dönebililiyoruz . Sizce bu gerçek bir hikâye mi? Tabii ki hayır ama belki bu gerçekleşir ve Ekim çok ünlü olabilir. Bilemeyiz...

Genç Yazarlar

Ekim’in Japon olup olmadığını soruyorlar. Ekim Ja-



Elif Çakar 6/C

Tilki ve Kurt Bir varmış, bir yokmuş, uzaklarda, uçsuz bucaksız yerlerin birinde bir orman varmış. Her tarafı çiçeklerle kaplı bir ormanmış burası. Bu ormandaki bazı hayvanlar çok iyi anlaşırken, bazıları ise hiç anlaşamazmış.

Yaz Dostum

Mesela leylek, güvercin ve serçe çok iyi anlaşırlarmış fakat kurt ile tilki hiç anlaşamazmış. Bir gün ormanın kralı aslan herkesi derenin başına toplamış ve haftaya bir festival düzenleyeceğini söylemiş. Aslan: Haftaya bir festival düzenliyoruz, isteyen her-

114

kes katılabilir. Yarışmalar düzenleyip, oyunlar oynayacağız. Tabii bunun üstüne kurt durur mu hiç, atlamış

Genç Yazarlar

meydana, aslana sormuş: Kurt: Koşu yarışı olacak değil mi? Aslan: Olacak tabii ki. Kurt: Benim bu konuda ne kadar yetenekli olduğumu bilmeyen yoktur. Var mı benim karşıma çıkacak bir rakip? Tilki: Ben varım ya, yetmez mi? Kurt kahkaha içinde gülmüş. Kurt: Sen hızlı koşamazsın ki. Tilki: Görürüz ama son gülen iyi güler.

Tilki son sözü söyledikten sonra bütün meydan boşalmış ama kimsenin bilmediği şey, tilkinin iki kardeşi daha olduğu imiş. Tilki diğer ormandaki kardeşlerini çağırmış ve durumu onlara anlatmış. Kardeşleri ona yardım etmişler.

tilki kardeşler gitmişler. Tilki, kardeşlerine şöyle demiş: “Canım küçük kardeşim, sen bitiş çizgisinden bir metre uzakta dur ve bir ağacın arkasına saklan.” Büyük kardeşine de şöyle demiş: “Sen burada dur ve kurdu gördükten sonra piste çık, sonra diğer planı uy-

Yaz Dostum

Yarış günü geldiğinde meydana herkesten önce

gula.” Tilki bir süre evinde dinlendikten sonra meydana gelmiş, geldiğinde yarışlar başlamış. Bir süre sonra koşu ya-

115

koşmaya başlamışlar. Tilki planı uygulamak için ağaçların arkasında kaybolmuş, bunu gören aslan; leylek, güvercin, serçeyi ne olup bittiğine bakmaları için oraya göndermiş. Bu hayvan grubu havalanmış ve ne olup bittiğine bakmışlar. Bir de ne görsünler, tilki yine yapmış yapacağını, kurdu kandırıyor, hemen aslana haber vermişler. Leylek: Efendimiz, tilki hile yapıyor. Aslan: Tamam, acaba bunu ne amaçla yaptı? Yarış bitmiş ve kurt tükenmiş bir şekilde gelmiş, tilki ise yarışı kazanmış ve kabarmış bir şekilde geri dönmüş.

Genç Yazarlar

rışı başlamış, kurt ve tilki yerlerini almışlar. Düdük sesiyle



Zeynep Özel 6/C

Bir Dilim Mutluluk

Yaz Dostum

Güneşli bir gündü. Emel arkadaşlarıyla oyun oynuyordu. Ebelemece, saklambaç gibi oyunlar oynadılar ve çok yoruldular. Biraz dinlendikten sonra Emel’in eve gitme saati geldi.

Genç Yazarlar

116

Arkadaşlarıyla vedalaşan Emel, evinin yolunu tuttu. Eve geldiğinde annesi sebze çorbası ve pırasa yapmıştı. Emel: “Anne yine mi bu yemekleri yaptın? Ben sana bu yemekleri sevmediğimi kaçıncı kez söyleyeceğim?” diye annesine çıkıştı. Annesi bu sözlere çok üzüldü. Çünkü işten yorgun argın gelmişti ve yemek yapmıştı. Emel annesine çıkıştıktan sonra salona gitti. O sırada babası televizyonda haber seyrediyordu. Bir ara Emel’in gözü televizyona kaydı ve haberde kâğıt toplayan çocukları gördü. Çocuklardan biri kameraya dönüp, “Bugün çöpten hiç yenmemiş bir salatalık buldum! Bunu kardeşlerimle birlikte paylaşarak yeriz. Bir de yanına bir dilim ekmek bulursam benden şanslısı yok!” demişti. Emel bunu görünce boğazı düğümlendi. Parmağından biraz büyük bir salatalık buldu diye çocuğun gözlerinin içi gülüyordu. Emel çok utandı, çok üzüldü ve az önce kendinin beğenmediği sebze yemeğini o çocuğa verseler ne kadar mutlu olacağını düşündü. Hemen annesinin yanına gitti ve ona sarıldı. Emel o günden sonra ne zaman bir yemeği beğenmese aklına hemen o çocuklar geldi ve bir daha hiç yemek seçmedi.



Melisa Alphan 6/C

Kalın Kitap Kapılar kilitlendi çünkü akşam olmuştu. Arkadaşlarımla baş başa kalmıştım. Bazı arkadaşlarım beni dışlıyordu çünkü ben çok kalın, resimsiz, onların gözünde sıkıcı bir ama yanımdaki konuşkan kitaptan dolayı bir türlü uyuyamıyordum. Gece yarısına doğru ancak uyuyabildim. Komşum olan konuşkan kitap da artık uyumuştu. Kütüphane çok sessiz ,karanlık ve soğuktu. Ben kalın olduğum için çok üşümüyordum ama ince kitaplar üşüyordu.

Yaz Dostum

kitaptım. Çok uykum vardı, hemen uyumak istiyordum

Sabah olmuştu, kütüphane görevlisi kapıyı açtı ve bizi biraz düzenledi. İçeriye hızlı adımlarla bir çocuk girdi. Kocaman gözlükleri ve tüm dişlerini kaplayan diş

117

telleri vardı. Çocuk bana bakıyordu, beni biraz inceledoğru ilerledik. Uzun bir süreden sonra ilk kez biri tarafından ödünç alınmıştım. Çok mutluydum. Çocuğun adını bilmiyordum ama kitap okumayı seven birine benziyordu. Beni hemen okudu ve kütüphaneye sağ salim teslim etti. Çocuğun beni okurken korkması, gülmesi ve üzülmesi çok hoşuma gitmişti. Gururla arkadaşlarımın yanına döndüm. Kitaplar bana imrenerek bakıyordu. Çocuk beni diğer arkadaşlarına tavsiye etmişti. Merak içinde çocuklar kütüphaneye gelip beni arıyordu. Benden bahsederken artık kimse “kalın kitap” demez olmuştu. Adım “çocukların aradığı kitap” olmuştu.

Genç Yazarlar

di. Kolunun altına koyduğu gibi kütüphane görevlisine



Betül İmdat 6/E

Kapı Kapı Gezen Bitkiler O gün Berkan’ın dediklerine inanmamıştım. Ta ki benim de başıma gelene kadar. Anlattıkları şöyle: - Okuldan çıkmıştım. Okulun iki sokak aşağısındaki

Yaz Dostum

çöplüğe gittim. Mehmet’le, Yeliz de geleceklerdi. Biraz

118

bekledim ama sonra çok sıkıldım. Kendim gezip görmek istedim. Çöpten oluşmuş dağların çevresinde turladım. Sonra karşıma çok ilginç bir şey çıktı. Sarı ve mavi şeritleri olan bir uzay gemisi. - Hadi oradan. Beni mi kandırıyorsun? - Ya Betül dinleyeceksen dinle. - Tamam, tamam devam et.

Genç Yazarlar

- Sonra uzay gemisinin kapısı açıldı. Kapının açılmasıyla etrafı bir sis kapladı. İçerdekileri zar zor seçebiliyordum. Sis dağılınca onları gördüm. İki tane bitki... Ya gülmesene! - Çok saçmaladın ama. Neyse devam et. - Biri turkuaz renkte uzun, diğeri sarı renkte birazcık daha kısa... Sarı renkli olan, turkuaz olana şöyle dedi: “Bu değil mi bizimki? ” - Yok artık. Aynı bitkilerden bizim evde de var, niye konuşmuyor onlar? İki tane uzaylı bitki arasında ünlü olmuşsun. - Devam ediyorum. Birden gözlerim kapandı. Uyan-

dığımda uzay gemisinin içinde, çok havalı ve rahat bir koltuğa bağlıydım. Bitkiler yanıma geldi. Sarı olan, “Merhaba Berkan, senin kim olduğunu biliyoruz. Sen de bizi biliyorsun değil mi? Hatırla bakalım bize neler yaptığını.”dedi. Ağzım bağlı olduğu için konuşamadım. Bir süre bakıştık. Gözleri yoktu ama ben öyle tahmin ediyorum. tiler. Ama bana karşı rezil olmamak için biliyormuş gibi davranıp devam ettiler. ”Bizi odanda ilk gördüğünde şaşırmıştın değil mi? Bundan üç gün önce arkadaşımla karar aldık, dünyadaki her çocuğa bitkilerin önemli olduğunu göstermek istiyoruz. Sonra her çocuğa iki tane düşecek şekilde kendimizi çoğalttık ve kapı kapı gezdik.

Yaz Dostum

Sonra ağzım bağlı olduğu için konuşamadığımı fark et-

Bize iyi bakanlara ödüller verdik. Bize kötü bakanları, mesela senin gibi ikinci günde kurutanları böyle koltuğa bağlayıp onlara bitkilerin önemini anlattık.” İşte böyle

119

gibi üç saat bitkilerin önemini anlatıp harfi harfine ezberletirler. Sana anlattıklarımı sakın kimseye söyleme. O gün ona inanmamıştım ama yine de bitkilere iyi davranmıştım. Aldığım ödül ise şuydu: Ağzım ve kollarım bağlı olmadan dört saat bitkilerin önemini ezberlemek. Eğer beni nasıl aldılar diye sorarsanız arkadaşım Berru’nun kılığına girip beni oyun oynamaya davet etmişlerdi. Arkadaşlar, bitkilere ne kadar iyi davranırsanız davranın illa size de öyle yapacaklar. Kaçış yok.

Genç Yazarlar

Betül. Odandaki bitkilere iyi bak yoksa bana yaptıkları

Yaz Dostum



120

Zülal Çakman 6/C

Bir Köpeğin Başından Geçenler Bundan birkaç yıl önceydi. Çok iyi kalpli bir köpek

Genç Yazarlar

vardı. Bu köpek herkese iyi davranır, kimseyi üzmek istemezdi fakat köpeğin sahipleri ona hiç iyi davranmaz, gün boyu bir odada aç ve susuz bırakırlardı. Bu tatlı köpek onlara hiçbir şey yapamaz, her şeye rağmen iyi davranırdı ama aile onun tüm bu çabalarına karşın ona kötü davranmaktan vazgeçmezdi. Bir gün aile, onu arabalarına bindirdi ve ardından barınağa verdi. Köpek aylar boyunca doğru düzgün yemek yemedi. Her gün onu tekrar alacakları günü bekledi fakat o gün hiç gelmedi. Köpek, “Onlar beni almıyorsa ben onlara giderim.” diye düşündü ve barınaktan kaçış yolları aramaya başladı. Tellerin orada geçebileceği büyüklükte bir aralık buldu, ertesi gün oradan kaçacaktı.

Öncelikle gidip arkadaşlarına veda etmeliydi. Tüm hayvanlara teker teker veda etti, artık ayrılma vakti gelmişti. Tellerin öbür tarafına atıverdi kendini, artık özgürdü, gidip ailesini arayacaktı. Barınak dağlık bir alanda olduğu için şehre gidene kadar önünde uzun bir yol vardı. Yavaş yavaş hava kararıyordu. Artık uyuması gelay olmayacaktı. Kendisine uyuyabileceği bir yer seçti, tam uyuyacakken yağmur yağmaya başladı. Uyuyamayacağını anlayınca yürümeye devam etti. Sabaha kadar yürüdü ve şehre ulaştı. Yolda bir mama kabı gördü. Islandığı için mamanın tadı, çok kötüydü fakat o masum köpeğin bunu düşünecek hali yoktu, mama-

Yaz Dostum

rekiyordu. Bu soğuk havada uyumak onun için hiç ko-

yı silip süpürdü. Artık yağmur da durmuştu. Bulduğu ilk yerde uykuya daldı. Uyandıktan sonra ilk olarak ailesini arayacaktı, uyandı ve öyle de yaptı.

121

vanlara mama dağıtan bir kız gördü. Kız ona mama verdi. Artık her gün aynı yere gidiyordu ve kız ona mama veriyordu. Birkaç ay sonra kız bir gün ailesi ile beraber geldi. O sabah kız köpeğe yine mama verdikten sonra onu arabaya bindirmeye çalıştı. Köpecik onu barınağa götüreceğini zannetti ve binmek istemedi. Kız bu duruma çok şaşırdı. Zorla da olsa köpeği arabaya bindirdi. Onu veterinere götürdüler. Aşılarını tamamladıktan sonra köpecik artık iyi kalpli kızın köpeği olmuştu. Köpeğin adını Bal koydular. Bal, en sonunda aradığı aileyi bulmuştu.

Genç Yazarlar

Aradan bir hafta geçti. Bir gün ailesini ararken hay-

Yaz Dostum 122



Betül İmdat 6/E

Zaman Yolcusu Uykum sanki üç saniye sürmüş gibiydi. Yorgun değildim. Penceremden dışarı baktım daha sonra duvarda asılı duran takvime. Zaman makinem çok iyi çalışıyor,

Genç Yazarlar

diye düşündüm. Kola takılan, ortada güneş olmak üzere çevresinde sekiz tane gezegen bulunduran, bunun dışında saate benzeyen bir zaman makinesiydi bu. Zamanda seyahat ederken gezegenler güneş etrafında dönerdi. Hazırlandım, kahvaltı etmeden aceleyle dışarı çıktım. Bugün bir dâhiyi görecektim. Hesaplamalarıma göre sokağın başında karşılaşmamız gerekiyordu. Öyle de oldu. “İyi günler Bay Tesla. Ben gazeteciyim. Size icatlarınız hakkında birkaç soru sorabilir miyim?” Akşam eve dönerken cebimde buruşmuş olan kâğıdı çıkardım, diğer cebimden çıkardığım kalemle yazının yanına tik koydum, gökyüzüne baktım, “Söylemek istediğim şeyleri söyledim.”

Uykum sanki iki saniye sürmüş gibiydi. Biraz yorgundum. Penceremden dışarı baktım, daha sonra duvarda asılı duran takvime... Kendi kendime konuşuyordum “Hesaplamalarımı tekrarlasam mı? Neyse yarın akşam gözden geçiririm.” Hazırlandıktan sonra dışarıya çıktım. Gördüğüm ilk fırına girdim. Sıcak poğaçalar için bekçamı yiyerek o güzel bestenin çıktığı binanın önünde durdum. Binanın 2. katından gelen Moonlight Sonata sesleri beni büyüledikten sonra o buruşuk kâğıdı çıkardım, bir başka yazının yanına tik koydum. Gökyüzüne baktım, “Dinlemem gerekeni dinledim”

Yaz Dostum

leyecektim, soğuk almak istemiyordum. Sıcak poğa-

Uykum sanki bir saniye sürmüş gibiydi. Çok yorgundum. Penceremden dışarı baktım, daha sonra duvarda asılı duran takvime... Zar zor yürüyordum. Bir bas-

123

tona ihtiyacım vardı. Bunun olacağını biliyordum, bu hazırlandım ve dışarı çıktım. Akşam olana kadar gezecek, eski Türkiye’yi görecektim ama zar zor yürüdüğüm için bir yerde oturdum, akşam olmasını bekledim. Şimdi ise Mustafa Kemal Atatürk’ün, arkadaşı Nuri Conker’in mezarında neler olduğunu izliyordum. Duygulandım. Sonra eve doğru gittim, cebimdeki buruşuk kâğıdı çıkaracaktım ama ne yazık ki evde unutmuştum. Galiba yaşlılıktan olmuştu, neyse. Gökyüzüne baktım, “Görmem gereken şeyi gördüm.” Bir hastanede uyandım, Yataktan kalkamıyordum. Duvardaki asılı duran takvime baktım. Kolumu yanım-

Genç Yazarlar

yüzden yanımda getirmiştim. Kahvaltımı evde yaptım,

daki masaya uzattım ve küçük, elle tutulan bir ayna aldım. Yüzüme baktıktan sonra aynayı yerine koydum. Zaman makinesiyle geçirdiğim her üç saat beni on yıl yaşlandırmıştı. Ölmek için sadece on üç dakikam vardı. Buraya gelmeyi sona bırakmıştım. 7. dakika: Pencereden dışarı bakmayı istiyordum.

Yaz Dostum

Kendimi zorladım. 4. dakika: Dışarı bakabiliyordum artık. Kolumdaki zaman makinesini aşağı attım. “Yetişemeyecek” 1. dakika: Buraya gelmemin nedeni 2105 yılındaki insanların ölümsüzlüğü bulmuş olmasıydı. On dört dakika sonra öleceğimi hemşirenin ölümüme 50 saniye önce-

124

den gelip ölümsüzlük ilacını vereceğini zannetmiştim. Buraya gelmeden birkaç dakika önce hesaplamalarımı tekrar etmiştim. Meğer on üç dakika sonra öle-

Genç Yazarlar

cekmişim. Hesaplamayı yaptığım sırada çok yaşlıydım. Fazladan birkaç dakika kazanmam imkânsızdı. Belki sıcak bir poğaça için beklemek yerine hemen soğuk olanı alsaydım böyle olmazdı. Neyse elden bir şey gelmez artık. 5. saniye: Hemşire odaya girdi. Ona döndüm, “Maalesef” dedim. Çok rahat bir uyku çekmiştim. Yazdığım “Zaman Yolcusu” kitabı çok beğenilmişti.

Beril Ençetin 6/D

Bay Pati Merhaba, ben Bay Pati, sahibim beni barınakta görmüş, beni alması için ne tatlılıklar yaptım bilemezsiniz.

Yaz Dostum



125

Her zaman ipleri çok sevmişimdir. İp gördüm mü duramam. Karşı villada gördüğüm ip beni benden aldı, yavaşça yaklaştım ve atladım. Cam kırıldı ve benim de arkadaki patim kanadı. Sahibimin annesi geldi, başladı örgü örmeye. Bense ipe odaklandım, birden atladım ipe. Bu sefer de öndeki patim kırıldı, sahibim bana oturma cezası verdi ama ben dinler miyim? Yine ipe atladım. Bu sefer arkadaki iki patim de kırıldı. Tamam ya dersimi aldım ben, yapmayacağım bir daha.

Genç Yazarlar

Sonunda beni aldı ve dünyanın en mutlu kedisi oldum.



Gökçe Acar 6/A

Yaz Dostum

Mehmetçik’in Merhameti (Öykü Tamamlama) “Arıburnu cephesinde şiddetli bir çatışmanın ardından iki taraf dinlenmek için siperlerine çekilmişti. Bu sırada siperlerin arasında kalan yaralı bir İngiliz subayın feryatları duyuldu:” -Yardım edin! Yaralandım! Beni buradan kurtarın!

126

Bu feryat bizim bulunduğumuz siperde de yankılandı. Zaten iki siper arası 8-10 metre ancak vardı. İngiliz

Genç Yazarlar

subayın yardım çağrısına, karşı siperden cevap gelmiyordu. Bizim siperden birkaç arkadaş aralarında: -Bırakın! Yardım etmeyin, zaten o bizim düşmanımız. -Bence de, zaten birazdan ölecek; onun için kendinizi tehlikeye atmayın. -Bir kurşun sıkın çıksın canı! Bakın yerde öylece yatıyor, diye aramızda konuşurken arkamızdan gelen kalın bir sesle irkildik: -Ne yapıyorsunuz siz? Ya aynı durumda siz olsaydınız? Kendinizi toplayın! Tamam, savaş acımasız bir şey olabilir ama yerde öylece yatan savunmasız bir insa-

na sırt mı çevireceksiniz? Kimse bana katılmıyorsa gidip kendim kurtarırım o zavallı adamı, isterseniz vatan haini deyin umurumda değil! O güne kadar hiç tanımadığımız bu kısa boylu, çelimsiz askerin kararlı ve sert sözleri karşısında siperdekiler sessizleşti. Kimi başını utanır gibi önüne eğdi, kimi başka yen ve orduya yeni katılmış genç bir asker: -Katılıyorum, biz o askere yardım etmeliyiz. Biz Türk’üz ve bizi biz yapan bazı şeyler var; merhamet gibi, cesaret gibi… diyerek yavaş adımlarla siperden ayrıldı.

Yaz Dostum

bir yana bakar gibi yaptı. Onun sözlerini dikkatle dinle-

O an eminim ki herkesin de benim kadar nutku tutulmuştu. Arkadaşımız İngiliz subaya yaklaştıkça İngilizler silahlarını kaldırır gibi oldular. O anda bizim siperden

127

-Vurulacaksın… Geri dön… Başını eğ! Ama uzun sürmedi çünkü arkadaşımız silahını yere bırakarak İngiliz subayı kucakladığı gibi karşı sipere bıraktı. İşte o an gördüm ki bizim siperden karşı çıkanlar utanmış bir şekilde yere bakarken, diğerleri ıslıklar çalıyordu… Bu genç asker birden gözümüzde büyümüş, devasa bir kahramana dönüşmüştü. İşte Mehmetçik olmak budur. Savaşta bile zor durumda kalan düşman askerine merhamet göstermektir.

Genç Yazarlar

sesler yükseldi:



Yaz Dostum



128



Beren Suyabatmaz 6/D

Can’ın Yaptıkları

Genç Yazarlar

Murat ve arkadaşları aralarında anlaşıp pikniğe gitmeye karar vermişlerdi. Pazar günü, sabah saatlerinde kahvaltı etmek için evden çıktılar. Kendilerine göl kenarında güzel bir yer seçmişlerdi ama başlarına ne geleceğini bilmiyorlardı. Sepetlerinden yemeklerini çıkarıp yerdeki kilimin üzerine örttükleri bir örtünün üzerine koydular. Kahvaltılarını keyifle yaptıktan sonra toplarını çıkartıp voleybol oynamaya başladılar. Her şey çok normal gidiyordu. Voleybol oynamayı bitirdikten sonra futbol oynamak için takım kurmaya başladılar. Takımları ayırarak bir süre oynadılar fakat Mustafa’nın vuruşuyla top göle kaçmıştı ve onu almak için yedi yaşındaki Can, abisinin

itirazlarına rağmen göle atladı. Boyunun yettiği yerleri koşarak geçti ama sonrasında paniğe kapılıp boğulmaya başladı ve onu kurtarmak için abisi çoktan suya atlamıştı. Can çok korkmuştu, ağlıyordu, sonunda onu kıyıya çıkardılar.

lar, neyse ki bir şeyi yoktu ama top da neredeyse karşı kıyıya geçmek üzereydi. Bunu gören Can, çok üzüldü çünkü topu abisi ve arkadaşlarından kaçırıp saklayamayacaktı. Sonra voleybol topunu alıp futbol oynamaya başladılar. Tabii ki Can yine iş başındaydı, topu

Yaz Dostum

Orada piknik yapan aileler Can’ın etrafına toplandı-

aldı ve üstüne yattı, topu kimsenin görmediğini sanıyordu. Herkes Can’ın etrafına toplanmış, topu almaya çalışıyordu. Can topu attı ve piknik yapmakta olan bir amcanın tabağına geldi. Adam çok fazla sinirlendi,

129

O kadar fazla korktular ki eşyalarını toplayıp hemen evlerine gittiler. Aralarında bir karara vardılar. Bir daha büyüyene kadar asla Can’ı böyle yerlere götürmeyeceklerdi. En azından iki sene kadar...

Genç Yazarlar

“Buraya bir daha gelirseniz kötü olur!” diye bağırdı.

Yaz Dostum 130



Merve Büşra Temur 6/D

Mutluluk Köyü’nün Uyanışı Bir varmış, bir yokmuş. Uzak ülkelerin birinde Mutluluk Köyü isminde güzel, şirin bir köy varmış. Mutluluk Köyü’nde yaşayan köylüler çok çalışkan ve yardımsever-

Genç Yazarlar

miş. Aynı zamanda çok güler yüzlülermiş. Bir gün bu köye bir yabancı gelmiş. Bu yabancı oradaki insanları hiç durmadan eleştirirmiş. Hiç kimseye yardım etmez, sıkıntılarını görünce güler geçermiş. Bir köylüye başka bir köylüyü anlatırken onu kötüler dururmuş. Sonunda bütün köylüler birbirine düşmüş. Birbirlerine kötülükler yaparak mutlu olmaya başlamışlar. Birbirlerinin acınacak hallerine güler olmuşlar. Köylüler sonunda birbirlerini görmemek için evden çıkmaz olmuşlar. Bir gün köylülerden biri her şeyin farkına varmış. İçinden, “Bu yabancı geldiğinden beri başımıza gelmeyen kalmadı. Aynı Küsler Köyü gibi olduk. Birbirimizin yüzüne

bakmaz, en yakınımıza bile kötü davranır olduk. Birbirimizin acınacak durumuna güler, arkasından konuşur olduk. Bu işte bir gariplik var ,ama ne? Bence bu yabancı Küsler Köyü’nden biri ve aramızdaki güçlü bağları kıskandıkları için bu yabancıyı köyümüze gönderdiler.” demiş.

yü’ne gitmiş. Oralarda dolanmaya başlamış. Yürürken duyduğu şeye hiç şaşırmamış: -

Biliyor musun bizim Metin, Mutluluk Köyü’nü küs-

türmeyi ve insanları kötü etmeyi başarmış. Artık onları kıskanmamız gerekmiyor. -

Biz onlardan daha iyiyiz şimdi desene.

Tam da aradığı cümleymiş. Doğruca kendi köyüne

Yaz Dostum

İşin gerçeğini anlamak için bir plan yapıp Küsler Kö-

131

Bu köylünün dürüstlüğünden şüphesi olmayan köylüler yabancının gerçek yüzünü öğrenmişler. Hepsi tekrar eskisi gibi birbirleriyle yardımlaşarak gerçek mutluluklarına geri dönmüşler. Köyün havası değişmiş. Yabancı, olan biteni anlayamadan köylüler bir olup onun gerçek yüzünü bildiklerini söyleyerek köyden kovmuşlar. Gerçeği ortaya çıkaran köylüye olan minnettarlıkları dilden dile dolaşıp unutulmaz olmuş.



Genç Yazarlar

gitmiş. Kapı kapı gezerek herkese gerçekleri anlatmış.



Ayşe Melis Çakır 6/D

Yazar İmi Merhaba ben İmi, ben bir kuşum ve bir kuş alfabesi buldum. Ayağımı mürekkebe batırıyorum sonra kâğıda

Yaz Dostum

basıyorum ve kuş alfabesini yazıyorum. Bugün yazdığım kitabımın imza günü, insanlar bile gelecek, kitaplarımı imzalayacağım yani. İnsanlar kuş alfabesi ile okumayı bilmedikleri için ücretsiz olarak kuş alfabesi harflerinin Türkçe karşılığını vereceğim. Geliyorlar işte. Evet, merhaba! -Cik cik..

132

Üzgünüm bundan sonra kuşlar geldiği için artık kuşça konuşmalıyım.

Genç Yazarlar

- Cik cik cik -Vük vük cik -Cik cik -Cik Evet, artık sizinle konuşabilirim. -Hii! -Hii, o da ne? -O da ne, Twetty -Cik cik -Twet twet Twet? Tabii ya o İngilizce ötüyor, ben sadece Türkçe ötebiliyorum. Bu arada o İngilizce mi idi?



Burak Ata Türkbayrak 6/D

Sağlıklı Beslenme Ali, abur cuburu çok seven ve çok yiyen bir çocuktu. Çikolata ve cips Ali’nin olmazsa olmazıydı. Ali bu sebeple çok kilo aldı ve dişleri de çürümeye başladı.

Günlerden bir gün Ali beden eğitimi dersinde halsiz düştü. Bu olayı en yakın arkadaşı Sinan fark etti. Hemen öğretmenine söyledi. Öğretmen, Ali’nin bu aralar çok kilo aldığını söyledi. Aslında bunu bütün sınıf biliyordu ama Sinan bunu Ali’ye nasıl söyleyeceğini bilmiyordu. Sinan bir gün bütün cesaretini toplayıp bu konuyu Ali ile

Yaz Dostum

Bunu ailesi de fark etti ama Ali’ye bir şey demedi.

paylaştı. Yalnız konuşurken kelimelerini o kadar özenle seçti ki arkadaşını da kırmak, incitmek istemiyordu. Ali, bu aralar yemek harçlığıyla çikolata aldığını söyleyin-

133

şündü. Ali’nin anlattıklarını hemen öğretmenine söyledi. Öğretmeni ise vakit kaybetmeden Ali’nin velisi ile konuştu. Tabii ki bu konuşmadan Ali’nin haberi olmadı. Ali’nin babası harçlığını azalttı. Annesi beslenmesine sağlıklı yiyecekler koydu. Bu durumu Ali anlamıştı ve çikolatayı da az yemeye başladı. Günler, günleri kovaladı ve düzenli beslendiği için Ali fazla kilolarından kurtulup eski kilosuna döndü. Ali’nin fazla kilolarını verdiğini gören ailesi çok mutlu oldu, çocuklarına gereğinden fazla para vermenin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamış oldular. Artık beden eğitimi dersinde Ali, çok aktif bir öğrenci oldu. Öğretmen ailesine teşekkür etti. Ali sınıfta “Panter” lakabını aldı.

Genç Yazarlar

ce Sinan bunu Ali’nin ailesine söylemesi gerektiğini dü-

Yaz Dostum Genç Yazarlar

134



Merve Büşra Temur 6/D

Kütüphane Bir gün ailemle birlikte kütüphaneye gittik. Etraf gerçekten çok sessizdi. Birkaç öğrenci ders çalışıyor, çoğu kişi kitap okuyordu. Biz de birer kitap alıp okumaya başladık. Daha sonra birkaç genç kütüphaneye girdi. Bir masaya oturdular. Gözüm gençlerdeydi çünkü çok ses çıkarıyorlardı. Görevliden ilk uyarıyı almışlardı bile. Neyse ki sonunda ses biraz kesilmişti. Kitabımı okumaya

devam ettim. Aradan iki dakika geçmemişti ki kahkaha ile gülmeye başladılar. Görevli daha sert bir şekilde uyardı. Benim de sinirlerim bozulmaya başladı. Onların sesinden dolayı odaklanamıyordum. Görevli bir kere daha uyardıktan sonra kütüphane müdürünü çağırmaya gitti. Ayrıca sadece benim değil herkesin sinirleri yordu. Müdür gençlere yönelerek konuşmaya başladı: “Bildiğiniz gibi burası bir kütüphane. Sessiz olunması gereken bir yer. Buraya insanlar kitap okumak, ders çalışmak, ödev yapmak için geliyorlar. Gürültülü bir ortamda insanlar bunları yapmakta zorlanırlar. Ayrıca

Yaz Dostum

bozulmuştu. Sonunda müdür geldi. Herkes onlara bakı-

gürültü ederek insanların hakkına girmiş oluyorsunuz. Lütfen sessiz olun. Burayı amacına göre kullanın. Size güveniyorum.” müdürü

gerçekten

iyi

konuşmuştu.

Gençler de ders almış görünüyordu ki sesleri kesilmişti. Şimdi herkes rahat ve sessiz bir şekilde kendi işini hallediyordu. Kütüphanede dikkat etmemiz gereken bazı konular da var. Yemek yememek, ses çıkaracak şekilde yürümemek, telefonları sessize almak bunlardan birkaçı. Lütfen siz de kütüphanede bu gibi kurallara uyun. Aksi halde başkalarını rahatsız etmiş ve haklarına girmiş olursunuz. Unutmayın ki kendinize yapılmasını istemediğiniz bir şeyi siz de başkasına yapmayın.

Genç Yazarlar

Kütüphane

135

Yaz Dostum 136

Genç Yazarlar



Sevde Melek Talaz 6/D

Eğlenceli Bir Akvaryum Günü Son günlerde bize bir şeyler oldu, gezilerden başımızı kaldırmıyoruz. Sırada akvaryum ziyaretimiz var ve bugünkü gezimizde bize eşlik edecek özel bir konuğumuz var: Sakız. Sakız, Pelin ile gelecek. Saat beşte heyecanla hazırlanmaya başladım. Herkes benim gibi heyecanlı olmalı ki altıda herkes otobüsteydi. Oysa otobüs yedide hareket edecekti. Biraz konuşarak, biraz uyuklayarak bir saati geçirdik. Neyse ki otobüs hareket etmeye başlamıştı. Daha bir saat bile geçmeden midesi bulanıp böğürenler, karnı ağıranlar,

otobüsü durdurmaya çalışanlar olmuştu. Bir süre sonra herkes sakinleşmiş, hayata dönmüştü. Tabi Muhittin Abi de şarkılar açarak bizi eğlendirmeyi başarmıştı. Ekin “anime anime” diyerek kafamızı şişirdi. Dayanamayıp telefondan anime açtık. Oh be, dünya varmış! Bir süre daha yolculuk yaptıktan sonra nihayet akvarmeye başladık. Ata ise yanına bir kilo hıyar getirmiş, balıklara yedirmeye çalışıyordu. Ata, balık gibi davranıp hıyardan bir parça ısırmıştı. Nasıl girdiyse artık akvaryuma, bir saatimizi onu kurtarmakla harcadık. Emirhan ile Ecem ise dans nasıl edilir diye penguenlere soruyorlar-

Yaz Dostum

yuma vardık. Ben, Pelin, Beren ve Beril fotoğraf çekin-

dı. Penguen dansının penguenlerden öğrenildiğini düşünen arkadaşlarım olduğu için çok şanslıydım. Onların bu hallerini gören ziyaretçiler, arkadaşlarımın komiklik-

137

lerini gösteri sanarak bir yandan alkışlıyor, bir yandan

Sonra kahveciye gittik. Önümüze menü bile koymadılar. Sormaya geldiklerinde Deniz, “Huvai a go to taksim.” deyince ağzında sakız olduğunu anladık. Meğer sadece sıcak çikolata demeye çalışıyormuş ya da kendisi öyle zannediyor. Kahvecide iki saat durduktan sonra yağmurun yağdığını gördük. Ama yanımızda şemsiye yoktu. Yağmur çok şiddetlendiği için koşmaya başladık. Bu kez Naz ile Alara kediyi kovaladıkları için yere düştüler, sırılsıklam olmuşlardı. Hareketli ve bol kahkahalı bir günün ardından evlere geri döndük.

Genç Yazarlar

da gülmekten kırılıyorlardı.



