Data Loading...

Anadolu.Life Haziran 2020 Flipbook PDF

Anadolu . Life - Aylık, Bilim, Kültür, Sanat, İş Dünyası, ve Cemiyet Yaşam Dergisi


131 Views
89 Downloads
FLIP PDF 43.25MB

DOWNLOAD FLIP

REPORT DMCA

AYLIK, BİLİM, KÜLTÜR, SANAT, İŞ DÜNYASI VE CEMİYET YAŞAM DERGİSİ - SAYI 4 - HAZİRAN 2020

A r s l a n K AYA

Sanatçı

Özgün DÜZGÜN Müzisyen

M i x - Ma s t e r i n g Uz m a n ı

“ Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.” Mustafa Kemal ATATÜRK

19 Mayıs 2020

Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı

Haydar ALAN

Sanatçı

Ye ş i m A K S O Y B e l g e l e n d i r m e Uz m a n ı Kıdemli Danışman

Ali PEKTAŞ Yazar

C a n D E RV İ Ş Şair İhsan GÜVERCİN

Sanatçı

Volkan KAPLAN Sanatçı

ANDL-1

Anadolu . Life

Güvenlik, Yönetim ve Temizlik Hizmetleri alanında hizmet veren SİPAHİ GRUP, bölgemiz ve ülkemizde aranılan, kendi konusu ve çalışma alanında lider bir firma olma amacındadır. AR-GE çalışmalarına önem veren, sürekli kendini yenilemeyi, eğitimi kendisine ilke edinen, hizmet alma ve vermenin gerektirdiği tüm yükümlülükleri iyi bilen, hizmet verdiği tüm alan ve kurumlarda firma ilkeleri ve prensipleri doğrultusunda çalışmalarını başarı ile sürdürmek hedefindedir. Sunulan hizmetler öğrenmeye ve öğretmeye açık, sadakat ve benimsemeye önem veren sürekli kendisini yenileyen, takım çalışmasını her zaman ön planda tutan personelle yürütülmektedir. Amacımız; güvenlik, yönetim ve temizlik hizmetlerini en ekonomik, yasal mevzuata uygun, tam bir şeffaflık içinde, 365 gün 24 saat çalışarak yürütmektir.

ANDL-2

İ Ç

İ

N

D E

K

İ

L

E

R

Anadolu . Life

AFROTÜRKLER ... Haydar GÖGERCİN Güvercin Müzik Yapımcı

"ABD-Çin-Dünya bilimde nereye gidiyor? Ya Türkiye?Reşit ÇAĞIN Şair -Yazar

"Kara Elmas, Ak Akçe!..." Hülya KOÇAK Yazar

"Köylüleri Niçin Öldürmeliyiz?..." devamı.. Halil ERYILMAZ Fikir İnsanı

"ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ" İLİŞKİLERİ" Ömer BAYRAM Cumhuriyet Tarihi Uzmanı - Araştırmacı

ANDL-3

Anadolu . Life çok teşekkür ediyorum. Bizleri yalnız bırakmadıkları, yanımız da oldukları için çok ama çok teşekkür ediyor, her daim onların tüm çalışma ve faaliyetlerini sayfalarımıza, dijital ekranlarımıza taşıyacağımızı ve de halkımızla buluşturacağımızın sözünü veriyoruz… Sizler en güzel şeylere layıksınız! … Anadolu.Life dijital dergimizde röportajı yayınlanan tüm kıymetli Sanatçı dostlarımızın Video Müzik Klipleri "Medya" sayfamızda sürekli yayınlanacaktır! ... Buradan rahatlıkla izleyebilirsiniz.... Yakında Anadolu.Life için tasarladığımız yeni projelerimizi sizlerin hizmetine sunmak üzere hazırlıklarımız tüm hızıyla devam etmekte! ... "Bizleri takibinize alınız!..."

aşar USLU

Y tmeni Genel Yayın Yöne Değerli dostlar merhaba, sağlığımız için, gelecek nesillerimiz olan çocuklarımızın uzun ömürlü ve konforlu yaşamalarına imkanlar yaratabilmek ve destek olmak amacı ile zorunlu olarak eve kapandığımız şu sıkıntılı dönemi yavaş yavaş artık terk ediyor ve normal sürece geri dönüş yapıyoruz!.. Lütfen bu süreci sağlıklı ve mutlu geçirmek ve de kendimize, ailemize, geleceğimize güvenli, hijyen ortamlar yaratmak adına daha da dikkatli davranmalı ve ilgili uzmanların önerdiği sağlık ve hijyen kurallarına özen göstermeliyiz!... Bizlerde sizlere bir nebze moral, motivasyon ve destek olabilmek, psikolojik anlamda yalnız olmadığınızı hatırlatmak ve zamanınızı sevdiklerinizle, ailenizle bir arada güzel ve anlamlı geçirebilmeniz için naçizane dergi, kitap, film ve müzikle renklendirmek, değerlendirmek adına sizlere daha iyiyi, daha güzeli şartlar elverdiğince kıymetli Bilim İnsanı, Yazar, Çizer, Sanatçı dostlarla katkı sunmaya, bilgilendirmeye, haberdar etmeye gücümüzün ve bilgimizin yettiği çerçevede devam edeceğiz!... Bu sayımızda yazıları ile bizlerle beraber olan kıymetli Yazar kadromuza yeni değerli Yazar ve Sanatçı dostları duyurmaktan kıvanç duyuyorum.... Değerli, Kardeşim Yazar Ali PEKTAŞ aramıza hoşgeldin... Yeni sayımızda davetimizi kabul edip, röportaj çağrımıza yanıt veren değerli Usta dostlarımızdan;

Kıymetli Halk Müziğimizin Büyük Emekçisi, Sanatçı İhsan GÜVERCİN'e kıymetli Ses Mühendisi ve Sanatçı Volkan KAPLAN'a kıymetli Bestekar, Sanatçı Arslan KAYA'ya, kıymetli Saz Şairi, Bestekar, Yorumcu Adem ERTAŞ'a kıymetli Sanatçı Haydar ALAN'a, kıymetli Halk Şairi Can DERVİŞ'e, kıymetli Müzisyen, Mix&Mas.Uzmanı Özgün DÜZGÜN'e kıymetli Belgeledirme Uzm. Danışman Yeşim AKSOY'a

ANDL-4

Değerli dostlar zaman içerisinde ekibimizi, yazar, çizer, şair kadromuzu büyüterek sizlere en doğru, en dürüst, en gerçek, en iyi, en güzel, en samimi duygularla, bilgi ve haberleri araştırarak, kaynaklarına ulaşarak Anadolu.Life sayfalarımızda sizlerle buluşturmaktan dolayı çok mutluyuz, onur duyuyoruz... Bu çizgimizden şaşmadan sizlere layık olmak üzere devam edeceğiz... Lütfen sizlerde bizleri eleştir, beğeni ve yorumlarınızla yalnız bırakmayınız!... Sosyal Medya hesaplarınızda (Facebook, Instagram, Twitter, Telegram vb.) kıymetli dostlarınızla paylaşınız, paylaşınız ki! birlikte büyüyelim, çoğalarak gelişelim, güçlenelim ve sizlere daha iyiyi, daha güzeli sunalım. Bu tür çalışmalar emek ister, çaba ister, meşakkatli bir mücadele ister, lütfen destekleriniz esirgemeyiniz!... Yeni çalışma, uygulama, program ve projelerimizle halkımıza faydalı olmak için doğru olan ne ise yapmaya hazırız ve de devam edeceğiz! … Değerli dostlar; aranızda çeşitli yetenekleri, sanatkar ve zanaatkar olanları, Ressam, Şair, Yazar, Bilim İnsanı, Teknik Yetenekleri vb. tüm değerleri toplumla buluşturmak, başarılarını sergilemek adına sayfalarımıza taşıyabiliriz! ... Lütfen bizimle iletişim kurunuz! ... Anadolu.Life

herkese açık, özgür, bağımsız ve ücretsiz bir yayındır!... Hiçbir ideolojinin veya sermayenin güdümünde değildir!... Sevdiklerinizle birlikte güzel günlerde olmak ümidiyle mutlu ve esen kalın! ...

Anadolu . Life 13-Haziran Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı seçilmesiyle boşalan DYP Genel Başkanlığı’na Tansu Çiller seçildi (1993).

Haziran Ayı Özel Günleri

Haziran Ayındaki Tarihi Olaylar 1 Haziran

Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluşu (1911).

1 Haziran 3 Haziran 3 Haziran

TEKEL Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu (1932). Gelir Vergisi Kanunu’nun kabulü (1949). Humeyni’nin ölümü (1989).

3 Haziran Pekin’in; Tienanmen Meydanı’ndaki büyük gösteriye askeri müdahalede bulunması, 2 bin civarındaki öğrencinin hayatını kaybetmesi (1989). 3 Haziran Messina Konferansı; Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun doğuşu (1955). 4 Haziran 5 Haziran (1936).

Orman Genel Müdürlüğü kuruldu (1937). Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kuruldu

5 Haziran Amerikan Savunma Bakanı General George C. Marshall’ın “Marshall Planı“nı açıklaması (1947). 6 Haziran

İhtiyarlık Sigortası’nın kabulü (1949).

14 Haziran

Etibank Genel Müdürlüğü kuruldu (1935).

14 Haziran

Jandarma Teşkilatı’nın kuruluşu (1839).

15 Haziran

Darüşşafaka’nın kuruluşu (1873).

16 Haziran

Barbaros Hayrettin Paşa'nın Haçlı Donan ması’na karşı zaferi (1535).

18 Haziran

Türk – Alman dostluk ve saldırmazlık anlaşması (1941).

18 Haziran Viyana’da, Carter ile Brejnev’in SALT II Anlaşması’nı imzalamaları (1979). 19 Haziran NATO üyesi ülkelerin askeri kuvvetlerinin statüsü konusunda bir anlaşma imzalamaları (1951). 20 Haziran 21 Haziran

Bayezit-Cem Arasında Yenişehir Savaşı (1481). Soyadı Kanunu’nun kabulü (1934).

22 Haziran

Toplu Yunan Saldırısının başlaması (1920).

23 Haziran

Hatay’ın Anavatan’a ilhakına ait antlaşma Ankara’da imzalandı (1939).

24 Haziran

Gazeteci Hakkı Tarık Us’un ölümü (1958).

24 Haziran İbrahim Paşa komutasındaki Mısır Ordusu’nun Osmanlı Ordusu’nu Nizip yörelerinde ağır bir bozguna uğratması (1839). 25 Haziran

Sultan Abdülmecit‘in ölümü tarihi (1861).