Ayliz Öğüt 6/B

Koala ile Panda Koala Koko ile panda Poni çok iyi arkadaşmış ve çok iyi geçinirlermiş. Bir gün beraber okula gidiyorlarmış. Yolda aç bir köpekle karşılaşmışlar. Panda Poni, köpeğe yardım etmek istemiş ama Koala Koko isteme-

Yaz Dostum

miş. Çünkü köpeğe yardım ederlerse derslerine geç kalacaklarının farkındaymış. Panda Poni, “Olmaz, ihtiyacı olan birine yardım etmeliyiz.” demiş. Koala Koko, Panda Poni’yi yalnız bırakıp okuluna gitmiş. Öğretmenleri Panda Poni’nin nerede olduğunu sormuş. Koala Koki olanları bir bir anlatmış. Daha sonra

138

Panda Poni sınıfa sevinçle gelmiş. Çünkü birine yardım etmenin huzuru içerisindeymiş. Öğretmeni ve arkadaş-

Genç Yazarlar

ları onu alkışlamış ama Koki alkışlamamış. Panda Poni ona darılmış ve niye böyle yaptığını sormuş. Koala Koko artık onu sevmediğini ve arkadaş olmak istemediğini söylemiş. Aslında kıskandığını belli etmek istemiyormuş. Panda Poni de onunla  arkadaş olmayı bırakmış. Panda Poni yeni arkadaşlarıyla çok güzel vakitler geçiriyor, okul sonrası birlikte yürüyor ve eğleniyorlarmış. Koala Koko onları kıskanmış ve bir gün Panda Poni’nin yanına gitmiş, ondan özür dilemiş. Ama Panda Poni özrünü  kabul etmemiş. “Gerçek arkadaşlar birbirini kıskanmaz, onların başarıları ve güzel davranışlarıyla gurur duyarlar.” demiş. Koala Koko bu cevap karşısında şaşırmış ve arkadaşına böyle davrandığı için çok pişman olmuş.

Belemir Su Öz 6/B

Deniz Anası Ve Temizlikçi Balık Güzel bir lokantada çeşitli balıkların bulunduğu akvaryum varmış. Akvaryumda iki sazan balığı, bir temizlikçi balık, bir tane de deniz anası yaşarmış. Deniz anası dikkatsiz ve özensiz davrandığı için akvaryumu sürekli

Yaz Dostum



kirletirmiş. Temizlikçi balık ise her zaman akvaryumu temizler, pırıl pırıl yaparmış. Ama deniz anası, temizlikçi balığın saatlerce uğraşıp temizlediği o pırıl pırıl akvar-

139

Bir gün temizlikçi balık çok yorgun düşmüş. Sazan balıkları ise her gün temizlikçi balığa yemek veriyor, yakından ilgileniyorlarmış. Ama temizlikçi balık sürekli çalışmaktan o kadar yoruluyormuş ki bir süre sonra iş yapamaz hale gelmiş. Bir süre sonra akvaryumda göz gözü görmemeye başlamış. Deniz anası birden bayılmış. Bayılmadan önce deniz anasına temizlikçi balık, “Aslan yattığı yerden belli olur.” demiş. O gün sahipleri akvaryumun suyunu değiştirmiş. O günden bugüne kadar asla temizlikçi balık yorulmamış. Çünkü deniz anasının aklı başına gelmiş. Bir daha akvaryumu kirletmemiş.

Genç Yazarlar

yumu her seferinde kirletirmiş.

Yaz Dostum





140

Zeynep Ecem Bağgül 6/D

Dedektiflikte Üstüme Yok “Olamazz! Kalemim yok, kitabım yok, fırçalarım git-

Genç Yazarlar

miş, paralarımı birisi almış…” diyenlerle çok karşılaşıyoruz. Bu aralar sınıfımızda çalma olayları çoğalmaya başladı. Acaba kim? İpuçları bizi hırsıza çok kolay bir şekilde götürecek. Yasin’in kalemleri kayıp, ilk olayı o anlatacak. Hırsız Yasin’in en kötü anını yakalayıp kalemlerini almış yani gören, duyan yok. Benim fırçalarım kayıp olduğu zaman içinde fırçalarımın da bulunduğu çantayı okulda bırakmıştım ve iki gün boyunca hasta olduğum için okula gelmemiştim. Hırsızın şansı yine yaver gitti. Bora’nın yirmi lirası kayboldu. Fakat nasıl olduğunu bilmiyor. Betül’ün kitabı kayıp. Bir hırsız neden ders kitabını çalar ki, onu da tam olarak anlamış değilim ama ortalıkta hırsızlık var ve ben onu çözmeliyim.

Betül kitabını dolabına koymuş ve bir ders sonra geldiğinde kitap ortalıkta yokmuş. Bu hırsız profesyonel olmalı. Neyse ben hepsini bulacağım. Şu an üç tane ipucumuz var: Birincisi hepsi sınıfta kaybolmuş, ikincisi hepsi sınıfta sahipleri yokken çalınmış, üçüncüsü bence sınıfımızda bir hırsız yok. Nasıl mı? Çünkü Betül kitabını dobakmamış. Yasin, kalem kutusuna koymuş kalemlerini. İlk olarak sınıfa bir arama düzenleyeceğim. Önce Betül’ün dolabının altına, üstüne, yanına bakalım. Baktım, yok. Beril ile Pelin’e sorayım belki onlar biliyorlardır. Beril’in elinde bir ders kitabı var. Meğer Beril, Betül’e söy-

Yaz Dostum

laba koymuş, bulamamış. Bora, çantasının içine iyice

lemiş ama Betül duymamış. Şimdi geriye kaldı kalem ve para. Yasin’in kalemleri için izin alıp kalem kutusuna baktım. Gerçekten kalem kutusu bomboş. Bununla

141

sonra ilgileneceğim, geldik para konusuna. Bora yanıde unuttuğunu söyledi. Okul bittiğinde maalesef Yasin’in sorununu henüz çözemedim. Eve gelince telefonuma çok sayıda mesaj geldiğini gördüm. Yasin mesaj atıyormuş. Aslında Yasin eve gidince annesinin kalem kutusunu yıkadığı için içindeki kalemleri çıkardığını öğrenmiş. Yani anlayacağınız ortada hırsız falan yok. Bir gizem daha çözülürken hepimiz başkalarını suçlamadan önce iyice araştırmanın ne kadar önemli olduğunu anlamış olduk.

Genç Yazarlar

ma geldi ve parayı cebine koyduğunu sonra da cebin-



Merve Karabulut / Betül Albayrak 6/B

Flamingo ve Leylek İki yakın arkadaş varmış, bunlardan birisi leylek diğeri ise flamingo imiş. Flamingo o kadar güzelmiş ki bütün âlem kıskanırmış. Flamingo bir gün demiş ki leyleğe:

Yaz Dostum

- Ben dış güzelliğe o kadar çok önem veririm ki bütün âlem bilir bunu. Leylek. madem hayvanlar dış güzelliğe bu kadar çok önem veriyor, ben niye güzelleşmeyeyim diye düşünmüş.  Leylek bunları düşündükten sonra flamingoya, “Fla-

142

mingo, beni de senin gibi güzel yapabilir misin?” demiş. Flamingo leyleğin lafı üzerine demiş ki: “Tabi ki sen

Genç Yazarlar

iste yeter.” Bunun üzerine leylek ile flamingo meşhur örümceğin  kuaför salonuna gitmişler ve örümcek altı kolu ile birden leyleği güzelleştirdiğini düşünmüş, leylek aynaya baktığında birden yerinden hoplayıp, “Aman, aman bu ne hal!” demiş. Eski halinden daha da çirkin olduğunu görmüş. Elindeki ile yetinemeyen, elde edeceği ile de yetinemez.                                                                                                                                                          

       

Mehmet Yağız Kavak 6/D

Benimle Oynama İnternet Tunç çok çalışkan bir çocuktu. Babası karnesi bu yıl da iyi olursa ona oyun bilgisayarı alacaktı. Nihayet yıl

Eve koşarak gitti. Babasına hemen karneyi verdi. Babası karneyi inceledikten sonra, “Aferin oğluma! Bilgisayarı hak ettin.” dedi ve Tunç’u alnından öptü. Bir sonraki gün bir teknoloji marketine gidip bilgisaya-

Yaz Dostum

sonu gelmiş, Tunç karnesini almıştı.

rı aldıklarında Tunç çok heyecanlıydı ve hemen oyun indirip oynamaya başladı. Günler bilgisayarında oyun oynayarak geçiyordu. Arkadaşı Murat ne zaman bah-

143

çede oynamak için çağırsa Tunç, bilgisayarında oyun medi. Çünkü eskisi gibi oyun oynayamıyorlardı. Hep oyun oynadığı için ve ekrana yakından baktığı için Tunç’un gözleri ağırıyordu. Bir gün babası Tunç’a bilgisayarı gerekli şekilde kullanacak kadar akıllı olduğuna inandığını söyledi. Tunç çok utanmıştı. Nasıl bu kadar kontrolsüz olabilirdi? Tunç, bilgisayar oynamayı azalttı ve Murat’la eski günlerine döndüler.

Genç Yazarlar

oynayacağını söylüyordu. Murat bu durumu hiç sev-

Yaz Dostum 144

Sevde Melek Talaz 6/D

Genç Yazarlar

Büyük Macera Bugün günlerden cumartesi ve sınıf arkadaşlarımla sinemaya gideceğiz. Daha saatim çalmadan yedide uyandım. Heyecandan ne yapacağımı unuttum. Önce giyinmeye karar verdim. Tabii ki ardından hemen Pelin’i aradım. Pelin’le önceden aldığımız tişörtleri giymeye karar verdik. Sınıfça kararlaştırdığımız saatte sinemanın önünde buluşmuş, gideceğimiz filmi seçiyorduk. Sonunda acıklı bir filme gitmeye karar verdik. Beren, Beril, Pelin ve ben kendimizden geçmiş sinemanın ortasında çılgınca dans etmeye başladık. Kerem ve Yağız daha film

başlamadan bütün patlamış mısırları bir çırpıda bitirmiş, bizim mısırlarımıza bakıyorlardı. Ekin ise yere düşen patlamış mısırların içine uzanmış, “Bakın, yüzüyorum!” diye bağırıyordu. Neyse ki film başladı. Herkes konuşmayı bırakmış, film izliyordu. Emirhan kendini filme o kadar kaptırmıştı ki hıçkıra hıçkıra ağlıyor, yanındakiler onu teselli Emirhan’ın koluna girip dışarı çıktık. Madem filmden erken çıktık, hayvanat bahçesine gidip biraz gezebilirdik. Hiç vakit kaybetmeden otobüse binip Botanik Park’a hızlıca gittik. Hayvanat bahçesinde dolaşırken bir ara Ekin bizden ayrılmış, zürafanın

Yaz Dostum

ediyordu. Etraftakileri daha fazla rahatsız etmemek için

boynuna sarılmaya çalışıyordu. Ekin’e sinirlenen zürafa ona bir tekme attı. Bütün sınıf kahkaha atarken Ekin havada uçuyordu. Ata, zürafanın dilinden konuşarak

145

Ekin’i kurtardı. Emirhan, filmin etkisinden kurtulmuş ollemleri yapıyordu. Neyse ki arada teller vardı da Emirhan aslanlara yem olmaktan kurtuldu. Naz ve Alara ise keçileri kovalarken bir anda bataklığa düştüler. Onları kurtarmak yarım saatimizi aldı. Acaba sağ salim hayvanat bahçesinden çıkabilecek miydik? Buradan çıkıp Botanik Park’a geçmeye karar verdik. Doğruca bisiklet bölümüne gittik. Ayşenur’la Nisanur o bisiklet benim, bu bisiklet senin diye kavga ediyorlardı. Beren ise etek giydiği için bisikletlerin tekerine takılmış ve yere yapışmıştı. Ayşe Melis ve İclal oyun olsun diye Beren’in üstüne atlamışlardı. Beren hastanelik oldu, o günkü maceramız hastanede noktalandı.

Genç Yazarlar

malı ki aslanların yanına gitmiş onlarla matematik iş-

Yaz Dostum 146

Genç Yazarlar



Burak Bizimtuna 6/B

Kahraman Koyun Bir zamanlar kendi yaptığı ahırda tek başına yaşayan bir koyun varmış. Bu koyun, sürüsünü kaybetmiş ve onları aramaya karar vermiş. Bir gün sürüsünü ararken bir vadiye gelmiş, bu vadiye kurtlar vadisi adını vermiş, çünkü vadinin her yerinde kurtlar varmış. Kurtların hayatlarının nasıl olduğunu merak ediyormuş. Bu yüzden sürekli vadiye gelip gizlice kurtları gözetliyormuş. Bir zaman sonra kurtları uzaktan gözetlemekten sıkılmış. Onları yakından görmek istiyormuş. Ama oraya gidecek cesareti yokmuş.

Kuzu düşünmüş, taşınmış ve sonunda bir kostüm yapmaya karar kılmış. Haftalarca uğraşarak hiç kuzu olduğunu belli etmeyen bir kostüm yapmış. Ve kurtlar vadisine inmiş ama uzaktan izlediği zamanlara göre bir değişiklik varmış. Bir kurdun yanına gidip sormuş: -Merhaba kurt kardeş, ne oluyor böyle? Ne bu heye-

Kurt demiş ki: -Birkaç kuzu vadinin hemen yanındaki ovada otluyor. Biz de onları avlamaya gidiyoruz.

Yaz Dostum

can, bu telaş, herkes nereye gidiyor?

Kuzu bu duruma çok sinirlenmiş. Hızlıca oradan uzaklaşmış. O kadar emek verdiği kostümü yırtıp atmış. Hemen ahırına gitmiş ve bir sürü baklava açmış. Hemen kurtlar vadisine gidip, “Durun, kuzuları yemeyin! Onlar

147

miş. Kurtların başkanı hemen öne çıkmış ve baklavanın tadına bakmış. Çok beğenmiş. Kurtlar, kuzuların yerine baklava yemişler. Bundan böyle kurtlar ve kuzular barış içinde yaşamış. O günden sonra bizim koyuna herkes “Kahraman Koyun” demeye başlamış. Çünkü aklını kullanarak diğer arkadaşlarının canını kurtarmış.

Genç Yazarlar

yerine baklava yiyin. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım.” de-

Yaz Dostum 148

Genç Yazarlar



Pelin Yankol 6/D

Yerden Gelen Ses Bugün arkadaşlarımla birlikte TEMA vakfının ağaç dikme kampanyasına destek olmak için en uygun kıyafetleri giyip sözleştiğimiz gibi bizim mahalledeki çorap dükkânının önünde buluştuk. Ellerimizde kazma ve küreklerle yola çıktık. Geldiğimiz ilk dakikalarda hepimiz fidan dikmenin çok kolay bir iş olacağını düşünüyorduk. Ta ki kazmalarla yeri kazmaya başlayana kadar... Toprağı kazıp fidanları yerleştirdikten sonra tekrar toprakla üstünü kapatıp ayaklarımızla güçlü bir şekilde çiğnedik. Sonra da can suyunu verdik. Bu işlemi defa-

larca yapınca çok yorulduk ve fidan dikmenin çok zor bir iş olduğunu anladık ama bir yandan da fidan dikmek çok hoşumuza gitmişti. Fidan dikmeye kendimizi öyle kaptırmıştık ki ayaklarımızın ve çoraplarımızın çamur olduğunu fark etmemiştik bile. Fidan dikmeyi bitirip nihayet evime geldim. O gün şekerleme yapmaya karar verdim. Çoraplarımı çıkarıp doğru yatağıma gidecektim. Uyandığımda ders çalışacak ve ödevlerimi tamamlayacaktım. Ders çalışırken çok susadım, su almaya mutfağa giderken bir yerlerden bir ses geldi. Çok korkmuştum, ar-

Yaz Dostum

çok yorgundum ve bir şeyler atıştırdıktan sonra biraz

kamı dönemiyordum, bir süre sonra başımı hafifçe çevirip baktım, çorabımın teki bir yerde ağlıyor ve bana oradan sesleniyordu: “Lütfen beni eşimden ayrı tutma!

149

naldım ve terledim, eve gelince de sen beni yere fırlatıp duruyorsun, yeter artık!” Çığlık atarak uyandım, meğer bunların hepsi bir rüyaymış. Gerçekten çok korkmuştum ve hâlâ rüyamın etkisini üzerimden atamamıştım. Artık eşyalarıma daha düzgün davranmaya başladım.

Genç Yazarlar

Bütün gün zaten ayakkabının içinde sıkışıp kaldım, bu-

Yaz Dostum 150



Emirhan Öz 6/D

Sınıf Gezisi

Genç Yazarlar

Üç ay gibi uzun bir aradan sonra okullar açıldı. Okulun ilk haftası sınıfça bir geziye gidecektik. Herkes sabah okulda toplanmıştı. Sınıftaki herkesin üzerinde okul kıyafeti vardı. Yani ben öyle sanıyordum. Aramızdan bir kişi yıldız gibi parlıyordu. Saçını sprey boyayla griye boyatmış. Üstüne de “Uf ya okul başladı!” yazan bir tişört giymişti. Peki ya kimdi o? O kişi Reha idi. Pelin ise arıdan korunmak için arıcı kıyafetlerinden giymiş, aman bitlenmeyeyim, aman pislenmeyeyim diye geziyordu. Üstelik bu kıyafetlerden üç kıza daha getirmişti. Ne düşünceli kızdı şu Pelin! Gezi vakti geldi çattı. Herkes heyecanla hareket etmeyi bekliyordu. Yalnız bir kişi yoktu. Sayımız bir eksik

çıkıyordu. Acaba geciken bu muhteşem arkadaşımız kimdi? Tabii ki Ekin’di. Daha fazla beklemeden yola koyulduk. Ama herkes onun geciktiğini düşünerek hata etmişti. Ekin geziyi bir önceki gün zannetmiş. Nasıl olsa gelirler diye oraya çadır kurup uyumuş. Ekin’i Hasan Emre buldu. Peki, nasıl mı buldu? Tabi ki Ekin derslerde sahip olan Hasan Emre, onun frekanslarını çözmüştü. Biraz ileride Ata bu sefer de koalalarla ağaca çıkma yarışı yapıyordu. Ta ki ağaçtan düşene kadar. Eren ile Alperen ise gezerken önlerindeki örümcek dolu çukuru görmemişlerdi. Zar zor kurtulmaya çalışıyorlardı. Ekin ise

Yaz Dostum

sürekli uyuyup horladığı için yanında oturma şansına

uykusunu almış, ayının yanında garip hareketler yapıyordu. Ekin ayıya bağırıyor, ayı da Ekin’e bağırıyordu. Ayşe Melis ise gruptan çıkıp aslanların yanına gitmiş,

151

onlara alfabeyi öğretmeye çalışıyordu. Hem de beş yanında onları taklit ederken görünce haline çok güldüm. Yağız ile Kerem çok acıkmış, “Yemeeeeeeek!” diye bağırıyorlardı. En son onları arabanın yedek tekerleğini kaçırırken görmüştüm. Bu kadar harika arkadaşın içine ben nereden düştüm, diye düşünürken arkadaşlarımın servise doğru gittiğini gördüm, sırayla servise bindik ve yaşadığımız bunca acayip olayların etkisiyle yüzlerimizde gülücüklerle evlerimizin yolunu tuttuk.

Genç Yazarlar

dakikada... Kemal Emre’ye baktığımda baykuşların

Yaz Dostum



152



Ecenaz Günay

6/D

Beş Kafadar Kamp Çadırında

Genç Yazarlar

Aslı ve Ada adında iki kız kardeş her gün yemekten sonra bahçeye çıkar; arkadaşları Eda, Seda ve Sunay ile dışarıda yakar top, saklambaç, ebelemece gibi oyunlar oynarlardı. Babaları eve internet bağlattıktan bir süre sonra hepsi internet üzerinden ebelemece, saklambaç hatta yakar top bile oynamaya başladılar. Anneleri bundan hiç hoşlanmıyordu, önceden notları doksan-yüz iken bu sene yetmişlerdeydi. Ada ve Aslı’nın annesi bir gün alışveriş yapmaya gittiğinde eve geç geleceğini söylemişti. Her zaman Ada ve Aslı anneleriyle alışverişe giderdi fakat bu sefer arkadaşlarıyla internetten oyun oynamak için gitmek istemiyorlardı. Anneleri telefonla-

rı ellerinden alınca ikisi de hâlâ internetin etkisinin altındaydı. Ayakları uyuşmuş, belleri ve gözleri ağrıyor, ayağa kalktıklarında yürümekte zorlanıyorlardı. Oysaki aynı gün Eda, Seda ve Suna’nın da anneleri aynı şeyi yapmışlardı çünkü bu fikir annelerin ortak kararıydı. Kızlar, hep birlikte eski günlerdeki gibi parka gittiler, herkes çok mutluydu. Bir anda ikisi de ağrılarını unutmuş, oyun

Sonraki gün

Ada, Aslı, Seda, Eda ve Sunay arka

bahçede kamp yapmaya karar vermişlerdi. İlk yardım çantası, çadır, su, Kasap Berkan’dan aldıkları sucuk ve kampın olmazsa olmazlarından patatesi yanlarına al-

Yaz Dostum

oynamaya başlamışlardı.

mayı unutmadılar. Tabii koca bir çadır kurmayı da ihmal etmediler. Aslı ve Seda saklambaç oynarken bahçedeki depoya saklanmışlar ve uzun süre çıkmamışlardı.

153

Arkadaşları onları bulduğunda yüzleri adeta kızarmış yakmaya çalışan Seda’yı gördüler. Seda, odunları birbirine sürtüyor yanmasını bekliyordu. Sunay’ın babası dayanamayıp ateş yakmalarına yardım etti. Sucuklar kızarıp közde patates hazır olduğunda hep birlikte yediler. Tabii akşam evlerine gittiklerinde bir saat internet haklarını da kullandılar. Anneleri günde bir saat internete izin veriyordu. İnternete yeteri kadar girmek, hayatlarını zorlaştırmıyor, artık birbirlerine vakit ayırarak çok keyifli zaman geçiriyorlardı.

Genç Yazarlar

domatese benziyordu. Hava kararırken odunlarla ateş

Yaz Dostum



154

Ecenaz Günay 6/D

Beş Kafadar 2 Ben Aslı. Arkadaşlarım Seda ,Eda, Sunay ve ikizim

Genç Yazarlar

Ada ile sinemaya gitmeye karar verdik. Hep beraber sinemanın yolunu tuttuk. Metroya bindiğimizde bir yandan muhabbet ediyor bir yandan da ineceğimiz durağın gelmesini bekliyorduk. Sonunda sinemaya gelmiştik, Sinemada Kafadar Tayfa izlemek çok eğlenceliydi. Sinemadan çıktığımızda saat ondu ama sinemada bir şey unutmuştuk. Ne mi unuttuk? Tabii ki Seda’yı... Seda’nın yokluğunu lahmacunlarımızı yedikten sonra fark etmiştik. Sinema üç saatti ve Seda ikinci yarıda uyuyakalmıştı. Sinemaya geri dönüp Seda’yı uyandırdık ve güle güle evlerimize gittik.





Sevde Melek Talaz 6/D

İstanbul Gezimiz Sınıfça İstanbul’a gidecektik, altı buçukta okulun kapısının önünde toplandık. Tam otobüse biniyorduk ki Mert yoktu, çok bekledik. Otobüslerin kalkacağı sırada bağırıyordu. Onları da alıp İstanbul’a gittik. İlk önce İstanbul Akvaryum’a gittik. Çok sayıda balık çeşidi vardı. Berna, Belma, Sevda, Berra, Ece fotoğraf çekiniyor; Atakan ve Emir balıklara, Kerim ile Yasin köpek balıklarına bakıyorlardı. Sonra penguenler tarafı-

Yaz Dostum

Murat ve Mert, “Bizi de bekleyin, bizi de bekleyin!” diye

na gittik. Mert penguenlere bayılmış, sürekli öz çekim yapıyordu. Akvaryumdan çıkarken Mert’in yokluğunu fark ettik. Yarım saatimizi Mert’i bulmakla geçirdik. Ya-

155

sin, “Mert burada!” diye bağırdı. Hepimiz koştuk, bir de yorulmuş ,uykuya dalmış. Mert’i alıp tekne turuna başladık. Mert, teknenin beşik gibi sallamasından da hoşlanmış olmalı ki hâlâ uyuyordu. Mert’i uyandırmak için bir bardak soğuk suyu yüzüne döktük, kendine geldi. Tekne turu için yarım saatimiz kalmıştı. Mert denize bakarken az kalsın denize düşüyordu, son anda kurtardık. Tur sona erdiğinde Topkapı Sarayı’na gittik. Birçok tarihi eser vardı. Kaşıkçı Elması’nı gördüğümüzde çok beğendik. Murat Kaşıkçı Elması’na bayılmış, “Keşke benim olsaydın!” diye söyleniyordu. Murat’ı alıp otobüse bindik, Bursa’ya geri döndük.

Genç Yazarlar

ne görelim? Mert, penguenlerle öz çekim yapmaktan



Sevde Melek Talaz 6/D

Kütüphane Günümüz Evet, bugün haftanın en mutlu günü çünkü bugün

Yaz Dostum

sınıfımızın kütüphane günü... Tüm sınıf arkadaşlarımın kitap okuyacağına inanamıyorum. Yasemin Öğretmen sınıfa geldiği zaman herkes ikişerli sıra oldu, hep birlikte kütüphaneye çıktık. Dörtlü masalarda herkes istediği kişilerle oturabilecekti. Ben, Pelin, Beren, Beril bir masaya; Yağız, Ata, Kerem, Emir-

156

han bir masaya oturdu. Konuşan kişi kulaklık takıyor, ceza olarak arabesk dinliyordu. Tabii ki daha beş dakika olmadan Ekin’e kulaklık takıldı. Ekin’in yüzü dinlediği

Genç Yazarlar

müzikten olmalı ki acı çekiyor gibi görünüyordu. Ardından Hasan, Emre ve ben... Ne olduğunu anlamadım, konuşan Pelin’di ama kulaklık bana takıldı. Teneffüs olduğunda arkadaşlarım kütüphanede yaptıklarını ballandıra ballandıra anlattılar. Sanki kütüphanede parti verdiler ve biz de olanları görmedik, diye geçirdim içimden. Ne olursa olsun kütüphane bizim güzel evimizdi ve kitap okumak çok eğlenceliydi.







Alanur Bili 8/B

Canım Kardeşim Bize katıldığın gün ne olduğundan habersizdim çünkü daha beş yaşındaydım. Kardeşim olduğundan haberim yoktu. Zaman geçtikçe tanımaya başladım onu. na sebep olan kardeşime gıcık olmaya başlamıştım ve bu duygu her geçen gün artıyordu içimde. Takvimler ilerledikçe kardeşim büyüyor, paylaşımlarımız artmaya başlıyordu. Kardeşim şu anda sekiz yaşında ve hâlâ biraz gıcığım ona ama beraber güzel anıla-

Yaz Dostum

Koltuğumda gözü olan ve pabucumun dama atılması-

rımız da gittikçe birikiyor. Aslında en güzel anılarımızı birlikte yaşıyoruz, ilk heyecanlarımız, ilk korkularımız, ilk tecrübelerimiz, öğrendiği-

157

de seviyorum sanırım onu ve belki de bunun farkındadır küçük yumurcak. Mesela eskiden tatile giderken arabada birbirimizi yer, sürekli tartışırdık ama geçen sene ilk defa yolculukta sarılıp uyuduk ve didişmeden yolculuk yaptık. Dedelerimizin ölümünü beraber yaşadık, beraber ağladık. Beraber güldüğümüz, eğlendiğimiz anlar da oldu; beraber üzüldüğümüz anlar da... Kavga ettiğimiz anlar da oldu tabii ama hiçbirinde kardeş olduğumuzu unutmadık. Ne kadar kavga etsek de hep sevdim onu ve sevmeye de devam edeceğim. Bence kardeşlerimizle hâlâ birlikteyken onlara sarılmalı, onlarla güzel vakit geçirmeliyiz.

Genç Yazarlar

miz ilginç bilgiler ve daha birçok şey. Çok belli etmesem

Yaz Dostum 158



Ayşe Melis Çakır 6/D

Ciciş ve Mimiş ‘’Hey, hey!’’ diye çağırır arkadaşını siyah fare. -Oaaah, ne var Ciciş?

Genç Yazarlar

-Unuttun mu? Bugün bir eve girip mutfağına dalacaktık Mimiş. -Ay! Ne? Aaa! Ooo! Şeyyy, şeyyy…. -Ne oldu Mimiş, bir sorun mu var? -Aaaov gideceğimiz evin alarm sistemi var. -Ooov, sana böyle bir durumda alarmı devre dışı bırak dedim. -Ne yapayım Ciciş? Neyse bunu sonra hallederiz. -Tamam daha fazla zaman kaybetmeden hadi koş da yetişelim. (Koşarlar ve küçük İmi’nin evine gelirler.)

- Ciciş, gidiyorum ve alarm sistemini devre dışı bırakacağım. -Hemen yap şunu dostum. Burası çok büyük. -Tamam gidiyorum. -Mimiş, şu telsizi al ve alarmı devre dışı bırakınca ha-

Alarmı etkisiz hale getirmek için giden Mimiş, sistemin çok karmaşık olduğunu görür ve kara kara düşünürken uykuya dalar. Uzun bir süre sonra Ciciş telsize doğru uzanır ve der ki:

Yaz Dostum

ber ver.

-Hey Mimiş, hallettin mi? Mimiş uykulu uykulu farkında olmadan bu soruya “Evet” der. Ciciş eve girer ve alarm çalmaya başlar.

159

Minti, Manti ve Çikita o sırada evdedir. Küçük kardeşler Minti ve Manti çok korkarlar, ablaları Çikita onları kanatlarının altına alır ve küçük kardeşler biraz rahatlar. Annesine çeken küçük Minti yemyeşil, babaya çeken Manti masmavi, hiç kimseye benzemeyen Çikita sapsarı renktedir. Aile; başkasının evine izinsiz giren arkadaşını da ele verir, diye düşünür. Farelere yiyecek verip yaptıklarının yanlış olduğunu anlatırlar. Fareler aileye, üzüntü ve pişmanlıklarını belirttikleri bir özür mektubu yazarlar. Her ikisi de affedilir ve bir daha asla hırsızlık yapmazlar.

Genç Yazarlar

Mavi tüylü parlak kanatlı İmi, eşi Limon ve çocukları;



Esma Kaya 7/C

Birlik ve Beraberlik Bugün günlerden pazartesi. Türkçe öğretmenimiz bizi gruplara ayırdı ve bir konu belirleyerek araştırmamızı istedi. Biz de Mervelerde toplandık. Konu için herkes fikrini söyledi ve sonunda birlik ve beraberlik hakkında

Yaz Dostum

çalışma yapmaya karar verdik. Çalışmamızı atasözleri, şiirler ve kompozisyonlar ile süsleyecektik. Atasözümüz, “Birlikten kuvvet doğar” idi. Biz de iş birliği yaparak birlik ve beraberliği sağlamıştık. Çalışmamız eğlenceli geçti. Saatin geç olduğunu fark etmemiştik. Hepimiz evlerimize dağıldık ve ertesi gün tekrar görüşmek için sözleştik.

160

Ertesi gün Mervelerde tekrar buluştuk. Saatler sonra

Genç Yazarlar

çalışmamız bitti. Bugün de zaman su gibi akıp geçti. Merve kendi elleriyle kek yapmış, bize ikram etti. İkramlıkları yedikten sonra okulda görüşmek üzere vedalaştık. Sabah okula gittik. Matematik dersinden sonra işte o beklenen ders gelmişti, Türkçe dersi... Öğretmenimiz herkesi gruplar halinde tahtaya kaldırdı. Nedense en sonda bizim ismimiz vardı ve sonunda sıra bize geldi. Merve ile başladı, Ahmet ile bitti sunumumuz. Daha sonra çalışmamızı nasıl yaptığımızı sınıfa anlattık. Öğretmenimiz, “Bu güzel çalışmanız ve birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu bize tekrar hatırlattığınız için teşekkür ederim.” diyerek hepimizi mutlu etti.



Esma Nur Turan 7/C

Hatalı Türkçe Merhaba sevgili okurlarımız, size günlük hayatımızda yaşadığımız bir olaydan bahsedeceğim. Hepimiz günde kaç tane yabancı ve bir o kadar da anlamsız kelimelerden olan pro, feyk, hacker gibi isimlerle hesap açıyor ya da en basitinden mesajlaşırken bu sözcükleri kullanıyoruz. Dışarı çıktığınızda mağazalara şöyle bir bakın; niye ülkemizde bize anlamsız gelen, hiç de bizden olmayan

Yaz Dostum

kelime kullanıyoruz? Sosyal medyada sık kullandığımız

isimlerin verildiği mağazalar var? Neden hayvan dükkanı yerine pet shop, yediğimiz yiyeceklere fast food ya da market ismi söylerken hiper, süper gibi isimler kul-

161

Türkçe olmayan kelimeleri kullanırken kendi dilimizin utancını bir düşünün. Bizden olmayan, bize yabancı olan bu kelimeleri gerçek sahiplerinin söyledikleri aksan ile konuşmadığımız için ortaya nasıl gülünç bir durum çıkar, hesap edin. Başka milletlere ait olan prestij, lux rezidans gibi kelimeler maalesef halk ağzında çokça kullanılır durumda. Halbuki onun yerine üst düzey, çok pahalı gibi kelimeler kullanılabilir. Bilinçli olup Türkçemize sahip çıkalım. Yabancı kelimelerin savaşından Türkçemizi korumak için daima Türkçesini kullanalım. Dilini, dinini ve kültürünü kaybetmiş bir toplum, toplum değil başka milletlerin kölesidir.

Genç Yazarlar

lanıyoruz?

Yaz Dostum 162



Fatma Nur Yavaş 7/C

İpek ile Kübra ‘nın Öyküsü

Genç Yazarlar

Bir zamanlar İstanbul’un bir mahallesinde çok iyi kalpli iki kız kardeş yaşarmış. Bunların isimleri İpek ile Kübra imiş. Mahalleye yeni taşınmışlar. Bu yüzden onlar dışarı çıktıklarında hiç kimse onlarla oynamıyormuş, tüm çocuklar oynarken onlar mahallede oynayan çocuklara bakakalırlarmış. Aradan zaman geçmiş, İpek’le Kübra onlarla oynamak için izin istemesine rağmen çocuklar kabul etmemiş. İki kardeş eve ağlayarak gitmiş. Altı ay böyle geçmiş gitmiş. Anne ve babaları o iki kardeşe, “Haydi kızlar bavullarınızı toplayın, artık bu evden gidiyoruz. İş yerime yakın bir yere taşınacağız.” demiş. Kızlar, sevinçle bavullarını toplamaya gitmiş. Ertesi gün bavulları alıp evden çıkmışlar ve herkes onların

evinin önüne gidip “Niye gidiyorsunuz, gitmeyin!” demeye başlamış. Kızlar ise, “Yeni mahallemize taşınıyoruz, orada yeni arkadaşlar edineceğiz.” deyip arabaya binmişler. Anneleri çocuklara, “Yeni eve yerleşene kadar kuzenlerinizin yanında kalacağız.” demiş. Kızlar çok sevinmişler.

bakmışlar ki kuzenleri onları kapıda bekliyor. Tam onlara doğru koşarken Kübra’ya araba çarpacakmış ama araba son anda durmuş. Herkes çok korkmuş, birbirlerinden özür dileyip devam etmişler. Eve girdiklerinde karınları çok açmış, teyzesi onları

Yaz Dostum

Beklenilen an gelmiş, arabadan indiklerinde bir de

mutfağa çağırmış, sofrada ne isterseler varmış. Yemeklerini yiyip oyuna dalmışlar.

163

Bir hafta sonra evleri hazırmış, kendi evlerine taşınma lerini geçirecekleri için çok mutluymuşlar. Sonunda yataklarına girmişler. Sabahın nasıl olduğunu anlamamışlar. Annelerinin, “Kübra, İpek! Haydi kalkın!” diye seslenmesiyle uyanmışlar. Bahçede oynayan çocukların seslerini duyunca hemen kahvaltılarını yapıp bahçeye koşmuşlar.

Genç Yazarlar

zamanı gelmiş. İpek ve Kübra yeni evlerinde ilk gece-

Yaz Dostum 164



Genç Yazarlar



Hilal Üstün 7/B

Yağmur Köprüsü Okulun sessiz ve sakin bahçesi zil çalınca kapıya doğru koşan çocuk çığlıkları ile bozuldu. Genelde sadece araba sesleri duyulan okulun önünde çocuk çığlıkları da duyulmaya başlamıştı. Çocukların çoğu okula yeni gelmiş olan birinci sınıflardı. Onlar okulun ilk günü olduğu için günün nasıl geçtiğini birbirlerine anlatıyor, oyunlar oynuyor, bir taraftan da ailelerinin gelmesini bekliyorlardı. Aradan geçen yarım saat sonunda okulun önü boşalmıştı. Tek bir kişi hariç, herkes gitmişti, saat yedi olmasına rağmen minik Yağmur’u almaya kimse gelmemişti. Ayrıca okulun önünde ağlayan çilli , kızıl ve minik kızı kimsenin farketmemesi Yağmur’un moralini

daha da bozmuştu. Babam beni unuttu, bir daha gelmeyecek, diye düşünüyordu. Yağmur korku ile daha fazla baş edemeyeceğini fark edince okuldan çıktı ve annesinin sürekli onu uyardığı yollardan karşıya geçti. Tamam, korkuyordu çünkü ilk defa olan bir şeydi bu ama hâlâ küçük seçeneği de yoktu. Yağmur, yarım yamalak hatırladığı evinin yolunu düşünürken kendini bir sürü insanın olduğu bir kalabalığın içinde buldu. Öyle çok korkmuştu ki nereye gideceği ya da ne yapacağı tamamen aklından çıkmıştı. Yağmur nereye gittiğini bilmeden dümdüz gitmeye başladı en sonunda kalabalıktan kurtuldu.

Yaz Dostum

olduğu için heyecanına engel olamıyordu, hem fazla

165

olan Yağmur, birden yazın okula bakmak için geldiklerinde gördüğü köprüyü anımsadı. Birçok şey görmüştü yolda, ama ona en cazip gelen o köprü olmuştu. Her ne kadar annesi onu uyarsa da Yağmur bu şansın eline çok az geçeceğini düşünüp biraz tereddütlü şekilde köprüden geçmeye karar verdi. Köprünün evine giden en kısa ve tek bildiği yer olması da onu köprüden geçme konusunda ikna etmişti. Etrafına bakınarak dikkatsizce yürüyordu Yağmur lâkin kafasını sallanan bir tabelaya çarpınca aklı başına geldi. Tabelaya dikkatlice baktı, tabelada büyük harflerle Yağmur Köprüsü yazıyordu. Ancak yağmur

Genç Yazarlar

Eve nasıl gideceği artık aklından tamamen uçmuş

okuma yazmayı bilmediği için orada sadece bir şeyin yazdığını bilmekle yetindi. Bunun o zaman gördüğü köprü olduğuna emindi. Köprünün içi karanlık olduğu için başta girmek istemedi ama merak etmediği de söylenemezdi. Tüm tereddütlerini içine atarak köprüye doğru bir adım attı. İlerledikçe arkasındaki ışık bitiyor ve

Yaz Dostum

önü daha karanlık bir hal alıyordu. Birkaç metre gittikten sonra birden yanında bir köpek belirdi. Normalde birinci sınıfa giden bir kız o denli büyük bir köpekten korkardı ama Yağmur’un köpekler ile arası iyiydi, bu nedenle sadece biraz duraklayıp yavaşça köpeği sevdi. Fazla yaklaşmak istemiyordu çünkü babası Metehan Bey’in aksine, annesi Açelya ha-

166

nım bu konularda çok titiz biriydi. Şimdi annesi yanında olsa ona ne kadar kızar diye düşündü.

Genç Yazarlar

Yağmur, hafif bir ses duydu. Duyduğu ses bir müzik sesiydi ve sesin yankısından köprünün sandığından daha uzun olduğunu anlamıştı. Birkaç adım attıktan sonra ileride gitar çalan bir adam gördü. Adam gitarın çantasını önüne açmış karanlık köprüde öylece oturuyordu. Yağmur ona neden dışarıda insanların olduğu yerlerde çalmak yerine nadiren insanların geçtiği bu yerde çaldığını sordu. Adam ise “Her şey para değildir küçük kız, herkesin kendini görmek istediği yerler vardır. Dışarısı çok gürültülü ama burası sessiz ve huzurlu. Belki sana garip geliyor ama herkesin ilham yeri başkadır. Kimi güneşli ve sesli yerlerde düşünür, kimi benim gibi sessiz yerlerde düşünür. Neyse bunlar şu an senin düşünmen

gereken şeyler değil, peki şarkıyı beğendin mi? Ben besteledim.” dedi. Yağmur, kafası biraz karışmış bir şekilde “Evet” dedi. Abi tekrar çaldı, her şey bir yana Yağmur besteyi gerçekten çok beğenmişti, şarkıdaki birkaç kelimeyi anlamasa da melodisi akılda kalıcı gelmişti ona. Vaaldığı kakaolu bisküviden artan parayı abinin açtığı çantaya atarak yoluna devam etti. Birkaç dakika yürüdü ama köprünün rutubetli havası yüzünden tavanda birikip yere düşen su damlaları haricinde hiçbir şey duymuyordu. Dışarıda havanın

Yaz Dostum

kit kaybetmemesi gerektiğini bilen minik kızımız, öğlen

kararıp kararmadığını merak eden küçük kız, köprünün sonuna yaklaştığını anlamıştı. İleride gördüğü hafif ışık onu biraz da olsa rahatlatmıştı. Sırtındaki çanta yüzün-

167

müştü. Uzun süren sessizliği Yağmur’un hemen yanında bulunan yaşlı amca bozmuştu. Üstü yırtık pırtıktı ve biraz ıslak görünüyordu. Simsiyah ellerei yara bere içindeydi, parmakları olmayan eldiven giymişti. Yağmur’un vicdanı yaşlı insanları görünce kendini kötü hissetmesini sağlardı ama bu iki misli kötüydü. Yaşlı adam ellerini açmış, “Yardım edin!” diyordu. Amca başını hafifçe kaldırdı ve Yağmur’a baktı. Yağmur, biraz ürkmüştü çünkü ailesi onu tanımadığı insanlar ile konuşmaması gerektiği konusunda uyarmıştı. Yine de Yağmur, o yaşlı amcanın kendisine zarar vere-

Genç Yazarlar

den yorulmuştu ayrıca hiç yürümediği kadar çok yürü-

cek biri olduğunu düşünmüyordu. Yağmur, annesinin ona öğlen verdiği kaşarlı tostu çantasından çıkardı. Kaşarı hiç sevmezdi, bu yüzden tostu yememişti, şimdi iyi ki yememişim diye düşündü. Tostu yaşlı amcaya verdi. Amca biraz şaşırmıştı, tostu alır

Yaz Dostum

almaz hızlıca yiyip bitirdi. Yağmur hayretle amcaya bakıyordu. Adam tostu bitirdikten sonra Yağmur’un elini tuttu, küçük kız çok korkmuştu ama yine de elini çekmedi çünkü bunun çok büyük kabalık olacağını biliyordu. Amca Yağmur’a, “Küçük kız, senin yaptığını kimse yapmaz, çok iyi kalpli bir kız olduğun anlaşılıyor. Nor-

168

malde bu köprüden geçen pek çok insan, benim de insan olduğumu unutup dış görünüşüme göre beni yargılar. Evet belki bir şey demiyorum ama benim de duy-

Genç Yazarlar

gularım var ve ben de üzülüyorum. Neden insanlar bir gün kendilerinin de yaşlanacağını unutup bana kötü davranır ki? Sana çok teşekkür ederim.” dedi. Yağmur, amcanın söylediklerinin çok içten olduğunu düşündü. Yaptığı iyilikten dolayı çok mutlu olsa da gitmesi gerektiğini bildiği için vedalaşıp tekrar yola koyuldu. Köprünün sonuna geldiğinde Yağmur’un aklına bugün yaptığı şeyler geldi. Kendi kendine, “Bugün ne kadar çok şey öğrendim.“ dedi. Yağmur’un evi köprünün neredeyse 15- 20 metre ötesindeydi. Her ne kadar bugün çok eğlenmiş olsa da

çok da yorulmuştu ve artık eve gitmek istiyordu. Koşa koşa eve gitti ve zili çaldı. Kapıyı annesi açtı ve hemen annesinin üstüne atladı. Yağmur daha içeriye adımını bile atamadan annesi soru yağmuruna tuttu: “Neredeydin, babanın işi çıkmış, biraz geç geleceğidan aynı şeyleri bir de babasından dinledi. Yağmur üstünü değiştirdikten sonra annesinin onun için yaptığı nefis yemeklerden yerken bugün yaşadığı olayları birer birer ailesine anlattı. Her ne kadar Açelya Hanım başlarda panik olsa da

Yaz Dostum

ni söyledi bana ama okulunda seni bulamamış.” Ardın-

olayı ikinci kez düşündüğünde rahatlamıştı. Bu, onlar reken, uzun, tatlı ve heyecanlı bir anı.



169

Genç Yazarlar

için sadece bir anı haline gelmişti, ders çıkarılması ge-

Yaz Dostum



170



Zeynep Çelik 7/C

Genç Yazarlar

Doğada Zaman Yoculuğu Merhaba‚ ben Burak. 42 yaşında Türk bilim insanıyım. İngiltere’de yaşıyorum ve zaman makineleri üzerinde çalışıyorum. Çok uzun süredir zaman makinesi yapıyoruz. Bu makine sayesinde geçmişe gidebileceğiz, o güzel anılarımızı bir daha yaşayabileceğiz ve geçmişteki yaşanmış olayları görebileceğiz. Ben beş yüz yıl geçmişe gitmek istiyorum. Tam beş yüz yıl. O zamanın evlerini‚ robotlarını‚ insanlarını, her şeyi merak ediyorum. Belki o zamanlara gittiğimde robotlar olmayabilir. Benim yaşadığım yerde koskocaman binalar‚ çok fazla iş yeri‚ uçan arabalar var.

Yine her zamanki gibi işime gittim. Artık zaman makinemizi tamamlamamıza çok az kaldı. Son dokunuşları yapacaktık. Tarihte bir ilkti bu. Adımız yazılacaktı tarihe. Artık hayalimi gerçekleştirebilirdim.Yüz yıl geçmişe gidebilirdim. Son çalışmalarımızı tamamladıktan sonra zaman makinesi artık hazırdı.

te bir ilk olan zaman makinesini tamamladık. Emeği geçen sizlere ve tüm robotlarımıza teşekkürler.” dedi. Tüm dünya bu zaman makinesini konuşuyordu. Bütün haberlerde‚ televizyonlarda biz ve zaman makinemiz vardı. İlk deneyecek kişi bendim ve aşırı heyecanlıydım. Bir sürü kamera vardı. Hepsi beni ve makineyi çeki-

Yaz Dostum

Patronumuz, “Tebrikler arkadaşlar! Sonunda tarih-

171

yordu. Zamanı geldi ve makinenin içine girdim. Kalyılacaktım. İlk defa dünyada zaman makinesini ben kullanacaktım. Kendi adıma, Türkiye adına gurur duyuyordum. Makinenin kapısı kapandı. İçerde düğmeler vardı. Düğmelerde harfler ve sayılar vardı. Sayılar ile gitmek istediğim yılı‚ harfler ile gitmek istediğim yeri yazacaktım. Gitmek istediğim yıl 2019‚ gitmek istediğim yer ise Türkiye’ydi. Düğmelere basarak yazdım ve birden içerisi soğumaya başladı. İçeride çok şiddetli bir deprem oluyormuş gibi sallandım ve başım döndü‚ midem bulandı. Tüm bunları yaşarken birden makineden bir ses geldi ve kapı açıldı. İşe yaramasını bekliyordum.

Genç Yazarlar

bim yerinden çıkacak gibiydi. Sanki heyecandan ba-

Kapıyı açtım ve karanlık bir yerdeydim. Işığın olduğu yere doğru ilerledim ve dışarı çıktım. Gördüklerime inanamadım. Her yerde yeşil, uzun şeyler vardı. O kadar garipti ki inanamadım. O yeşil garip şeyleri daha önce hiç görmemiştim. Yaşadığım yerde hiç böyle şeyler yoktu. Daha önce araştırmıştık fakat hiç görmemiştim.

Yaz Dostum

Etraf hiç alıştığım gibi değildi. Etrafta biraz daha dolandım, temiz bir ortam vardı. Eve gitmeyi hiç istemiyordum. Keşke hep burada yaşasam diye düşündüm. Makinenin belirli bir zamanı vardı. Bu yüzden gitmem gerekiyordu. Kesinlikle bir kez daha bu mükemmel doğayı görmeye gelecektim. Hayatımın en mutlu günlerinden biriydi. Sonsuza dek yaşamak isterdim

172

ama olmazdı. Makineye geri döndüm ve yine aynı işlemleri yapa-

Genç Yazarlar

rak kendi yaşadığımız zamana geldim. Dışarı çıktığımda yine her yerde kameralar‚ insanlar ve bir sürü alkış sesleri vardı. Çok gürültülüydü ve o sessiz, mükemmel yeri hemen özlemiştim. Herkes etrafımda toplandı ve bana mikrofonlar uzatıldı. Herkes can kulağıyla beni dinliyordu. Gördüğüm her şeyi anlattım. Herkes hayretler içinde kaldı. Tüm ekranlarda‚ televizyonlarda ben vardım. Eski yıllarla alakalı araştırmalar arttı. Çok işe yarar bir icattı bu makine. İlerde daha iyi icatlar ve buluşlara imza atmak istiyoruz.



Safa Dağ 7/C

Memo laşıyordu. İçinden, ne de güzel tertemiz bir deniz, diyordu. Memo gezerken kulağına garip sesler geliyordu, sesin geldiği yere hızlı bir şekilde yüzmeye başladı. Bir de ne görsün? Denizin ortasında petrol rafineleri yapmışlar. Bunu gören Memo, hemen evine gidip “Baba, denizin ortasına petrol rafineleri yapmışlar!” diye bağır-

Yaz Dostum

Memo, her zamanki gibi denizin temiz sularında do-

dı. Memo babasını alıp rafinelerin olduğu yere gitti. Petrolün yaydığı kimyasal atıklar yüzünden yüzlerce

173

balık, yunus ve balinaların ölmüş olduğunu görünce vanlarını toplayarak rafinelere saldırmak için çalışmaya başladılar. Aradan bir hafta geçtikten sonra Memo, hayvanları toplayıp saldırıya geçti. Sonraki gün tüm petrol rafineleri suyun dibini boyladı. Bir daha insanlar denize ne petrol rafinesi yaptı ne de denize çöp atmaya cesaret edebildi. Memo ve arkadaşları ölen bütün deniz hayvanlarına mezar yapıp gömdüler. Artık kimse Memo sayesinde denizleri kirletmedi ve Memo’yu bundan sonra herkes “Kurtarıcı Memo” olarak çağırdı.

Genç Yazarlar

üzüntüyle hemen oradan uzaklaştılar. Tüm deniz hay-

Yaz Dostum



Eren Kamu 7/C

Macera Günlerden bir gün Selim, durakta servisi beklerken evde çok gizli bir yerde sakladığı saatini kaldırımda gö-

174

rünce şaşırdı. İçini biraz da korku kapladı ve saatini hemen yerden aldı. Servis gelince hemen en yakın arka-

Genç Yazarlar

daşı Mehmet’ in yanına oturup neler olduğunu anlattı. Mehmet başta alay etti ama Selim saatini çok güvenli bir yere sakladığını söyleyince Mehmet de biraz ürperdi. Selim eve geldiğinde çantasını açtı, saat çantasında yoktu. Hemen odasına gitti. Selim çok şaşırdı, oda hiç dağınık değildi. Saatini sakladığı yeri açtı, saat oradaydı. Selim hiçbir şey anlamamıştı. Ertesi gün serviste Mehmet’e neler olup bittiğini anlattı Selim. Arkadaşı, “Yanlış görmüşsün!” deyip geçiştirdi. Okula gittiklerinde okulca Alanya’da beş yıldızlı bir otele gideceklerini duyunca Selim’in morali yerine geldi. Ders zili çaldı, hocaları Şaziye Hanım, tatilin ne zaman olacağını söyledi. Ders bu konu hakkında konuşmalarla geçti.

Okul müdürü Serkan Bey, tatil ücretlerini söyleyince öğrenciler arasında bir uğultu çıktı. Müdür Bey, “Gelmek isteyenler, isimlerini bir kâğıda yazıp idareye teslim etsinler!” dedi. Selim akşam annesiyle konuşup izin aldı. Ertesi gün Müdür Bey, Alanya’ya gelecek kişilerin isimlerini duyurdu. Yaptığı duyuruda herkesin kendi ken işi çıktı ve babasından bileti almasını istedi. Ama alması gereken yeri söylemeyi unuttu. Babası Selim’i arayıp nereye alacağını sordu, Selim “Alanya” diye cevap verdi ama telefon düzgün çekmiyordu. Babası da ses net gelmediğinden Alanya’yı “Ankara” sanıp

Yaz Dostum

uçak biletini alacağını söyledi. Selim akşam bileti alır-

Ankara’ya bilet aldı. Salı günü olunca Selim, hava alanında bir kargaşa anında etrafta görevlileri göremediği için bileti gös-

175

kimseyi göremedi. “Herhalde geç kaldım, ikinci sefere biniyorum.” diye düşündü. Bir süre sonra hostesi çağırdı ve yolun niye bu kadar uzun sürdüğünü sordu. Hostes de normal olduğunu söyledi. Selim bir tersliğin olduğunu sezdi ama sesini çıkarmadı. Uçak inişe geçtiğinde kaptan Ankara’ya geldiklerini anons etti, Selim çok şaşırmıştı. Hemen babasını arayıp durumu anlattı. Babası da Alanya uçağına bir bilet aldı ve Selim, geç de olsa arkadaşlarına katıldı. Macerasını arkadaşlarına anlatırken herkes gülmekten yerlere yatıyordu.

Genç Yazarlar

termeden uçağa bindi. Uçağa baktığında okuldan

Yaz Dostum Genç Yazarlar

176



Ahmet Lütfü Elüstü 7/C

Kirliliğe Son Osman, beşinci sınıfa giden çalışkan bir öğrenciydi. Doğaya ve hayvanlara çok düşkündü. En sevdiği ders fen bilimleriydi. Yine bir gün fen bilimleri dersindeydiler. Konu çevre kirliliğiydi. Osman bu konuda çok hassastı ve öğretmenini heyecanla dinliyordu. Öğretmeni ilk olarak doğaya verilen zararı anlatmaya başladı. Plastik ve metal benzeri doğada uzun yıllar kalan atıkların doğaya olan zararlarını anlattı, tabii Osman’ın bu konuda epey bilgisi vardı, bildiklerini

öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla paylaştı. Bir yandan da bilmediği bir sürü şey öğrendi. Osman bu tür zararlı maddelerin doğaya verdiği zararlardan çok etkilendi ve o gün okulda hep o konu üzerinde düşündü. Eve geldiğinde annesini yemek yaparken buldu. Hemen okulda işlediği konuyu anlattı ama annesinin onu din-

Osman odasına gitti ve bilgisayarını açıp bu konuyu araştırmaya başladı. İnternette korkunç sonuçlar buldu. Son zamanlarda plastik kullanımı yüksek derecede artmıştı. Bu yüzden çoğu ülkede plastik alışveriş poşetleri para ile satın alınıyordu. Bu yenilik ülkesine gelmişti

Yaz Dostum

lediğini düşünmüyordu.

ama insanlar maalesef parayla poşet satılmasına tepki gösteriyordu. Aslında çok önemli bir konuydu ama çoğu kişi bu kirlilikten haberdar olmadığı için böyle bir

177

uygulamaya karşıydılar. İşte bu Osman için bir fırsattı

Ertesi gün yine fen dersine girmişlerdi. Bu sefer sıra karbon salınımı ile oluşan hava kirliliğine gelmişti. Derste öğretmeni araçların fazla kullanımı yüzünden oluşan hava kirliliğini ve bu nedenle küresel ısınmanın artmasını anlatmıştı. Aynı zamanda kutupların erimeye başladığını da anlatmıştı öğretmeni. Dinlediklerinden çok etkilenen Osman, eve geldiğinde hemen ailesine danışıp fazla etkisi olacağını düşünmese de bir kampanya başlattı. İlk önce bu kampanyayı ailesine sonra komşularına sonra öğretmenlerine anlattı. Öğretmenleri bu kampanyayı duyunca çok sevindiler ve bütün okula bilgi verdiler. Kampanyaya

Genç Yazarlar

ama insanları nasıl ikna edeceğini bilmiyordu.

göre bu kampanyayı duyan kişiler kampanyadaki telefon numarasını arayacak ve sadece beş liraya Osman’ın tasarladığı egzoz filtresini alacaktı. Bu kampanyanın bu kadar kişiyle olmayacağını anlayan Osman CİMER yani Çumhurbaşkanlığı İletişim Merkezine posta yoluyla durumu bildirdi. İlk başvurusu kabul edilmedi

Yaz Dostum

fakat Osman yılmadı ve bir tane daha başvuru yaptı. Yaklaşık bir ay sonra evlerinin kapısını postacı çaldı. Acaba projesi kabul görmüş müydü? Heyecanla kapıya koştu, postayı aldı ve açtı. Projesi kabul görmüştü! Sevinç içinde annesine hemen postayı gösterdi. Osman’la birlikte annesi de çok sevindi. Aradan bir gün geçti. Osman, annesi ve babası ha-

178

berleri seyrediyorlardı. Bir anda karşılarına Osman’ın projesi çıktı, çok şaşırdılar. Osman’ın projesi ekran ba-

Genç Yazarlar

şında olan milyonlarca insan tarafından da bilinmiş oldu. Beş dakika geçmişti ki telefonlar çalmaya başladı. On dakika içerisinde yaklaşık yüz adet sipariş aldı ama birkaç sorun vardı. Bu kadar filtreyi nasıl üretecekti? Diyelim ki üretti, nasıl dağıtacaktı? Bu sorunlar üzerine kafa yorarken telefon çaldı. Arayan zengin bir iş adamıydı. Hem de çevreye duyarlı, zengin bir iş adamı. Osman’ın bu girişiminden çok etkilenmişti. Filtreleri kendisi üretmek istiyordu. Osman çok sevindi, ailesi Osman ile gurur duydu. Böylece Osman sayesinde hava kirliliği bir nebze de olsa azaldı ama şunu unutmamalıyız ki hava kirliliği ancak bütün insanların bilinçlendirilmesiyle önlenebilir.



Ecrin Kıyatsıl 7/C

En İyi Dostum Kitap Kitap, gerçek bir dosttur. Tadına vararak okunan

Yaz Dostum



güzel bir kitaptan sonra, tıpkı çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla konuşmaktan aldığımız lezzeti duyarız.

179

Ona her an davetli gibiyizdir. Biz ona gitmesek bile Biz davetine katılınca sayfalarını çevirdiğimiz an ferah ferah eser önce yüzümüze, tatlı tatlı tebessüm eder, onu okurken adeta başka bir dünyaya ışınlanır, başka evrenlere uçarız. Bir an kendinizi tek başınıza bir odaya kapatılmış olarak düşünün, biraz yiyecek ve içecek bulduktan sonra ilk arayacağınız şey sizi anlayacak bir dost olurdu değil mi? Yalnızlıktan bizi sadece bir kitap kurtarır; okur, okur dalarsınız o kitabın içine. Yazık okumanın tadını alamamış, kitapla tanışmamış kişilere.

Genç Yazarlar

o bize küsmez, darılmaz ve çağırmaya devam eder.



Beyza Kazancı 8/F

Bir Gb Bir Ömre Bedel Telefonunuzun ekranını açın. Karşınıza ilk çıkan uygulamalardan birine girin. % 70 ihtimalle karşınıza fotoğraf, videolar çıkacaktır. Örneğin; galeriye tıklayın, kendi fotoğrafınıza bakın. Çok mutlu görünüyorsunuz.

Yaz Dostum

Oysa zoraki gülümsüyorsunuz. Şimdi fotoğrafta ne gördüğünüzü düşünmek için kendinize zaman ayırın. Bir süre fotoğrafa bakın. Hazır fotoğraftaki kişi sizken canlı gibi değil mi? Sanki telefona hapsedilmiş bir canlı... Şimdi Yüzünüze doğru olabildiğince büyütün. Çözünürlülüğü azaldı, kendinizi seçemiyorsunuz. Uzaktan çok mutlu, duygularınız gibi sıcacık görünürken kendinize

180

yakından, dikkatle baktığınızda insanların sizi nasıl gördüğünü anlıyorsunuz.

Genç Yazarlar

Biri size güzel bir haber, keyifli bir sohbetle yaklaşınca bulanık görünüyorsunuz. Çünkü telefondasınız. Ekranın önünde değil, içindesiniz! Arkadaşınızla iletişim kurmak için kullandığınız telefon gün geliyor, arkadaşınız yanınızdayken iletişim kurmanızı engelliyor. Canınız kadar sevdiğiniz ve “iletişim aracı” diye adlandırdığınız cep telefonları, dostlarınızı elinizden alan bir arabozucu aslında. Telefonunuzun bu karanlık işlerini fark etmiyorsanız veya gözardı ediyorsanız telefon sizi parmağında oynatıyor demektir. Unutmayın, siz telefonunuzun sesini açtıkça telefonunuz sizin sesinizi kapatıyor. Sizi yeniden başlatmadan elinizdeki hapishaneden hemen kurtulun.



Bilge Seyitoğlu 7/E

Ormanın Küçük Koruyucuları Alper ve arkadaşları tepeden aşağı doğru koşuyorlardı. Alper, “Çabuk olmalıyız, ağaçların nasıl kesildiğini görmek istiyorum.” dedi.

lirli bir bölgesindeki ağaçlar, izinli olarak kesilir ve yerlerine yeni fidanlar dikilerek orman genç tutulurdu. Alper, ormanın yanındaki köyde babası Erdem Bey ve annesi Cansel Hanım ile yaşıyordu. Babası bu güzel orman kurucularındandı. Sırası geldiğinde gözetleme

Yaz Dostum

Her sene yapılan bir işlemdi bu aslında, ormanın be-

kulesinde nöbet tutar, ormana gelebilecek her türlü zararı önceden görüp önlemek isterdi. Bazen beklenmedik bir anda çalılar tutuşabilir ya da duyarsız insanlar

181

dahaleler yapılır ve yangın büyümeden söndürülürdü. Alper de köyde olduğu zaman Sıla ve Doğan’la birlikte babasına yardım ederdi. Gözetleme kulesinin en tepesine çıkıp ormanı seyretmek Alper’in en büyük zevkiydi. İşte bekledikleri an gelmişti. Ağaçların izinle belirlenmiş bölümleri sırayla kesiliyordu. Ağaçlar teker teker domino taşları gibi devriliyordu. Kesim bittikten sonra Alper, Sıla ve Doğan koşarak açılan büyük alana gittiler. Koşarken birbirlerine çarpıyor, sağa sola savruluyor, gülüşüyorlardı. Büyük alana vardıklarında Alper, Doğan’ın şapkasını aldı ve kaçmaya başladı. Doğan onu yakalamaya ça-

Genç Yazarlar

yüzünden yangın çıkabilirdi. İşte o zaman gerekli mü-

lıştıkça Alper yön değiştirip koşuyordu. Sıla ise tomrukların yüklenmesine bakıyordu. Alper biraz daha uzaklaştı ve gülerek kaçmaya devam etti. Doğan, Alper’in peşinden ormana girdi. Sıla, kaybolacaksınız diye peşlerinden koştu. Alper soluk soluğa bir çalının arkasında durdu. Do-

Yaz Dostum

ğan, arkasından sessizce gelerek şapkasını aldı. Geri dönerken Sıla’yı çalıların arkasına bakarken gördüler. Sıla, eliyle ses çıkarmayın diye işaret etti. Alper ve Doğan, Sıla’nın yanına giderek çalıların arkasına baktılar. Bir grup adam ağaçları kaçak kesip kamyona dolduruyordu. Sessizce birbirlerine baktılar. Doğan telefonuyla adamların yüzlerini plakalarını ve yaptıklarını

182

çekti. Bir süre sonra adamlar yarın devam etmek üzere ayrıldılar. Alper, Sıla ve Doğan oradan uzaklaşıp köye

Genç Yazarlar

döndü. Doğan elindeki fotoğrafları Alper’in babasına gösterdi ve olanları anlattı. Alper’in babası kızgın bir surat ifadesi takındı ve arkadaşlarına durumu anlattı. Ne yapacaklarını düşündüler ve en iyi fikrin delillerle jandarmaya gitmek olacağına karar verdiler. Ertesi gün jandarmayla birlikte olay yerine gittiler. Aynı adamları suçüstü yakaladılar. Adamlar götürülürken jandarma Komutanı: “Aferin size büyük koruyucular, sizinle gurur duyuyorum.” dedi ve onları tek tek öptü.



Pelin Mutlu 7/F

Bugün cuma, en sevdiğim gün, eve hızlı gitmem lazım. Nasıl koşmayayım? Annemin beni aldığı yerde beklemeye başladım. Hah tam da bizim arabaya benzeyen kırmızı bir araba gördüm. Aaaa, olamaz, bizim araba değilmiş. Ama beş dakika geçti, neden gelmedi. Bekledim, bekledim ve yine bekledim. Ay o da ne! Kara bir bulut üstümüze geliyor. Bu buluta yakalanmaktansa eve kendim yürümeyi tercih ederdim. Eh yolu çok olmasa da biliyordum. Yavaşça bekçiye görünmeden dışarı çıktım ve yürümeye başladım. Ve işte kötü bir sorunumuz var, burnumun üstüne iki tane su damlası düştü. Koşmaya başladım. Neden mi, yağmura yakalanırsam ve ıslanırsam annem bana kızar. Tam duvar önünden geçerken “hav!” diye bir ses geldi. Bu

183

Genç Yazarlar

Güneşin ışıkları arkamdan vururken öğretmen de bize acil durumlarda kullanacağımız numaraları öğretiyordu. Aman ne sıkıcı ders bu ya! Ben de bu durumlarda her zaman yaptığım gibi kahraman hayal dünyama gittim. Siyah saçlı mavi gözlü biri olarak bu sefer de kendimi podyumda yürürken hayal ettim. Zaten benim olmam gereken yer orasıydı, okul benim zevklerime hiç mi hiç uymuyor. Öğretmenin, “Çocuklar, bu numaraları not edin!” demesiyle hayalim buhar oldu. Ambulans 112, polis 155 ne işime yarayacaktı bunlar benim? Neyse ki kısaydı da hemen yazdım. Ve gooool! Zil çaldı, tabii ki koşarak çıktım. Sanırım öğretmenin, “Koşma!” diye bağırdığı kişi bendim.

Yaz Dostum

Okul Çıkışı Ufak Bir Macera

Yaz Dostum

bir köpek olmalıydı. Duvara dikkatli bir şekilde tekrar baktım. Yavru bir köpek duvarın içindeki yuvarlak bir deliğe sıkışmıştı. Hemen yanına koştum. Beyazdı ve küçücüktü. Başını okşadım, o sırada yağmur hızlanmaya başladı. Tam zamanıydı gerçekten. Köpeği biraz çekmeye çalıştım ama kıpırdamadı.

Genç Yazarlar

184

Düşündüm, düşündüm ve evet acil durum numaraları. Sanırım itfaiyeyi aramam lazımdı. Ama bir sorun vardı, benim telefonum yoktu ki. Ah yine zekamla bir çözüm buldum. Oradan geçen bir teyze vardı, biraz ağır yürüyordu. Hemen yanına koştum. Küçük boylu olduğum için adımlarım da küçüktü ama koşunca hemen teyzenin yanına vardım. Hemencecik başımdan geçenleri anlattım. Teyze şöyle dedi: “Oğlum ilk önce anneni aramamız gerekmez mi? Önce arayalım merak etmesin. Sonra da itfaiyeyi ararız.” Tabii ya annemi unutmuşum, annemin bana zorla telefon numarasını ezberletmesinin hiç işe yaramayacağını düşünüyordum, yanılmışım. Hemen teyzenin telefonuna annemin numarasını yazdım. Teyzenin nefes alışları çok sesliydi, sanırım biraz şişman oluşundan kaynaklanıyordu ama şu an bunu konuşacak durumda değildim. Annemi aradım, iki çalışta açtı telefonu. Annem benim sesimi duyar duymaz ne kadar meraklandığını anlattı. Sesi çok endişeliydi. Ben de, “Anne, sen gelmeyince tek başıma yürümeye başladım, geceyi okulda geçirecek değildim ya ama sonra yavru bir köpek gördüm yolda, ona yardım ederken bu teyzenin telefonundan seni aradım. Şimdi de itfaiyeyi arayacağım.” dedim. Sonra yanımdaki teyze telefonu aldı ve bulunduğumuz yeri tarif etti. Arkasından

- Onur ‘cuğum bakabilecek miyiz? - Bakarım anne, her şeyini ben yaparım. Lütfen, bizim köpeğimiz olsun, bak ne kadar da tatlı ve korkmuş. - Tamam, peki, birkaç gün deneyelim bakalım. Nihayet yalvarmalarım sonuç vermişti, genelde bu yalvarmalar babamda işe yarardı ama annem kaybolduğumu düşünerek çok korkmuş ve üzülmüş, onun için beni kıramadı. Eve gidince bana çok kızdı. Neden onu beklemişim, o gelecekmiş ama işi çıkmış, falan filan. Ama ben halimden gayet memnundum. Büyükler gibi hem tek başıma gitmiştim hem bir köpeği kurtarmıştım hem de çok istediğim bir hayvana sahiptim. Bence ben, şu an süper kahramandım. Bu olanları öğretmenime de anlatmayı sabırsızlıkla bekliyordum. Bana madalya verir diye düşünüyordum ama bir daha eve tek başıma dönmeyeceğime söz verdim anneme. Hemen yarın olsa da madalyamı alsam.