25 Haziran Tansu Çiller’in Türkiye’nin ilk kadın başbakanı olarak oluşturduğu 50. Hükümet, cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından onaylandı (1993). 25 Haziran

Kore Savaşı’nın başlaması (1950).

7 Haziran Basın – Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu (1920).

28 Haziran

Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluşu METE HAN (M.Ö. 209)

7 Haziran 8 Haziran

29 Haziran 29 Haziran

Balkan Savaşı’nın başlaması (1913). Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün kuru luşu (1938).

Süleymaniye Camii’nin ibadete açılışı (1557). T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü’nün kuruluşu (1949).

9 Haziran Anıtkabir için açılan yarışmada, Prof. Emin Onat ve Orhan Arda’nın projeleri birinci oldu (1942).

29 Haziran A Milli Futbol Takımı, 2002 Dünya Kupası Finalleri’nde Güney Kore’yi 3-2 yenerek üçüncü oldu (2002).

9 Haziran

Kıbrıs’ta, Türk Anayasası’nın 230 oya karşı, 37.502 oyla kabulü (1975).

Haziran ayındaki önemli gün ve haftalar listesi:

9 Haziran

Ulusal Deprem Konseyi kuruldu (2000).

Dünya Çevre Günü 5 Haziran Geleneksel Pilav Günü – Sakarya / Taraklı Haziran’ın ilk pazarı

10 Haziran edilmesi (1946).

İtalya’da krallığın sona erip, cumhuriyetin ilan

11 Haziran

Türk Kızılayı’nın kuruluşu (1868).

13 Haziran

Fikir İşçileri Kanunu’nun kabulü (1952).

Çilek Festivali Kültür ve Turizm Etkinlikleri Haftası – Bartın Haziran’ın ilk haftası Kelha Rebeta Şenlikleri – Batman / Kozluk-Haziran’ın ilk haftası Sivaslı Çilek Festivali – Uşak / Sivaslı Haziran’ın ilk haftası Karagöl Şenlikleri – Bolu / Kıbrıscık Haziran’ın ilk haftası

ANDL-5

Anadolu . Life Uluslararası Bergama Kermesi – İzmir / Bergama Haziran’ın ilk haftası Aladağ Şenlikleri – Karabük Haziran’ın ilk haftası Düzce Uluslararası Halk Oyunları ve Turizm Festivali – Düzce Haziran’ın 1. hafta sonu Yayla Şenliği – Konya / Sarayönü 1-7 Haziran Uluslararası Bandırma Kuş Cenneti Kültür ve Turizm Festivali – Balıkesir / Bandırma 1-10 Haziran Uluslararası Bursa Festivali – Bursa Yeşili Kiraz Festivali – Mardin / Yeşili

1 Haziran-12 Temmuz 5-6 Haziran

Çaybaşı Köyü Kültür Dayanışma Yayla Şenliği – Kastamonu / Tosya 6 Haziran Kiraz Festivali – Tekirdağ Haziran’ın 2. haftası Uluslararası Karadeniz Ereğli Osmanlı Çileği Kültür Festivali – Zonguldak Haziran’ın 2. haftası Kayısı Bayramı – İçel / Mut Haziran’ın 2. haftası Karagöz Kültür Şenliği – Bursa / Orhaniye Haziran’ın 2. haftası Kiraz Şenliği – Çanakkale / Lapseki Haziran’ın 2. haftası Nasrettin Hoca Doğum Şenlikleri – Eskişehir 8-10 Haziran Şeref ve Kahramanlık Günü – İnebolu 9 Haziran Karacaoğlan Kültür ve Sanat Festivali – İçel / Mut 9-11 Haziran Honaz Kiraz Festivali – Denizli / Honaz 10-11 Haziran İmamoğlu Şeftali Festivali – Adana / İmamoğlu 10-12 Haziran Yozgat Sürmeli Festivali – Yozgat 10-15 Haziran Gül Bayramı – Konya 12 Haziran Kiraz Festivali – Tokat / Zile 12-14 Haziran Atatürk Kültür ve Sanat Haftası – Amasya 12-22 Haziran Atatürk’ün Bergama’ya Gelişi – İzmir / Bergama 13 Haziran Hasanbeyli Kiraz Festivali – Osmaniye / Hasanbeyli 13 Haziran Hazar Şiir Akşamları – Elazığ / Sivrice 13-15 Haziran Rize Çay ve Turizm Festivali – Rize Haziran’ın 3. haftası Fakıbey Şenlikleri – Yozgat / Yenifakılı 16 Haziran Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü 17 Haziran Çömlekçilik Festivali – Niğde / Altunhisar 17 Haziran Yeşilyurt Kiraz, Kültür, Sanat ve Spor Şenlikleri – Malatya / Yeşilyurt 17-18 Haziran Karakucak Güreşleri ve Efkari Şenliği – Artvin / Ardanuç 18-25 Haziran Dünya Mülteciler Günü 20 Haziran Atatürk’ün İzinde-Gölgesinde Damal Şenlikleri – Ardahan / Damal 20 Haziran Atatürk’ün Eskişehir’e Gelişi – Eskişehir

21 Haziran

Zonguldak’ın Kurtuluşu ve Uzun Mehmet’i Anma Günü – Zonguldak 21 Haziran Eldivan Kiraz Festivali ve Geleneksel Yağlı Güreşler – Çankırı / Eldivan 21-23 Haziran Ağrı Dağı Festivali – Iğdır Aşık Veysel Kültür Festivali – Sivas / Sarkışla Pamukkale Kültür ve Müzik Festivali – Denizli Babalar Günü



22 Haziran 22-23 Haziran 22-27 Haziran

Haziran’ın 3. pazar günü

Boduroğlu Yayla Şenlikleri – Karabük / Ovacık Haziran’ın son haftası

ANDL-6

Çorlu Kültür ve Sanat Festivali – Tekirdağ / Çorlu Haziran’ın son haftası Baba Hızır Hz. Anma Günü – Bolu / Mengen Haziran’ın son pazarı Gezin Çilek Festivali – Elazığ / Gezin 23 Haziran Uluslararası Hitit Fuar ve Festivali–Çorum

3 Haziran-2 Temmuz

Kuşköy Kuşdili Şenlikleri – Giresun / Çanakçı 24 Haziran Pir Sultan Abdal Banaz Anma Etkinlikleri – Sivas / Yıldızeli 24-25 Haziran Söğüt Eli Ernek Yayla Şenliği – Gümüşhane / Kelkit 25 Haziran Geleneksel Şamlı Panayırı – Balıkesir / Şamlı 25-26 Haziran Uluslararası Kahta Kommagene Festivali – Adıyaman / Kahta 25-27 Haziran Sarıkaya Milli Kültür ve Sanat Festivali Yozgat / Sarıkaya 25-30 Haziran Uyuşturucu Kullanımı ve Trafiği ile Mücadele Günü 26 Haziran Atatürk’ün Tokat’a Gelişi – Tokat 26 Haziran Bozhöyük Yayla Şenlikleri – Yozgat / Bozhöyük 26 Haziran Atatürk’ün Sivas’a Gelişi – Sivas 27 Haziran Kafkasör Kültür Turizm ve Sanat Festivali – Artvin / Kafkasör 27 Haziran-1 Temmuz İlküvez Yayla Şenlikleri – Ordu / Çaybaşı 28-29 Haziran Geleneksel Hoşislamlar Şöleni – Çankırı / Atkaracalar 28-30 Haziran Uluslararası Kaş Likya Festivali – Antalya / Kaş 28 Haziran-2 Temmuz Geleneksel Kocayayla Şenliği – Bursa / Keles

29-30 Haziran

Çemişgezek Dut ve Peynir Festivali – Tunceli / Çemişgezek 29-30 Haziran Beyaz Kiraz Festivali – Konya / Ereğli Çamiçi Yayla Şenlikleri – Tokat / Niksar

29-30 Haziran 30 Haziran

Altınlar Kemer Festivali – Antalya / Kemer 30 Haziran-5 Temmuz Tatvan Doğu Anadolu Fuarı – Bitlis / Tatvan 30 Haziran-24 Temmuz Kutludüğün Gözleme, Ayran Kültür Sanat Festivali – Ankara / Mamak Haziran içinde Uluslararası Kaplıca Festivali ve Kültür Şenlikleri – Ankara / Haymana Haziran içinde Ortaca Festivali – Muğla / Ortaca

Haziran içinde

Kiraz Festivali – Nevşehir / Aksalur

Haziran içinde

Fevziye Yağlı Güreşleri – Yalova / Altınova-Fevziye Haziran içinde Karaelmas Festivali – Zonguldak

Haziran içinde

Anadolu . Life ATATÜRK DÖNEMİNDE TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ (1923-1930) Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Cumhuriyet ilan edilip Mustafa Kemal Atatürk Cumhur Başkanı seçildikten sonra Türk Dış Politikasında Atatürk dönemi başlamış oldu. Bütün Dünya’nın ilgi ve dikkatini çeken bu dış politika dönemi “Gerçekçi, İstikrarlı ve Başarılı” bir dönem olarak değerlendirilmektedir. Atatürk döneminde uygulanan dış politikayı; 1923-1930 ve 1930-1938 olmak üzere iki bölüme ayırarak incelemek daha anlaşılır ve faydalı olmaktadır.

mer BAYRAM

Ö Cumhuriyet Tar.Uzm. Araştırmacı

ATATÜRK DÖNEMİ TÜRK YUNAN İLİŞKİLERİ Türkiye Yunan ilişkileri ortalama 1000 seneyi bulmaktadır. 1071 Malazgirt zaferi ile başlayan birliktelik Selçuklu Osmanlı Devletleri ile beraber devam etmiştir. Bu birliktelik sorunları minimum düzeyde devam etmiştir. Özellikle her azınlığın kendi sınırları içinde yaşam hakları dinsel haklarının korunması toplumların güven içinde yaşamasına sebebiyet vermiştir. Bu durumu Osmanlı devletinin Anadolu üzerindeki işgal emelleri taşıyan diğer Avrupalı devletlerin dikkatini çekmiş Osmanlı sınırları içinde yaşayan Rumların Megal-ı İddea diye bir ülküye inanmaları sağlanmıştır diğer türlü Osmanlı içindeki Rumların kopmak gibi bir niyetleri yoktur. Bu ülkü olarak kabul ettikleri bağımsız Rum devletleri ile Yunan devletinin taçlandırmış olacaklardı. İngilizlerin desteklediği bu düşünce sistemi meyvelerini vermeye başladı ve 1829 yılında bağımsızlık kazanan Yunanistan’ın Osmanlı sınırlarında doğru büyüme istekleri artmıştır. İngilizler bu durumu destekleyerek Anadolu’da emellerine kavuşma istekleri ile isyanlara zemin hazırlamışlar ve bu Osmanlı içinde yaşayan Rum halkı ve kilise desteği ile farklı zamanlarda isyan etmeye başlamışlardır. İngilizler bu durumu Yunan devletine Ege bölgesini vaat etmesiyle 15 Mayıs’ta başlayan bir işgal hareketine dönmüştür. Kuvayı Milliye hareketiyle başlayıp Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ün 23 Nisan 1923 yılında Ankara da Büyük Millet Meclisini kurmasıyla başlayan ülke savunması ) Eylül Günü Yunanlıların İzmir limanında denize dökülmesiyle kazanılan parlak zafer sonralarında Atatürk ün siyasi yönünü ortaya çıkartarak ilk olarak bağımsız bir ülke ortaya çıkartmış meclisi ile siyasi yönetimi ile ülkemizde reformalar yaptığı gibi komşu ülkelerle barış sloganıyla ilişkilere yeni anlamlar katmıştır Bundan sonra artık bu ilişkilerin nasıl bir seyir ettiğini özet olarak inceleyelim.