185

Genç Yazarlar

İtfaiyenin sirenleri ile birlikte annemin kırmızı arabası da yanımızda belirdi. Hemen bana doğru koştu ve bana sarıldı. “Bu durumu sonra konuşuruz.” dedi ve köpeğe baktı. İtfaiyeci abiler inip değişik bir aletle yanımıza geldiler, onlara köpeğin yerini gösterdim. O aleti ittirdiler, çektiler derken çabucak köpeği çıkardılar. Köpeği hemen kucağıma aldım. İtfaiyeci abi bana köpeği alması gerektiğini söyledi ama ben anneme köpeği eve götürmek için yalvardım.

Yaz Dostum

da itfaiyeyi aradık.

Yaz Dostum Genç Yazarlar

186



Ahmet Efe Karaaslan 7/C

İnsan Ne ile Yaşar İnsanoğlu bilmem kaç bin yıldır dünya üzerinde yaşamaktadır ve eminim insanlara ne ile yaşadıkları sorulabilseydi her dönemde farklı cevaplar alınırdı. Tolstoy’un da bu soru dikkatini çekmiş ki bir kitap yazmış, sorunun cevabını da insanın yaşadığı en mükemmel his olan “SEVGİ” olarak belirlemiş. Peki, biz neden zorda kalana yardım ederiz, merhamet gösteririz? Belki de vicdanımızdan hiçbir zaman kaçamayız ve sevgimize muhtaç canlılara dönüp bir kez baktığımızda, yardımımız dokunduğunda, bir gülümseme ile bile hayatımızın kırılma noktaları gerçekleşir. Shakespeare’ in de dediği gibi, “İnsan sevmeye başladı mı yaşamaya da başlar.” Yardımlaşma beraberinde sevgiyi, sevgi de beraberinde yaşamı bize sunar. Sıkıntıda olana borç vermek, kimsesizi giydirmek, muhtaç olana yardım etmek gibi bazı şeyleri Allah rızası için yaparız. Çünkü Tolstoy’un bizlere bu kitapta vermek istediği mesaj gibi insana sevgiyi veren de bir sanat olan sevginin kaynağı da Allah’tır.



Nazlım Kumova 7/D

Bence sessizliğin mevsimi sonbahar. Ancak sessizlikte huzur bulur insanlar. Bütün bir yılın yorgunluğunu sonbaharda atarlar. Evine ekmek parası götürmeye çalışan telaşlı insanlar biraz da olsun bu sessizlikte huzur bulurlar. Yazın akşamlara kadar bahçelerde oynayan çocukların eve girme vakitleri gelmiştir artık. Neşeyle şarkı söyleyen kuşların seslerini dinlendirmesi gerekir. Ağaçları süsleyen yemyeşil yapraklar yorulmuşlardır ve derin mi derin bir uykuya dalarlar. Üzerlerine son bir battaniye örtmüşlerdir çoktan. Nereye gitseniz öyledir bu. Dünyanın öbür ucuna bile gitseniz aynı sessizlik vardır sonbaharda. Tüm evleri, sokakları, mahalleleri, tüm şehri kaplar bu sessizlik. Bir tilkiye benzer sonbahar. Tilki gibi kurnazdır. Bizi rahatlatıp bütün bir yılın sakin geçeceğine inandırır ve sonra bizi dondurucu soğuklarla baş başa bırakır. Deli gibi esen rüzgârlarla, kar taneleriyle, tipi ile… Biz de dondurucu soğukların geleceğini bile bile sonbaharın o sakin havasına kapılırız. Ah Sonbahar ah…

187

Genç Yazarlar

Hani karanlığa alışınca zor gelir ya aydınlık, aydınlığa alışınca da karanlık. İşte yaza alışınca birden sonbahara geçmek benim için biraz zor. Yazın öten kuşlar, bahçelerde açan çiçekler, sokaklarda oynayan çocuklar… Sonbaharda ise bir sessizliğe bürünüyor tabiat, sıcak sokaklar, kuşlar, çiçekler…

Yaz Dostum

Sessizliğin Mevsimi



Yaz Dostum



188

Ömer Taylan Ocak 7/E

Anka Kuşu Bir zamanlar uzak ülkelerin birinde bir padişah yaşarmış. Bir gün padişahın kızı çok hastalanmış. Padişah her ülkeden doktorlar getirtmiş ama hiçbiri prensesi iyileştirememiş. Bir gün saraya bir bilge gelmiş. Bilge, padişaha kızını iyileştirmek istiyorsa Anka Kuşu’nun tüyüne ihtiyaç olduğunu söylemiş. Padişah hemen halkına haber gönder-

Genç Yazarlar

miş. Kim Anka Kuşu’nun tüyünü getirirse kızını o kişiyle evlendireceğini söylemiş. Herkes seferber olmuş. Bunların arasında Karaoğlan denilen fakir, yiğit bir delikanlı da varmış. Bu delikanlının hayalleri zaten hep padişahın kızıyla evlenmekmiş. Şimdi bir fırsat yakaladığı için çok sevinmiş ve Anka Kuşu’nu yakalamak için yola koyulmuş. Her yeri gezmiş, uğramadığı dağ, uğramadığı tepe kalmamış. Artık yavaş yavaş ümidinin kesileceği bir anda bir çığlık duymuş. Çığlığın olduğu yere gidince çok yaşlı bir kadın görmüş. Bu kadın bazı köylüler tarafından itilip kakılıyormuş. Karaoğlan, onu kurtarıp kurtarmama konusunda biraz tereddüt etmiş. Anka Ku-

şu’nu bulmakta geç kalabilirmiş, başkaları kendinden önce bulabilirmiş. Fakat giderse de ömür boyu kadına yardım etmediği için vicdan azabı çekecekmiş. Biraz tereddüt ettikten sonra kadına yardım etmeyi tercih etmiş. Hemen kadının yanına gitmiş, onu köylülerin elinden kurtarmış ve ne olduğunu sormuş. Köylüler onun olmasına sebep olduğunu düşünüyorlarmış. Fakat kadın ben büyücü değilim, diye ağlıyormuş. Kadını evine kadar götürmüş. Kadın teşekkür etmek için ona bir gül vermiş ve şöyle demiş: “Bu gülü al, yeşil ormandaki kırmızı yapraklı ağacın

Yaz Dostum

büyücü olduğunu, büyü yaparak kralın kızının hasta

altına git, orada bekle, ikindi vakti beklediğini bulacaksın.” Karaoğlan önce inanmamış fakat denemekten bir

189

ru söylediğine inanmak istiyormuş ve kadının dediğini yapmış. Bir süre sonra Anka Kuşu gelmiş, yanına bir tüy bırakıp gitmiş. Karaoğlan çok sevinmiş. Önce yaşlı kadının yanına gitmiş ve işin aslını sormuş. Kadın da, “Yüreğinin sesini dinledin. Yüreğinin sesini dinlemek, engin denizlere açılmak gibidir. Hem cesaret ister hem de zordur. Fakat sonunda eşsiz hazineler barındırır. Şimdi bunu al ve dileğini yerine getir.” demiş.

Karaoğlan

tüyü almış ve padişaha götürmüş. Padişah, tüyü hekimbaşına vermiş ve kızı iyileşmiş. Padişah söz verdiği gibi kızını Karaoğlan ile evlendirmiş. Kırk gün, kırk gece düğün yapmışlar. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine.

Genç Yazarlar

şey kaybetmezmiş. İçinde bir yerlerde kadının doğ-



Deniz Esma Uçak 7/E

Yaz Dostum

Benim Ağzımdan Çok soğuk ve ıssız bir gecede sokakta yürüyordum, yanımdan tek tük insanlar geçiyordu. Bazıları benden korkuyor bazıları da hiçbir şey yapmadığım halde bana taş atmaya çalışıyordu. Yanımda bir orman vardı boş yolda yürüyordum. Sokakta ne ışık ne de bir ev vardı. Yoruldum, kuytu bir köşe bulup yattım. Geceyi dışarıda

190

geçirmeye pek alışkın değildim. Aslında benim bir sahibim vardı, sokak köpeği de-

Genç Yazarlar

ğildim yani. Adı Oğuz’du, bana Maya diyordu. Bir arkadaşım bile vardı, Zeus. Günlerimiz oldukça güzel geçiyordu. Tabii her güzel gün gibi bizimki de bitti. Zeus öldükten sonra beni ormana bıraktılar. Neden ormana bıraktıkları konusunda hiçbir fikrim yoktu. Belki beni kaybetmişlerdir. Belki de o da beni arıyordur. Bu yüzden Oğuz’u üzmemek için onu bulmalıydım. Eski sıcak yuvama bir an önce kavuşmalıydım. Sokaklar bana göre değildi. Yuvama dönme ümidiyle yürüyordum, aslında tam olarak nereye gideceğimi bilmiyordum fakat içgüdülerime güveniyordum. Yanımdan çiçek gibi kokan biri geçti, başka biri daha geldi, yavaş yavaş balık kokusu almaya başladım. Ormana daldım ve kokuyu izledim.

Sonunda piknik yapan insanların yanına gittim, orada bir köpek daha vardı. Yanına gittim, kokladı beni, ben de onu kokladım. Köpeğin sahibi yanıma geldi ve bir balık verdi bana. Balığı yedim ve uykuya daldım. Uyandığımda hava iyice aydınlanmıştı ve benim yürümeye devam etmem gerekiyordu.

yordu. Öğlene doğru karnım acıktı. İlerde çöp kutuları vardı. Oraya kadar yürüdüm, oradaki çöpleri karıştırdım, içinden bir kemik çıktı. Normalde kemik sevmem ama o kadar açtım ki yemek zorundaydım. Yoluma devam ettim. Yolda karşıma bir adam çıktı.

Yaz Dostum

Yürüye yürüye şehre geldim. Her yerden araba geli-

Adam bana tekme attı, hem de durup dururken. Hızla oradan uzaklaştım, aslında havlayıp onu korkutabilirdim ama şu an kavga havamda değildim. Daha sonra

191

bah olduğunda yola devam ettim. Burnuma bir koku geldi, tıpkı ormandaki kırmızı şey gibi kokuyordu. Yolda bir kap mama bulma umuduyla yürüyordum. İleride benim sahibim gibi kokan birini buldum ama o benim sahibim değildi. Yoluma devam ettim ve umduğum şey gerçek oldu. İçgüdülerime dayanarak koklaya koklaya eski evime gittim, o evde şimdi altı çocuklu bir aile vardı. Anneleri geldi çocukların. Kadın beni sevdi, mama ve su verdi. Sanırım Oğuz’u bulmam artık imkânsızdı ama yeni ve kalabalık bir aile bulmuştum.

Genç Yazarlar

yorulduğumu hissettim ve bir parka gidip yattım. Sa-

Yaz Dostum





Genç Yazarlar

192

Pelin Mutlu 7/F

Yazar Selim Bugün çiftlikte çalışmaya okul sayesinde birkaç saat ara vereceğim. Arabacıda bütün hafta değil de sadece üç gün çalışacağım, üç koca aydır beklediğim gün. Çoğu çocuk okulu hiç sevmez ama ben çoğu çocuğun grubuna girmiyorum. Çünkü çoğu çocuk sabah beşte kalkıp çiftlikte üç saat aralıksız çalıştıktan sonra bir de ailesini geçindirmek için her akşam üç kilometre yürüyerek araba tamircisinde çalışmaz. Okul sabah dokuzda açılıyor ama ben alışkanlık yüzünden saat yedide uyandım. Elimi yüzümü yıkayıp üç yıldır bana zar zor olan formamı giydikten sonra yine bana küçük gelen önü açılmış ama yine de beni idare eden ayakkabılarımı giydim. Çantamı sırtıma taktım ve yürümeye başladım. Yolun yarısını yürüyordum çünkü köye giden yollar otobüslerin giremeyeceği kadar bozuktu.

O gün matematikten ödevim olmasına rağmen yapamadım çünkü eve gelip sonra da şehre indim, gece saat on bire kadar arabacıda Mustafa abiyle motor tamir ettik. Aslında ödevimi yapamayışımın bir sebebi vardı ama çekiniyordum söylemek için. Ben bunu söylersem çoğu kişi gülecekti. Bunu nereden mi biliyorum? Daha geçen sene yedinci sınıflardan bir abi vardı, adı Murat’tı ama okulda ona Motor Murat derlerdi. Sırf ailesini geçindirmek için araba tamircisinde çalışıyor diye. Sınıfı bunu öğrenince onunla dalga geçmeye başladı. Benim adım Motor Selim’e çıkarsa çok daha fazla üzülürdüm.

193

Genç Yazarlar

Saat dokuza beş varken okuldaydım. Sınıfa girdiğimde çoğu kişinin yeni forması ve yeni ayakkabıları vardı. Bu durumu üç senedir yaşadığım için pek de umursamıyordum. Benim okula geliş amacım okumak, yaşadığım köyden kurtulmaktı. Eşyalarım da, sınıf arkadaşlarımınkiler gibi hava atıp okulda popüler olmaya uygun değildi. Bu yüzden sınıfta dışlanıyordum. Çoğu kişi beni aralarına almıyordu. Bu durumu ne kadar umursamamaya çalışsam da yine de içten içe buna üzülüyordum. Sadece Fatih adında bir arkadaşım vardı beni anlayan.

Yaz Dostum

Okumanın zorlukları vardı, benim için daha çoktu bu zorluklar. Otobüs durağının olduğu şehir yoluna girdiğimde durakta sandığımdan fazla çocuk vardı. Tabii ki her gün otobüse binemeyecektim ama ilk gün diye babamdan izin almıştım. Otobüs beş dakika içinde gelmezse okula geç kalacağım. Sanırım etraftakiler de öyle düşünüyordu ki söylenenler olmuştu ama otobüs üç dakika içinde gelmişti.

Yaz Dostum

Gece kafamı yastığa koyduğumda saat bir buçuğa geliyordu. Sabah uyandığımda hemen giyinip yola koyuldum. Çünkü bu sabah otobüsle gitmeyecektim. Yarım saat yürüdüm. Yolun yarısında Fatih’le karşılaştım, o da otobüsü kaçırmış. Fatih, okuldakiler gibi dış görünüşüyle insanları yargılamıyordu. O yüzden o da sadece benimle arkadaşlık kurabiliyordu. Fatih’le konuşa konuşa gittik. Okula geldiğimde sırama oturdum, ilk dersin matematik olması beni germişti çünkü ödevimi yapmamıştım. Böyle durumlarda her zaman yaptığım gibi öğretmene unuttuğumu söylemeye karar verdim. Hoca ödevleri kontrol etmeye başladığında sıra bana geldi. - Niye ödevini yapmadın Selim?

Genç Yazarlar

194

- Unuttum öğretmenim, özür dilerim. - Selim bu daha ikinci gün, nasıl unutabilirsin? Teneffüste yanıma gelir misin? - Tamam öğretmenim. O ders bitmek bilmedi. Öğretmenin bana bakışları hele... Kesin iyi bir nasihat edecekti bana. Yapılack en iyi şeyin öğretmene gizlice her şeyi anlatmak olduğuna karar verdim. Nihayet zil çaldığında öğretmenin yanına gittim. Eşyalarını toparlamasını bekledim ve öğretmen bana bakarak tahmin etmediğim kadar yavaş ve sakince konuşmaya başladı: - Bak Selim, bir sorun olduğunu anladım. Çünkü üç yıldır öğretmeninim ve geçen sene haylaz olduğunu düşünüyordum ama şu an öyle olmamalı çünkü işler

ciddileşmeye başladı, seneye sınavın var.

- Öğretmenim, bu şahane bir şey ama annemlere de sormam gerekiyor. Ben size yarın haber veririm. - Yaptığın işin karşılığını alacaksın. Öğretmenime gülümseyerek teşekkür ettim. Akşam eve gittiğimde kafamda bir sürü soru vardı: Şimdi ben bu dergi işinde çalışırsam ne kadar gelir elde edeceğim, ne kadar süre çalışmam gerekecek? Annem ne diyecek? Arkadaşlarım ne diyecek? Annem tarladan geldiğinde hemen önünü kestim. - Anne, seninle bir şey konuşabilir miyim? - Tamam oğlum, gel, otur bakalım şu mindere. Annem beni sakin sakin dinledi, ilk önce hiçbir şey söylemedi. Sonra yavaş yavaş lafa girdi: - Sende yazma yeteneği mi varmış? - Bilmem ki hocaya birkaç yazı verdim sadece aylık

195

Genç Yazarlar

- Anlıyorum Selim’ciğim, bak sana bir teklif sunacağım. Biliyorsun bizim okulumuzda aylık dergi çıkarıyoruz. Dergiyi satıp parasıyla da okulumuzun ihtiyaç sahibi öğrencilerine yardım ediyoruz. Sen gece işte çalışacağına cumartesi ve pazar günleri okula gelip benimle dergi hazırlıklarına yardım eder misin?

Yaz Dostum

- Öğretmenim, gerçekten özür dilerim ama aslında bilerek ödevi yapmamazlık etmedim. Akşamları okuldan çıkınca işte çalışmaya gidiyorum ve eve döndüğümde ödev yapacak zamanım kalmıyor.

dergi niyetine. - Sen mutlu olacaksan istediğin her şeyi yapabilirsin ama bir şartım var, ismini söylemeden yazacaksın, anlaştık mı?

Yaz Dostum

- İyi annem, peki de neden?

Genç Yazarlar

196

Annem sorumu cevaplamadan odadan çıktı. Neden bunu istediğini söylemedi ama şimdilik izin verdiğine şükrettim. Aradan bir hafta geçmişti. Aslında kafamda yazmak için birkaç hikâye vardı. Bu aralar popüler olan macera hikâyeleri yazsam beğenilirdi sanırım. Okula giderken bunları düşündüm. Okula girdiğimde aklıma ilk olarak öğretmenler odasına bakmak geldi. Tam da tahmin ettiğim gibi Seda Hoca oradaydı. O da beni bekliyor olacak ki beni gördüğünde ayağa kalkıp yanıma geldi ve şöyle dedi: - Selim, ben de seni bekliyordum, gel şu sandalyelerden birine otur da yazmaya başlayalım. - Tamam öğretmenim. - Eee Selim, ne tür bir şey yazmak istersin? - Bilmem ki aslında yolda gelirken arkadaşlarımın bu aralar neler okuduğunu düşündüm. Sanırım, macera tarzında çok da uzun olmayan bir yazı yazabilirim. - Güzel, olabilir ya da şöyle de yapabiliriz. Şimdi sen yazmaya başla, dergi için her ay iki veya üç yazı yazsan nasıl olur?

- Yani yazar gibi bir şey olacağım öyle mi öğretmenim? - Kısmen evet. Sen çok özel bir çocuksun, çok ilgi çekici yazılar yazıyorsun. Bunları değerlendirmek gerekir. Kim bilir ileride belki çok başarılı bir yazar olursun.

Öğretmenime ne kadar teşekkür etsem azdır. Sanırım büyüyünce ne olacağım hakkında ilk kez birisi ile konuşmuştum. Ekim ayının bitmesine bir hafta kalmıştı. Ben bu üç haftada hikâyemde iki bölüm tamamlamıştım. Hikâyemin konusu; okul değiştiren bir kızın yeni okulunda yaşadığı gizemler, maceralardı. Dün evde hikâyemi bitirdim. Zaten öğretmenim de bugün alacak hikâyemi. Düzenleme yaptıktan sonra bastıracakmış. Annem de bu derginin süreklilik işini anlayamamıştı ve hâlâ neden ismimin gizli kalmasını istediğini de söylememişti. Yavaş yavaş yürüyerek okula vardım. Öğretmenime hikâyemi teslim ettim. Öğretmen de şöyle bir göz gezdirdi, tebrik etti beni. İki haftaya kalmaz basılırmış. Aslında kimseye söylemesem de içimde tatlı bir heyecan vardı. Merak ve sabırsızlıkla geçen iki haftadan sonra dersin bitimine on dakikadan az kalmışken nöbetçi öğrenci izin alarak girdi sınıfa.

197

Genç Yazarlar

- Hımm, neden acaba? Bir konuşalım bunu, eğer öyle istiyorsa şimdilik söylemeyiz o zaman.

Yaz Dostum

- Öğretmenim, annem adımın dergide geçmesini istemedi.

Yaz Dostum

- İyi günler, dersinizi böldüğüm için özür dilerim hocam. Okulun dergisi basıldı, dergiyi satın almak isteyenler Okul Aile Birliği’nden alabilirler. Ben de arkadaşlarıma belli etmedim ama çok sevindim.

Genç Yazarlar

198

Ertesi gün acaba arkadaşlarım kitabı beğenmişler midir diye içim içimi yiyerek okula geldim. Sınıfa girdiğimde bir köşede birkaç kişi toplanmıştı. Merak ettim, yanlarından geçerken kulak kabarttım. Hilal ile Esma konuşuyordu: - Dergi çok güzel, bir gecede bitirdim, hele şu adı “Farklı İnsanlar” olan hikâye çok güzeldi. İnşallah bir dahaki dergide gerisi gelir. Devamını çok merak ediyorum. - O hikâyeyi ben de okudum ve çok beğendim ama kimin yazdığı belli değildi. - Evet, ben de onu öğretmene soracağım. Bizim okuldan biri yazdı ama kim? Vay canına, yazım beğenilmişti, yüzümde büyük bir gülümsemeyle yerime oturdum. Yazdığım yazıyı bir hafta içinde neredeyse okulun hepsi okumuştu. Ve herkes o kadar çok sevmişti ki her yerde bu konuşuluyordu. Bu sırada Seda Öğretmen, beni yanına çağırarak tebrik etti ve hikâyenin kalanını devam edeceğimizi, cumartesi günü okula tekrar gelmemi söyledi. Okuldaki merak konusu bunun kimin yazdığıydı. Herkes yazan kişiyi arıyor, çeşitli tahminlerde bulunuyordu. Fakat bu tahminlerin hiçbirisinde benim adım geçmiyordu.

Annem de yazımın beğenilmesine çok sevinmişti, oğlum okuyacak büyük adam olacak diye.

Bugün Seda Öğretmen’e hikâyemin ikinci bölümünü vermeye gidiyorum. Annemden adımın söylenmesi ile ilgili son bir defa daha izin istedim. - Ben istemez miyim oğlum, senin çok başarılı bir insan olmanı, yaptığın bu güzel şeyleri göğsünü gere gere herkese göstermeni?

Yaz Dostum

Öğretmen benim adımı duyurmayı çok istiyordu, aslında anneme de söyledim, önce karşı çıktı ama sonra biraz yumuşadı ama hâlâ kararı kesin değildi.

- O zaman neden izin vermiyorsun? - Korktum oğlum, senin üzülmenden çok korktum.

199

- Olur da yazın beğenilmezse seninle dalga geçerler diye korktum. Zaten üstün başınla dalga geçiyorlar, bir de buna üzülme istedim. Yazdığın yazılara önyargılı bakarlar diye korktum. - Artık korkmana gerek yok anne. Yazılarım çok beğenildi, herkes öve öve bitiremiyor hikâyelerimi. Öğretmenim de ismimi açıklamayı çok istiyor. - Tamam oğlum, artık ismini açıklayabilirsin. Anneme sıkı sıkı sarıldım, beni benden çok düşünen annemin yanaklarını öpüp okula koştum. Seda Hoca da çok sevinecek. Ama annemin sözleri beni biraz düşündürdü. Emin değilim yani bu hikâyeleri benim yaz-

Genç Yazarlar

- Niye korktun ki?

Yaz Dostum

dığımı bilirlerse bana karşı daha mı iyi davranırlar acaba? Aslında öyle çok sevgi meraklısı da değilim ama beğenilmek, takdir görmek herkesin hoşuna giderdi.

Genç Yazarlar

200

Hikâyenin üçüncü bölümünü de yayınlamıştık. Artık insanlar bu hikâyenin yazarını iyiden iyiye merak ediyor, sürekli Seda Öğretmen’i sıkıştırıyorlardı. Seda Öğretmen, dönemin sonunda açıklayacağını söylemişti herkese. İşte bugün dönemin sonuydu. Hepimiz sıra olmuş, Seda Öğretmen’in kürsüye çıkıp açıklama yapmasını bekliyorduk. Bir tarafım çok heyecanlı, bir tarafım da çok korkuyordu. Heyecanlı tarafım daha ağır basıyordu, o yüzden karamsarlığı bir kenara bırakıp iyi şeyler düşünmeye çalıştım. İyi şeyler olacak gibi geliyordu. Seda Öğretmen, gülücükler saçarak kürsüye çıktı. “Çocuklar, İstiklal Marşı’nı okumadan önce bütün okulun merakla beklediği okulumuzun bilinmeyen ünlü yazarını açıklayacağım. Herkesin huzurunda Selim Demir’i davet ediyorum.” Bana saatler gibi gelen birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra ben kürsüye giderken büyük bir alkış koptu. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki koşarken sesini duydum diyebilirim. Kürsüye çıktığımda Seda Öğretmen, bana bakarak konuştu: “Selim, seni tebrik ediyorum. İnşallah büyüyünce yazarlık kariyerine devam edersin ve hep bizi hatırlarsın.” Sonunda büyüyünce ne olacağıma karar vermiştim, yazar olacaktım hem de büyük bir yazar.



Rabia Elis Çabuk 7/B

Ben Daha Çocuğum Ben daha çocuğum, savaş nedir bilmem. Toptan yorlar koskoca dünyada? Bilmiyorlar mı onlardan daha çok etkilenen birileri var savaşlardan? Can vermesin artık sınırlarımızdaki askerlerimiz, kan ları dökülmesin artık kara toprağa. Gözü yaşlı analar, babalar geliyor gözlerimin önüne. Boğazıma bir şeyler

Yaz Dostum

tüfekten anlamam ki ben. Bu insanlar neyi paylaşamı-

düğümleniyor. Hıçkıra hıçkıra ağlamak geliyor içimden. Kafamda hep, acaba daha çok askerimiz ölecek

201

mi, acaba ülkemizi kaybedecek miyiz, ailemden ve arO kadar çok seviyorum ki arkadaşlarımı, ailemi ve vatanımı. Ayrılmak ister miyim onlardan, kim ayrılmak ister ki bu kadar çok sevdiği şeylerden? Şu güzelim dünyada bu kadar acı neden? Her gün görüyorum, haberlerde çocuklar ağlıyor, babalarını toprağa verirken gözü yaşlı bakıyorlar ardından. Bir yandan seviniyorum düşmanlarımız öldüğü için fakat bir yandan da şehit olan askerlerimiz için, arkalarından gözü yaşlı bakanlar için üzülüyorum.

Genç Yazarlar

kadaşlarımdan ayrılacak mıyım gibi sorular dolaşıyor.

Yaz Dostum



Ahmet Efe Karaarslan 7/C

En Tehlikeli Bağımlılık Merhaba, benim adım Melih. On dört yaşındayım ve “Hayatında en çok sevdiğin şey nedir?” diye sor-

202

salar kesinlikle bilgisayar oyunları derim. Siz de bilgisayar oyunlarına benim kadar düşkün müsünüz? Hangi tür oyundan hoşlanırsınız? Silah oyunlarını mı seversiniz

Genç Yazarlar

yoksa başka bir tarzda mı oyun seversiniz? Ben silah oyunlarını daha çok tercih ediyorum. On yaşındayken annem ve babamdan güzel bir bilgisayar istemiştim, o sıralar derslerim gayet güzel olduğu için bu isteğimi hemen yerine getirdiler. Ne yazık ki bu işin sonu hiç de iyi olmadı. Her yıl okuldaki durumum daha da kötüleşti. Özellikle 8. sınıfa giderken derslerim berbat denecek kadar kötü oldu. O sıralar iyi bir lise kazanamayacağımı bildiğim için derslerimi çok da kafaya takmamaya çalışıyordum. Tahmin edebileceğiniz gibi düşük puanlı bir liseye zorla girebildim. Ailem bu duruma çok üzülüyordu ama

çok meşgul oldukları için benimle yeterince ilgilenemiyordu. Zaten o zamanlar bir de ergenlik dönemindeydim ve yüzümdeki sivilcelerden dolayı sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçtiği için zor günler geçiriyordum. Gitgide asosyalleştiğim için hiç arkadaşım yoktu. Benim tek arkadaşım canım bilgisayarımdı. Bilgisayarımı tek geçtikleri için arkadaşlarımla bir arada bulunmak bile istemiyordum. Bir gün babam ve annem benim bu halime çözüm bulmak için beni bir psikoloğa göndermek istemişlerdi. Bana bunu söylediklerinde duyduklarıma inanamamış-

Yaz Dostum

arkadaşım olduğu için çok seviyordum. Benimle dalga

tım, benim deli olduğumu düşündükleri için çok sinirlenmiştim. Üç gün boyunca odamdan çıkmadım, salondaki bilgisayara dokunmadım. Sonra biraz düşününce

203

annem ve babamın dedikleri aklıma yatmaya başladı. istiyordum. Gitmeye karar verdim. Giderken beni neyin beklediğini düşündüm. Acaba nasıl olacaktı? Derken psikoloğun kapısının önüne gelmiştim. Kalbim küt küt atıyordu, galiba biraz fazla heyecanlanmıştım. Kapıyı tıklattım ve içeriye girdim. Psikolog çok genç biriydi. Tanışma faslından sonra bana sıkıntımın ne olduğunu sormakla başladı. Ben de her şeyi teker teker anlattım. İşte o gün hayatımın dönüm noktası oldu. Bilgisayar bağımlılığından kurtulmaya başladım, kişisel bakımıma çok dikkat etmeye başlayınca sivilcelerimden kurtuldum. Artık derslerim ve hayatım yoluna girmeye başladı.

Genç Yazarlar

Çünkü bu içine düştüğüm büyük sıkıntıdan kurtulmayı

Yaz Dostum 204

Şeyma Nur Özcan 7/B

Genç Yazarlar

İki Garip Youtuber - Merhaba! Biz sihirli kardeşler Ateş ve Mina. - Önce kim kendinden bahsetsin? - Ben bahsedeyim mi Mina? - Olur, tabii ki. - Arkadaşlar ben Ateş. Bugün birlikte yarınki matematik sınavına çalışma videosu çekiyoruz. İlk kez kanalımızı izleyenler için sosyal medya adresimiz videonun açıklama kısmında bulunuyor. Kanalımıza abone olmayı ve videoyu beğenmeyi unutmayın!

- Evet, arkadaşlar ben de Mina. Kardeşimin anlattığı gibi bugün sınava çalışacağız. Biz sizler için örnek sorular bulduk. Birinci kazanım: Tam sayılarda işlemleri yaparken şöyle bir kural vardır: Eksi ile eksinin çarpımı artı, eksi ile artının çarpımı eksi, artı ile artının çarpımı ise artı eder, bu formülü bir kâğıda not edelim.

- Asıl sen niye beni gıdıklıyorsun? - Ben seni gıdıklamıyorum ki! - Benim de seni gıdıklamadığıma göre.

Yaz Dostum

- Mina beni neden gıdıklıyorsun?

- Aaaaaaaa! - Kim var orada? Hey sana diyorum.

205

Bu arada kameraya ışık sağlayan lamba kırılır. Bağcuklara neden bağırdıklarını sorar. Çocuklar Fazilet Hanım’a koşarak sarılırlar. Mina korku içinde bağırır: - Burada bir hayalet var! - Saçmalamayın çocuklar, hayalet diye bir şey yoktur. - Ama vaaar! - Sakin olun çocuklar, gelin aşağıda konuşalım. Çocuklar ile Fazilet Hanım aşağı inerler ama kamerayı kapatmayı unuttukları için bir yandan kayıt devam etmektedir.

Genç Yazarlar

rışmaları duyan anne Fazilet Hanım içeriye girer. Ço-

- Ama anne, gerçekten hayaletti ve bunu sana kanıtlayabiliriz. - Saçmalama Mina, bu işi daha önce konuşmuştuk. Bu arada Ateş’in aklına bir fikir gelir. - Sanırım ne yapacağımızı buldum, olay başladığı

Yaz Dostum

andan beri kamera kayıttaydı, kaydı izleyebiliriz. Videoyu açarlar, videonun baş kısmını atlattıktan sonra asıl kısma gelirler. İlk tuhaflık olan gıdıklanma bölümüne geldiklerinde kamerayı yakınlaştırırlar. Yakınlaştırdıklarınca köşede bir pati görürler. Fazilet Hanım: - Bakın çocuklar, hayalet sandığınız şey kediymiş.

206

- Neeee?

Genç Yazarlar

- İsterseniz devamını izleyelim. Lambanın kırıldığı yere kadar ilerletirler, videodaki görüntüyü yakınlaştırırlar. Lambanın kablosu ile birlikte masaya doğru çekildiğini görürler. Masayı yakınlaştırınca yine aynı kediyi görürler. - Bakın, bunu da kedi yapmış. Gördünüz mü, hayalet diye bir şey yoktur. - Yani bizi korkutan şey, o kadarcık bir kedi miymiş? Ay ben kedilere bayılırım, ne de tatlı bir şey o! Ay acaba hâlâ yukarda mıdır? Ben bakmaya gidiyorum. Fazilet Hanım, kamerayı kurcalarken videoyu yan-

lışlıkla internete koyar. Çocukların arkadaşları videoyu görüp haber verir. Mina bu duruma çok üzülür: - Sen ne yaptın anne? videoyu yanlışlıkla internete koymuşsun! Şimdi rezil olacağız, sınava da çalışamadım zaten. Ay ben ne yaptım?

başlar. Ateş yukarıdan bağırır: - Ay ne çok telaşlandın Mina! Ben burada yeni yavru kedimizi uyutmaya çalışıyorum. - Annem az önceki videomuzu yanlışlıkla internete

Yaz Dostum

Bu arada yukarıdan güzel bir müzik sesi gelmeye

koymuş! - Neeee! Ben yanlış mı duyuyorum? Anneeeee! - Çocuklar sakin olun! İlla ki videoyu bir şekilde sileriz

207

Çocuklar ile Fazilet Hanım, videoyu silmeye çalışırken tam dört milyon kez izlenir. Günün en çok izlenen videoları arasına girer. İlk başta rezil olduklarını düşünseler de kısa sürede üye sayıları artar. Artık onlar çok ünlü iki youtuberdır.



Genç Yazarlar

değil mi?

Yaz Dostum 208



Zeynep Samira Kuzu 7/E

Köy Gezisi - Elif, hadi uyan kızım! - Of anne ya, saat daha çok erken! - Kalk hadi, anneannenlere gideceğiz. - Tamam kalkıyorum.

Genç Yazarlar

- Kendine çanta hazırlamayı unutma, orada bir hafta kalacağız, ona göre kıyafetlerini ayarla. - Peki anne! Dur bir dakika ama orada internet yoktur şimdi. Hayır olamaz! Telefonum... Acaba telefonumun interneti var mı? Hemen bakmalıyım. Telefonum, telefonum nerede ya! Hah işte buradaymış. Allah’ım! Ne olur internetim bitmemiş olsun, ne olur bitmemiş olsun. Hayır, olamaz, internet paketim bitmek üzere. Ne yapacağım şimdi ben orada? Bir sandalye aldım ve dolabın üstündeki pembe ba-

vulumu açıp isteksizce içini doldurdum. Aslında ne aldığıma bile doğru dürüst bakmadım. Anneannemleri özlemiştim fakat hem orada internet yoktu hem de kimseyi tanımadığım için yapacak hiçbir şey bulamayacaktım. Gerçi orayı da çok bilmiyordum, anneannem bizden bayağı uzakta yaşıyordu. Bu gidebiliyorduk ya da uzun tatillerde. Babamın işleri çok yoğun olduğu için gidip uzun süre kalamıyorduk. Bu ilk uzun kalışımız olacaktı. Acaba nasıl geçecek diye merak ediyordum, sonuçta internet de yoktu. Yolda müzik dinlemek için telefonumu ve tabletimi

Yaz Dostum

yüzden her zaman gidemezdik. Bayramdan bayrama

şarj ettim, işlerimizi bitirip yola çıktık. Arabada ayakkabılarımı çıkarttım, koltuğa yaslandım, ayaklarımı koltuğun kenarına koydum ve kulaklığımı takıp telefo-

209

izliyordum. İşte en sevdiğim kısım da buydu. Sonra müzik dinlerken uyuya kalmışım, sabah uyandığımda neredeyse gelmiştik. Genelde yolculuğun son yarım saati geçmek bilmez ya bana da öyle oldu. Geçmek bilmeyen yarım saatin ardından anneannemlere vardık, bizim onları özlediğimiz kadar onlar da bizi özlemişti. Anneannem çok güzel yemekler yapmıştı. Gidince onları yedik ve ilk günümüz evde geçti. Bir hafta boyunca her gün başka bir yere gidip başka şeylerin tadına baktık, internetim olmadığı için ben de onlara ayak uydurdum. İnternetim olsaydı eminim ki

Genç Yazarlar

numdan müzik açtım. Hem müzik dinliyor hem de yolu

evde kalmayı tercih ederdim. Anneannemle birlikte bahçeye gittim, sebzelerle ilgilendim, dalından meyve topladım... Ömrümde yapmadığım işlerdi bunlar. Normalde bunlar toplanmış olarak benim önüme gelirdi. Bahçeden herhangi bir şeyi toplamak ya da bir bitkinin bakımı ile ilgilenmek ne

Yaz Dostum

kadar zevkliymiş. Hatta hayatımda ilk defa inekten süt sağdım. Benim için inanılmaz bir tecrübeydi bu. Küçük kuzuların annelerini emmesini izledim, o kadar kalabalık içerisinde gidip herkes kendi annesini buluyordu. Bir haftam o kadar güzel geçmişti ki anlatamam, hiç sıkılmamıştım. Aslına bakarsanız internet aklıma bile gelmemişti. Gündüzleri o kadar güzel ve hareketli vakit

210

geçiriyordum ki gece de hemen uyuyordum. Gitmemize bir gün kalmıştı. Anneannem, “Bak gö-

Genç Yazarlar

rüyor musun, en önemli kısımlarından birini unuttuk.” dedi. Annemle aynı anda: “Neyi unuttuk ki?” dedik. Anneannem hemen cevap vermedi. Belli ki bizi meraklandırmak istiyordu. Düşündük, düşündük sonra annemin aklına geldi: -

Yaylaya gitmeyi unuttuk!

-

Hele şükür anladınız.

İşte bu benim aklıma hiç gelmemişti. Bırak interneti orada elektrik bile yoktu. Bir süre konuştular, nasıl gideceğimizi kararlaştırdılar ve plan yaptılar. Sabah erkenden kalktık ve kahvaltı

yapıp yola çıktık. Yaklaşık bir saatlik yürüyüşün ardından yaylaya vardık. Yollar o kadar dik ve biçimsizdi ki arabalar bile çıkamıyordu. İçimde değişik bir his vardı. Genelde filmlerde yaylaya gelen şehirlileri pek sevmezlerdi. Ben de buraya ilk defa geliyordum. Bana da böyle davranırlar diye düladaki insanların hepsi de anneannemi tanıyordu tabii, bizi çok güzel karşıladı. Herkes çok iyi ve canayakındı. Yayla, dağın en tepesine kurulduğu için manzarası inanılmazdı. Harika fotoğraflar çektim, dönüşte arkadaşlarıma göstermek için sabırsızlanıyordum. Sonra

Yaz Dostum

şündüm ama hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı. Yay-

öğle yemeği vakti geldi, yaylaya özel kaymaktan yapılan harika bir mıhlama yedik. Ömrümde öyle güzel bir yiyecek yememiştim sanki. Altın sarısı yayla çiçekleri

211

yabilirmişim. Akşam oldu ve yayladakilerle vedalaşıp yola çıktık. Ertesi gün de anneannemlerle vedalaşıp evimize döndük. Giderken pek hoşnut değildim ama dönerken orayı çok özleyeceğim diye geçiriyordum içimden. Bir dahaki gidişimizi de heyecanla bekliyordum. Hiçbir şey ilk başta düşündüğüm gibi olmamıştı, bir hafta nasıl geçti anlayamamıştım. İnternet olmadığında gayet güzel günler geçirmiştim, çok güzel tecrübeler edinmiştim. Hayat internetsiz de güzelmiş.

Genç Yazarlar

topladım, anneannemin dediğine göre kurutup sakla-

Yaz Dostum



212

Genç Yazarlar



İrem Abay 7/E

Arayış “Hey!” dedi tanıdık ses. “Müzik kulübümüze katılmak ister misin? Herhangi bir enstrüman çalmana gerek yok. Bir vokale ihtiyacımız var.” Arkamı döndüğümde seslenen kişinin müzik kulübünün en küçük üyesi, aynı zamanda ana vokali olduğunu gördüm. Okulumuzda yapılan etkinliklerin çoğunda müzik kulübü çalar ve söyler, ben de elimi yanağıma koyar ve kuytu bir köşeden onun bal sesini dinlerdim. Gerçekten öyle huzur vericiydi ki sesi, oturup onun bestelediği şarkıları dinleyebilmek için saatlerimi verebilirdim. Bana yalvarır gözlerle bakarken son kez “Lütfen..”

diye fısıldadı yüzüme doğru. İrkildim. Sesini duyduğumda aniden ayaklarım sendeledi geriye doğru, beyaz tenine yakışan uzun ve kemikli parmakları kolumu buldu. Parmak uçlarıyla düşmemem için sıkı sıkı tuttu beni. Bana bu kadar yakın bir mesafede olduğunu daha yeni kavramışken, tekrar konuştu. “Dikkat et, az kalsın daklarını büzdü, üst dudağı alt dudağına oranla hafif yukarı çıkık durup sarkarken affedersiniz ama, onu pek ciddiye alamadım doğrusu. Kafamı iki yana salladım sonra silkelenmek ister gibi. “Kalın ve derin bir sesim var. Uygun kişi ben değilim.” dedim. Düşünür gibi birkaç saniye bekledi, gözleri okul merdivenlerine doğru

Yaz Dostum

düşecektin.” Çocuksu bir ifadeyle mızmızlanırken du-

kayarken ne düşündüğünü merak ediyordum. Parmakları kolumu boşluğa bıraktı. “Şarkı söylerken

213

daha önce seni dinleyebilme şerefine erişebilmiş biri büm için vokallik teklifi sunmazdım.” Muhtemelen ortak müzik derslerimizden birinde dinleyebileceğini düşündükten sonra kendime olan eksik güvenime yenik düşüp teklifini reddettim. İtiraz edip, sesimin güzel olduğunu ve bunu kanıtlayabileceğini ekledi. İçinde binlerce galaksiyi görebileceğiniz büyük

gözlerindeki “Bunu

göreceğiz.” benzeri bir ifadeyi kolaylıkla anlayabildim. Bu sefer beni gerçekten şaşırtacak bir hareket yaparak elimi tuttu. Avuç içlerimde onun sıcak nefesine tezat soğuk parmaklarını hissetmemle birlikte beni okulumuzun alt katına giden merdivenlerine doğru çekiştirmeye başladı.

Genç Yazarlar

olarak söylüyorum ki sesin kötü olsaydı sana asla kulü-

İşte şimdi anlıyordum, demek bu yüzden oraya bakıp duruyordu! Birlikte genelde okulumuzdaki müzik kulübünün ve beraberinde gitar ve flüt kulübü gibi kulüplerin sık sık prova alanı olan, müzik öğretmenlerinin gününü geçirdiği saklı cennete doğru gidiyorduk. Oraya saklı cennet dememin sebebi ise çeşit çeşit enstrü-

Yaz Dostum

manı içinde barındırmasıydı. Büyük bir sahnesi de vardı üstelik öğrenciler kolayca burada alıştırma yapabiliyordu. Dört bir duvarı balköpüğü rengiyle bezenmiş bu yer benim için adeta insanlardan uzaklaşma, kafa dinleme yeriydi. Müzik sanki benim ruhumu besliyor gibiydi. “Müzik ruhun gıdasıdır” derler ya, işte ona kesinlikle katılıyorum.

214

Burada saksafon bile vardı, sanırım beni en çok cezbeden müzik aleti buydu. Aşağıya inip kapının önünde durduğumuzda kafasını bana doğru çevirdi. Allah

Genç Yazarlar

şahidim olsun, bana öyle güzel gülümsedi ki gözlerinin altındaki incileri, dudaklarına sıra sıra dizilmiş gizli safir taşlarını gördüm. Tüm saatler dursun istedim. Tüm saatler dursun da o zaman dilimi içerisinde sıkışayım, o hep bana öyle güzel gülsün istedim. En sonunda kapıyı açtı ve birlikte içeri girdik. Ben oturacak bir yer ararken o da yanındaki siyah deri kaplamalı sandalyeyi karşıma çekip oturduğunda onun yanında duvara gelişigüzel yaslanmış gitarı eline aldı, tekrar gülümsedi bana. “Delinin tekisin.” dedim. O da kıkırdayarak “Biraz öyleyim.” dedi güzel gülüşlerinin arasından. “Söylemek istediğin bir şarkı var mı?” Gitarın tellerine

parmaklarını yerleştirdiğinde koyu mavi yırtık pantolonunun açıkta bıraktığı bacağında gitarı daha uygun bir pozisyona getirdi. Gözlerimiz birbirini bulduğunda seçtiğim şarkının nakarat kısmını mırıldandım. Sanki bu şarkıyı anımsamış gibiydi. Gözlerimi yumdum ve en sevdiğim şarkıyı söylemeye başladım.

Dudakları kıvrılırken parmaklarını tellerin üzerinde hareket ettiriyor, gitardan melodik sesler yükseliyordu. “Birlikte fırtınalara doğru.”

Yaz Dostum

‘’Biz gibisi asla yok, sen ve ben gibisi asla yok.’’

O an büyük gözlerinin tekrar ışıldamasına şahit oldum. “Biz gibisi asla yok, sen ve ben gibisi asla yok.”

215

“Birlikte...” Göz kapaklarım yavaşça açılırken ikimiz de bir süre durduk. Ve sonunda duymak istediğim kelimeleri duydum: “Kulübümüze hoş geldin.”

Genç Yazarlar

Gerçekten de bizim gibisi yoktu.



Nazlım Kumova 7/D

Mutluluğun Sırrı Mutluluk; Türkçe sözlükte saadet, mutlu olma durumu diye geçer. Peki, gerçekte nedir bu mutluluk?

Yaz Dostum

Mutluluk kavramı insandan insana değişir. Kimileri en ufak şeylerde bulur mutluluğu, kimilerini de mutlu etmez hiçbir şey, bilmezler mutlu olmayı. Mutlu olmayı bilen hayatın değerini anlamış demektir. Onlar yaşamaktan zevk alanlardır. Mutlu olmayı bilmeyenler için yaşamın bir değeri yoktur. Onlar yürüyen ölülerdir. Bence mutluluk tarif edilemez, sözcüklerle anlatıla-

216

maz bir kavramdır. Sözlükten bakarak veya başkasına sorarak anlayamazsınız mutluluğu. Ancak yaşayarak

Genç Yazarlar

anlayabilirsiniz. Bir bahar sabahı mis gibi kokan kırlarda, bir çocuğun elindeki balonda, gün batımında, kışın ilk karında, ağacın ilk meyvesinde bulabilirsiniz mutluluğu. Bana göre mutluluğun sırrı sevgidir. Sevince, sevilince mutlu olur insanlar. Mutlu olmak için bir sebep olmasına gerek yok. Mutlu olma sebebi sizsiniz. Yaşamak, hayatın değerini anlamak da mutluluktur. Hayattan zevk alıyorsanız mutlusunuz demektir. Hayattaki zorluklar sizin mutlu olmanıza engel değil. Sadece kendinizi sevin ve hayatı yaşamayı bilin. Mutluluk size gelecektir. Eğer siz hâlâ arıyorsanız mutluluğun

sırrını ve de bulamıyorsanız, mutluluğu başka şeylerde değil kendi içinizde aramayı deneyin.



Ceren Gülenç 7/B

Annemlere sorduğumda bizim köyün çok güzel olduğunu, ufuk çizgisinin göründüğünü, akşam saatleri güneşin kırmızı bir ateş parçasına benzediğini, geceleri yıldızların küçük elmasları andırdığını söylüyorlardı. Annem bana köyden her bahsettiğinde daha çok heyecanlanıyordum. Hazırlıklar bitmişti, artık yola çıkma vakti gelmişti. Arabaya yerleşip yola koyulduk. Yarı yola geldik, artık içimde kelebekler uçuşuyordu. Benim uzun ve siyah saçlarım arabanın camından uçuyordu. Annem, kafanı içeri sokmam konusunda beni uyardı. Heyecandan biraz saçmaladığımı kabul ediyorum, kafayı dışarı çıkarmak da nedir? Köye yaklaştığımızda heyecanım iyice arttı. Nihayet köye vardık, babaannemlerin evine giderken yolda oyun oynayan köy çocuklarını gördüm, hepsinin oyun oynarken gözlerinin içi parlıyordu. Hele şükür babaannemlere gelmiştik. Babaannem kapıyı açar açmaz bana öyle bir sıkı sa-

217

Genç Yazarlar

Sabahleyin erkenden uyanmıştım, çok mutluydum, kalbim küt küt atıyordu. Çünkü bugün bizim köye gidecektik. Daha önce hiç köye gitmemiştim, ilk defa gidecektim, yeni arkadaşlar, yeni yerler görecektim. On üç yaşındaydım ve maalesef gözlüklüydüm, genelde gözlüklerimden dolayı arkadaşlarım bana “İnek!” diyordu ama ben hiç de öyle çalışkan biri değildim hatta yeteneksiz olduğumu bile söyleyebilirim.

Yaz Dostum

Hatice’miz

Yaz Dostum

rıldı ki kemiklerimin kırıldığını hissettim. Sonra bana odamı gösterdi.

Genç Yazarlar

218

Çok değişik bir odaydı, yatak yerdeydi ve duvarın içerisine gömülmüş gibi duran bir dolap vardı. Bavulu odaya koydum ve aşağı indim. Annemin üzerinde yöresel kıyafetler vardı, annemi öyle görünce kahkaha attım. Annem de bana gülümseyerek sofraya oturmamı işaret etti. Sofra çok güzel görünüyordu. Tam yemeye başlayacakken dedem geldi, dedemle de sarılıp hasret giderdikten sonra beraber yemek yedik. Babaannem ile annem sofrayı toplarken ben de pencereden dışarıyı izliyordum, çocukları gördüm. Oyun oynuyorlardı ben de annemden dışarı çıkmak için izin aldım, dışarı çıktım. Çocuklar bana bakıyorlardı, bana baktıklarını görünce onların yanına gittim. “Merhaba” dedim, onlar da bana tuhaf tuhaf bakarak “Merhaba” dediler. Adımı sordular, ben de cevapladım. Ben de onlara adlarını sordum fakat hiç cevap vermeden geçip gittiler. Biraz üzülmüştüm doğrusu. Aslında böyle bir şey beklemiyordum. Eve doğru yürürken arkamdan birisi bana dokundu, döndüğümde bir kız bana bakarak gülümsüyordu. “Merhaba” dedim, kız da bana el salladı. Adını sordum, cevap vermeden gülümseyerek el hareketleriyle –sanırım- konuşamıyorum dedi. Beklemesini işaret ettim ve kalem kâğıt alıp geldim. Kız hâlâ beni bekliyordu, adını tekrar sordum. Kâğıt ve kalemi kıza uzattım, kız kâğıda “Benim adım Hatice” yazdı. Ben de, “Memnun oldum Hatice.” dedim. Hatice’yle birlikte babaannemlere gittik, babaannem kapıyı açıp Hatice’yi görünce

Babaannem bize yiyecekler ikram etti, onları yerken aynı zamanda kâğıda yazarak konuşuyorduk. Hatice on dört yaşındaymış ve üç kardeşi daha varmış, biraz sohbet ettikten sonra Hatice gitti. O gittikten sonra Hatice’nin neden konuşamadığını babaanneme sordum. Hatice doğduğundan beri konuşamıyormuş, ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için tedavi olamıyormuş. Aslında tedavi olursa konuşma ihtimali varmış. Bunu duyunca çok üzüldüm, sırf para yüzünden bir çocuğun tedavi olamaması çok acıydı gerçekten. Hava kararmaya başlamıştı, annem ve babaannem sofra hazırlıyordu. Yine sofrada değişik çok güzel yemekler vardı. Yemek bittikten sonra telefonda gezinirken aklıma bir şey geldi. Sosyal medya hesabımda Hatice’den bahsedebilirdim. Arkadaşlarımla olabildiğince

Yaz Dostum

çok sevindi. Beraber içeri girdik.

219

çok insana ulaştırabilirdik bu durumu. Belki hayırsever nusunda yardım edebilirdi. O gece arkadaşlarımla sürekli paylaşımlar yaptık, herkese Hatice’nin durumunu anlattık. Herhangi bir sonuca ulaşamadık. Biraz hayal kırıklığına uğramış biraz da umutsuz bir şekilde uyudum. Uyandığımda telefonumda bir mesaj gördüm. Herkese yardım eden hayırsever bir sanatçıdan gelmişti mesaj. Onun öncülüğünde kurulmuş bir dernek varmış. Oradan Hatice’nin tedavi masraflarını karşılayacakmış. Dünyalar benim olmuştu ama asıl önemlisi artık Hatice’nin bambaşka bir hayatı olacaktı.

Genç Yazarlar

biri yardım ederdi ya da birileri ne yapabileceğimiz ko-

Yaz Dostum



220



Şeyma Nur Özcan 7/B

Teknoloji Bizi Ele Geçiriyor!

Genç Yazarlar

Merhaba! Ben Ada. Bugün en sevdiğim arkadaşımın evime geleceği gün. Bu yüzden her zaman yapmak istediğim o güzel saçı yapıp en sevdiğim kıyafetleri giydim. Süslendim. Odamı düzenledim. Telefonuma birkaç oyun yükledim. Onu aslında çok özledim. Onunla konuşacağım çok şey var. Neyse, artık tamamen hazırdım. Koltuğa oturdum ve Zeynep’ i beklemeye başladım. Bir süre bekledikten sonra canım sıkıldı ve indirdiğim oyunları oynamaya karar verdim. Tam da oyun en heyecanlı yerine gelmiştim ki zil çaldı. Kapıyı açmak istemiyordum ancak açmak zorundaydım. Kapıyı açtım ve içeriye Zeynep girdi. Bana sarılmaya kalkıştı ancak

ben sarılmak yerine oyun oynamayı tercih ettim. Oyunu bu kısmında bırakmazdım. Bu yüzden bana darıldığını, kalmak zorunda olmasaydı çekip gideceğini söyledi. Zorunda diyorum çünkü ailesi onu bize bırakıp bir yere gitmişti. O da telefonundan oyun oynamaya başladı. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kapı ancak bana inadına, kapıyı açmıyordu. Ayağa kalkacaktım ki ayağımın uyuştuğunu hissettim. Ayağa kalkamıyordum. Zeynep ile konuşmak yerine ona mesaj attım. O da bana “Barışırsak belki.” yazdı. Kapıda kimin

Yaz Dostum

yeniden çalmaya başladı. O açar diye düşünmüştüm

olduğunu merak ediyordum. Öğrenebilmem için tek şans Zeynep’ten özür dilemekti. Kendimi kötü hissediyordum. Kapıdan gelen sesler yükseliyordu. Meraktan

221

Aslında içten söylememiştim ama işe yaradı. Kapıdan içeriye annem girdi. Bizim neden böyle ayrı oturduğumuzu sordu. E tabii ben oyun oynamaya devam ediyordum. Annem ile konuşmak yerine ona mesaj attım: “Küstük.” Annemin yüz ifadesi değişti, telefonlarımızı aldı. Bir anda dünya başıma yıkıldı sanki. Bir süre sonra kendime geldim, ne yapıyordum ben, çok sevdiğim bir arkadaşım bize gelmişti, harika vakit geçirebilecekken saçma sapan davranmıştık. Ah teknoloji, seninle mi yoksa sensiz mi yaşamak zor?

Genç Yazarlar

Zeynep’e barışma mesajı attım. O da “Peki.” dedi.

Yaz Dostum 222

Pelin Mutlu 7/F

Genç Yazarlar

Park Macerası Ödevlerimi bitirir bitirmez saate baktım. Saat 16.00, yaşasın parka gidebilirim. Hemen anneme seslendim: - Anne, ödevlerimi bitirdim, dışarı çıkabilir miyim? - İyi, çık ama içine atlet giymeyi unutma! Bütün annelerin bu atlet giymeye zorlamaları neden acaba? Sesimi oldukça bezmiş gibi yaparak, “Tamam anne!” cevabını yolladım. Odama gidip tam on saniyede atlet

giydikten sonra kapının önünde mavi spor ayakkabılarımı zıplayarak ayağıma geçirdim. Park hemen evimizin önünde olduğu için hep arkadaşlarımdan önce gelirdim. Parka varıp arkadaşlarımı beklediğim sırada yandaki abileri gördüm. Ah, hayır! Bugün perşembeydi. Her perşembe bu abiler buraya gelir, çocuklara laf nirken karşıdan koşarak gelen sarı giysili birini gördüm. Bu Salih olmalıydı. Hemen ilerleyip onun yanına geldim ve konuşmaya başladım: - Salih hiç gitmesek mi parka, bugün perşembe öf! - Olsun Murat ya! Birkaç büyük abinin oyunumuzu

Yaz Dostum

atıp oyunlarımızı bozarlardı. Ben, kendi kendime söyle-

bozmasına izin vermeyiz, hadi gel, saklambaç oynayalım.

223

Saklambacın ikinci turuna geçecekken köşede ağlayan sarışın bir kız çocuğu gördük. Hemen yanına koştuk, onun omzuna dokunup: - N’oldu iyi misin? Kız, kafasını kaldırıp sanki uzaylıymışım gibi bana baktı ve konuştu: - Where is my mom? Ah şimdi ayvayı yedik! Ben İngilizce bilmiyorum ki. Hemen Salih’e döndüm, - Salih, sen İngilizce biliyor musun?

Genç Yazarlar

- Tamam o zaman.

Salih şaşkın bir ifadeyle konuştu: - Hayır, ama adını sormayı deneyebilirim. - İyi bak bi şu kıza, ne diyor bu, ben anlamadım. Salih kızın yanına yaklaştı:

Yaz Dostum

- What is your name ? Kız kendi dilini bilen birini gördüğü için mutlu olmuştu herhalde çünkü hemen cevap verdi: - Hermione! Ne dedi şimdi bu böyle yahu? Böyle isim mi olurmuş? Ah benim düşündüğüm şeye bak ya!

224

- Salih vallahi benim gram İngilizcem yok, ne yapacağız?

Genç Yazarlar

Salih yere oturdu ve karamsar bir şekilde konuşmaya başladı: - Yani benim tanıdığım en iyi İngilizce bilen kişi İngilizce öğretmenimiz. O an kafamda bir ampul yandı, hani şu filmlerde olan gibi. - Salih! Biz bunu nasıl düşünemedik? Hemen saate bak, öğretmenler genelde okuldan beşte çıkar. Salih hemen kolundaki saate baktı: - Saat 04.38, yetişebiliriz bence, hem okul da şu sokağın başında, gitmemiz en fazla 3 dakika sürer.

- Tamam, ama kızı nasıl ikna edeceğiz? Salih hemen kıza eliyle gel işareti yaptı. Kız tereddüt etse de ayağa kalktı. Salih yürümeye başladığında korkak adımlarla takip ediyordu. Okula gidiş üç dakika olduğu için koşarak değil de yürüyerek gittik. Okula gir-

- E hadi ama Murat. Kaplumbağa daha hızlı senden, yeminle ha! - Tamam, tamam, hızlanıyorum. Merdivenlerden çıkarken biraz yavaştık çünkü adını

Yaz Dostum

diğimizde Salih bana dönüp:

söyleyemediğim küçük kız yavaş çıkıyordu. İkinci kata geldiğimizde öğretmenler odasına şöyle bir göz gezdirdim, İngilizce öğretmenimiz Gökçe Öğretmen sarışın biri olduğundan hemen buldum. Öğretmenimiz bizi

225

- Çocuklar, hangi rüzgâr attı sizi buraya? Ben hemen anlatmaya başladım: - Öğretmenim biz parkta oynuyorduk sonra bu sarışın, adı garip olan kızı gördük, ağlıyordu. Neden ağladığını sorduk, o da bize İngilizce cevap verdi. Biz de İngilizce bilmediğimiz için size getirmeye karar verdik. Öğretmen şaşırarak: -Ben bir konuşayım o zaman. Öğretmen kızla birkaç dakika konuştu. Konuşmaları bitince öğretmen bana dönüp:

Genç Yazarlar

gördüğünde şaşırsa da gülümsemeyi ihmal etmedi:

- Murat, kızın annesi onu parkta kısa bir süreliğine bırakıp ev ihtiyaçları için pazara uğraması gerektiğini söylemiş ama annesi biraz gecikince ağlamaya başlamış. Salih hemen bana baktı:

Yaz Dostum

- O zaman kızı geri götürelim, kızın annesi illa ki gelir.

226

- Eyvah, o da gelip kızını arıyordur. Öğretmenimize teşekkür ederek parkın yolunu tuttuğumuzda düşündüğüm tek şey acaba annesi bizi görünce bize kızar mı idi. Kızı parktan alalı yirmi dakika olmuştu. Parka geldiğimizde siren sesleri duydum. Salih’e dönüp:

Genç Yazarlar

- Salih, ben siren sesleri mi duyuyorum, bana mı öyle geliyor? - Hayır, hayır ben de duyuyorum, eyvah! Adımlarımızı hızlandırıp parkın yoluna girdiğimizde iki tane polis, ağlayan bir kadının anlattıklarını dinliyordu. Ben kadının kim olduğunu anlamaya çalışırken küçük kız, aniden koşarak parka doğru gitti ve koşarken “mom” diye bağırdı. Sarışın kadın arkasını döndüğünde, “Hermione!” diye bağırdı. Küçük kız, kendini kadının kollarına attığında biz de koşarak yanlarına gittik. O an kafama dank etti. Kadın kızın annesiydi ve kızını bulamadığı için polisi aramıştı. Salih’in kulağına yaklaşıp,

- Salih ne yapacağız, ya kadın bizi polise verirse? - Bilmiyorum Murat ama ben de çok korkuyorum. Biz fısıldaşırken iri yapılı polis konuştu: - Siz tanıyor muzunuz bu küçük kızı?

rakterlerine benziyordu. Başımızdan geçenleri anlattığımda polis bize gülümseyip bir deftere not aldı. O gülümseyince resmen içime su serpildi. Polis kadına dönüp İngilizce bir şeyler söyledi. Kadın da polislere dönüp birkaç cümle kurdu sonra polis bize bakıp:

Yaz Dostum

Adamın görüntüsünün aksine sesi aynı çizgi film ka-

- Çocuklar, annesi kızıyla ilgilendiğiniz için teşekkür ediyor. Salih ile birbirimize bakıp gülümsedik. Salih konuştu

227

- Yani bir şey değil, kim olsa aynısını yapmazdı belki ama illa ki yardım ederdi. Polisler arabalarına binip uzaklaştıklarında küçük kız ve annesi de bize bakıp gülümseyerek gittiler. - Salih, sanırım bugünü hiç unutamayacağım. - Ben de…

Genç Yazarlar

bu sefer:



Zehra Ceren Altın 7/G

Yaz Dostum

İnsanlardan Kaçış

Genç Yazarlar

228

Bir bahçe düşünün, içi çiçeklerle değil hayallerinizle dolu. Bir küçük çeşme düşünün, ucunda parıl parıl mermerlere amansızca dökülen su değil mutluluk gözyaşları. Bir büyük göl düşünün, bir ayna gibi gerçekleri yansıtan, bir ağaç düşünün meyvesi sevgi olan. Ve son olarak bir çelimsiz çocuk düşünün, yüzünde eksik olmayan tebessümüyle en ücra köşelerdeki karanlıkları dahi aydınlatan. Ben ki tüm gün bıkmadan, usanmadan cılız bir o kadar da narin bir kelebek peşinde koşup umutsuzca akan zamanı durduranım. Ben ki yalnızlığı keşfeden, ben ki tüm hüznü, tüm kederli bakışları bir uçan balona bağlayıp bitmek bilmeyen mavi gökyüzüne bırakanım. Hayal gücümün kapladığı ve mantığa yer bırakmadığım zihnimin içindeki bilgileri ve anıları pembeye boyayıp içerisinde durmadan dolanan tek bir kara düşünceye sahip olanım ben. Uçmak için illa ki kanat takmak gerekir mi? Yazmak için kaleme, okumak için kitaplara, ağlamak için gözyaşlarına ve en önemlisi de yaşamak için bir sebebe ihtiyaç var mıdır ki? Onca gerekli gereksiz düşünceden sonra insanın zihni daha da berraklaşıyor. Sizi bilmem ama bence insan bir şeyi çok isterse eninde sonunda amacına ulaşır. Bu yaşımda, bu soluk, renksiz dünyada kötü insanlarla bir araya geldiğimde tüm pembeler siyaha dönüyor,

Evet, bir insan isterse her şeyi gerçekleştirebilir. Ancak bir de ucunda pişman olmak da vardı. Şehir dışına taşındıktan sonra onca insan arasında daha da fazla yalnız olduğumu fark etmiştim. O genç yaşımda şehre adım attığım anda saçlarımda bir beyaz tel bile yoktu. Şehirde zaman geçirdikçe benim için işler değişti, belki de bedenim hâlâ dinçti ancak zihnim yorgundu. İnsanların benden uzak olmaları kadar yakın olmaları da tam bir kâbustu. O çağlarım kıyamet gününden çekilmiş bir film karesi gibiydi. Birkaç yıl sabrettim, ben de onlar gibi olmaya başlıyordum, artık dayanamayacaktım. Eşyalarımı topladım ve her bir eşyasını özenle donattığım evimden ayrılıp köyüme geri döndüm. Artık yalnız değildim, en sevdiklerim, kuzularım, kelebeklerim eşlik ediyordu bana.

229

Genç Yazarlar

Önceden böyle miydi? Küçük bir kulübemiz vardı dağlarda. Yemyeşil bahçemiz, onların üzerinde meleyen koyunlar da kardeşlerimizdi. Annemin sobanın üzerinde ısıttığı yağlı ekmeklerdi tek katığım. O zamanlar hayalim şehre taşınıp iyi bir meslek sahibi olmaktı. Ne falanca üniversiteden mezun olmuş öğretmenlerim ne de filanca markalı test kitaplarım vardı. Yalnızca kardeş okuldan gelen yırtılmış, eskimiş, işi bitmiş kitapları okuyabiliyordum. Çok istedim, çabaladım ve sonunda amacıma ulaştım.

Yaz Dostum

kelebekler uzak ülkelere göçüyor, o mutluluk şarkısını dillendiren kumrular sonsuz bir sessizliğe gömülüyor, yüzümdeki tebessüm kayboluyordu.



Efe Yıldırım 7/C

At Çiftliği Can henüz dokuz yaşında bir çocuktu. İlkokul dördüncü sınıfa gidiyordu. Okulun son günüydü. Can, karnesini almış ve evine doğru gidiyordu, aniden karşısına küçük, sevimli bir köpek yavrusu çıktı, Can bu sevimli

Yaz Dostum

köpek yavrusunu sevmeye başladı. Köpeğin boynunda tasması yoktu, belli ki sahipsizdi. Can, küçük ve sevimli köpeği bırakmak istemiyordu ve dayanamayıp küçük köpeği alıp evlerine götürdü. Annesi Ayşe Hanım, küçük köpeği görünce çok şaşırdı. Can annesini ikna etmeye çalıştı:

230

- Anneciğim, bu sevimli köpek bizim olabilir mi? - Can’cığım belki sahibi vardır bu küçük köpeğin,

Genç Yazarlar

dedi. Ancak sahibi çıkana kadar bizde kalabilir. Can çok mutlu olmuştu, hatta köpeğine isim bile bulmuştu, artık küçük köpeğin adı “Minya” idi. Can küçük Minya’yı çok sevmişti, onunla koşuyor, hopluyor, oyunlar oynuyordu. O gün bitmiş ve akşam olmuştu. Can’ın babası Ahmet Bey işten gelmişti, karşısında küçük Minya’yı görünce çok şaşırmıştı. Can bugün yaşadıklarını babasına anlattı ve Ahmet Bey Can’ı mutlu görünce kendisi de çok mutlu olmuştu. Akşam yemeklerini yedikten sonra Ahmet Bey evdekilere bir sürpriz yaparak, “Tatilde at çiftliğine gidiyoruz!” dedi. Evdeki herkes çok sevinmişti. Ertesi gün bütün hazırlıklar yapıldı ve at çiftliğine gitmek üzere yola çıkıldı.



Ali Hamza Karabağ 7/C

Bisiklet Kullanımı Bisikletin kullanımı ülkemizde pek de yaygın değildir. Ancak bazı Avrupa ülkelerinde bisiklet yaygın bir azaltılıyor. Biz de bisiklet kullanımını artırarak Avrupa’ya yetişebiliriz. Bu konuda önemli olan başka bir şey de bisiklet kullananların hakkına saygı duymaktır. Ancak biz çoğu zaman bisiklet kullananların hakkına saygı duymuyo-

Yaz Dostum

ulaşım aracıdır. Bu sayede hava kirliliği büyük ölçüde

ruz. Mesela arabalar kaldırımlara park ettiği için bazı bisikletliler karşıya geçmekte zorlanıyor veya bazı yerlerde bisiklet yolu yapılmadığı için yoldan gitmek zo-

231

Bisiklet yollarını arttırırsak hem bisiklet kullanıcıları daha rahat ve güvenli şekilde yol alır hem de bisiklet kullanmayan diğer insanları teşvik etmiş oluruz. Bu sayede bizim ülkemizde de bisiklet kullanımı artar, ulaşım aracı olarak bisikleti kullanmaya başlarız. Bisiklet kullanımı arttığında arabaların sayısı her geçen gün azalacaktır. Bunun sonucunda da hava kirliliği büyük oranda azalacaktır. Böylece hem kendi sağlığımızı hem de başka canlıların sağlığını tehlikeye atmamış oluruz. Pedalları çevirmeye var mısınız?