Atatürk’ün 1923-1930 döneminde dış politikada; Lozan’dan intikal eden meselelerin halledildiği Büyük Devletlerle olan ihtilafların çözümlendiği Barışçı yollarla geçmişin tasfiye edildiği ve Komşu Devletlerle iyi münasebetlerin kurulduğu görülmektedir. 1920-1938 döneminde dış politikada ise; Türkiye aktif bir politika izleyerek bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasında etkin bir konuma gelmiştir. Türkiye Milletler cemiyetine girmiş Balkan Atlandı, Sadabat Paktı, Montreux Boğazlar sözleşmesi, Türkiye İngiltere ve Türkiye Sovyet münasebetleri temin edilmiştir. Yunanistan’la Lozan Barış Antlaşmasındaki Sorunların Çözümü Lozan görüşmelerinin ilk döneminde Türkiye ile Yunanistan şu konularda anlaşmaya varmışlardır: 1. Askeri esirler ve sivil tutukluların değişimi. 2. İki devlet arasındaki sınırın, Meriç Nehri'nden geçmesi; İmroz ve Bozcaada ve İtalya'nın egemenliğindeki On iki Ada dışındaki Doğu Ege Adalarının silahsızlandırma şartıyla Yunanistan'ın egemenliğine bırakılması. 3. Türkiye'deki Rumlarla Yunanistan'daki Türklerin mübadelesi İki ülke arasında Lozan’da çözümlenmemiş olan mübadele ve patrikhane sorunları vardı. Türk-Yunan (atabil) Anlaşmazlığı Lozan'da 30 Ocak 1923'te imzalanan, "Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol" ile Türk topraklarında yerleşmiş Rum Ortodoks dininden Türk uyrukları ile Yunan topraklarında yerleşmiş İslam dininden Yunan uyrukluların, 1 Mayıs 1923 tarihinden başlayarak zorunlu mübadelesi kararlaştırılmaktaydı. Ancak, sözleşmeye göre, zorunlu mübadele, "İstanbul'da oturan Rumları" ve "Batı Trakya'da oturan Müslümanları" kapsamayacaktı. Bir süre sonra Yunanistan, mümkün olduğunca fazla sayıda Rum’u sözleşmenin öngördüğü istisna kapsamına alabilmek için İstanbul'da yerleşik Rum saydırmaya çalışmıştır. Yunanistan'ın böyle bir tutum

Venizelos'un Ankara'ya yaptığı ziyaret samimi bir hava içinde geçti (1930)

ANDL-7

Anadolu . Life takınmasındaki temel nedenin hem; büyük bir göç dalgasının, getireceği sosyal ve iktisadi problemleri önlemek, hem de Anadolu’da mümkün olduğu kadar Rum bırakmak Megali ideaya giden yolları kapatmamak olduğu değerlendirilmektedir. "Yerleşik (établi)" deyimini alabildiğince geniş yorumlayarak daha çok Rum’u İstanbul'da bırakmak isteyen Yunanistan'a karşılık Türkiye, yerleşikliğin Türk yasalarına uygun olarak tespit edilmesinde ısrarcı olmuştur. Yunan Hükümeti, Batı Trakya'daki Müslüman-Türk halkın mallarına el koyup bunları Türkiye'den gelen Rumlara vermeye başlayınca, Türk Hükümeti de İstanbul'daki Rum mallarıyla ilgili olarak karşılık vermiştir. Patrikhane Sorunu Bu dönemde, İstanbul'daki Rum Ortodoks Patriğiyle ilgili sorunlar da çıkmıştır. Ortodoks Patrikliğin, gerek I. Dünya Savaşı, gerek Millî Mücadele sırasında Türkiye'deki Rumları Türkler aleyhine tahrik ve teşvik ettiği biliniyordu. Bu yüzden Lozan Görüşmelerinde Türk temsilcileri Atatürk’ün direktifiyle Patrikliğin İstanbul'dan kaldırılıp Yunanistan’daki Aynaros Adasına gönderilmesi için mücadele etmişler, fakat yalnız Yunan Hükümetinin değil, Başta İngiltere olmak üzere müttefiklerin de çetin mukavemeti ile karşılaşmışlardır. Neticede Lord Curzon'un teklifi üzerine Patrikliğin siyasi meselelerle uğraşmaması şartıyla İstanbul'da kalması kabul edilmiştir. Mübadele olayına bağlı olarak birde patrikhane sorunu ortaya çıktı Ankara, 1924 yılında Fener’e Patrik olarak atanan Konstantin Arapoğlu’nu mübadele kapsamına girdiği gerekçesiyle sınır dışı etti. 1925 yılında yeni bir patrik atanmakla birlikte, iki ülke arasındaki gerginlik 1930’lara kadar devam etti. Türk-Yunan Barışı (10 Haziran 1930) Lozan'dan sonra Türk-Yunan ilişkilerini zaman zaman tehlikeli durumlara sokan mübadele ve Patrikhane meseleleri yavaş yavaş çözülürken iki devlet arasında normal diplomatik ilişkiler kurulmuş, Cevdet Bey 1925 yılında ilk Türk Büyükelçisi olarak Atina'ya gönderilmiştir. Yakınlaşmanın sonucunda, iki devlet arasında, 1 Aralık 1926 tarihli antlaşma ile nüfus değişiminin bazı problemleri çözüldü.10 Haziran 1930 tarihinde, Türkiye ile Yunanistan arasında Ankara'da, nüfus değişimi meselelerini yeni esaslara göre düzenleyen bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşma ile, yerleşme tarihleri ve doğum yerleri ne olursa olsun, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi "etabli" deyiminin kapsamı içine alındı. Ayrıca her iki memleketin azınlıklarına ait mallar konusunda da birçok düzenleme yapıldı. Bu şekilde 6-7 yıldır devam etmekte olan anlaşmazlık sona erdi. 1930 Antlaşması, yeni bir dönemi başlattı. Türk Hükümeti, "samimi bir dostluğun temellerini atmak için" harekete geçiyor ve Yunan başbakanı Venizelos da "Ben itilafı yeni bir devrenin başlangıcı addediyorum" diyordu. Yunanistan Başbakanı Venizelos, Türk Hükümeti'nin daveti üzerine, 27–31 Ekim 1930'da Türkiye'ye geldi. Bu ziyaret sırasında, Dostluk, Tarafsızlık, Uzlaşma ve Hakem Antlaşması; Deniz Kuvvetlerinin Sınırlanması Hakkında Protokol ve İkamet, Ticaret ve Seyrisefain Sözleşmesi imzalandı. Türkiye Başbakanı İsmet Paşa (İnönü) ile Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras), 1931 Ekim’inde Yunanistan'ı ziyaret ederek, Venizelos'un ziyaretini iade ettiler ve büyük gösterilerle karşılandılar. 1930 tarihli Türk-Yunan Antlaş-

ANDL-8

ması iki memleket arasında uzun zamandan beri devam eden, çatışmayı sonuçlandırıyordu. Bu antlaşmayı basit bir dostluk antlaşması saymamak gerekir. Çünkü Millî Mücadele'den sonra ve 1930 Antlaşması'nın imzalanmasından önce her iki devlet, aralarında tekrar uyuşmazlık konusu olabilecek meseleleri çözmek için çaba göstermişlerdir. Ancak, mübadelenin doğurduğu sosyal huzursuzlukların bir çırpıda ortadan kaldırılması mümkün olmadığı gibi, mübadillerin taşıdığı düşmanlık hislerini silmek de kolay olmamıştır. Bu dönemde, Türkiye ve Yunanistan; Akdeniz'de dengenin korunması sorununu, öteki dış politika sorunlarının önüne çıkarmışlardır. 1932'de Yunan Hükümeti'nin resmi görüşü olarak İngiltere'ye bildirilen bir belgeden Yunanistan'ın Türkiye 'ye bakışı ve dış politika öncelikleri anlaşılmaktadır: "Akdeniz'deki asıl büyük tehlike İtalya'dan gelmektedir. On iki Ada, İtalya'nın Türkiye'nin zararına olarak büyüme isteklerine hizmet etmesi düşünülen üslerdir. İngiltere, Yunanistan gibi Türkiye'yi de yanına alabilir. Yalnızca kâğıt üstünde kalan bir düzenlemeden çok, iki ulusun da duygularını da yansıtan bir belge olan son Türk-Yunan Antlaşması, İtalya yüzünden yapılabilmiştir." Bu gelişmeler; Balkan devletleri arasında bir yakınlaşmanın ve sonuçta Balkan Antantı'nın ortaya çıkmasını sağlayan gelişmeleri başlatmıştır. Türkiye ile Yunanistan, Yunan Başbakanı Çaldaris ile Dışişleri Bakanı Maksimos'un Ankara'yı ziyaretleri esnasında ortak sınırların güvence altına alındığı, "İçten Anlaşma Paktı"nı 14 Eylül 1933'te imzalamışlardır. Nihayet, 9 Şubat 1934'te Atina'da toplanan Romanya, Yugoslavya, Yunanistan ve Türkiye arasında "Balkan Antantı"nı kuran anlaşma imzalandı. Böylece Türkiye ve Yunanistan, ikili antlaşma bağlarından ayrı olarak bir de çok yanlı bir bağlaşmanın ortakları oluyorlardı. Bu dönemde Türkiye ile Yunanistan'ın Avrupa'daki gelişmeler karşısında aynı doğrultuda politikalar izledikleri görülmektedir. Yunanistan Başbakanı E. Venizelos, 12 Ocak 1934 tarihinde Nobel Ödül Komitesi Başkanına yazdığı mektupta, “… Barışı takviye hareketi, yeni ve seçkin Türk Devletine bugünkü görüntüsünü veren tüm iç reform hareketleriyle birlikte yürümüştür. Türkiye yabancı unsurlarla meskûn vilayetlerini terk etmek hususunda tereddüt etmemiş ve anlaşmalarda da belirtildiği üzere kendi milli sınırları ile samimi şekilde iktifa ederek Yakındoğu’da barışın gerçek bir savunucusu