Genç Yazarlar

runda kalıyorlar.

Yaz Dostum 232

Genç Yazarlar



Esma Kaya 7/C

Dostluk Günlerden yaprakların döküldüğü nemli havayla yağmurun birleştiği bir gün... Sabahın erken saatleriydi. En iyi dostum Merve ile okul yoluna düşmüştük. Merve; cömert, yardım etmeyi seven, saygılı, sevgi dolu, güvenilir, sadık ve her şeye uyum sağlayarak anlayış gösteren, kısacası dünyanın en iyi kalpli dostudur. Okul yolundayken ikimizin de çok sevdiği ama sınıfın pek sevmediği bir arkadaşımız karşımıza çıktı. Adı Ayşe. Ayşe herkese yalan söylediği için sınıfımız tarafından pek sevilmez. Ayşe’yi de aramıza aldık, okula gittik ve işte o ses...

Zil çaldı ve ders başladı. Her zamanki gibi derslerimiz çok eğlenceli geçti. Öğlen teneffüsündeydik. Yemek teneffüsü... En yakın arkadaşım Merve ile kantine gittik. Kantinde Ayşe’yi gördük. Kantinin bir köşesinde üzgün bir yüz ifadesi ile kırmızı, küçük sandalyede oturuyordu. Hemen yanına gittik, bize neden üzgün olduğunu veremediklerini söyledi. Dostum ve ben biraz düşündükten sonra bir çözüm yolu bulduk. İkimiz de harçlıklarımızın yarısını Ayşe’ye vermeye karar verdik. Fikrimizi Ayşe ile paylaştık. Ayşe çok mutlu olduğunu, bize çok teşekkür ettiğini ama kabul edemeyeceğini söyledi.

Yaz Dostum

anlattı. Ailesinin işlerinin kötü gittiğini, Ayşe’ye harçlık

Biraz ısrardan sonra ikna edebildik. Tostlarımızı aldık ve kantinin bir köşesine oturduk. Bir süre suskunluk oldu. Suskunluğu zil sesi bozdu. Zaten

233

Dersler su gibi geçti. Son zil, okuldan çıkış ziliydi. Hep beraber okuldan çıkıp evlerimizin yolunu tuttuk. Ayşe, yol bitene kadar bize sürekli teşekkür etti. Bize borcunu ödeyeceğini söyledi. Biz bu teklifi asla kabul etmedik. Birlikte uzun bir yol gittik, sonunda evlerimize varmıştık. O gün dostluğun ne kadar önemli olduğunu anladım.

Genç Yazarlar

hepimiz de tostlarımızı bitirmiştik. Hemen sınıfa gittik.



Yaz Dostum



234

Genç Yazarlar



Nazlım Kumova 7/D

Zaman Çoğu insan, zamanın hızlı geçmesinden şikayetçi. Peki neden? İnsanlar niçin şikayetçi zaman kavramından? Ne alıp veremedikleri var zamanla? Belki büyümekten korkuyorlar, belki yaşlanmaktan ya da hayatın sonunda bekleyen ölümden, belki de sorumluluklardan. Yapmamız gereken işleri gözümüzde büyütüyoruz ve bir bakmışız zaman su gibi akıp gitmiş. Bir bakmışız seneler geçmiş. Bize göre zaman eğlendiğimizde, mutlu olduğumuzda hızlı geçer. Üzüldüğümüzde, sıkıldığımızda yavaş geçer ya aslında bunun hiçbir önemi yok. Biz istesek

de istemesek de zaman ilerlemeye devam edecek. Bazı insanlar zamanın yavaş geçmesinden şikayetçi. Onlar yaşadığı anın kıymetini bilmeyenlerden. Dertlerinden, belki gelecek, belki bilinmezlik kaygılarından dolayı zaman hızlı geçsin istiyorlar. Belki de şu anki dertlerimiz seneler sonra bizim için hiçbir şey ifade etmeanlamsız gelecek. Çoğu insan zamanı geri almak ister. Çünkü yanlış bir şey yapmışlardır. Pişmanlık duyuyorlardır yaptıklarından. Ama ancak geçmişi bir kenara bırakıp geleceğe bakarsak ilerleyebiliriz bu hayatta. Zamanın bize neler getireceğini veya bizden neler götüreceğini bilemeyiz. Ancak eğer istersek zamanı-

Yaz Dostum

yecek. Şimdiki korkularımız belki de bir süre sonra çok

235

mızı yönetebiliriz. Bu bizim hayatımız ve de bu hayatı biçeriz. Çaba göstermezsek sadece yerimizde sayarız. Evet, hayat bazen zorlayıcıdır. Ama güzellikleri de vardır bu hayatın. Zaman bize çok şey kazandırır. Düşmeden yürümeyi öğrenemeyiz. Acılarımız elbette bir gün sonra erecek. Belki de sadece hayata biraz pozitif bakmak yeterli olacaktır. Kelebeğin kanat çırpmasının bile çok şey değiştirdiği şu dünyada bizim yapamayacağımız hiçbir şey yok. Asla pes etmeyin.

Genç Yazarlar

yönetmek bizim ellerimizde. Hayatta ne ekersek onu

Yaz Dostum



236

Genç Yazarlar



Melisa Belhan7/E

Derya’nın Gitar Sevdası Derya beşinci sınıfa giden, yoksul bir ailenin tatlı sevimli bir kızıydı. Derya’nın bu hayatta tek yapmak istediği ama yapamadığı bir şey vardı: Gitar çalmak. Derya bu isteğini gerçekleştiremiyordu çünkü ne gitar alacak parası ne de gitar öğrenebilmek için gidebileceği kursa verecek parası vardı. Derya bu durum için çok üzülüyordu. Ama bir gün bu isteğinin gerçekleşceğini biliyordu ve galiba o gün gelmişti. Derya, okul çıkışı müzik öğretmeninin bir afiş astığını gördü ve koşarak gidip kâğıdı okudu. Bir de ne görsün!

Kâğıtta okulda ücretsiz gitar kursu açılacağı yazılıyordu. Katılmak isteyenlerin öğretmene gidip isim yazdırması yeterliymiş. Derya bu yazıyı tekrar tekrar okudu. Hayalleri nihayet gerçek olacaktı. Derya koşa koşa eve gidip annesine, babasına bu güzel haberi vermek için sabırsızlanıyordu.

açar açmaz Derya annesinin boynuna atladı. Annesi çok şaşırdı. Derya’yı içeri aldı ve ne olduğunu anlatmasını istedi. Derya, sevinçli sevinçli anlatıyordu ama annesi onun kadar sevinmemişti. Derya annesine neden sevinmediğini sordu. Annesi de üzgün bir şekilde, “Kızım

Yaz Dostum

Okuldan çıktı ve eve gitti. Kapıyı çaldı, annesi kapıyı

durumumuzu biliyorsun, sana gitar alamayız.” dedi. Derya çok üzgündü ama bu fırsatı kaçırmamalıydı. Nasıl para kazanabilirim diye düşündü. Aklına bir fikir

237

arada kullanılmayan oyuncakları da satabilirdi. Üstünü giyip dışarı çıktı ve tek tek kapıları çalarak eski okuma kitaplarını topladı, tabii bunu yaparken parayla ne yapacağını da anlattı. Bir parkın köşesine geçti ve kitapları satmaya başladı. Birkaç gün geçtikten sonra Derya elindeki kitapları bitirdi. Elindeki parayı saydı ve 140 Lirası olduğunu gördü. Derya ertesi gün bakkalın karşısındaki müzik aletleri satan dükkâna gitti ve en ucuz gitarı istedi. Elindeki para en ucuz gitara bile yetmiyordu ama satıcı onu kitap satarken görmüştü ve kendisi de bir katkı sağlamak istiyordu. Derya’ya güzel bir gitar verdi. Derya da satıcıya teşekkür edip dükkândan çıktı eve doğru iler-

Genç Yazarlar

geldi. Eski okuma kitaplarını satmaya karar verdi, bu

ledi. Saat çok geç olmuştu.Derya eve gittiğinde annesi telaşlı bir şekilde, - Kızım bu gitarı nereden buldun? - Anne merak etme çalmadım, çalışıp kazandım, kazandığım parayla da gitar aldım.

Yaz Dostum

- Nerede çalıştın, parayı nasıl buldun? Derya, yaptıklarını bir bir anlattı. Annesi mutluluktan ağlıyordu. Bir yandan kızını tebrik ediyor, bir yandan da keşke benden habersiz yapmasaydın diyordu. Derya, akşam yemeğini yedi ve yatağa geçip uyudu. Sabah erkenden kalktı, okula gitti. Okulda Sevgi

238

Öğretmen’in gelmesini bekledi. Sevgi Öğretmenin kapıdan içeri girdiğini gördü, hemen hocanın yanına gi-

Genç Yazarlar

dip adını yazdırdı. Okul çıkışı Sevgi Öğretmen gitar kursuna gelmek isteyenlerle birlikte toplantı yaptı fakat gitar kursuna gelmek isteyen sadece iki kişi olduğunu görünce kursu açmamaya karar verdi. Derya çok üzüldü. Sevgi Öğretmen, Derya’nın gitar almak için ne kadar çaba harcadığını duymuştu. Derya’nın üzüldüğünü görünce, “Üzülme, sana tek başına kurs vereceğim. Sen insanın isterse neler başarabileceğini gösterdin.” dedi. Derya mutluluktan ağladı ve Sevgi Öğretmen’e sarıldı. O günden beri Derya, gitar sevgisinden ve hayallerine ulaşmak için çalışmaktan asla vazgeçmedi.



Livanur Bayrak 8/B

Ölümsüz Kahraman baktın mı o mavi güzel gözlerine? Hiç sevdin mi onu ellerinle? Hiç alabildin mi onun kokusunu ya da bırakmış mı sana Atatürk bir şey? Ben her gün görüyorum onu. Asilce dalgalanan bayrağın yanında, sınıfımdaki tabloda, odamdaki resimde,

Yaz Dostum

Sen hiç gördün mü Atatürk’ün o güzel yüzünü? Hiç

kitap kapağını açtığım ilk sayfada görüyorum Atatürk’ü. Hep bakıyorum onun mavi güzel gözlerine, içimi ısıtıyor bakışları, resimlerinde öyle güzel ki gözleri, gülü-

239

Ben ellerimle dokunsam resmine o hep tutar ellerimi, yol gösterir bana, onda bulurum ben her şeyi, sevgiyi, saygıyı, güveni, kahramanlık duygusunu kısacası her şeyi. Atatürk bana bıraktı, bize bıraktı, hepimize bıraktı en güzelinden bir vatan bıraktı, korkusuz bir vatan bıraktı, Türkiye bıraktı. Biz biz olalım diye, birlik olalım diye bir ülke bıraktı. Şimdi bize o ülkeyi korumak düşer.

Genç Yazarlar

şü, bakışı. Kim görse içini ısıtır zaten Atatürk’ün gözleri.

Yaz Dostum 240



Nazlım Kumova 7/D

Redlum ile İlk Temas

Genç Yazarlar

Kayalıkların üstünde tek başıma oturmuş, derin düşüncelere dalmıştım. O sırada bir ışık gördüm. Işık gözlerimi kamaştırmıştı. Bana doğru yaklaşıyordu. Bu bir uzay aracıydı. Yıllardır beklediğim bu gerçeği öğrenmeme ramak kala telefonun sesiyle uyandım, arayan ortağımdı. Komodinin üstündeki saate baktım, sabahın altısıydı. Bir şey olmuş olmalıydı. Ortağım beni bu saatte hiç aramazdı. Ahizeyi elime aldım ve kulağıma götürdüm. Ortağım telaşlı bir şekilde, - Nazlım, hemen buraya gelmen gerekiyor. Sanırım teorilerin gerçekleşiyor. - Ne, neler oluyor?

- Sana bunları telefonda anlatamam, haydi çabuk olmalısın, herkes seni bekliyor, dedi ve hiçbir şey dememe fırsat kalmadan telefonu kapattı. Daha da çok meraklanmıştım. Bu kadar önemli olan ne olabilirdi ki? Merakımın da etkisiyle apar topar büroya gittim. Ortağım beni bekliyordu. Güvenlik kontrolünden geçtikbekliyordu: - Nerede kaldın? - Trafik vardı.

Yaz Dostum

ten sonra hemen odama gittim. Ortağım beni ayakta

- Bu saatte trafiğe takılmayı nasıl başardın? - Ben de bilmiyorum. - Her neyse, sen beni niye çağırdın?

241

UAK’tan bir haber aldık. Zaten ben de bu haberden sonra hemen seni aradım. - UAK ne zamandan beri bizimle çalışıyor? - Büromuzun dünya dışı varlıklarla ilgilendiğini öğrendiklerinde bize danışmak istemişler. UAK’ın 1977 yılında olası bir uzaylı karşılaşması için uzaya gönderdiği bir kodu vardı ya! - Evet, biliyorum. Kodun içinde biz insanlara dair bilgiler vardı. Hatta Beethoven’in String Quartet No 13 adlı eserini de bu kodun içine saklamışlardı.

Genç Yazarlar

- Sabahın erken saatlerinde uzay araştırma kurumu

- Peki, ne olmuş koda? Yoksa… Aklından ne geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum. - Sanırız o kod dünya dışı varlıkların eline ulaştı. - Biz bunu nasıl anladık?

Yaz Dostum

- Çünkü onlar da bize bir kod gönderdiler. (Beş gün önce Redlum gezegeninde) Uyandım ve kendime bir bardak kahve almak için mutfağa yöneldim. Kahvemi alıp kanepeye oturmuştum ki kapı çaldı. Gelen ortağımdı. Elinde bir dosya vardı. - Merhaba.

242

- Merhaba Ave, neler olduğunu tahmin bile ede-

Genç Yazarlar

mezsin. - Bu sabah bize uzayla ilgili araştırmalar yapan SCL’den bir haber geldi. - Sakin ol gel içerde konuşalım. Kahve yapmıştım, ister misin? - Bir fincan kahveye kim hayır diyebilir? - Peki, şu büyük olay ne? - Bana yine inanmayacağını biliyorum ama bu sefer kanıtlarım var. - Hangi konuda? - Redlum dışı varlıklar.

- Ah yine başladık. - Dün gece Avamuk kasabasındaki bir sahile tanımlanamayan bir cisim düşmüş. Çevresindekiler büyük bir ışıkla uyanmışlar. SCL, hemen olayları örtbas etmiş. Tam isabet, bütün delilleri yok etmişler. Her neyse hadi ça-

- Nereye gidiyoruz şimdi? - SCL bürosuna, o tanımlanamayan cismi incelemeye... Bekle dedim ve arabaya bindik. Uzun yolculuğun

Yaz Dostum

buk ol bizi bekliyorlar.

ardından ilginç bir binaya geldik. “Burası mı?” diye sordum o binayı işaret ederek. “Evet, hadi içeri gidelim.” dedi. Güvenlik önlemlerini geçtikten sonra bizi bir odaya yönlendirdiler. Odada bizi bekleyen biri vardı.

243

- Peki ya siz? - Ben Walsom, tanıştığıma memnun oldum. - Uzmanlık alanınızın kriptografi olduğunu duydum, doğru mu? - Evet, doğru. Daha sonra ortağım lafa karıştı: “Merhaba Bay Walsom. Gönderdiğiniz dosyayı biraz inceledik.”

Ah bir

dakika dedi ve son hızla odadan çıktı. Ortağım bana dönerek:

Genç Yazarlar

- Hoş geldiniz, Ajan Ave siz olmalısınız.

- Ave, bizi çağırmaları sence de garip değil mi? - Evet, ben de tam bunu düşünüyordum. Olanları örtbas edip, gazetede o tanımlanamayan cismin bir meteoroloji balonu olduğunu açıkladılar. - Belki de bize ihtiyaçları vardır.

Yaz Dostum

Biz konuşurken bir anda kapı açıldı. Gelen Walsom’du. “Benimle gelin!” dedi Walsom. Uzun bir koridordan geçtikten sonra bir kapıya geldik. Walsom kartını okuttu ve içeri girdik. İçeride beyaz önlüklü birçok profesör vardı. Walsom onlarla konuştu ama konuştukları tam olarak anlaşılmıyordu. Sonra Walsom bizi yanına çağırdı. Bir başka kapıdan

244

geçtik. Bodrum gibi bir yere gelmiştik.

Genç Yazarlar

Önümüzde kocaman ilginç bir cisim vardı. Walsom: - İşte bu, size gönderdiğim o dosyada bahsettiğim tanımlayan cisim. - Bu inanılmaz! - Redlum’un her tarafından bilim adamları ve astronomlar bu cismi araştırmak için geldiler. Sizin bir kriptograf olduğunuzu öğrendiğimde size ihtiyacımız olacağını düşündüm. Çünkü çalışanlarımız bu cisimde şifreli bir metin ve bir de plak buldular. Plağın teknolojisinin çok eski olmasına karşın içindeki harika müziği dinleyebildik. Fakat şifreli metni çözemedik. Sizin kriptografi zekânız ve ortağınızın Radlum dışı varlıklara olan inancı bu kodu çözebilir. Çalışanlarımız size yardımcı olacaktır.

- Şu koda bakabilir miyim? - Tabii ki, bu taraftan. Bu kod, değişik sembol ve şekillerden oluşan şifreli bir metindi. Daha önce şifreli metinleri çözüp temiz metne çevirmiştim fakat bu daha önce çözdüğüm hiçaldıktan sonra eve geri döndük. Hemen kodu incelemeye karar verdim. Birkaç saat sonra telefonum çaldı. Arayan ortağımdı. - Ave, nerede kaldın?

Yaz Dostum

bir koda benzemiyordu. Kodu ve müziğin bir kopyasını

- Yoksa bugün toplantı olduğunu unuttun mu? - Ah tamamen aklımdan çıkmış, şu şifreli metni çözmeye çalışırken saati unutmuşum.

245

- Hayır, en ufak bir kelime bulamadım. Şu plaktaki müziğe baktım belki kodla bir alakası olabilir diye fakat hiçbir şey çıkmadı. - Neyse, toplantıyı ben idare ederim. Şifrenin üzerinde yoğunlaşmaya çalış. Kodu incelemeye devam ettim. Birden bir ışık parladı. Aşağı doğru ilerledim. Birden gözümün büyük siyah bir masa belirdi. Masanın üstünde şifreli metnin temiz metne dönüştürülmüş bir hali vardı. Kâğıdı elime aldım. Sonra nereden geldiğini bilmediğim bir ses bana, “Asla vazgeçme, gerçek oralarda bir yerlerde!” dedi. Nefes

Genç Yazarlar

- Eh bari bir şeyler bulabildin mi?

nefese uyandım. Hepsi bir rüyaymış. Ne olmuştu bana? Uzaylıların varlığına hiçbir zaman inanmamıştım. Hep bunun bir saçmalık olduğunu düşünmüştüm. Meğer gerçek her zaman gözümüzün önündeymiş. Ben sadece doğru bakamamışım. Hayatımda ne çok şey değiştirdiğini düşündüm SCL’den

Yaz Dostum

gelen o dosyanın. Birden aklıma şifreli metin geldi. Bu derin düşüncelerimden kurtulup gözümün önüne rüyamda elimde tuttuğum o temiz metni getirmeye çalıştım. Uzun bir süre sonra şifrenin mantığını kavramıştım. Şifreli metinde Redlum dışı varlıklara ait bilgiler vardı. Hemen ortağımı çağırdım. - Kodu çözdüm, haklıymışsın, onlar gerçekten var.

246

Buraya gelip temiz metni görmelisin.

Genç Yazarlar

- Bekle, hemen geliyorum. Beş on dakika sonra kapı çaldı. Gelen ortağımdı. Ona bulduğum şeyleri gösterdim. Birlikte kodu biraz daha inceledik. Daha sonra Walsom’u aradık. Ona kodu çözdüğümüzü söyledik. O da bizi SCL’ye çağırdı. Arabadan indiğimizde bizi gazeteciler karşıladı. Bize sorular sormaya başladılar. O sırada Walsom geldi. Gazetecileri uzaklaştırdı ve içeri girdik. Ortağım: - Gazeteciler niye geldi? - Ajan Ave bana şifreli metindeki bilgilerin Redrum dışı varlıkların olduğunu kanıtlayacak kadar güçlü olduğunu söylediğinde ben de bunu tüm Radlum halkının duyması gerektiğini düşündüm.

- Haklısınız, halkımızdan bir şey gizlememiz doğru olmaz. Daha sonra Walsom ve ekibine temiz metni gösterdim. Gazetecilere röportaj verdik, tüm olanları anlattık. Metin bütün gazetelerde yayınlandı fakat aklımda hâlâ bir soru vardı: SCL, düşen bu cismi ilk önce neden şeyi anlatıyordu? Merakıma yenik düştüm ve Walsom’a sordum: - İlk başta her şeyi halktan gizlemiştiniz, şimdi bu açıklamayı yapmanızın sebebi nedir?

Yaz Dostum

herkesten saklamıştı, peki şimdi niçin tüm basına her

- Halkın ayaklanma çıkarmasından korktuğumuz için olayı ilk önce biz öğrenmek istedik. Hem yeni tanıştığımız Redlum dışı varlıklar olan “insanlar” bize dost olarak

247

bir durum olduğu için halkımıza her şeyi anlatma gereği duyduk. O sırada ortağım, “Neden biz de onlara bir şifre göndermiyoruz?” dedi. Hemen hazırlıklara başladık. Redlum’un dört bir yanından gelen profesörler, astronomlar ve kriptograflar ile birlikte Redlum gezegenini anlatan şifreli bir metin hazırladık ve bunu en hızlı bir şekilde dünyalılara gönderdik. Artık evrende yalnız olmadığımızı biliyorduk.

Genç Yazarlar

yaklaştığı için hem de bu bizim gezegenimizle alakalı

Yaz Dostum Genç Yazarlar

248



Zehra Ceren Altın 7/G

Yağmurla Gelen Hüzün Bir sonbahar günüydü, toprağın kokusu, yağmurun sesi, yol kenarlarından akan suyun şırıltısı sınıfa kadar geliyordu. Akşam olmuş, gökyüzüne siyah bir perde çekilmiş, dağların üzerindeki güneşin ışıkları ile parıldayan ağaçların renkleri koyulaştıkça koyulaşmıştı.

O akşam yine okuldan çıkmak için sabırsızlanıyordum. Ancak öğretmen son dakikaya kadar dersi anlatmakta kararlıydı. Öğretmen ders anlatırken sınıf olduğundan daha da sessizdi, ta ki heyecanla beklediğim o zil çalana kadar. Arkadaşlarım zil çalar çalmaz anında boşaltmışlardı ne kadar kullanmasam da annemin zorla giydirdiği hırkamı dışarıdaki yağmuru umursamazcasına çantama tıktım. Merdivenleri ikişerli üçerli atlayarak aşağı indim. Gözlerim annemi arıyordu. Ancak ortada yoktu. Yağmuru çok sevsem de evime gidip o çok sevdiğim oyu-

Yaz Dostum

sınıfı. Bir ben kalmıştım. Kitaplarımı hızlıca kaldırdım her

nu oynamayı tercih ederdim. Bekledim, bekledim hava iyice kararmış, ay dede görünmeye başlamıştı. Mecburen çantamdan hırka-

249

çıkışında arabamızın penceresinden İzleyip anneme nedensizce, “Bu yollar niçin bu kadar boş?” dediğim yollar artık daha da boş geliyordu. Yürüdüm, yürüdüm hâlâ eve varamadım. Etraf zifiri karanlık olmuştu artık. Havada yıldız da yoktu ki! Kesin bize dik dik bakan bekçi amca toplamıştı bu yıldızları. Sürekli titreşen sokak lambaları ile birlikte yürüyordum. Sonunda eski ama bir o kadar da şato gibi duran evimi gördüm. Koşa koşa kapıya geldim. Anahtarımı çıkardım ve kocaman demir kapıyı açtım. O kadar yorulmuştum ve ıslanmıştım ki çantamı sırtıma bile takmamış sürük-

Genç Yazarlar

mı çıkarıp giymiş ve evin yolunu tutmuştum. Hem okul

leyerek eve getirmiştim. Ev çok sessizdi. Annemin nefis yemeklerinin buram buram kokusu gelmiyordu. Hemen mutfağa koştum, annem yoktu. Tüm evi dolaştım; hayır, evde kesinlikle ben ve köpeğim dışında kimse yoktu.

Yaz Dostum

Odama çekilip ağlamaya başladım ancak dış kapının açıldığını duydum, gözlerimi ovuşturup parmak uçlarıma basarak sessizce kapıya doğru yürüdüm. Gelen annemdi. Gözleri ağlamaktan şişmiş, her sabah özenle taradığı sapsarı saçları dağılmış, boynuna bağladığı fular gevşemiş, yüzündeki kocaman gülümseme kaybolmuştu.

250

Beni görür görmez ayakkabılarını çıkarmadan bana koştu, gözyaşları damla damla akıyordu. Meğer işi geç

Genç Yazarlar

bitmiş ve bana haber verememiş. Hem mutlu hem üzgündüm, sanırım içimdeki duyguları tam olarak ifade edemiyorum. Birkaç dakika öncesine kadar köpeğin kuyruğu düşmüş, soluduğum hava değişmiş ve hatta dünyanın renkleri solmuş gibi hissediyordum ancak annemin kollarına kavuştuğum için mutluluktan havalanacak gibiydim. Etraf çok sessizleşti, ne annem konuşuyordu ne ben konuşuyordum ama birbirimizi anlıyorduk. Bundan sonra onu hep bekleyecektim.

Beyzanur Ensar 8/B

Ne Güzeldir Eline Kalem Almak Hayatımız gerçekten bir yalandan ibaret. O hayatı güzelleştiren süsleyen bir şey var: duygu Seni sen yapandır duygu. Ruhunu yansıtandır ama yükseğine çıkmana engel olacak bir şey kalmaz. O kâğıt bize değil gelecek yıllara da hitap edecek diye düşünürsün. Düşün ve yaz. Yaşa ve yaşat ki hayatın her zaman anlam kazansın. Eline kalem almakla hayatın o güzel şırıltısını duyar ve bir an önce yazmaya başlamak

Yaz Dostum

duygularını kâğıda yansıtırsan anlatmanın binlerce kat

ister canın. Ne güzeldir değil mi eline kalem almak. Özgüvenini ortaya koymak... Sevincini, üzüntünü ve daha nice

251

yabilmesi... Susarken bile anlarsın onun seni anladığını. Hele ki dayayıp sırtını bir ağaca gölgesinde yazmak... Kuşların cıvıltısını, suyun şırıltısını duyarak yazmak ne kadar huzur verir insana. İlhamlar uçuşuverir kafanda. Hemen yazmak istersin ve yazarsın. Yazdıkların ne unutulur ne de unutulmak istenir. O hep aklının bir köşesinde kalıverir. Yazdığını ve daha birçok kez yeniden olmamış deyişlerini her defasında yeniden bir umut eklenerek tekrar yazdığını bilmek gerçekten olağanüstüdür. Bize düşen şey yalnızca, “Asla ama asla yapamıyorum, diyerek pes etmemektir.” Eline kalem al ki her şey güzel olsun. Hayat yazarak güzelleşir.

Genç Yazarlar

özelliklerini ona anlatman ve seni sadece onun anla-

Yaz Dostum 252



Eren Kamu 7/C

Gizem Dağı’nın Gizemi Üç arkadaş dergide gördükleri Gizem Dağı’na gitmek istediler. Ahmet bunun iyi bir fikir olmadığını söyledi ama diğer iki arkadaş Ahmet’in dediklerini pek

Genç Yazarlar

önemsemedi. Üç arkadaş Gizem Dağı’na gitmek için hazırlanırken Osman tekrar broşüre baktı ve Gizem Dağı’na denizin altından gidilebileceğini gördü. Osman, hemen diğer arkadaşlarına broşürde gördüğü haberi söyledi. Enes ve Ahmet şaşırdı, “Nasıl gideceğiz?” dediler. Osman denizin üstünden de gidebileceklerini söyledi ama bu denizin altından gitmek kadar güvenli olmayacaktı. Üç arkadaş, sonunda denizin altından gitmeye karar verdiler ve denizaltıyla ilerlemeye başladılar. Gizem Dağı’na vardıklarında sisten başka hiçbir şey görmediler. İlerledikten sonra karşılarında “OKUL” yazısını gördüler, buna hiçbir anlam veremediler. Üç arkadaş

biraz daha ilerledikten sonra Gizem Dağı’nı gördüler. Gizem Dağı’na çıkarken dağın engebeli, uzun ve ince bir yapıya sahip olduğunu gördüler. Önden kimin çıkacağına karar verirken Osman, “Çubuk çekelim!” diye bir fikir attı ortaya. “En kısa çubuğu çeken, önden

Osman çubukları buldu ve bakmadan eline yerleştirdi. En kısa çubuğu Ahmet çekti. Ahmet önden gitmeye başladı. Beş dakika sonra Ahmet adımını attı, adımını attığı taş düştü. Oradan dikkatli bir şekilde taşın boyutunda bir tahta bulup koydular. Yola kaldıkları yerden devam ettiler. Yaklaşık yarım saat sonra bir mağara gördüler ve hemen mağaranın içine girip ateş yaktılar. Ateş yak-

Yaz Dostum

gider. En uzun çubuğu çeken arkadan gelir.” dedi.

253

tıklarında mağarada iskeletlerin olduğunu gördüler. çıktılar. Bir saat sonra dağ yolunu yarılamışlardı. Enes; bu üç arkadaştan en korkak olandı, bu yüzden mağara olayından en çok o etkilendi. Bu iskeletlerin neden burada olduklarını merak ettiler. Yollarına devam ederken karşıdan bir şeyin geldiğini gördüler. Uzun saçlı, bakımsız vücudunu yapraklarla kapatmaya çalışıyordu. Kendi yaşlarında birinin yaklaştığını görünce biraz sevindiler, biraz da korktular. Zararsız olduğunu anlayınca onu şehre indirip DNA’sına baktırarak ailesinin bulunmasına yardım ettiler. Bir müddet sonra o iskeletlerin Gizemli Dağı’nı keşfetmeye gelenlere ait olduğu anlaşıldı.

Genç Yazarlar

Bundan çok korkan üç arkadaş hemen mağaradan

Yaz Dostum



254

Furkan Çalğın 7/C

İzmir Gezisi Sabırsızlıkla ara tatilin gelmesini bekliyordum. Annem,

Genç Yazarlar

ben ve kardeşim tatilde dedemin yanına gidecektik. Beklenen gün geldi, sabahleyin yola çıkmak için hazırlandık. Benim için en önemli şeyi yani fotoğraf makinemi yanıma aldım. Yola çıktık, ilk önce karnımızı güzelce doyurduk, kardeşimle markete girip abur cubur stokumuzu tamamladık. Annem ile ilk defa bu kadar uzun bir yolculuk yapacaktık, o yüzden de biraz tedirgindim. Yeni otoban gişesinin yanına geldik. Bir sıkıntı vardı, arabamızın lastiği inmişti. Gişede çalışan bir adam bize yardım etti ve lastiklerin havasını şişirdi, adama teşekkür edip yolumuza devam ettik.

Üç saatin ardından İzmir’deydik. Annemi tebrik ettim, bu insanlık tarihi için çok küçük ama annem için çooook büyük bir gelişmeydi. Hemen dedemin evine gittik, karnımızı doyurduk, tatlımızı yiyip iyice dinlendik. Ertesi gün dedemin bağına gittik, orda şirin mi şirin bir ev yapmaya karar vermiş dedem. Tuğlaları alıp bağa nun suyunu koyup iyice karıştırdık ve çamur gibi bir şey oldu. Bir yere sürdüğünde on dakikada kuruyordu. Küçük bir havuz inşaatına da başlayalım, dedi teyzem. Havuzun kenarlarını tuğlalarla ördük. Teyzem bir inşaat ustası gibi çalışıyordu. Çok güzel bir havuz yaptı bize,

Yaz Dostum

çıktık. Orda hazır çimento da vardı, ilk önce çimento-

havuzu biraz kurumaya bıraktık. Bu arada mangal yakmak için dedemle odun, çalı getirdik, yemeği yedik ve dinlenmeye geçtik.

255

misiniz?” dedi. Çok heyecanlandım. Çocukluğumdan beri orayı çok merak ediyordum. Kırmızı kan dolu bir göl, acaba nasıl bir yerdi? Hemen dedemle birlikte arabaya atladık. On, on beş dakika içine doğru gittik sonra artık arabanın çıkamayacağı bir yere vardık. Dedem, yürümemiz gerektiğini söyledi. Fotoğraf makinemi, suyumu aldım ve yürümeye başladım. Biraz yürüyüşten sonra kan gölüne ulaştık. Bir de ne göreyim! Göl değil, su birikintisi! Doğal, kırmızı bir suyun oluşturduğu bir birikinti sadece. Dedemler, bundan 4050 yıl önce sular çok olduğu için buraya göl diyormuş ama günümüzde küçük bir su birikintisi olarak kalmış. Biraz hayal kırıklığı yaşamıştım tabii. Neler düşünmüş-

Genç Yazarlar

Bir gün dedem, “Size kan gölünü göstermemi ister

tüm, neler? Neyse en azından güzel bir orman yürüyüşü yapmış olduk. Bağımıza geri dönüp yarım kalan işlerimizi bitirdik ve eve döndük. Ertesi gün, Çeşme’de bir otele gitmek için hazırlandık, ben çok heyecanlıydım. Kahvaltımızı yapıp yola koyulduk, bir saat sonra otelimizdeydik. Ben, Yiğit abimle bir

Yaz Dostum

odaya yerleştim, annemler de başka bir odaya yerleşti. Hemen öğle yemeğimizi yedik. Her yer yabancı turistlerle doluydu, güzel bir ziyafet çektikten sonra kapalı havuza gidip birkaç saat yüzdük, eğlendik. Daha sonra annem, ben, Yiğit abim bir markete gidip abur cubur almaya karar verdik. Markete gidip her şeyi aldık ve 157 liralık bir abur cubur faturamız çıktı.

256

Otele dönüp odamıza çıkarken abur cuburları ayırdık. Annem kendi odasına gitti, ben ve yiğit abim kendi

Genç Yazarlar

odamıza gittik. O gün 15 kola içip 4 tane cips yedik ve dört tane de film izledik. Biraz da şakalaştıktan sonra yorgunluktan uyuyakaldık. Sabah oldu, Yiğit abimin karnı çok ağrıyordu, otelin doktoruna gittik. Doktor, ne yediğimizi sordu ve Yiğit abim maalesef her şeyi söyledi. Doktor çok şaşırdı, hayatında bu kadar fazla abur cubur yiyen bir insan görmüş müydü acaba? Neyse, bu da bize ders oldu. Tatil de olsa sağlık önemliydi. O günü sakin geçirdikten sonra otelden ayrıldık. Arabaya binip İzmir’in yolunu tuttuk.

Hilal Beyza Penbegül 8/B

Sonbahara Anlam Yüklemek Ağaçların giderek soyunduğu günlerden biriydi. Yere düşen yapraklar beni hayalden hayale sürüklü-

Yaz Dostum



yordu. Sonbaharın gelişine farklı anlamlar yüklemeye çalışıyordum. Herkes gibi sonbaharı bir hüzünle karşılamak bana göre değildi.