Başbakan İsmet Paşa, mevkidaşı Venizelos ile Atina'da 1931

Anadolu . Life

olmuştur… “ diyerek Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir. Bu dönem, Türk tarafı için, büyük felaketlerin yaşandığı, Osmanlı Türk İmparatorluğunun tarihten silindiği, diğer yandan yeni bir Türk Devletinin kurulduğu ve parlak bir gelişme kaydettiği dönemi ihtiva etmektedir. Aynı dönem; Yunan tarafı için, Megali idea (Büyük Yunanistan) ülküsünün son hedeflerinin ele geçirilmesi için, en uygun şartların oluştuğuna inandıkları, bir zaman olarak ele aldıkları dönemdir. Bu dönemin olaylarının analizinden ortaya çıkan sonuç; Yunanistan’ın, bağımsız bir devlet olarak kurulduğu 1830 yılından itibaren, bütün tarihi boyunca, daima Avrupa devletlerinin desteğini alarak doğuya, Türkiye aleyhine genişlediği Avrupa devletleri; Yunanistan’ı Türkiye’yi zayıflatmak, parçalamak ve Anadolu’dan Asya içlerine sürmek için kullanırken, Yunanistan’da; Avrupa devletlerini Megali ideasını tatbik etmek için kullanmıştır. Türk milleti ise bin yıllık vatanında bir ölüm kalım savaşı vererek hem Yunanistan’ı hem de arkasındaki Avrupa devletlerini yenmiştir. Ancak, yaşanan bu ibret verici olaylardan ülkelerin aydınları, ilim adamları, siyasi ve askeri karar organları gereken dersleri çıkarmazlarsa, tarih tekerrür edecek, bundan her iki tarafta zararlı çıkacaktır. Yunanistan’ın Megali ideası, yani bu tehlikeli ihtirası bitmiş midir? Bu sorunun cevabını Megali idea doktrini yüzünden yok olan Yunan Ordusu’nun Komutanlarından öğrenelim; Anadolu’ya çıkan Yunan ordusunda Kolordu Komutanı olan Yunan Kralı Konstantin’in yeğeni Prens Andre büyük taarruzdan sonra yazdığı “Felakete Doğru” isimli eserinde, “Küçük Asya’daki bu son fedakârlık boşuna mıdır? “Hayır! Çünkü Yunan askeri tarafından Anadolu’da ekilmiş olan tohum günün birinde büyük ve çiçekli bir ağaç halinde açacaktır demektedir. Görüldüğü gibi, Büyük Taarruzdan sonra, ikiyüzbin kişilik Yunan ordusu denize dökülmüş, Yunanistan tarihinin en büyük darbesini yemiş, Ege bölgesine yerleştirilen milyonlarca Rum perişan halde Yunanistan’a kaçmış, Ege Adaları boşalmış, bu atmosfer içinde dahi Prens Andre Megali idea’nın, Anadolu’da yine yeşerebileceğinden bahsedebiliyor, bu gösteriyor ki her şeye rağmen Yunanlı Anadolu ihtirasından vazgeçmemektedir. Günümüze kadar süren Türk-Yunan ilişkilerinde de, Yunanistan’ın; Megali idea’dan hiç vazgeçmediği, ancak başka yöntemlere başvurduğu ve Türkiye’nin başına açılacak problemlerin gelişmesini beklediği görülmektedir. Megali idea’ya rağmen Türk Yunan barışı sağlanabilir mi? -Bu soruya en iyi cevabı, 1937 yılında yaşanan bir olayda Atatürk’ün sözleri vermektedir. “1937 yılında Londra Büyükelçisi Fethi Okyar yaz tatili için Türkiye’ye gelmiş, Çankaya’da eski dostu olan Mustafa Kemal Atatürk’ü de ziyaret etmiştir. Bu ziyaret sırasında hariciye vekili Tevfik Rüştü Aras yanlarına gelir ve “Atina’dan yeni döndüğünü,

Balkan Paktının sonbahar toplantısının Ankara’da yapılacağını, Yunanistan başbakanı Metaksas ile Atina’da geniş bir konuşma yaptığını ve Yunanistan’la aramızda artık hiçbir meselenin kalmadığını söyler. Atatürk “Pek iyi bunları Başbakan’a anlat, akşam senin izahatını sofrada hep beraber dinleyelim” der. O akşamki sofrada alışılmışın dışında; Mareşal Fevzi Çakmak’ta vardır. Tevfik Rüştü Aras Yunanistan’la hiçbir meselenin kalmadığını açıklayınca, herkes yakın mazide bu kadar kanlı bir çatışma içinde olduğumuz Yunanlılarla böylesine barış sever bir yakınlaşmanın asıl mimarı olan Atatürk’e hayranlıklarını ifade eden sözler söylerler. Atatürk bunları dinler ve mealen şöyle der; “Arkadaşlar, barış arzuları samimi ve köklü olduğu takdirde bir ölçüde ’de olsa muhataba tesir eder. Dünyada iki millet vardır ’ki; nereden idare edildiği bilinemez. Bunlardan birisi Yunanlılar, diğeri Musevilerdir. -Yunanlılar, Atina’dan Okyanus’taki ticaret filolarından hatta İstanbul’daki Rumlar tarafından idare edilirler, kısacası bütün Rumlar tarafından idare edilirler. - Museviler ise henüz müstakil bir devlete sahip değillerdir, fakat azami 10 sene içerisinde binlerce senelik ısrarla ve azimle takip ettikleri gayelerine vasıl olacaklardır. Zira bugün Musevilerin nüfuzları, büyük zannedilen birçok devletlerin üstündedir. Biz Türkler tarihimiz ve coğrafyamız olarak bu iki milletin bünye ve gayelerini hakiki çehresi ile her zaman bilmek ve bunu hatırda tutmak mecburiyetindeyiz. Der ve sözlerini şöyle bitirir; “Şüphesiz ki; Türk Yunan dostluğu lüzumlu ve faydalıdır. Ancak bizim, Yunanlıları bu dostluğa her zaman zorlayabilecek güce sahip olmamız şarttır ”Sonuç olarak; Türk devletinin en zayıf anında ve Yunanistan’ın Megali idea hedeflerine ulaşmak üzere bulunduğu bir anda buna mani olan, Türklüğü ve Anadolu’yu kurtaran büyük asker ve eşsiz devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği; “Yunanistan’ı dostluğa zorlayabilecek güce sahip olmak şartı” daha açık bir şekilde ifade edilecek olursa; -Yunanistan’ın Türkiye aleyhindeki politik girişimlerini bertaraf edecek kadar bilinçli siyasi kadrolardan meydana gelen bir “ Siyasi gücü” oluşturmak, - Bir iç tehdide ve aynı anda birkaç cephede birden, savaşma tehlikesine rağmen, Yunanistan’ın askeri tehdidini bertaraf edecek kadar bir“ Askeri güç” ü oluşturmak, - Dışa bağımlı olmayan ve en az Yunanistan’dan üstün bir ekonomik seviyeyi sağlayacak “Ekonomik güç” ü oluşturmak, -Bütün Milletin ve özellikle yöneticilerin Megali idea tehdidine karşı bilinçlendirilip yüksek bir milli şuura sahip olan bir “Psikososyal gücü” oluşturmak, ve -Son teknolojileri ülkemizde geliştirecek ve kullanabilecek kadroları ve alt yapıyı sağlayan bir “ Teknolojik gücü oluşturmak, Yunanistan’la devamlı bir barışın sağlanması ve Türk-Yunan ilişkilerinin barış içinde devam etmesi için, gerekmektedir. Mustafa Kemal ATATÜRK Yunan devleti ile alakalı her zaman bu konulara dikkat edilmesi gerektiğini hedeflerini saptanırken göz önüne alınması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Bugün gerek Kıbrıs konusunda ve kıta sahası tecavüzlerini bu kapsamda değerlendirip barışın sağlanması ve devamı için koyulan politikaya sadık kalarak ilerleme kaydedileceğini aklımızdan çıkarmamız gerekir. Dış politika ve sulh politikaları ile aynı zamanda ekonomi alanında askeri alanda alınacak tedbirler ülkemizin bekası için önemlidir. İzmir

ANDL-9

Anadolu . Life

Yunanistan gibi noktalardan getirilen siyah mübadillerin son durakları özellikle Çeşme, Ayvalık, Cunda Adası, Samsun, İzmir ve İstanbul oldu. Sözlü tarih çalışmaları ve yaşlılarla yapılan görüşmeler neticesinde, halen Anadolu’da yaşayan Afrotürklerin kökenlerinin Sudan, Nijerya, Fas, Cezayir, Libya, Tunus, Kenya ve Somali gibi ülkelere dayandığı bilinmektedir. Afrika’dan getirilen insanların İç Anadolu, Kuzey Anadolu ya da Doğu Anadolu gibi Türkiye’nin diğer bölgeleri yerine ağırlıklı olarak Batı Ege Bölgesi’ne yerleştirilmelerinin nedeni, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı Ege’de yabancı yatırımların artmasıyla birlikte tütün ve pamuk tarımında çalıştıracak insan gücüne ihtiyaç duyulmasıdır. Batı Ege Bölgesi’ndeki Afrotürklerin nerelerde yaşadıklarına baktığımızda yerleşim yerlerinin kuşaklar arasında farklılık gösterdiği görülmektedir. Türkiye genelindeki iç göçün nedenleri ve dönemleriyle Afrika kökenli ailelerin yer değiştirme hareketleri birbirine benzer özellikler göstermektedir. Eski adıyla Tepeköy, yeni adıyla Torbalı ve çevresindeki köylerde geçimlik tarım ve hayvancılık yapan ve az tarım arazisine sahip Afrotürk ailelerin bir kısmı sosyal güvencesi olan ücretli iş edinmek ve çocuklarının eğitim sorununu çözmek için 1980lerin başında İzmir’in alt gelir gruplarının yaşadığı semtlere göç etmiştir. Benzer nedenlerle Balıkesir/Ayvalık’tan, Aydın/Söke, Bağarası’ndan ve Muğla/Milas, Bafa’dan İzmir’e gelenlerin sayısı da azımsanmayacak düzeydedir.