257

El ele gezen çocuklar, hayata küsmüş gençler ve kedi, köpeği dost bilen ihtiyarlar. Hepsi ne kadar farklı insanlardı böyle. Kimi hayattan dersini almış, kimi daha hayatı bile tanımamıştı. Bazen biraz gezintinin tüm dertlere iyi geleceğini düşünürsün de öyle olmaz ya benimki tam da öyle oldu işte. Yürüdüm, yürüdüm... Doğa bana keyif veriyordu sonbaharın hüznüne inat... Hani bazen yesen de içsen de yatsan da kalksan da bazı şeyler geçmez, yarası kapanmaz ya işte bu benim de başımdan geçti. En mutlu anımda bile acıyan bir yanım var, dedemin sonsuzluğa gidişini unutamadım işte. Belki de unutmak istemedim kim bilir?

Genç Yazarlar

Oturduğum yerden kalktım ve yürümeye başladım.



Bilge Seyitoğlu 7/E

Sonuncu Ders

Yaz Dostum

Mehmet, dersin son zamanlarında sıkılmış derin hayaller kuruyordu. Kulaklarına çarpan o muhteşem melodi ile aniden irkildi. Bu zil hayallerine ara verip eve gitmesi gerektiğinin habercisiydi. Hemen toparlanıp çıktı ve o geniş bahçeye indi. Gökyüzünde turuncu ve sarılar harika görünüyordu. Demek ki akşam yaklaşıyordu. Hırkasını bir elinde tut-

258

muş, diğer ucu ise yerde sürünüyordu. Her yer birbirlerine sarılan çocuklar ve anneleriyle dolmuştu. Etrafına bakındı, başta korktu, içine düşen o hisle titremeye

Genç Yazarlar

başladı. Mavi gözlerini kocaman açıp pamuk misali ellerini ovuşturmaya başladı. Kumral teni yavaş yavaş beyaza dönüyordu. Annesini hiçbir yerde göremeyince kalbi küt küt atmaya başladı. Epeyce bekledikten sonra etrafta kimse kalmayınca eve yürümeye karar verdi. Ne de olsa artık okula gidiyordu, yani büyümüştü. Evinin yerini tam olarak bilemese de belki annesi ile yolda karşılaşabilirdi. Bahçedeki kapıdan çıktı ve artık dünyayı tanıma zamanıydı. Daha önce tek başına dışarıya çıkmamıştı. Ayrıca yeni taşındıkları için her yer yabancıydı. İki gün boyunca annesiyle nerelerden geçtiklerini hatırlamaya çalışarak yola çıktı. İlk önce büyük bir an-

tikacının önüne geldi. Tezgahlarda eski oyuncaklar ve bir plak duruyordu. Tezgahın sol tarafında en sonda duran araba dikkatini çekti. Sarı, üzerinde eski desenler bulunan arabaya bakarken ayaklarında yumuşak tüyleri hissetti. İrkilip kenara çekildi ve aşağı baktı. Bembeyaz tüylü bir kedi kuyruk sallıyordu. Eğilip tüylerine devam etti. Bir zaman sonra arkasından kırılma sesi geldi. Arkasına baktı, beyaz tüylü ve bir ayağı sakat bir kedi onu takip ediyordu. Kediyle oynayarak yoluna devam etti. Sıradaki durağı mis gibi kahve kokan, tezgahlarında iş-

Yaz Dostum

dokundu. Çok yumuşaktı, biraz sevdikten sonra yoluna

tah açıcı tatlıları bulunan bir kafeydi. Aslında epeyce acıkmıştı ama parası yoktu. İstemeye de utandı. Biraz daha yürüyünce bir parka geldi. Yolun yanındaki ban-

259

ka oturup dinlendi. Aklında ise annesi acaba o gidince

Toparlanıp yola koyuldu. Şimdi ise aklında bu şeker kediye ne isim koyacağı vardı. “Pamuk” çok klasik, “Boncuk” basit, “Prenses” ise yapmacıktı. Kediciğe doğru baktı ve beyaz olan şeyleri düşündü. En sevdiği mevsim kış olduğundan aklına “Kar” geldi. İşte kendinin ismini bulmuştu. Kar huysuzlanmaya başlamıştı. Düşündü acaba neden diye. Geçen gün tanıtım panolarında bir resim vardı, üzerinde hayvanları aç bırakmamak, onları korumakla ilgili yazılar vardı. Kar’ın da aç olabileceğini düşündü. Onu nasıl besleyeceğini biliyordu. Parklarda belediyenin yerleştirmiş olduğu hayvan beslenme yerleri olduğunu biliyordu. Neyse ki yolunun

Genç Yazarlar

gelmiş midir, sorusu vardı.

üzerinde büyük bir park vardı. Parkın girişine geldiğinde biraz tedirgin oldu. Çok büyüktü. Derin bir nefes aldı ve kendi kendine korkusunu yenmeye çalışarak parka girdi ve kedi mamaları tarafına yöneldi. Büyük insanların arasında tedirginlikle yürüyerek kedi mamalarına ulaştı. Kar yemeğini yerken o da etrafta yürüyordu. Kenar-

Yaz Dostum

da ağlayan bir çocuk dikkatini çekti. Çocuk tekerlekli sandalyedeydi ve etrafında hiç kimse yoktu. Peki yanına gitmeli miydi? İçinden bana zarar verir mi, acaba niye ağlıyor, yanına gitsem mi diye geçirdi. Yabancılarla konuşmaması gerektiğini biliyordu ama o ağladıkça merak ediyordu niçin ağladığını. En sonunda karar verdi, biraz uzakta durdu ve çocuğa niçin ağladığını

260

sordu. Çocuk sesi duyunca şaşırmış bir vaziyette: - Kedimi kaybettim.

Genç Yazarlar

- Bunun için mi ağladın o kadar? - Evet, ama o özeldi. - Nasıl yani? - Ben bir bacağımı trafik kazasında kaybettim, kedimin de bir bacağı sakattı, köpekten kaçtı ve birbirimizi kaybettik. Bir anda az ötede mama yiyen Kar geldi aklına. Onun da bir bacağı sakattı. Sanırım Kar, bu çocuğun kedisiydi. Koşarak gidip kediyi getirdi. Çocuk kedisini görünce çok sevindi. Tabii Kar da onu görünce çok mutlu oldu. Aslında yolda gelirken kedinin artık kendisine ait olduğunu düşünüp mutlu oluyordu ama onun böyle sevgi dolu bir sahibi olduğunu görünce bu

fikri unutmuştu bile. Sandalyedeki çocuk, Mehmet’e çok teşekkür etti. Saat geç olmuştu artık eve gitmesi gerekiyordu. Çocukla vedalaşıp evin yolunu tuttu. Hava epey kararmıştı, evlerinin yanına geldiğini son anda fark etti. Hemen evin kapısını çaldı ama açan olmadı. Tek çare oturup

- Sen niye oturuyorsun burada? - Sizi bekliyorum, evde kimse yok. - Seni alan olmadı mı?

Yaz Dostum

beklemekti. Biraz bekledikten sonra abisi geldi.

- Hayır abi, alan olmadı. Tek başıma yürüyerek geldim. - O kadar yolu tek başına nasıl geldin, inanamıyo-

261

Daha sonra içeri girdiler ve olan her şeyi abisine anlattı. Az sonra annesi ve babası eve döndü. Meğer annesi, babasının alacağını; babası da annesinin alacağını zannetmiş. Her şey açıklığa kavuşup böyle durumlarda ne yapması gerektiğini iyice anlattıktan sonra annesi, - Tamam, şimdi son derste ne yaptınız, anlat bakalım? - Son derste hayatı tanıdım anneciğim.

Genç Yazarlar

rum. Hemen anneme haber vermeliyiz.

Yaz Dostum





İrem Abay 7/E

Yüzleşmek Nefesini tutarak çıkıp gitti oradan. Sadece yürüdü hiç durmadan, yorulmadan. Çevresindeki yaşama dahil oldu. Ana yoldan geçen hızlı arabaların ardı arkası

262

kesilmezken kaldırımdan yürümenin daha doğru olacağını anladı. Nereye gideceğini bilmeden boş boş

Genç Yazarlar

dolandı, yol nereye götürürse oraya giderim diye düşünüyordu. Hiç arkama bakmadan sadece giderim. Yorulana kadar yürür, biraz dinlenip yine yürürüm. Tek isteği içinde bulunduğu çıkmazlardan kurtulup rahat bir nefes alabilmekti. Fakat yürüdüğü hiçbir yol onu bu düşüncelerden uzaklaştıramıyor, aksine daha çok içine çekiyordu. Bir adım daha uzaklaşmak isterken kurtulamadığı düşüncelerine daha fazla boğuluyordu. Ne yapmalıydı? Nasıl çözmeliydi? Ya da ne kadar uzağa yürümeliydi? Belki de aradığı tek şey, “Daha güzel günler gelecek.” diyecek biriydi. Peki kimdi o? Kimdi onu bu sorunlardan kurtaracak olan kişi? Belki de onu aramalıydı. Her şeyi çözecek kişi yeterli gelebilecek miydi sorunlarına? Ya yetmezse, ya

o kişiyi bulamazsa, ya bulduğu doğru olan değilse, ya bu yürüdüğü yol doğru değilse? Bu yol nereye gidiyordu peki? Onu bu sorunlardan uzağa götüreceğini ümit ettiği bu yol nereye gidiyordu? Bir an durdu. Aldığı derin nefes onu sadece daha da büyük düşüncelere soktu. Göğsü sıkıştı onu boğan karşılaşacağı, ona doğruları söylemesini umduğu kişiydi. Tek çözümü var diye düşündü. Sahip olduğu ve aradığı, ona yol gösterebilecek tek bir çözüm vardı. “Benim” dedi, ben bulmalıyım. Benim haricimde sorunlarımı hiç kimse çözemez, bu yolu benim yerime hiç

Yaz Dostum

bu çıkmaz düşüncelerden. Çözüm ne yürüdüğü yol ne

kimse yürüyemez. Bunu başaracak olan benim. Ümitsizliği de, yürüdüğü yol da yön değiştirmişti. Tek yapması gereken kaçıp durduğu sorunlarıyla yüzleş-

263

rını hızlandırdı, hem daha heyecanlıydı hem de daha fazla korkuyordu. Çözüme ulaşması ne kadar zor olsa da kendine inanırsa yapabilirdi. Dönüş yolu bitti ve geri döndüğünde kapının önünde durdu, titreyen elleri kapı zilinin üzerinde bekliyordu. Kalbi göğüs kafesinden çıkacak gibi hızla çarpıyordu. Tüm cesaretiyle bastı zile. Bekledi. Açılan kapının önünde başını yerden kaldırıp baktı. “Ben geldim!”

Genç Yazarlar

mekti. Sorunlarından başka türlü kurtulamazdı. Adımla-

Yaz Dostum





264

Nazlım Kumova 7/D

Ah O Kuş Her şey, biraz yürüyüp hava almak için dolaşmaya

Genç Yazarlar

çıktığım gün başlamıştı. Dün gibi hatırlıyorum o günü, zaten unutmam da mümkün değil. Bundan bir yıl önce gayet sakin bir günde kırlarda dolaşmaya karar vermiştim. İçimde büyük bir rahatlık vardı. Sınavlar bitmişti ve artık biraz gevşeyebilirdim. Ben de biraz hava almanın, tabiata kendimi bırakmanın iyi olacağını düşündüm. Sabahın erken saatleri olduğu için her yer bomboştu. Sadece orada, burada sabah koşusu yapan insanlar vardı. Güneş yükseldikçe o insanlar da yollardan elini eteğini çekti. Etrafta tek ben kalmıştım, bunu sonradan fark ettim tabii ki. Kuşlar ötüyor, arılar vızıldıyordu. Az ileride çok güzel bir kuş gördüm. Tam fotoğraf çekip hikâyeme koymalıktı. En iyi açıyı bulmalıydım ve kuşu kaçırmamalıydım tabii ki.

Kuş uçmaya başladı, ben de kuşun peşinden yavaş yavaş onu takip ettim. Kuş kaçmıştı tabii. Etrafıma baktım neredeydim ben? Sanırım biraz yolumu kaybetmiştim. Telefonuma baktım sinyal yoktu ve geri nasıl döneceğim hakkında da pek fikrim yoktu. Korkmaya başlamıştım. Az ilerde bir kulübe gördüm. Acaba o başına kötü şeyler gelirdi. Ama bu bir film değildi. Güpegündüz başıma bir şey gelecek hali yoktu. Böyle diyerek kendime cesaret verdim, başka da çarem yoktu. Ancak içimde kötü bir his de yok değildi. O evin yanına vardığımda buranın eski, sıvaları dökülmüş bir terkedilmiş ev olduğunu gördüm. Pencerelerinden bazıları

Yaz Dostum

kulübeye doğru gitmeli miydim, filmlerde gidenlerin

kırılmıştı. Muhtemelen kimse yaşamıyordu. Evin etrafını yabani otlar sarmıştı. O an aklımdan geri dönmek geçti fakat merakıma yenik düştüm. Evin kapısını çalmadan

265

diye düşünmeden edemedim. Evin arka tarafına geçtiğimde siyah bir araba gördüm. Yoksa bunlar televizyondaki siyah giyen adamların arabası mıydı? Kendimi bir ajan filmindeymiş gibi hissettim. Neredeydim ben? Acaba izlediğim dizilerin etkisinde mi kalmıştım? Aslında çok da küçük bir insan değildim, ne de olsa üniversiteliydim. Merakıma yenilmiştim. Kırık pencerelerden birinden içeri baktım. Gözlerime inanamadım. İçerdeki adamlar sahte para basıyordu. Ve en kötüsü de bu adamlardan biri benim komşumdu. Nasıl yani dedim, kendi kendime. Her şey karışmıştı. Ne yapmam gerektiğini bilmiyor-

Genç Yazarlar

önce biraz incelemek istedim. Ya içerde bir şey varsa

dum. Polisi aramaya karar verdim. Daha sonra sinyalin çekmediği aklıma geldi. Video çekebilirdim. En azından elimde bir kanıtım olurdu. Başım derde girer miydi ki? Ama ne olursa olsun bu durumu böylece bırakamazdım, sorumlu bir vatandaş olarak bu insanları adalete teslim etmeliydim. Kendimi bir an suçla savaşan bir

Yaz Dostum

polis gibi hissettim. Adalet için tüm tehlikeleri göze alan bir polis. Ancak bunları düşünmek için doğru bir zaman değildi. Kendimi toparladım. Ne yapmam gerektiğine karar vermeliydim. Hemen aklımdan yapabileceğim şeyleri geçirdim. En sonunda, en mantıklı fikrin video çekmek olduğuna tekrar karar verdim. Size bunları uzun uzun

266

anlatıyorum ama bunların hepsi birkaç saniyede geçti aklımdan. Her neyse telefonu alıp video çekmeye başladım. Arada bir fotoğraf da çekiyordum. Elimde bir

Genç Yazarlar

sürü kanıt olmuştu. Asıl sorunu hatırladığımda afalladım. Eve nasıl dönecektim? Ve buradan nasıl kurtulacaktım görünmeden? Bir anda aklıma bir fikir daha geldi. Belki arabaların kapıları açıktır, ben de birinin bagajına çaktırmadan yerleşebilirim. Filmlerde genelde böyle sahneler görüyordum. Belki de gerçekten işe yarıyordur. Sonuçta onlardan biri benim komşumdu, bizim evin yanına gitmeseler bile en azından şehre inecekleri kesindi. Arabanın bagajına saklanıp ve kurtulurdum. Gerçek hayatın filmlerden farklı olduğunu biliyordum ama bir ihtimal de olsa bu fikri denemeye karar verdim. Bir yandan da kendime kızıyordum o ah o aptal kafam,

o kuşun peşinden gitmeseydim, bir fotoğraf sevdasına düşmeseydim bunların hiçbiri başıma gelmeyecekti. Ne olmuştu böyle bize? Hayatımız sosyal medyadan ibaretti. Bir anda kendimi ve sosyal medyayı sorgular halde buldum. Sosyal medyaya bu kadar kafayı taktığım için kendime çok kızdım.

dükten sonra başka çaremin olmadığına karar verdim. Hızlı hareket etmeliydim çünkü o adamlar yavaş yavaş toplanıyordu. Hemen arabaları kontrol ettiğimde bir arabanın açık olan bagajına saklandım. Kısa bir süre sonra arabanın kapısının açıldığını duydum. Kalp atış-

Yaz Dostum

Yine derin düşüncelere dalmıştım. Biraz daha düşün-

larım hızlanmıştı. Adamlar duyacak diye korktum. Adamlar kendi aralarında konuşmaya başladılar. Ne dediklerini tam olarak anlayamadım. Bir süre konuş-

267

ledim ama ne kadar korktuğumu tahmin edebilirsiniz. Bagajın kapağını aralayıp arasından baktım. Adamlar az ileride başka adamlarla konuşuyordu. Ancak bambaşka bir yerdeydik ve nerede olduğumuza dair hiçbir fikrim yoktu. Mecburen tekrar saklandım. Hava epeyce kararmıştı, o yüzden etrafı görmekte zorlanıyordum. Sanırım hâlâ şehirden uzaktaydık. Çünkü nereye baksam ağaç görüyordum. Bir süre sonra arabaya doğru yürümeye başladılar. Beni görecekler diye çok korktum, araba tekrar hareket etti. Bu sefer hiç kimse konuşmuyordu. Araba biraz daha yol aldı. Nereye gidiyoruz gibi so-

Genç Yazarlar

maya devam ettiler sonra araba durdu, bir süre bek-

rulara cevap ararken araba birden durdu. Biraz bekledim. Etrafta ses seda kesilince bagajın kapağını araladım. İşte benim evimin önüydü. Derin bir nefes aldım. Teorilerim doğru çıkmıştı. Birazcık olsun rahatladım. Hızlı bir şekilde yukarı çıktım ve eve gidip bütün kapıları kilitledim.

Yaz Dostum

Çok yorgun olmama rağmen bir türlü uyuyamadım. Keşke şimdi ailemin yanında olsaydım veya memlekete giden ev arkadaşım burada olsaydı en azından konuşacak birileri olurdu. Aileme haber veremezdim, onları korkutmak istemezdim. Uzun süre ne yapmam gerektiğine karar vermeye çalıştım. Olanları unutmalı mıydım yoksa vicdanımı dinleyip polise mi gitmeliydim? Bu dü-

268

şüncelerle salondaki kanepede uyuyakalmışım. Sabahın erken saatlerinde gözümü araladım ve tek-

Genç Yazarlar

rar kaldığım yerden düşünmeye devam ettim. Fakat en sonunda polise gitmeye karar verdim ve en yakın karakola gittim. Polislere her şeyi anlattım. Çektiğim video ve fotoğrafları gösterdim. Polisler komşularımı yakaladılar. Sonunda her şey çözülmüştü. Ben de rahatlamıştım. Sanki üstümden büyük bir yük kalkmıştı. Telefon hem başımı derde sokmuş hem de beni kurtarmıştı. Bütün sosyal sosyal medya hesaplarımı sildim ve bir süre açmamaya karar verdim. Artık telefonu sadece haberleşmek için kullanacağıma dair kendime söz verdim. Bakalım sözümü ne kadar süre tutacağım?

Ali Efe Yaren 8/B

Düşünmek Nedir? İtiraf edelim ki çoğumuz düşünmenin ne olduğunu bilmiyoruz. Bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve düşünce üretmek, anlamına gelen bu bilgiyi sadece okumakla yetiniriz ama hiçbir şekilde yorumlayamayız. Üzerinde çokça düşündüğümüz “Düşünmek nedir?” diye düşünüyorum son zamanlarda. Düşünmek, ruhun

Yaz Dostum



269

kendi kendine konuşmasıdır diyebiliriz kısaca. Belki de karşılıklı olarak konuşması ya da ayna ile konuşmamızdır. Belki de Dennis Waitley’in dediği gibi “Düşünce paraşüt gibidir, açıldığında iş görür.” Belki de açıldıkça işe yarar düşünce. Bazen de düşünceye şunu deriz: Kulaklığı kalbine takıp beynimizin onları dinlemesidir. Çünkü bu, kalbimizin ya da ruhumuzun tek başına konuşmasıdır, fısır fısır tek başına konuşur. Siz de sadece yüzünüzü dönüp gökyüzüne, konuşun kendinizle bir başınıza. Düşünmenin tadını damaklarınızda hissedin.

Genç Yazarlar

bedenimizin ruhumuzdan sıyrılıp ıssız, sakin bir yerde



Yaz Dostum





270

İrem Abay 7/E

Azap Kırmızı, turuncu ve sarı.

Genç Yazarlar

Büyük ve kudretli meşe ağacına düşen, beyaz sarı ışıklar saçan yıldırım, düştüğü yere kıvılcımlarını bıraktı. Geçen her saniye yükselerek ağacın gövdesini kaplayan alevlerden çıkan çıtırtı sesleri hâlâ kovukta uyuyan sincabı uykusundan uyandırmaya yetmemişti. Tahminen birkaç dakika sonra elektrik yüklü bulutların yeni durağı olacak ağaçlardan birini sağanak halindeki yağmur damlaları ıslatıyor, Doğa Perisi’nin yanaklarından gözyaşlarıyla birlikte akıyordu. “B-Bırakın!.. Lütfen bırakın, n-ne olursunuz? Ku-kurtaramazsam ölecek!” Haydut Peri’lerden biri Doğa Perisi’nin ağzını büyük

elleriyle kapatarak sesli hıçkırıklarını ve düzenli nefes almasını engelledi. Islak mavi saçları sırtına yapışan küçük perinin gelen yüksek sesli kahkahalarla ağlaması daha da şiddetlendi. Ağzını kapatan ele dişlerini geçirirken, tırnakları avuç içlerine batana kadar yumruğunu öfkeyle sıktı ve onu omuzlarından sıkı sıkı tutan peatılan yumrukla kısa bir süre düşecek gibi oldu ve gözünü tutarak inledi. Kollarının serbest bırakılmasından yaralanan Doğa Perisi ayaklarını ağacın yaprağına bastırarak kendini yukarı itti, kanatlarını çırpmasıyla yukarı çıkarken sol bacağı kuvvetli ellerden biriyle sertçe aşağı çekildi. “Nereye kaçtığını sanıyorsun, ha? Ne sanıyorsun?! Soyunuzu yok etmeden seni bırakacağımızı mı, ha?”

Yaz Dostum

rilerden birinin yüzüne sert bir yumruk attı. Peri gözüne

271

ellerini tuttu, bacakları serbest kalırken peri tekrar şansını denemek üzere önünde pis kahkahalar atan diğer periye kısa bacaklarını savurdu. Bu hareketi Haydut Peri’yi güldürürken iki bacağı arkasındaki başka bir peri tarafından geriye çekildi ve peri yaprağın üzerinde yüzükoyun pozisyonuna geldi. Bilekleri çoktan kızarmış, morarmaya yüz tutarken tamamen etkisiz hale gelmişti. “Ne kadar da sevimli değil mi, öyle değil mi? Küçük sincap arkadaşını kurtarmaya çalışıyor. Git kurtar hadi, hadi!” Doğa perisi nefretle, tükürür gibi konuştu:

Genç Yazarlar

Başka bir Haydut Perisi iki kolunu arkasında birleştirip

“B-Bırakın, bırakın dedim! Alçaklar..” Tüm ağacı kaplayan alevlerin kovuğun içine yaklaşmaya başladığını gören Doğa Perisi’nin üç Haydut Peri’nin onu tutmasına izin verip sincabın yanmasını izlemekten başka çaresi yoktu. Ateş ve Toprak Perileri’nin sonunu getiren Haydut Perileri’nin gözü Doğa

Yaz Dostum

Perileri’ndeydi şimdi de. Bu iğrenç ve nefret dolu aciz yaratıklar tüm canlıların zayıf noktasını iyi bildiklerinden bir Doğa Perisi’nin yaşlılık haricinde nasıl ölebileceğini iyi bilirlerdi, bu ölüm şeklinin adının, donuk kalp olduğunu da. Peri, özelliği türünde bir faciaya şahit olduğu ve göz yummak zorunda kaldığı zaman kalbi tabiri caizse donar ve birkaç güne çektiği vicdan azabıyla karışık

272

saf acıdan ölür. Haydut Perileri’nin planı ise, periyi acı çekerek öldürmekti. Mavi saçlı peri gözlerini yumarak ağladı. Ağladı, ölümüne göz yummak zorunda olduğu

Genç Yazarlar

küçük dostuna üzüntüden ağladı. Haydut Perileri’ne olan nefretinden, aklında ölüm anı canlanan büyük kuzenine duyduğu özlemden ağladı. Var gücüyle mırıldandı. “L-Lütfen... Lütfen Doğa Ana. Lütfen küçük dostumu koru, yalvarırım. Onu ölümden koru.” Haydut Periler kahkahalarla gülerken peri ağaç kovuğunun tamamen alevlerle kaplandığını gördü. Tiz bir sincap çığlığı tüm orman içerisinde yankılandı. Peri göğsüne saplanan keskin acıyla yüksek sesle çığlık attı. Elindeki ısırık izi kızaran haydutun zevkle güldüğünü gördü, görüşü bulanıklaştı. Öyle üşüyordu ki bedeni titriyor, burnu ve parmak uçları kırmızıya boyanıyordu. Vicdan

azabından olmasa bile, donmuş bedeninin sabaha doğru çimenlerin arasında bulunacağından emindi. Kısık sesiyle bağırdı. “H-Hayır!.. İ-İğrenç yaratıklar, bırakın! O-Onu hâlâ kurtarabilirim!”

çoktan küle dönmüştür bile. Ne kadar üzüldük çocuklar, öyle değil mi?” Haydutlar perinin sıktığı kollarını ve bacaklarını serbest bıraktı, iğrenç kahkahalarla gözden kaybolurlarken peri donuk gözlerle gidişlerini izledi. Arkalarında

Yaz Dostum

“Kurtaramazsın, küçük peri. Sevimli sincap arkadaşın

bıraktıkları ağacın yarısı kovukla birlikte çoktan yanmış, altında sadece güçsüz alevler kalmıştı. Mavi saçlı peri dişlerini sıktı ve dudaklarını ısırdı, canı gerçekten çok

273

Ona doğru yaklaşan başka bir yıldırımın eceli olacağını düşünürken içinde su biriken yaprağa daha fazla direnemedi ve aşağı doğru hızla düşmeye başladı. Birbirine yapışan ıslak kanatlarını belki biraz zorlasa ayırarak düşüşünü yavaşlatıp canının kurtarabilirdi. Ama kalbi öylesine fazla acıyordu ki küçük bedenini serbest bıraktı, gitmeden önce son kez sevimli dostundan af diledi. “Çok üzgünüm.” Yangın, yağmur ve ölüm.

Genç Yazarlar

yanıyor, sol gözü seğiriyordu.





Sudenur Aksü 8/C

Okuldaki Hırsızlık Bir aralık günüydü. İki gündür durmadan yağan kar nedeniyle yollar, ağaçlar, parklar, kısacası her yer beyaz bir bulut gibi olmuştu. Bense salonda kaloriferin yanındaki yumuşacık mindere oturmuş kitap okuyordum.

Yaz Dostum

Her sayfadan sonra pencereden karın yavaşlayıp yavaşlamadığına bakıyordum. Dışarıda kar yağıyordu ve pazar günüydü fakat ben mutsuzdum çünkü akşam yatılı okuluma gidecek yine bir hafta ailemi ve her şeyden çok sevdiğim iki yaşındaki köpeğim Paşa’yı göremeyecektim. Bu sırada aşağıdan annem hazırlanmam gerektiğini söyledi.

274

Hazırlandım ve dışarı baktım, kar çoktan durmuştu.

Genç Yazarlar

Annem çıkmamız gerektiğini söylüyordu, babamın hediye almak için verdiği yüz lirayı kontrol edip aşağıya indim. Okulumda hep zenginler vardı. Eğer burs kazanamasaydım asla giremeyeceğim bir okuldu. Mağazaya gelmiştik, annem ve babam benim için hediye seçerken ben de dışarıda Paşa ile beraber oynuyordum. Hediye alma işi bitince okuluma gittik. Okulumun önüne geldiğimizde adeta büyülenmiştim, okulun çatısında cam gibi görünen buz sarkıtları çok güzel görünüyordu. Yapraklarını dökmemiş olan köknar ağaçları tüm bahçeyi güzelleştiriyordu. Güvenlik görevlisi, koca demir kapıyı açınca aileme sarılıp Paşa’nın başını okşadım ve içeri girdim. Demir kapı o kadar sert kapandı ki üzerindeki karlar yere döküldü.

Yatakhaneye girdim, içeride kimse yoktu. Eşyalarımı yerleştirdim ve yatağıma uzandım. O sırada içeri İlayda girdi. İlayda, Ceren’in en yakın arkadaşıydı. İkisi de durmadan benimle uğraşırlardı. Bunu neden yaptıkları hakkında hiçbir fikrim yok ama bu sefer o itici tavrı yoktu, çok masum duruyordu, yanıma oturdu ve “Özür hareket beklemiyordum. Kısa süreli bir sessizlik oldu, sonra “Arkadaş olur muyuz?” diye sordu. Aslında bana yaptığı bunca kötülükten sonra kabul etmemem gerekirdi ama ben yine de isteğini kabul ettim. O akşam erken yattım. İki gün boyunca hiç kötü bir

Yaz Dostum

dilerim.” dedi. Adeta şoke olmuştum, ondan böyle bir

durum olmadı. Derslere giriyor, ödev yapıp kitap okuyor ve İlayda ile birlikte vakit geçiriyordum. Çarşamba sabahı babam yüz lira daha göndermişti. O gün öğ-

275

leden sonra yatakhanede kitap okuyordum ki içeriye arkasına saklandım. Ceren etrafı kontrol edip İlayda’nın yatağının altındaki kasadan yüz lira aldı. Olanları telefonuma kaydetmiştim. Odadan çıkınca videoyu tekrar izledim, ilk başta İlayda’nın haberi olduğunu düşünerek videoyu izletmedim. Perşembe günü normalden farklı kalkmıştım. Yatağımın yanında İlayda, Ceren, güvenlik görevlisi ve Müdür Yardımcısı vardı. Gözlerimi kapadım ve etrafımdaki sesleri dinlemeye başladım. Ceren, “Size söyledim. İlayda’nın parasını Ayda çaldı.” diye söyleniyordu. Bunu duyunca nutkum tutuldu, nefesim daraldı ve aynı söz kafamın içinde dönüp durmaya başladı. Yeni uyanmış

Genç Yazarlar

Ceren girdi. Beni görmesini istemediğim için yatağımın

gibi yaparak etrafıma bakındım. Müdür Yardımcısı ciddi ve suçlayıcı bir şekilde bana sordu: - İlayda’nın parası çalındı, bununla bir ilgin var mı? - Hayır, bunu ben yapmadım.

Yaz Dostum

- Peki kim yaptı o zaman? - Parayı Ceren çaldı, hatta kanıtım bile var, dedim. Telefonumdaki videoyu gösterecektim ki bir sıkıntı vardı video yoktu, silinmişti. “Hem hırsızlık hem de iftira!” diyerek beni Müdür Bey’e götüren Müdür Yardımcısı, “Bunun yüzünden okuldan atılabilirsin, annene ve babana haber verilecek.” dedi. Bense yaşadığım şoku atlatamadığım için konuşamıyordum. Müdür Bey, bana

276

kendimi savunmam için bir fırsat vermişti ve eğer suçsuz olduğumu kanıtlayabilirsem okuldan atılmayaca-

Genç Yazarlar

ğımı söyledi. Bunu başarmak için sadece bir günüm vardı. Ailem okula geldiğinde çoktan haberi aldıklarını anladım. Annem soğuk davrandı, babam ise çok sinirliydi. Sinirden kıpkırmızı olmuş gözleri kocaman açılmıştı. Daha önce hiç bu kadar sinirli olduğunu görmemiştim. Şehir dışındaki ablam ile görüntülü konuştuk. Suçlunun ben olmadığıma kesinlikle emindi. Ablam hukuk okuyordu, beni savunacağına emindim. Sonuçta bunun için eğitim görüyor, kitaplar ezberliyordu. O gün İlayda benimle hiç konuşmadı, yemekhane sırasında herkes benim hakkımda fısıldaşıyordu, üzüldüm ve yatakhaneye çıktım, ağlamaya başladım. Bu sıra-

da dolapların yanında bulunan çiçeğin içinde bir eşya gördüm, ne olduğunu anlamadım, yanına gittim ve toprağı eşeledim. Çok iyi gizlenmiş bir kamera buldum. Koridordan gülüşme sesleri geliyordu. İçindeki hiçbir şeye bakmadan telefonuma kaydettim. Aynı şekilde kamerayı yerine saklayıp kitap okumaya devam ettim.

ledim. Gözlerime inanamıyordum. Yatakhanedeki her şey kaydedilmişti. Ceren’in hırsızlığı bile. Erkenden yattım ve olacakları düşünmeye başladım. Kanıt bulmuştum. Ertesi sabah Müdür Bey’in yanına gittim, beni böyle telaşlı görenler ne olduğunu anlamadı

Yaz Dostum

Yatakhane dolunca tuvalete geçtim ve videoyu iz-

fakat çok acelem vardı. Kapıyı tıkladım ve içeri girdim. Kamera kaydını gösterdim. Olay anı ve benim suçsuz olduğum görülmüştü.

277

Yapılan yeni yıl eğlencesinde herkes çok mutluydu. Okulda fısıldaşmalar yoktu. Kar beyazı okulumuz rengârenk ışıklarla aydınlatılmıştı. O gün bir kitapta gördüğüm yazı aklıma geldi, “Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma, ilk senin elin kirlenecektir”. ( LEV TOLSTOY)

Genç Yazarlar

O akşam Ceren’in okuldan atılma kararı açıklandı.

Yaz Dostum



278

Nisa Nur Saygı 8/B

Ebedi Dostluk

Genç Yazarlar

Dost, bir sıkıntımız olduğunda kendi sıkıntısını, işini gücünü bırakıp bizim için koşturan, bizi bizden daha çok düşünen, dertlerimize çareler arayan, risk almaktan korkmayan ve bütün bunları yaparken herhangi bir beklentisi olmayan kişilerdir.Günümüzde dost kelimesini tam anlamıyla taşıyan kişiler yok denecek kadar azdır maalesef. Ben dostlarımı benim yanımda kendileri oldukları, kimseye benzemek zorunda olmadıkları ve kendi gibi oldukları için seviyorum. Başıma ne gelirse gelsin yanımda olacaklarını biliyorum. Bana verdikleri bu sonsuz güven bana verilmiş en güzel hediyedir. Dostlarımın yanında kendim olabiliyorum. Zaten dost, onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin,

ruhunun tüm gizliliklerini ona anlatabileceğin biri değil midir? Onunla birlikteyken kendin olabileceğin biri... Dostluk çok zor kurulan ve kolay kolay bitmeyen bir ilişkidir. Ancak gene de dost ve arkadaş edinirken çok dikkatli davranmamız gerekir. Yanlış seçilmiş bir dost

Arkadaş ile dost arasında dağlar kadar fark vardır. Her arkadaş dost olamaz, dost dediğimiz kişi hem iyi hem kötü günde yanımızda olan kişidir. Arkadaşlık ise birlikte vakit geçirdiğimiz, gün içinde konuştuğumuz kişilerdir. Arkadaş her zaman bulunur ama dostu bulmak

Yaz Dostum

hayatı büyük bir çıkmaza sürükleyebilir.

zordur. Zaman ister, çaba ister. Gerçek dostluk çok zor elde edilir. Ama bu duygu dünyadaki pek çok duygunun üstündedir. Bu yüzden

279

dostlarımızı kırmaktan korkmalı, bu bağı devam ettirlidir. Bu değerin farkında olan insanların dostluğu ebedidir.