r GÖ GERCİN

ayd a G üH v e r c i n M ü z i k - Ya p ı m c ı AFROTÜRKLER Safiye Ayla’nın dilinden dökülürdü yıllarca “Çile Bülbülüm Çile”. Biz nedenin bilmezdik pek de bilmek istemezdik belki de. Tek kanal televizyonun (TRT) olduğu dönemlerde bir dizi yayınlanmıştı. Alex Haley isimli siyahi yazarın kitabından uyarlanan (ROOTS) “Kökler” isimli bu dizi o dönem büyük yankı uyandırmıştı. Dizinin başkarakter oyuncusu Kunta Kinte ve onun gibi sayısız insanın gemilere doldurulup Afrika’dan köle olarak Amerika kıtasına getirilmesi, oradaki yaşam mücadelesinin mecburi ikamete dönüşmesi ve sonunda büyük bir aile olup Amerika’ya kök salması anlatılıyordu. Ne yazık ki köle ticareti egemen güçler tarafından uzun yıllar devam etti. Tarihimize baktığımız zaman Osmanlı İmparatorluğu’nda da (Orhan Bey döneminde başlayan) aynı sistemin geçerli olduğunu görürüz. Osmanlı döneminde ilk köle pazarı II. Mehmed döneminde Bursa’da kurulmuştur. İstanbul’da ise ilk köle pazarı Haseki’de kurulmuştur. En erkeni 15. yüzyıla tarihlenebilen ama ağırlıkla 19. yüzyılın ikinci yarısında köle ticareti yoluyla Anadolu’ya getirilmişlerdir. Bu getirilenlerin önemli bir bölümü azat edildikten ya da kölelik sona erdikten sonra Ege ve Akdeniz bölgesinde yerleşerek / yerleştirilerek tarım alanında çalışmışlar ve köyler oluşturmuşlardır. Ayrıca, gerek Osmanlı gerekse Türkiye Cumhuriyeti döneminde Afrika’dan tek tek gelerek burada yerleşenler de bulunmaktadır. 1920’li yıllarda Türkiye ve Yunanistan arasında gerçekleştirilen nüfus mübadelesi sırasında da, yine Osmanlı tarafından Afrika kıtasından getirilip satılan Afrikalılar, Müslümanlaştırılmış oldukları için mübadil sayılarak Anadolu topraklarına gönderildi. Girit, Kıbrıs,

ANDL-10

Afrika kökenli Türklerden yaşlı kuşak kendisini genelde eski sahiplerinin onları adlandırmalarına uygun olarak “Arap” diye tanımlarken, kentte yaşayan genç kuşak ise kendilerinden “Afrotürk” olarak bahsetmeyi tercih ediyorlar. Geçmişte olduğu gibi bugün de İzmir’in Torbalı ilçesinde, Naime, Hasköy, Yeniçiftlik, Subaşı, Çırpıköy ve beldelerinde Afrika kökenli aileler yaşamaktadır. Geleneklerine bağlı olarak yaşamaya özen gösteren, kültürlerini yaşatmak ve tanıtmak amacıyla her sene İzmir’in Torbalı ilçesinde bahar ayında yaptıkları Dana Bayramı etkinliği, Cumhuriyetin ilk yıllarında Tekke ve Zaviyeler Yasası’yla yasaklanmış ve uzun yıllar yapılamamıştır. Ancak son birkaç yıldır Afrotürk Derneği tarafından tekrar düzenlenmeye başlandı. Kültür ve sanatta kendilerini kanıtlamış ve yıllarca dillerden düşmeyen şarkıları seslendiren başarılı müzisyenler, aktörler, aktrisler, balet, balerin, koreograf, heykeltıraş, Tv spikeri, edebiyatçı vb. isimler çıkmıştır içlerinden. Kısaca örneklememek olmaz elbette: Şarkıcı/Müzisyen: Safiye Ayla, Esmeray, Mansur Ark, İbrahim Şirin, Cenk Sökmen, Melis Sökmen. Aktör / Aktrisler: Yasemin Esmergül, Ahmet Kostarika, Dursune Şirin, Melis Sökmen, Ali Tınaz, Tracey Emin, Defne Joy Foster, Tuğçe Güder Balet / Balerin: Sait Sökmen, Sibel Sürel, Koreograf: Sait Sökmen, Tuncay Vural Heykeltıraş: Kuzgun Acar .. Yazar / Aktivist: Mustafa Olpak Safiye Ayla’nın dilinden dökülen çilenin bitme umudu olmasa bile, her askerin ve ailesinin dilinden düşmeyen bir asker türküsünün sözüyle selamlayalım Esmeray’ı: Gel teskere, gel teskere; bitsin bu hasret…

18 Mayıs 2020 İstanbul

İletişim: [email protected]

Anadolu . Life

Guvercinfan Guvercinmuzik Guvercinmzik GuvercinMuzik

GÜVERCİN MÜZİK ÜRETİM VE PAZ. LTD. ŞTİ İMÇ 6 BLOK NO: 6634 UNKAPANI FATİH / İSTANBUL / TURKEY TEL: 0212 513 00 64 FAX : 0212 528 11 92

ANDL-11

Anadolu . Life

ĞIN R e şi t -Ç A Ş a i r Ya z a r "ABD-Çin-Dünya bilimde nereye gidiyor? Ya Türkiye? Dünyanın en saygın akademik ve popüler bilim yayını, hiç kuşkusuz Nature dergisi. Hepsi de “Nature” adıyla başlayan çok sayıda akademik bilim dergisi ve bir de popüler dergi çıkaran grup uzunca bir süreden beri her yıl bir de natureindex.com adlı web sitesinde (ve derginin özel sayısında) özel bir üniversite endeksi yayınlıyor. Bu endekste üniversiteler ve bilim kurumları o yıl bünyelerindeki akademisyenlerin yaptıkları bilimsel yayın sayısına göre sıralanıyor. Her yıl bu sıralamanın açıklanması, Türk üniversitesi ve Türk bilimi açısından “O kara gün” tam olarak. Çünkü saç kesiliyor ve öne düşüyor. Türk üniversiteleri için gerçekle yüzleşme vakti Saçın rengiyle ilgili tartışmalar sona eriyor. Bu endeks, sonuç olarak üniversitelerin ve bilim kurumlarının bilimsel üretimine bakıyor ve onları bu üretimleri açısından bir sıralamaya tabi tutuyor. Yani bir “en iyi üniversite” sıralaması değil. İlla bir isim verilecekse, “En iyi bilim yapılan üniversite” sıralaması. Bu yıl da birinci Harvard Bu sıralamanın birincisi uzun yıllardır değişmiyor. Amerika’nın Boston şehrindeki ünlü Harvard Üniversitesi rakiplerinden uzak ara önde, en çok bilimsel araştırma yapılan ve akademisyenlerinin de en çok makale yazdığı üniversite. Harvard’ı endekste birinci sıraya yerleştiren rakam, 925.15… Üniversitenin geçen yılki rakamı 877.2 imiş ve kurum zaten çok yüksek olan bilimsel çıktısını bu yıl yüzde 2 arttırmış. Sıralamada Harvard’ı izleyen üniversite yine Amerika’dan. Batı kıyısında San Francisco yakınlarında ve Silicon Vadisi’nin göbeğinde yer alan Stanford Üniversitesi. Onların skoru 646.44… Harvard’ın üçte ikisinden biraz fazla yani. Üçüncü sırada Boston’da Harvard’ın kapı komşusu MIT var, onların skoru 560.07. İlk on sırada bu üç Amerikan üniversitesi var. Sonra? Sonra bilim dünyasının yükselen yeni gücü Çin’den dört üniversite birden girmiş ilk 10’a. Birleşik Krallık’ tan Oxford ve Cambridge ve bir de Japonya’dan Tokyo Üniversitesi. İlk 500 sıralamasında yokuz Sıralama uzun, 500 üniversite var. Ve maalesef ilk 500 üniversite içinde Türkiye’den tek bir üniversite bile yok. Türkiye’nin, akademisyenleri saygın yabancı bilim dergilerinde en çok yayın yapan üniversitesi Bilkent. Onun skoru 13.59. Yani Harvard’ın üretiminin 68’de 1’i kadar. Dehşet verici bir fark. Bilkent, 2018’e göre 2019’da bilimsel çıktısını yüzde 68 oranında arttırmış, bu müthiş bir artış

ANDL-12

ama bu bile Ankara’daki bu vakıf üniversitesini ilk 500 bilim üniversitesi arasına sokmaya yetmemiş. Türkiye’de ikinci sırada İstanbul Teknik Üniversitesi var. Bu bilim kurumunun skoru sadece 12.07. Onu Boğaziçi Üniversitesi izliyor, bir yerde devlet üniversitelerinin medarı iftiharı ama Boğaziçi’nin skoru sadece 5.03 seviyesinde. İlginçtir, dördüncü sırada daha da genç bir vakıf üniversitesi var, Koç. Onun skoru 3.44. Çin Bilimler Akademisi Tabii Nature dergisi sadece üniversiteleri sıralamıyor. Bir de üniversite olmayan bilim kurumlarının da dahil edildiği bir sıralama var. Bu bilim kurumları dünyada ve Türkiye’de bilimsel araştırma-geliştirmede önemli yeri olan kurumlar. Bu sıralamaya bakınca işler değişiyor. Çünkü dünya birinciliği Çin Bilimler Akademisi’ne geçiyor. Akademiyi birinciliğe taşıyan skor, 1784.6… Fakat şunu aklımızda tutalım, Çin Bilimler Akademisi kendi bünyesinde pek çok farklı bilim disiplininden alt akademiler ve grupları içeriyor. Kurumsal bilimde ikinci sırada Harvard var, onun skoru 935.34, üçüncü sırada Almanya’dan Max Planck Derneği yer alıyor. Büyük fizikçi Max Planck’ın adını taşıyan bu dernek de altında yüksek enerji fiziğinden tıbba, yer bilimlerinden meteorolojiye kadar pek çok başka kurumun şemsiyesi aslında ve bu kurumun skoru 766.57. Dördüncülük Fransa’nın meşhur Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi CNRS’ye gidiyor. Peki Türkiye ne durumda? İlk 500’de tek bir Türkiyeli kurum bile yok. Ama bizde, mesela Çin’in Bilimler Akademisi veya Fransızların CNRS’si, Almanlar’ın Max Planck Derneği ile benzer fonksiyonlara sahip TÜBİTAK var. Yani Türkiye Bilimsel Araştırma Kurumu. Acaba o ne durumda? Maalesef TÜBİTAK kurumsal sıralamada Türkiye’nin 72. sırasında. Bilkent, İTÜ, Boğaziçi Türkiye’de hiçbir kurumun dünyada ilk 500’e giremediğini hatırlatıp yeniden Türkiye listesine bakalım. Birincilik burada da Bilkent’te. İkinci İTÜ, üçüncü Boğaziçi, dördüncü Koç ve beşinci ODTÜ. İlk sırada yer alan Bilkent’in skoru sadece 14.09. Hadi onu Çin Bilimler Akademisi ile kıyaslamayayım da dünya ikincisi Harvard ile kıyaslayayım. Harvard’ın skoru 935.34. Bu kez Harvard’ın sadece 66’da 1’i Bilkent. ABD açık ara önde ama… Nature dergisi, üniversite ve diğer bilimsel araştırma kurumlarını bulundukları ülkelere göre de sıralamış. Yani bir çeşit “ülke puanı” da çıkartmış. Tabii baktığınızda uzun zamandan beri Amerika bilimsel araştırma konusunda dünyanın lider ülkesi. Bu yıl da bu liderlik değişmiş değil. ABD’nin puanı 20152.48. İkinci sıradaki Çin’in puanı ise 13566.11. Yani ABD uzak ara önde gözüküyor. Ama bu görüntüye aldanmayın. Çünkü ABD’nin puanının genel dünya toplamı içinde oluşturduğu pay son 4 yıldır geriliyor. Nitekim ABD bu yıl da yüzde 4 civarında geriye gitmiş durumda. Buna karşılık Çin’in toplam içindeki payı son dört yıldır muazzam bir hızla, toplamda yüzde 68’e varan bir hızda artmış. Bu eğilim böyle birkaç yıl daha devam ederse Çin ABD’yi geride bırakacak. Sıralamada üçüncü sırada Almanya, dördüncü sırada Birleşik Krallık, beşinci sırada Japonya var. Türkiye 39’uncu sırada Peki Türkiye? Biz maalesef 39’uncu sırada kendimize yer bulmuşuz. Puanımız 64.51. Birinci sıradaki ABD’nin 312’de 1’i kadarız. Hani şu tıbbi malzeme yardımı yaptığımız ABD’nin. Çin’in ise 210’da 1’iyiz. “Yarasa çorbası içen insanların ülkesi” diye aşağı gördüğümüz Çin’in yani. Sadece bu sıralamaya bakmak, dünyanın gittiği yönü ve esas liderlik mücadelesinin hangi alanda kimler arasında yapıldığını görmek için yeterli. Tabii Türkiye’nin maalesef bu yarışta çok ama çok gerilerde yer aldığını, ülkemizin bilimsel çıktısının kendi çapımızda küçümsediğimiz İtalya, İspanya, İran, Yunanistan gibi ülkelerden bile daha az olduğunu görmemiz lazım. Dünyayı bilim yönetiyor Son olarak, bizde sık sık küçümsenen, çikolata ve gizli bankacılık ülkesi olarak bilinen İsviçre’den söz etmek istiyorum. Avrupa’nın göbeğindeki bu görece küçük ve dağlık ülke, dünya biliminde en çok üretim yapan ilk 10 ülkeden biri, sırası 8’incilik. Bu küçük ülkenin dünyanın en çok bilim yapılan üniversiteler listesinin ilk 20 sırasında iki üniversitesi birden var; biri Zürih’teki ETH, diğeri Lozan Üniversitesi. Unutmayın, korona krizi de bize gösterdi, dünyayı bilim yönetiyor. Bilimi kim yapıyorsa, dünya da onun."

11 Mayıs 2020 - Foça

IQ

CERT

®

INTERNATIONAL

CERTIFICATION

www.iqcer t .co.uk [email protected]

A A nn aa dd oo ll uu .. LL ii ff ee tarih olarak kayıtlara geçer. Ancak Uzun Mehmet memleketine dönemeden, dönemin Ereğli Ayanı Hacı İsmail Ağa tarafından öldürtülür. Böylece ülkemizde maden kömürünü bulan ilk kişi, aynı zamanda ilk maden şehidi de olur. Dünya üzerinde en zor mesleklerden biridir maden işçiliği, hele de kömür madeni işçiliği… Her gün “mutlak karanlık” diye nitelendirdikleri yerin yüzlerce metre altına inerken, vardiya değiştiren arkadaşları tarafından “selametle” denilerek uğurlanan ve her vardiya bitiminde, yine vardiya değişimi için bekleyen arkadaşlarınca “geçmiş olsun” denilerek karşılanan yegâne meslek sahibidirler onlar. Madenden dışarıya atılan her adım, hayata da yeniden “merhaba” demektir aslında ve hayatta kalabilme başarısı… Kimilerine göre ekmek aslanın ağzındadır, kimine göre midesinde; kimileri ekmeğini taştan çıkarır ancak maden işçisi için ekmek, ölümün kucağındadır adeta. Ve bazen, ne yazık ki hem ekmeği hem de madenciyi bırakmaz o kucak. Grizu patlaması, göçük ve yangınlar geçit vermez madenciye…

OÇAK H ü l yYaa K zar

Kara Elmas, Ak Akçe Bu madenci heykelciği fotoğrafı baba evimden… Evinin geçimini sağlamak, çocuklarına gelecek sunabilmek için yıllarca alın teri dökmüş; ömrünün yarısını, gençliğini hatta çok erken yaşta çalışmaya başladığı için aslında çocukluğunu da gökyüzünün maviliğinden kilometrelerce uzak ocaklarda bırakmış bir maden emekçisi benim babam… En bilindik resimdir, bu heykelciklerdeki gibi yüzü gözü, eli ayağı ve işçi tulumu kömür tozuna bulanmış babamın, iş dönüşü halleri… Baretindeki ışığıyla ya da elindeki feneriyle karanlık dehlizleri aydınlatmaya çalışan maden işçisinin simgesi haline gelmiş bu heykelcikler ilk kez kim tarafından, nerede yapılmış bilinmiyor ancak 1900’lü yıllardan itibaren özellikle de emeklilik hediyesi olarak, bir gelenek gibi madencilerin evlerine konuk olmaya başlamış. Peki, ülkemizde, kömürün ve kömür madenciliğinin macerası nasıl başlamış? 19. Yüzyılda kömür İngiltere’den ithal ediliyordur. Padişah II. Mahmut’un fermanıyla memleketin her köşesinde kömür aranmaya başlanır. O tarihte piyade er olarak askerliğini yapan Uzun Mehmet, subaylar tarafından kendilerine gösterilen kömür numunelerinin benzerlerini memleketine döndüğünde arar ve Zonguldak Ereğli’de, Neyren Köyü civarında rastlar. Taşların yanıp yanmadığını test eder ve anlar ki aranan taşı bulmuştur. Sonraları “kara elmas” olarak anılacak olan ancak o yıllarda yanar taş olarak isimlendirecekleri bu değerli taşlardan toplayıp İstanbul’a götürür. Memleketin ilk maden kömürünü bulan kişi olarak altınla ödüllendirilir, ömür boyu maaş bağlanır ve o gün, yani 8 Kasım 1829, kömürün bulunduğu

ANDL-14

Dünya genelinde maalesef ilk sıralarda yer aldığımız maden kazalarında, 1942 yılından bu yana üç binden fazla insanımızı kaybetmişiz ve yüz binden fazla insanımız da yaralanmış. Madencilik tarihimizin en büyük kazası ise 13 Mayıs’ta altıncı yıldönümü sebebiyle andığımız 301 madencinin yaşamını yitirdiği, Manisa Soma’da yaşanan kazaymış. Hepimizi derinden sarsan o facia da diğerleri gibi yüzlerce kadını eşinden, yüzlerce anayı babayı evladından ve yüzlerce çocuğu babasından mahrum etmişti. Gündemi birkaç gün meşgul ettikten sonra unutulup giden bu kazalar, madenci ailelerinin yarım kalmış hikayeleri, hayalleridir halbuki, ömür boyu unutamayacakları… Çeşitli meslek hastalıklarıyla da boğuşan madenciler için eksiklikler giderilmedikçe, yeterli iş güvenliği tedbirleri alınmadıkça, günün teknolojisine uygun donanımlar oluşturulmadıkça da kazaların, ölümlerin ve bu yarım kalmışlıkların son bulması mümkün olmaz. Geçmişten bugüne, kara elmas uğrunda hayatları kararmış olan tüm madencilerimizi rahmetle anıyorum! Madenci kızı olmanın gururuyla, başta sevgili babam olmak üzere, o temiz alın terleriyle ve o emektar elleriyle hem çocuklarına hayat bahşeden hem de hayata tutunabilen tüm maden emekçisi babaların Babalar Gününü Kutluyorum! 8 Mayıs 2020 - Sakarya / Pamukova

Anadolu . Life

elli e ®

IQ

CERT

DANIŞMANLIK

Uluslararası Akredtasyonlu Sertfikalar 0 542 270 94 02 - 0 232 453 29 72

Web: www.eltedansmanlk.net - E-mal: nfo@eltedansmanlk.net

ANDL-15

Anadolu . Life 1969-1971 yılları arasında Ankara Birliği Sahnesinde (ABS), Semiha Berksoy, Zeliha Berksoy, Vasıf Öngören, Halil Ergün, Mustafa Alabora, Yaşar Güner, Bersun Çağda, Erdoğan Akduman, Emine Sevgi Özdamar gibi güzel insanlarla Vasıf Öngören’in yazıp-yönettiği “Asiye Nasıl Kurtulur ” oyununda Tiyatro müzisyenliği ve oyunculuk yaptım.

VERCİN İhsan GÜ Sanatçı İhsan GÜVERCİN Kimdir? Yirminci Yüz yılın yarısında, Malatya'nın Fethiye köyünde doğdum. Müziğe bağlama çalarak , türküler, deyişler söyleyerek başladım. Her şeyi detaylarıyla pek hatırlayamıyorum ama yine de 14 yaşımdayken Malatya-Arguvan'da sahneye çıktığımı, kocaman salonda bulunan hayli kalabalık dinleyiciye mikrofonsuz türkü söylediğimi ve bolca da alkış aldığımı iyi hatırlıyorum. Ogün bugün müziğin içindeyim ve sahnedeyim. Âşıklık ve Ozanlık geleneğine çok öykündüm ama öyle her babayiğidin yapacağı kadar sıradan bir iş olmadığını fark edince, Şiirler yazarak , besteleyerek , çalıp-çığırarak işin mütevazı yanında kalıp, bizden ezellerin yolundan yürümeye çalıştım. Halen de aynı yolu yürümekteyim. İlyas Salman'ın dediği gibi; “Doğduğum yerlerde doymadı karnım”. 17 yaşımdayken ben de düştüm gurbet ellere. İlk 45'lik plağımı o dönemde yapıp, profesyonel müzik hayatına da resmen merhaba demiş oldum.