Genç Yazarlar

mek için çabalamalıyız. Dostlarımız bir su gibi kıymet-

Yaz Dostum



280

Zeynep Dila Mazlum 8/C

Eskişehir Gezisi O gün Eskişehir’e gidecektik ve erken kalkmam ge-

Genç Yazarlar

rekiyordu. Ama ben bunu bile bile gece ikiye kadar bilgisayar başında oyun oynamıştım. Artık gözlerim yorulmuştu, uyumam gerektiğini anlayıp oyun oynamayı bıraktım. İki tane alarmın yeterli olacağını düşünüp uykuya daldım. Fakat şu anda annemin “Seda!” diye bağrışlarıyla karşı karşıyaydım. Çok geç uyanmıştım. Otobüsün kalkmasına az bir süre kalmıştı. Telefonuma art arda mesajlar geliyordu. Onları umursamayıp hemen hazırlanmaya başladım. Kulaklığımı çantama koyduktan sonra telefonumu ve çantamı da alıp hemen annemin yanına gittim. Babam ve ablam henüz uyanmamışlardı. Annem hızla bana bir şeyler yedirmeye çalışıyordu. Geç kalmamak için ağzıma hemen bir iki lokma atıp annemle arabanın

yanına doğru hızla yol aldık. Okula gelmiştik, çantamı ve telefonumu alıp anneme veda ettikten sonra hızla arkadaşlarımın yanında aldım soluğu. Okulda sevilen bir öğrenciydim, kimseyle bir sorunum yoktu, herkesle iyi anlaşırdım. Yetişmemin mutluluğu ile arkadaşlarımla bir bankta oturmuş, hep birlikte sohbet

Otobüse ulaştığımızda hemen yerlerimizi aldık. Ben yakın arkadaşım Canan ile oturuyordum. Artık yola çıkıyorduk, tabii her şey yolunda giderse... Yaklaşık dört saat sonunda nihayet Eskişehir’e gele-

Yaz Dostum

ediyorduk. Biraz sonra otobüslere ilerlemeye başladık.

bilmiştik. Hepimizin üstünde uyku mahmurluğu varken otel odalarımıza yerleştik. Odalar dört kişilikti; ben, Canan, Eda ve Asya ile birlikte kalıyordum. Bir süre sonra

281

öğlen yemeği için aşağı inmiştik, bir masaya oturup ye-

Görevli öğretmen olan Aslı Hoca -en sevdiğimiz öğretmen- rehber hocasıydı. Bir sorunumuz olduğunda hemen onun yanında alırdık soluğu. Bize bu günkü planımızı anlatıyordu. Bugün Odunpazarı’na ve ardından Masal Şatosu’na gidecektik. Ben buraya gelmeden önce Eskişehir’i biraz araştırmıştım. Odunpazarı’nı da biliyordum. Çok meşhur ve fotoğraflarında gerçekten çok güzel görünen bir yerdi. Orayı dolaştıktan sonra fo-

toğrafların yanılmadığını gördüm. Sırada hepimizin heyecanla beklediği Masal Şatosu vardı. Herkes heyecanla otobüslere ilerliyordu. Biz de hemen otobüslerde yerimizi aldık. Nihayet gelmiştik.

Genç Yazarlar

meklerimizi yemeye başladık.

Aslı Hoca’nın eşliğinde ilerlemeye başladık. Bizi dolaştıracak ve bilgilendirecek olan hocayla beraber devam ediyorduk. Hemen kendini biraz tanıtıp bizi gezdirmeye başladı, bir yandan da bize bilgiler veriyordu: “Merhaba çocuklar, sizi ben gezdireceğim. Benim adım Selim. İsterseniz hemen içeri girelim. Burası 9 Mart

Yaz Dostum

2014 tarihinde çocukların algı dünyalarına hitap ederek hayal dünyalarını geliştirmek amacıyla açılmıştır. “Her Şey Çocuklar İçin!” sloganıyla açılan, her yaştan bireylerin içindeki çocuğu yaşatmak ve çocukların hayal gücünü geliştirmek amaçlanmıştır.” Bize bu şekilde birkaç genel bilgi daha verdikten sonra yolculuğumuz artık bitmişti. Çok beğenmiştik burayı, açılma amacı çok güzeldi ve aynı zamanda tasarımı da çok muhte-

282

şemdi. Daha sonra otobüsten inip odalarımıza çıkmıştık.

Genç Yazarlar

Biraz dinlendikten sonra akşam yemeğine indik. Aslı Hoca da bizimle yemek yiyordu. Yemeklerimizi yedikten sonra odalarımıza çıkıp eşyalarımızı toplamaya başlamıştık. Bugün son günümüzdü, yarın sabah erkenden yola çıkacaktık. Sabah normalden daha erken kalkmanız gerektiği için geç olmadan yattık. Rahat bir şekilde kalkabilmiştik. Kahvaltıya indik. Kahvaltımız bittikten sonra otobüslere ilerledik. Artık Eskişehir’e veda etmenin vakti gelmişti. Burayı çok sevmiştik.

Alanur Bili 8/B

Annelerimiz Annelerimiz, bize en yakın olan kişilerdir, bizi hep korumaya çalışırlar. Bir anne düşünün ki bizi hep korumaya ve üzmemeye odaklanmış...

Yaz Dostum



Bir hata yaptığımızda bize, “Bak kızım, bak oğlum, bu doğru değil.” der annelerimiz. Hep haklı çıkarlar. Annelerimiz bize doğruyu gösterdikçe tersini yapmaya

283

çalıştığımız olmuştur. Doğru olmadığını biliriz ama doğbalarlar, hep arkamızda dururlar. Onlar bize bu kadar ilgi gösterirken bizim onları dinlemememiz belki de onların canını yakıyordur, bilemeyiz ve bunu asla da belli etmezler. Bize zarar gelmesin diye ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Bizlere de onları üzmemek, hatalarımızdan vazgeçmek düşer. Ne olursa olsun, bütün acıları unuturuz ama anne acısını unutamayız. Onlar bizim en kıymetlimizdir, olmazsa olmazımızdır. Bazen zıtlaşırız ama sonunda bir yolunu bulur, düzeltiriz. Onlar şu koca dünyada güvenebileceğimiz tek varlıktır.

Genç Yazarlar

ruymuş gibi davranırız. Ama onlar vazgeçmez, hep ça-

Yaz Dostum 284

Genç Yazarlar



Hakan Efe Yüksel 8/B

Anılarım Haziranın ilk haftasıydı, o gün canım çok sıkılmıştı. Boran’ı arayıp dışarı çıkalım mı, diye sordum. Boran kabul etti. Bisikletlerimizi alıp dışarı çıktık, görmediğimiz yerleri gezdik, sonra diğer arkadaşlarımız da bize katıldı. Eğlenceli geçen bisiklet turundan sonra hep beraber bizim okulun bahçesine gittik, biraz oturup muhabbet ettikten sonra yiyecek bir şeyler almak için markete gittik. Biz yiyecekleri alırken Kerem bisikletlerin başında bekledi. Bir süre sonra döndük. Okul bahçesinde çimlerin üzerine oturup yiyeceklerimizi yedik. Çimlere sırt

üstü uzanıp biraz dinlendikten sonra oyun oynamaya karar verdik. “Kumda biri var” isimli bir oyun biliyordum. Hemen anlatmaya başladım: Ebe gözlerini kapıyor, biz ona ses veriyoruz, o bize dokunmaya çalışıyor. Körebeden iki farkı var: Bu oyunda yere birinin bastığını hissettiğinde “Kumda biri var!” deniyor ve istenilen yere

Oyun anlaşılınca oynamaya başladık ve saatlerce bu oyunu oynamaktan bıkmadık. Yorulup mola verdiğimizde arkadaşıma şaka yapıp kaçmaya çalışırken ayağım ağaca takıldı ve ağzımı banka vurdum. Yere çok sert düşmüştüm. Sonra fark ettim ki ağzım kanıyor.

Yaz Dostum

çıkılabiliyor.

Oan canım çok acıdı. Bir yandan ağlıyor, bir yandan da avuç dolusu kanı gördükçe çok korkuyordum. Arkadaşlarım hemen yanıma geldiler ve “Korkma,

285

su verdiler, ağzımı iyice yıkadıktan sonra telefonla babamı aradılar. Babam hemen geldi , beni hastaneye götürdü. Kanımın akması bitmişti, hastanede önce röntgen çekildi, kırık var mı diye bakıldı. Ben o sırada iğne yapılacağını düşünerek korktum. Allah’tan bir şeyim yoktu, hemen eve gelir gelmez yatıp uyudum. Sabah kalktığımda yastığımda kan vardı. Bir hafta dinlendim. Bu sürede hiç konuşamadığım için konuşmayı unutacağımı sandım. Bundan sonra daha dikkatli olacağıma söz verdim.

Genç Yazarlar

sakin ol !” diyerek beni teselli ettiler. Önce bana biraz

Yaz Dostum Genç Yazarlar

286



Sudenur Aksü 8/C

Soğuk Bir Hava ve Sıcak Bir Yuva Olamaz! Okula geç kalmıştım. Hemen giyinip evden çıkmam gerekiyordu ama okula yürüyerek gidersem daha fazla geç kalabilirdim. Ben de hemen giyinip babamı uyandırdım. Aceleyle evden çıktık. Babam arabayı çalıştırmak için kontağı çevirdi fakat çalışmıyordu. Babam birkaç kere daha çalıştırmayı denediyse de araba çalışmadı. Hava karlı ve çok soğuktu. Araba bu yüzden çalışmamış olabilirdi. Bu durumda tek seçeneğim yürümekti.

Babamla vedalaşıp, yürümeye başladım fakat yürümekte çok zorlanıyordum. Hava soğuk olduğu için kat kat giyinmiştim. Okula yaklaşmaya başladıkça, okula tek geç kalanın ben olmadığımı anladım. Soluklanmak için otobüs durağının yanında durduğumda durağın köşesine çekilmiş, üşüdüğü her halineski ve yırtıktı. Omzuna ince bir şal örtmüştü. Dişleri birbirine vuruyordu. Çocuğun bu hali beni oldukça üzmüştü ve onun bu halini göre göre çekip gitmek olmazdı. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yedek olarak aldığım yün kazağı çantamdan çıkarıp çocuğa uzattım ve adını

Yaz Dostum

den belli olan bir çocuk gördüm. Üstündeki kıyafetler

sordum. Ne adını söyledi, ne de kazağı aldı. Başını öne eğdi ve sustu. O sırada bir kadın geldi ve çocuğu elinden tutarak, “Gel oğlum, gidelim.” dedi. Ben de kaza-

287

Okula vardığımda dersin bitmesine yarım saat kalmıştı. Kapıyı çaldım ve öğretmenimden özür dileyerek sınıfa girdim. Üzgün ve düşünceli bir şekilde sırama oturdum. Neyi düşünüyordum biliyor musunuz? Otobüs durağının köşesine yumulmuş, o soğuktan tir tir titreyen çocuk gibi daha birçok insan var ve onların da sıcak bir yuvaya ihtiyacı var. Eğer sıcak bir yuvamız varsa ve yaşam koşullarımız rahatsa halimize şükretmeliyiz, bugünlerimizin kıymetini bilmeliyiz.

Genç Yazarlar

ğı çantama geri koyarak yoluma devam ettim.

Yaz Dostum 288



İlyada Yeşilyaprak 8/B

Öteki Hayatlar Hayatımda pek çok kez kendimi başkalarının yerine koydum. Benim onunki gibi bir hayatım olsaydı ne yapardım, diye düşündüm ama her zaman onun yerinde

Genç Yazarlar

olmayı düşünmeye bile korktuğum birileri oldu. Çocukluğunu hem annesiz hem de babasız geçirmiş birileri... Kendimi onların yerine koymaya çalıştığımda “Allah kimsenin başına getirmesin!” deyip dururdum daima. Bir tatil günü kahvaltıdan sonra bizim evin yukarısındaki caddeye çıktım ve yerde oturmuş, ağlayan bir çocuk gördüm, bir derdi olduğu belliydi. Ne olduğunu sorduğumda hemen kaçmaya çalıştı ama ben izin vermedim. Biraz zorla da olsa ona olanları anlattırmayı başardım ve aslında yerinde olmak istemeyeceğim kişilerden biri olduğunu anladım. Annesi ve babası olmadan büyüdüğü yetimhanenin soğuk koridorlarından boğulmaya başlayıp kendisine

hiç de iyi davranmayan görevlinin zalimliğinden kaçtığı günden beri sokaklarda yaşamış. Bir gün yanına bir adam gelmiş ve “Eğer istersen seni bu durumdan kurtarabilirim.” demiş. Aile özlemiyle yanıp tutuşan minik Erdem, hemen adamla birlikte gitmiş. Çocuğu kandırarak evine götüren adam birkaç gün sonra gerçek tireceksin, ben de sana yemek vereceğim ve yanımda barınacaksın!” demiş. Minik Erdem “Aç ve soğukta kalmaktansa dilenirim.” deyip kabul etmiş. Bir gün topladığı paranın bir kısmıyla şeker ve çikolata aldığı için Erdem’i iki gün aç bırakıp sokağa atmış.

Yaz Dostum

yüzünü göstermeye başlayıp “Sen benim için para ge-

Çocuk o an ne yapacağını bilememiş ve bir caddeye çekilip ağlamaya başlamış. Ben de o an gelmişim yanına.

289

gözyaşlarına boğuldum çünkü benim çok güzel bir çocukluğum vardı oysa Erdem benim o çocuk dünyamın güzelliğini hiç yaşamayacaktı. Bugüne kadar onun gibi çocukların yanından geçerken biraz tedbirli davranarak biraz da burun kıvırarak onlara ne kadar haksızlık ettiğimi düşünmeye başladım. Acaba en azından şimdi onun için bir şeyler yapabilecek miydim? Tuttum elinden. Bir trafik kazasında biricik oğlunu, gelinini ve torununu kaybeden Esma ninenin evine doğru yola koyulurken yüzünde hafif bir tebessümün parladığını fark ettim.

Genç Yazarlar

Minik Erdem, yaşadıklarını anlattıktan sonra ben de



Ayşe Naz Türe 8/B

Gizli Görev Kötü bir his, gecenin geç saatlerinde Berra’yı bir anda uykusundan uyandırdı. Ablası Leman’ın başına gelenlerden sonra aynı şeyi yaşamaktan korkup kendi-

Yaz Dostum

ni evden dışarı attı. Karanlık sokaklarda koşmaya başladı. Sanki bir şeylerden kaçıyordu. Berra arkasına bakmadan koşuyordu. Sonra sanki bir şey onu tutuyor gibi oldu. Bir şey onu kaçmaya çalıştıkça daha sıkı tutuyordu. Berra’nın gücü tükenmek üzereydi. Yavaş yavaş bilinci kapanmaya başladı. Ona karşı gelen güce direnemiyordu. En sonunda yere kapaklandı.

290

Aradan yaklaşık iki saat geçmiş olmalıydı ki Berra

Genç Yazarlar

uyandı. Düştüğü yerde öylece yatıyordu. Ağzı biraz kanamıştı. Zorlanarak kalkıp evine doğru yol aldı. Eve girdiğinde şoke oldu, her yer darmadağınık olmuştu. Birisi evini dağıtmıştı. Berra’nın elleri ve bacakları titremeye başladı. Korka korka odaları gezdi. Yatak odasına girdiği sırada birisi burnuna bez koyup Berra’yı uykuya daldırdı. Uyandığında geniş ve ferah bir odada kocaman bir yatağın üzerinde yatıyordu. Kimse yoktu. Tam o sırada kapı çalındı ve içeriye yaşı oldukça ilerlemiş bir kadın girdi. Elinde tepsiyle yiyecek bir şeyler getirmişti. Sıcak bir ses tonuyla “Günaydın!” dedi. Berra panikle, - Burası neresi? Siz kimsiniz? Ben neden burdayım?

- Her şeyi anlatacağım. Amacım sana zarar vermek değil. Aksine, sana yardımcı olmak. Ben Nergis Kadın. Seni kütüphaneme götürmek istiyorum. Hem sohbet ederiz hem de kitaplara bakarsın. - Sana neden güveneyim? Adımı bile bilmiyorsun ve

- Konu, ailen ve kendi geçmişin. Senin ismin de Berra. Eğer beni ailen gönderdi desem benimle gelir misin? Berra bunu beklemiyordu. Nergis Kadın’a bir şans vermek istedi. Onun peşinden gitti. Uzun koridorlardan geçtiler. Sonunda oldukça yüksek olan duvarları boy-

Yaz Dostum

bana yardımcı olacağını söylüyorsun.

dan boya kitaplarla dolu kütüphaneye vardılar. Nergis Kadın söze girdi: - Beni annen Selin ile baban Murat gönderdi. Onlar

291

- En son ben dokuz yaşındayken kaçırıldılar ve o zamandan beri hiç onları görmedim. Şu an 18 yaşındayım. 15 yaşına kadar ablamla yaşadık. Sonra bir gece onu da kaçırdılar. Ailemden kimsenin izini bulamadım. - Annen ile baban Ukuran isimli bir krallıkta tutsak edilmiş. Hiç bu ismi duydun mu? - Annem bana anlattığı masallarda hep oradan bahsederdi. - Bundan yaklaşık 500 sene önce, dünyanın insanlar tarafından keşfedilmemiş bir yerinde krallıklar kurulmaya başlandı. Yani normal insanlardan daha farklı olan

Genç Yazarlar

hakkında ne biliyorsun?

kişiler biliyor burayı. Bu yerin ismi Pera yani kelime “öte” anlamına geliyor. Bu zamana kadar bir sürü krallık kuruldu. Bunların içinde kurulan en güçlü krallık Ukuran’dır. Ancak son 50 yıldır Pera’da krallıklar savaş içinde çünkü Ukuran hepsini sömürmek istiyor, diğerleri de topraklarını korumaya çalışıyor.

Yaz Dostum

Berra’nın yüzü bembeyaz olmuştu. Öğrendiği o kadar şeye bir anda inanması bekleniyordu. Berra, daha öğrendiği bu şeyleri kabullenememişti ancak bir an önce işe koyulmalıydı. Aradan aylar, mevsimler geçti. Aylar süren araştırmalar sonunda Berra gerçeği öğrenmek üzereydi. Yapbozun parçalarını birleştiriyormuş gibi sayfaları dağıtıl-

292

mış bir kitabın sayfalarını tek tek birleştirdiler. Bir cuma günü Nergis Kadın, Berra’yı çağırdı. Kitapta yazan şu

Genç Yazarlar

bölümü okudu: “Bugün 20 Ağustos 2055. Kraliçe Berra kendi kurduğu krallığının tahtının başına geçecek. Bütün halkı onu alkışlayacak. Halkı Kraliçe Berra ile gurur duyacak ve savaşlar son bulacak.” Berra bunu okuyunca tek kelime edemedi. Savaşı bitirebilecek tek krallık Odium’du ve savaşlar ancak can verilerek biterdi. Eğer Ukuran’a galip gelirse hem anne babasını hem de tüm Pera’yı da kurtarmış olacaktı. İnsanlar Berra’ya çok güveniyordu ve şimdi ondan Odium’un başına geçmesi bekleniyordu. Geçmek zorundaydı, gücünü yüreğindeki iyilikten alarak savaşa dur diyecekti... Bu savaşa son verebilecek tek kişi Berra idi ve savaşlar hep kan dökülerek biterdi.



Nil Karamık 8/C

Yolunu Severek Yürüyeceksin Kelimeler bir melodiyi anlatabilir mi? Ya da melodiler bir sözcüğü? Bunun cevabını ararken buldum kendimi. Dünyada yaşam mücadelesi veren insanlar, kendini daha tanıyamamış olan kişilikler... Dünya hep böyle tanıması ve hatalarından ders alarak yoluna devam etmesi değil midir? Şu hayatta çaresiz olduğunda kendine bir sürü soru soruyorsun ya: Neden böyle, bir tek bende mi böyle, yalnız benim mi hayatımda sorunlar var? Yanıtlar senin

Yaz Dostum

midir, diye düşündüm. Önemli olan insanın kendisini

bakış açında gizli. Herkesin içini bir şeyler tırmalıyor aslında, herkesin ha-

293

yatında bir şekilde sorunlar, kötüler, hayatı mahveden da. Hayat sana önce konuyu anlatıyor, anlatıyor, sonra seni dertlerle sınıyor. Yollar çiziyor, yol gösteriyor, aralarında tek doğru var: Senin hayatındaki tüm hatalar ve onlardan aldığın dersler. Yani diyeceğim o ki: Hata yapmadan hiçbir şey bilemezsin, kendini bile. Çünkü hayat böyledir, yıkılıp tekrar doğrulacaksın ki doğru yolda olduğundan emin olasın. Hayatta ne oluyorsa hepsinin mutlaka bir açıklaması vardır. Sen açıklayamazsın belki ama zaten hayatın sana bunun anlamını çoktan açıklamıştır. Sen özelsin ve sana ait olan yolu azimle, severek yürüyeceksin.

Genç Yazarlar

kişiler var. Kötü olan tek senin değil hepimizin hayatın-

Yaz Dostum



Ezgi Daban 8/F

Bir Zamanlar Fıstık Doğduğumdan beri en yakın dostum biricik köpeğimdi. Onunla beraber yürüdüm, onunla beraber koştum. En yakın dostum, sırdaşım benim biricik Fıstık’ımdı. Arkadaşlarım sorduğunda onu anlata anlata bitiremezdim. Bazen okulda çok sıkıldığımda tek derdim eve

294

dönüp Fıstık’la oynamak olurdu. Oturduğumuz yer modern bir mahalleydi. İnsanlar

Genç Yazarlar

birbirlerini tanırdı. Beni de çok efendi bir çocuk olarak bilirlerdi. Gelin görün ki hiç de öyle olmadığımı kendime kısa bir süre sonra kanıtladım. Sonbahar aylarından birindeydik. Okullar açılalı 1-2 ay olmuştu. Yapraklar sararmış, hava soğumuştu. Fıstık ile mahallede yürüyüşe çıkmıştık. Genelde hep ormana, mezarlığın arkasına doğru yürürdük. Çünkü kimsecikler orada olmazdı, fakat o gün ayaklarım beni mahalle meydanında götürdü. Etraf bomboştu. Mahalle sakinleri sanki ortadan kaybolmuş, ortalık hiç bu kadar ıssız ve sakin olmamıştı. O sırada Eşref Emmi’nin kuyumcu dükkânının önün-

den geçmekteydik. Gözüme aniden bir ışık vurdu. Kafamı o yöne çevirmemle vitrinde duran gümüş bir saat gözüme çarptı. Saat güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. İçeriye baktım. Hatta seslendim de. Eşref Emmi ortalıkta yoktu. Her ne kadar sadece bakmak için girsem de içimdeki karanlık taraf beni aniden dürttü, bana saati

Ben de öyle yaptım. Tahmin ettiğimden daha kolay olmuştu. Kimsenin ruhu duymamıştı. Fıstık havlayıp ortalığı ayağa kaldırana dek… O an saati arka cebime atıp, hayat arkadaşımı da oracıkta bırakıp koşmaya başladım. Arkamdan koştu, havladı. O havladıkça in-

Yaz Dostum

almamı söyledi.

sanlar dışarıya yöneldi. Mezarlığa doğru zikzaklar çize çize koşmaya başladım. İzimi kaybettirdim. Fıstık beni bulamadı, bulamazdı. Hava kararmaya başlamıştı. Ben

295

de korktum, çok korktum. Çaresizce ağlamaya başçıkarıp düşünmeye başladım. Şimdi ne olacaktı? Aklıma kurnazca bir fikir geldi. Ve tek çarenin bu olduğunu düşündüm. Saati kazağıma sürttüm ve taşa vurmaya başladım. Isırdım, dişlerim sızlayana dek ısırdım. Taşa vurdum, kazağıma sürttüm, ısırdım. Ve bir kez daha ve bir kez daha… Sonra taşlara sürtüp sürtüp toprağa buladım. Tüm gücümle en uzağa fırlatmaya çalıştım. Saat göremediğim bir yere düşmüştü. Hava kararmıştı. Eve doğru koşmaya başladım. Fakat karanlıkta koşmak kesinlikle olacakları düşünmekten daha zordu.

Genç Yazarlar

ladım. Sonra saat aklıma geldi. Saati arka cebimden

Yolda kazağımı çalılara sürtmeye başladım. Yırtılana dek… Ve aynı sevgili Fıstık’ımın sevdiği gibi toprakta yuvarlandım. Pantolonum tam istediğim gibi koşarken çalılara takıldı. Her yanım çizik çizik olmuştu, canım da epey yanmıştı. Eve vardığımda beni bu halde gören ailem sakin kalamadı. Bana olanları sordular. Ki ben

Yaz Dostum

onların sandığı gibi korkudan değil, pişmanlıktan ağlıyordum. Hıçkırmaya başladım. Ben hıçkırınca sorularına da son verdiler. Az da olsa rahatladım. Bir şey eksikti. Ya da biri demeliyim: Fıstık… Fıstık ortalıkta yoktu. Ona ne olmuştu? Tam o sırada Fıstık içeri girdi. Köşeye geçip bana “Sen ne yaptın böyle?” der gibi bakıyordu. Birkaç kez hırladı. Ve ben

296

yatağıma koştum. Gözlerim yaşların arasında kapandı ve nihayet gün bitti.

Genç Yazarlar

Ertesi sabah mahalleli ayağa kalkmıştı. Eşref Emmi ortalığı ayağa kaldırmıştı. Yaşlı bir kadın beni gördüğünü söylemiş, Eşref Emmi burnundan soluyordu. Beni görünce kollarıma yapıştı. Bense ağlayarak tam oracıkta sevgili dostuma ihanet ettim. “Saatinize bakmaktı amacım. İçeri girip size seslendim. Siz yoktunuz ve Fıstık bir anda şaşırdı. Saatinizi çaldı ve koşmaya başladı. Arkasından koşuyordum. Ormanda bir yerde izini kaybettim. Herhalde ormanda bir yerdedir. Çünkü akşam eve döndüğünde saati bulamadım. Ne olur ona zarar vermeyin!” Ormana koştular, hırpalanmış saati buldular. Herkes bana inanmıştı. Rolümü iyi oynamış, planımı yutturmuştum. En acısı da saati bulduklarında “Dişlerini geçirmiş.”

diye söyledikleri küfürleri duymaktı. Bir sabah kalktım ki Fıstık ortalıkta yok. Babam evden atmıştı. Ve birkaç gün Fıstık’ı görmedim. Bir sabah uyandığımda annem “yol kenarı” , “Fıstık” , ”taş” kelimelerini kullanarak babamla tartışırken pijamalarımla kendimi sokağa attım. Meğerse Eşref Emmi ve mahalsedi vardı. Yoldan geçenler için o sıradan bir köpekti belki ama o benim dostum ve aynı zamanda biricik köpeğimdi. Yanına eğildim. Son bir kez kan bulaşmış tüylerini okşadım, çünkü o bunu çok severdi. Ne zaman tüylerini okşasam bana karnını çevirir ve karnını okşatır-

Yaz Dostum

ledekiler Fıstık’ı taşlamışlar. Yol kenarında bir köpek ce-

dı. Bu sefer dönmedi. Ve onun tek suçu benim gibi bir çocuğu tüm kalbiyle sevmekti. Artık atmayan kalbiyle sevmek… Kulağına eğilip titrek bir sesle bir şeyler söyle-

297

mek sanırım en büyük cezamdı. “Özür dilerim Fıstık. Bir ve de suçumu, cezam her ne olursa olsun kabulleneceğim. Geri dönersen…” Biraz bekledim. Biraz daha… Ve biraz daha… Ne kadar beklediğimi hatırlamıyorum. Cevap vermedi. Ayağa kalkıp elimi ya da yüzümü yalamadı. Şimdi beni görenler “Ne büyük adam!” diyorlar ama ben kendimi biliyorum. Aradan onca yıl geçmesine rağmen girdiği rüyalarımda bazen havlar, bazen konuşur, bazen sokularak beni affettiğini söyler. En çok sokulduğu rüyaları severim, yüzümü yalayıp karnını okşattığı… Bana eski güzel zamanları hatırlatır.

Genç Yazarlar

daha asla iftira atmayacağım. Yalan söylemeyeceğim



Ertuğrul Ekiciler 8/C

Ayrım Bir varmış, bir yokmuş günlerden bir gün Edi isimli bir dev varmış. Kendine hiç güvenmezmiş. Başkalarının dediğini çok umursarmış. İnsanlar ona çirkin sözler söy-

Yaz Dostum

lerlermiş, bu da Edi’yi çok üzermiş. Edi, Ahmet isimli bir çocukla tanışmış. Önce ikisi de birbirinden korkmuşlar. Ama biraz konuştuktan sonra bu korkunun anlamsız olduğunu anlamışlar. Zamanla çok iyi arkadaş olmuşlar ama Ahmet’e herkes, “Neden o devle arkadaşsın? O çok kötü biridir.” diyormuş. Ahmet de buna çok üzülüyormuş.

298

Acaba ben bir devle arkadaş olmamalıyım diye kendine sormuş. Bu konu üzerine çok düşünmüş ve Edi’yle

Genç Yazarlar

konuşmaya karar vermiş. Edi, Ahmet’in ona eğlenceli bir şeyler anlatacağını sanarak yanına gelmiş. Edi, artık insanlara daha iyi bir gözle bakmaya başlamışken Ahmet, artık onunla arkadaş olmak istemediğini söylemiş, Edi çok üzülmüş. Aradan biraz zaman geçmiş ve kasabada bir sel olmuş. Bunu devlerin olduğu dağdan gören Edi, Ahmet’in ona söylediklerine rağmen yine de insanlara yardım etmiş ve bütün insanları kurtarmış. Artık insanlar Edi’nin gereksiz, çirkin bir yaratık olduğu düşüncesinden vazgeçmişler. Kasabalı bu dünyada görünüşten daha önemli şeyin olduğunu görmüşler: İyi Bir Kalp!



Betül Er 8/C

Hayvan Dostlarımız Bildiğiniz gibi sokaklarda, caddelerde, şehirlerde, ülkelerde ve dünyada sayamayacağımız kadar hayvan dostlarımız var. Öğrendim ki onlardan bir tanesinin size

Sokak kedisi: Evet, ben bir sokak kedisiydim aç bir şekilde bir çöp kutusunun önünde soğuktan ölmeden önce tüyleri yıpranmış, kirlenmiş, pis bir kedi... Evet, ben sokak kedisi olabilirim ama bu beni çöpten yemek bulmaya, susuz kalmaya, soğuktan hareket edemeyecek

Yaz Dostum

mesajı var.

kadar üşümeye mecbur kılmamalı. Evlerin açık pencerelerinden sıcacık yuvalarında kıvranıp uyuyan kedileri her gördüğümde, “Ben de on-

299

doğru ya unuttuğum bir şey vardı: Onlar cins kedi, bense bir sokak kedisiydim. Evet, bu benim suçum değildi ama ben sokak kedisiydim. Ben şimdi çöpün yanında ölmüş bedenimi düşündüğümde ölmeden önce açlıktan, susuzluktan nasıl acı çektiğimi de tüm ayrıntılarıyla hatırlıyorum. Şu anda ben ölmüş olabilirim fakat başka arkadaşlarım da benim yaşadıklarımı yaşamasın istiyorum. Lütfen, evinizin önüne ara sıra bir kap yemek, bir kap su koyun. Hayatta kalmak için cins olmak şart mı, ya da güzel görünmek? Biz size “Bizi sahiplenin!” demiyoruz, tek isteğimiz, bir kap su ve bir kap yemek.

Genç Yazarlar

lar gibi olsaydım ne olurdu?” diye düşünüyorum fakat



İrem Keser 8/C

Kendi Hikâyemin Başrolündeyim Yalnızlığa kabuk tutmuş hayatıma girerek huzura

Yaz Dostum

bağlamıştın kalbimi. Çoğu insanın taştan sandığı kalbimin taştan olmadığını hissetmiş miydin? İçinde ağlayan çocuğun çığlıklarını duymuş muydun acı dolu kalbimin? Sevebileceğime inanmış mıydın ilk görüşte? “Kendini sev çünkü bu sensin, kendini sev çünkü sen hataların ve kusurlarınla kusursuzsun, kendini sev çün-

300

kü sen kendine tek yardımcı olabilecek kişisin.” diyerek haykırmıştın.

Genç Yazarlar

Kim olduğun, nerede doğduğun, ten rengin, boyun, kilon ne olursa olsun kendini sev. Kendine değer vererek sesini bul. Seni nelerin mutlu ettiğini, kalp atışını nelerin hızlandırdığını öğren. Kendi galaksindeki en parlak yıldız olup karanlık geceyi aydınlat ve unutma ki bu senin hikâyen ve başroldeki de sensin. Şimdi ben, kendi hikâyemin başrolündeyim ve karanlık geceyi aydınlatmakla meşgulüm.





Nazlım Kumova 7/D

Güven duygudur benim için. Bilirsiniz, Shakespeare’in bir sözüvardır: “Güven ruh gibidir, terk ettiği bedene asla geri dönmez.” Çok da doğru söylemiş. Güven bir kişiye bir kez verilir. Güvendiğiniz kişi bazen güveninizi hak etmeyebilir. Zorla hiç kimsenin güvenini

Yaz Dostum

Güven, kazanılması zor ama kaybedilmesi en kolay-

sağlayamazsınız. O insan size karşı güven duygusu hissetmiyorsa bırakın hissetmesin. Siz hiç kimsenin güvenine muhtaç değilsiniz. Zaten zorla edinilmiş bir güven,

301

güven değildir. Size faydasından çok zararı vardır o güiçin, bazen de sadece güvenmiş olmak için güvenirler. Ancak kime güvenebileceğimizi dikkatli seçmeliyiz. Güvenimizi zedeleyen kişi çoğu zaman dostlarımızdır. Çünkü en çok dostlarımıza güveniriz. Bizim için önemli olan insanları iyi seçmeliyiz çünkü sırlarımızı genellikle güvendiğimiz kişilere anlatırız. Güvenmemeyi, güvendiğin insanların öğrettiği bu hayatta Tolga Akpınar’ın da dediği gibi, “Kaleme bile sırrını verme gider, kâğıda yazar.”

Genç Yazarlar

venin. İnsanlar bazen sevdikleri için, bazen sevildikleri

2019’da Çıkan İlk Kitabımız

1

2019