ANDL-16

Tiyatro sevdamın en ateşli zamanında 12 Mart 1971 Askeri darbesi biniverdi tepemize. Tüm arkadaşlarımı ve dolayısıyla beni de biçti bu darbe. Hallaç pamuğu gibi atıldık. Sevdiğim abilerim, ablalarım faşizmin zindanlarında acılar çektiler. Olanca heveslerim kursağımda kaldı. Sanat-kültür ve siyaset ortamlarının yok edildiği o dönemlerde askere gittim. 20 ay süren askerlikten sonra da 1973 yılının Ekim ayında sessiz sedasız Almanya'ya attım kapağı. Köylüm ve çocukluk arkadaşım Ali Ekber Aydoğan, benden önce varmıştı Almanya ya. Buluştuk ve birlikte, "Derdiyoklar İkilisi" adıyla bir grup oluşturduk. Ben bateri çaldım, Ali bağlama çaldı. 1979 yılında, Arif Sağ yönetiminde ilk albümümüze birlikte hem vokal yaptık hem solo okuduk Ali’yle. 6 kasetimiz ve 3 uzunçalarımız çıktı birlikteliğimiz süresince. Konserler verdik , düğünlerde, barlarda ve festivallerde çalıp-çığırdık hayli zaman. Anlayamadığımız (!) bir anlaşmazlığın ve zıtlaşmanın içinde buluverdik bir gün kendimizi. 1986 yılının haziran ayında kaprisler ve kompleksler ormanında yolumuzu kaybettik.

O gün, bugün bir daha da Ali'yle sanatsal birliktelik oluşturamadık. Almanya da doğup-büyüyen gençlere müzik eğitimi vermek amacıyla Köln şehrinde özel MOZAİK müzik okulunu açtım. Burada yetişen gençlerin halen çok güzel işler yaptığını gördükçe mutlu oluyorum. Reklam, dizi, Tiyatro müzikleri yaptım. Avrupa’da yaşayan onlarca müzik guruplarının müzik yönet-

Anadolu . Life nü üstlendiği bu çalışmam, Şubat 2015 de SONY firması tarafından yayınlandı.

Şu sıralar yeni bir albümün çalışmalarıyla uğraşırken, bir yandan da Alevilik üzerine yaptığım araştırma gezilerimin notlarından oluşan bir kitap yazmakla meşgulüm.

menliğini yaptım. Richard Wester ’in Cura için yazdığı “Zweite Heimat ” (ikinci Vatan) konçertosunda Düsseldorf Filarmoni orkestrasıyla Cura çaldım. Çocukluğumdan beri hücrelerimi besleyen semahların, deyişlerin, mersiyelerin, tevhitlerin nerelerden süzülüp geldiğini merak ediyordum? Kimler hangi duygularla var edebiliyorlardı? Bu güzelim eserler hangi evrelerden sonra yüreğimizi yakabilecek boyuta ulaşabiliyordu? Kafamı kurcalayan bu soruların yanıtını bulmak umuduyla aralıklı olarak köy yollarına düştüm. Bugün artık aramızda olmayan Dedelerin, amcaların, teyzelerin dağarcıklarında sakladıkları Semahlardan, Deyişlerden, Tevhitlerden, Mersiyelerden, Nefeslerden oluşan eserleri yol azığı niyetine heybeme koydular. Arif Sağ Hocamın yönetmenliğinde “Semahlar ve Deyişler ” albümünü yapıp, o dönemler pek bilinme-

Cura ve Bateri çalarak-çığırarak müzik yaşantıma devam ederken, kalan zamanımda da yazıyorum, besteler yapıyorum ve müzikle iç içe yaşamaya çalışıyorum.



İhsan GÜVERCIN 15 Mayıs 2020 Antalya

GÖZLERİN BAKIPTA Gözlerin bakıp da göremediği Ateş mi olacak , kül mü olacak? Yarın el uzatıp deremediği Diken mi olacak , gül mü olacak? Yüreğine basıp kapkara taşı Gözünden dökerek kan ile yaşı Zalimin önünde eğdiren başı Sultan mı olacak , kul mu olacak?

yen ve tanınmayan "İhsan Güvercin'i" insanlarımızın beğenisine sunduk. Kıyıda köşede unutulmuş ya da taşıyıcı sahipleriyle aramızdan ayrılmaya hazırlanan bazı eserlerin en azından dinleyiciyle buluşmasına aracı oldum.

Güvercin'e takla, arıya petek Çobana bir sürü, sürüye köpek Ağyarın üstüne giydiği etek Libas mı olacak , çul mu olacak? İhsan Güvercin - 14.11.1974-Darmstadt

TRT de yayınlanan Ulu Ozanlar belgeseli için bestelediğim Nefesleri “Gül Budağı” albümünde bir araya getirdik. Ayhan Evci’nin Prodüktörlüğü-

ANDL-17

Anadolu . Life

PLAN Vo l k a n Kt A Sana çı

Volkan KAPLAN Kimdir?

Öncelikle tüm dostlara merhabalar.. 1987 yılında İstanbul’da doğmuştur ve burada yaşamaktadır. Volkan Kaplan; Müzisyen, Aranjör, Ses Mühendisi, Yapımcı ve aynı zamanda Bağlama Eğitimcisidir. •Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Genel olarak şu sıralar eğitim ve albüm odaklı çalışıyorum. Bağlama Öğrencilerimle birlikte Anadolu ‘da çok önemli bir yeri temsil eden bağlamanın, daha geniş kitlelere ulaşmasını hedefliyoruz. Bu arada öğrencilerimin birçoğu konservatuar mezunu ya da müzik öğrencilerinden oluşuyor. Onların da bunu yaygınlaştıracağına inanıyorum. Kendi yapım şirketimin etiketiyle, Proje albümleri yapmaya devam ediyorum. Bu yıl 23 Nisan (Çocuklara Türküler), 19 Mayıs, 2 Temmuz, 30 Ağustos, 29 Ekim gibi tarihlerde de özel projeler yayınlayacağım. •Müzik serüveniniz nasıl başladı? İlk olarak 1998 yılında Erdal Erzincan Müzik Kursunda “bağlama” eğitimi ile başlayıp; sonrasında 2001 yılında İTÜ TMDK Çalgı Bölümünde “Tar” eğitimi ile devam edip; 2004 yılında aynı okulda Müzik Teknolojileri bölümünde eğitimime devam ettim. Beraberinde de, hem yurt içi hem de yurtdışında birçok albüm - konser faaliyetlerinde müzisyen ve tonmaister olarak bulundum. •Hayaliniz ve hedefleriniz var mı? Bir sanatçı yada sanatçı adayı için, “Hayal” olmadan yaşamak mümkün değildir.. Çocuk yaştan itibaren müzik ve sanat alanında hayallerimi adım adım gerçekleştirdim. Benim için en önemli hayallerimden biri de solo albüm yapmaktı. 2018 yılında “Berhava” adlı solo çalışmamı yayınladım. Sonrasında ise ikili, üçlü, dörtlü projeler ve karma albümler gerçekleştirdim. Her müzisyen veya sanatçı olma yolunda ilerleyen insanın hayalidir bunlar, çok şükür ki bunları gerçekleştirebildim. Hayallerimden birisi ise senfoni orkestrası ile çalmaktı ki bu da 2020 Ocak ayında İzmir’de gerçekleşti. Hedeflerimden bir tanesi “Anadolu Halk Çalgıları Orkestrası “ kurmak, fakat evvela bu konuya dair bir akademik çalışma yapmak. “Halk Çalgılarının Enstrumantasyon ve Orkestrasyonu” konulu bir kitap hazırlığına başlamak üzereyim. Enstrümantal albümler

ANDL-18

hazırlayacağım “bağlama ve tar” üzerine.. Bu iki enstrümandan birbirine aktardığım eserler var. Onun dışında Anadolu klasik eserleri ve Batı Müziği Klasik eserlerinden oluşan toplamda 4 tane albüm planım var. Müzik olan bağınız nedir aileden mi geliyor? Bu size bir avantaj sağladı mı? Ailemin teşviki oldu fakat ailemde müzisyen yok. Tamamen heves ile alakalı bir durum benim için. Müziğin her alanına olan hevesim, beni önce meraklandırıp sonra da çalışmaya itmiştir. Bütün her şey bir heves ile başlayıp, emek ile taçlandırılmıştır. •İdol olarak gördüğünüz sanatçılar var mı? Hevesle girdiğim yolda idolüm olan, örnek aldığım bir çok isim var. Erdal Erzincan, Arif Sağ, Musa Eroğlu, Malik Mansurov, Ramiz Quliyev, Alim Qasımov, Tony Maserati, Al Schmitt başta olmak üzere, hayatta olmayan bir çok usta sanatçı diyelim. Bu liste uzar gider… •Müzik nereye gidiyor, neler düşünüyorsunuz? Buna kendi alanımdan (halk müziği) örnek verebilirim. Dijital ortamda müzikler de daha çok özet halinde gibi geliyor bana. Eskiden bir makam ya da bir âşık havası saatlerce meşk edilirken, günümüzdeki müzik eserleri 3-4 dakika ile hatta 1 dakika ile sınırlandırılıyor. Yani müzikler de yemekler gibi fast food olmaya başladı. Hızlı tüketiliyor ve ben işin bu yönüne zorlukla alışmaya çalışıyorum. Meşk kültürü ve usta çırak ilişkisinin yaşaması ve yaşatılmasından yanayım. •Koro, sahne, eğitim-ders vb. çalışmalarınız var mı? Bugüne kadar birçok sahne çalışmam oldu. Hem kendi konserlerim, hem de eşlik ettiğim birçok sanatçı oldu. (Sabahat Akkiraz’dan, Tarkan’a, Erkan Oğur’a, Kardeş Türküler’e kadar aklınıza kim gelirse..) Mevcut süreçten dolayı albüm, ders ve eğitim ağırlıklı devam ediyorum. Dünyanın her yerinden öğrencilerimiz ile birlikte “online bağlama dersi” yapıyoruz. Yakın tarihte çıkaracağım bir albüm projesi var. “Kına Türküleri” Anadolu’nun her bölgesinden kına eserleri yer alıyor. Kendim de erkek kınasına örnek olması için bir eser seslendirdim. Bunun dışında zaman zaman Radyo ve TV programlarına konuk oluyorum. •Sizin gibi bu yolda ilerlemek isteyen genç müzisyenlere nasıl tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Öncelikle bu işe aşk ile bağlı olmaları gerektiğini düşünüyorum. Sadece yetenek ile değil aynı zamanda heves ve emek ile birlikte yürütülürse, ancak o şekilde başarı sağlanır diye düşünmekteyim. Çok çalışmak ve kafa yormak, her şeyi yeniden sorgulamak gerekiyor. Köklerimize bağlı kalarak, gelenekten evrensele doğru bir yol ile ilerleyerek birçok yeniliği ve katkıyı sağlayabiliriz. •Sizin çalışmalarınızı izlemek, dinlemek için hangi kaynaklardan ulaşabilirler? Çalışmalarıma tüm dijital platformlardan ve sosyal medya hesaplarımdan ulaşılabilir. Yayınlanmış ve içerisinde olduğum mevcut projelerden bahsedecek olursak; “Berhava”, “An Duo / Mozaik”, “Harabat Trio / Tadımlık” , “ Bozlak – Segâh - Chargah” , “Mail / Canlı Kayıtlar”, “Bize Kalan Miras”, “Maya / Bağlama Kursu”, “Çocuklara Türküler” bu albümlerden, aynı zamanda “Volkan KAPLAN Production” Youtube kanalından beni dinlemek isteyenler ulaşabilirler.

"Bu özel dergide ve oluşumda yer verdiğiniz için teşekkür eder, iyi yayınlar dilerim."

7 Mayıs 2020 İstanbul

Anadolu . Life

Medya Ajans Elite Me d ya A jans Telefon: +90 232 453 29 72 Mobil : +90 542 270 94 02 +90 542 270 94 02 İzmir - Turkey www.elitemediaajans.com [email protected] elitemedyaajans elitemedyaajans elitemedyaajans elitemedyaajans elitemedyaajans

ANDL-19

Anadolu . Life

YA A r s laann aKt A çı S

Değerli dostlar konuşmama başlamadan önce Arslan KAYA olarak Anadolu.Life dergisi Genel Yayın Yönetmeni saygıdeğer kardeşimiz Yaşar USLU'ya çok ama çok teşekkür ederim, emeklerinden ve hizmetlerinden dolayı. Ben Arslan KAYA 1961 Sivas doğumluyum. Sivas'ta 8-10 yaş sonra İzmir'e geldik. İşte malum orta direk bir ailenin çocuğuydum. İş, güç derken Bağlama’yı aldım elime, ilkokul 3. Sınıfta, sonra abim Bağlama çalıyordu, onunla birlikte ufak ufak öğrenmeye başladım. Büyüyünce de belli bir yaşa gelince de!... Annem bana çok sağ olsun, babamdan para alarak habersiz bir Bağlama aldı bana, çok mutlu olmuştum, onunla yola devam ettim, şimdi tabii belli bir yaşa geldik. Bir kamu kuruluşunda emekli oldum, Oto kentte esnafım bir tane galerim var. İkinci el araç ile ilgili alım satımı yapıyorum. Ama bu arada müziği hiç bırakmadım, varım yoğum, servetim, param, pulum, her şeyim ama her şeyim müziğe gitsin. Ben müziksiz yapamam. Bütün başarılı insanların elinde mutlaka bir enstrüman vardır ve olması lazım diye düşünüyorum. Hayalim 150 tane eserim var, gençlere bu eserleri bir miras olarak bırakmak istiyorum. Ben bütün konserlerimde, programlarımda hep kendi eserlerim okurum. Usta malı çok ender okurum. Çünkü Usta malını herkes okur, nota önüne koy gönder. “Çine Çinli bilet alabilir, ama üretmek, gençler bir şey bırakmak, bu apayrı bir olay!... Mesela “Tanrım bizi bir damladan yarattı diye bir eser yazdım, Yok böyle başka bir şey yok. Yeryüzü gökyüzü yaradandır bizi, damla yere düşse kaybolur izi Tanrım bizi bir damladan yarattı." Buna benzer 5-6 tane var. 2 tane albüm yaptım. 22 tane kendi Şahsıma ait özel eserlerim var. Yine müziği ve sözleri hep kendi eserim, şunu söylemek istiyorum. Müzik bu dünyada mı böyledir, bilmiyorum ama ülkenin de şöyle bir şey var! Bir şeye sahip olanlar yani musluğun başında olan tepede olan insanlar, alttakilere önem vermiyorlar. Mesela eserlerimizi kimse okumuyor. Meşhur olmak amaç meşhur

ANDL-20

olmak değil, bir şey bırakmak ama üstteki insanlar, Tepedeki insanlar, meşhur olmuş insanlar bizi uvertür gördükleri için eserlerimiz okumuyorlar, Usta malı okuyorlar. Çünkü bir kere şöhret olmuşlar, yani eline Bağlama’yı veya bir enstrümanı alıp ya da sahneye çıkıp kendini gösteriyor yetiyor onlar. Çünkü zirveye ulaşmıştır. İnsanlar gördü, devasa bir yerleri var, hak ettikleri için, tabii ki doğrudur, bir şey demiyorum ama biz eser yazanlara hiç değer vermiyorlar, iyi niyetlerimize rağmen eserlerimizi uygun şartlarda göndermemize rağmen; hiç kimse ama hiç kimse dönüp de eserlere bakmıyor, inanın bu bizi kahrediyor!... Böyle ikinci değil, dip seviyeleri görmeleri de bizi çok üzmüştür. Müziği ilerlemesini isteyen insanlar olmuş olsa, bu eserleri okumaları lazım, çok önemli, bu eserleri okuyan insanlara değer vermeleri lazım, ön plana çıkması lazım. Söylüyorum 100-150 tane eserim var, 22 tanesini hazırladım, piyasaya çıkardım. Mesela çok güzel bir eserimi YouTube'da 200.000 kişi izledi. Mahsuni’yi yazdığım eserde 80.000 kişi izledi ve ben ondan ödül aldım. O kadar güzel eserlerimiz var ama hiç kimse okumak istemiyor, düşünün tepedeki bir insanın ya da bir şahsın eserlerden birini okuması bana vereceği bir haz, daha çok yeni şeyler yazmama sebep olabilir ama bunu istemiyorlar. Müzikte uğraşan gençlere gelecekleri için uğraşsınlar. Müzik dalı güzel bir şey, müzik ruhun gıdasıdır ama bunu defaten söyledim, önem vermiyorlar. Müzikle uğraşmalarını isterim yani bırakmasınlar, müziğe devam etsinler. Mustafa Kemal Atatürk ne demiştir. “Türkiye Cumhuriyeti gençlere emanet, müzikte gençlere” hemen her şey gençlere yani gençler bir şeyler yapması lazım. Ben genç değilim 60 yaşındayım ama 150 tane eserim, bebeğim var, bunları okumak istiyorum. Türkiye'deki yerel radyoların çoğunluğunda çalınmaktadır, eserlerim çok büyük yerlerde okunmaktadır ama büyük isimlerden kimse tenezzül edip okumuyor. Benim çalışmalarım müzik yönünde işte iyi, kötü bir de kendi galerim olduğu için, araba alım satım işleri ile uğraşıyorum. O da benim ayrı bir iş dal kolum, benim çalışmam çok yönlü!... Konserlerim var, konserlere gidiyorum, hiç boş bırakmazlar beni, radyolardaki dijital platformlarda eserlerden birçoğunun kliplerim yok ama radyolarda çalınıyor. YouTube'a girip Arslan KAYA yazdıkları zaman her yerde beni görebilirler. Ben her yerde insanlarla birlikteyim, bütün gittiğim konser, program ve festival asla ve asla bir talepte bulunmadım. Burada şunu da söylemek istiyorum yerel belediyelere, il, ilçe belediyelerine, belediye başkanlarına, yetkililere konser programı düzenleyenlere, illa meşhur birini getirip de 40-50 bin lira vermenin bir anlamı yok!... Biz İzmir'de yaşıyoruz. Mesela İzmir'de toplasanız yüzlerce sanatçı var!... Hiç para almadan, eminim sadece bir yol masrafına gelip konser verecek insanlarımız var!... Bence tutumlu olmak lazım. Alttan gelen, genç insanlara destek olmak lazım, onları kalkındırmak için bunu yapmak lazım. Bir köyün kalkınması için nasıl belediyeler destek yapıyorsa, kesinlikle ben eminim ki bu insanların; belediyenin üstteki, üst tabakada ki insanların, alttan gelen gençlere destek vermeleri lazım, yok olup gidecekler ama destek olmaları gerekir. Ben çok ciddi protesto ediyorum hatta böyle bir eser yazmak istiyorum!... “Havalanmayın Ozanlar, havalanmayın Aşıklar ve üsttekiler” diye en sonunda bunu bana yazdıracaklar!... Hepinize en derin saygı ve sevgilerimi sunuyorum, her şey gönlünüzce olsun, kalın sağlıcakla.

21 Mayıs 2020 İzmir

R E D I TA TI

ED

T

A S S O C I AT

N AT I O NA R E

ON

L

C C A

IN

www.ulakder.org i n fo @ u la kd e r.o rg

www.iao.org [email protected]

Anadolu . Life Müzik ve stüdyo serüveniniz nasıl başladı?

n DÜZGÜN

Ö z gü . Uzmanı Müzisyen - Mix & Mast Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? 1994 yılında İzmir’de doğdum. Ege Üniversitesi Sosyoloji bölümünden mezunum. Ancak eğitimini aldığım alana yönelik mesleki bir çalışma içerisine girmedim henüz. Ağırlıklı olarak stüdyo kısmında olmak üzere lise çağlarımdan beri müzikle ilgileniyorum. Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Aslında bu cevabı verdiğim “şu sıralar” malum Covid-19 salgını ve karantina sürecini göz önüne alırsak pek de normal zamanlar değil. Zorunlu olmadıkça evden çıkmamaya çalışıyorum ve evdeki çalışma ortamımda devam eden ve az da olsa yeni başladığımız çalışmalara vakit harcıyorum. Aslına bakarsanız “normal” zamanlarda da yaptığım pek farklı değildi. Stüdyoda ve evimde aranje, kayıt ve mixing ile uğraşarak geçiyor zamanım. Müzik prodüksiyonu çok zaman isteyen bir iş. Müzikle olan bağınız nedir aileden mi geli yor? Bu size bir avantaj sağladı mı? Evet, babam bağlama çalar, nota ve bağlama dersleri verirdi. Ben de çok küçük yaşlarda bağlama çalmaya başladım. Bağlama çalmadığım zamanlarımı hatırlamıyorum bile. Annem anlatır, küçük bir bağlamam vardı o zamanlar, babamın çaldığı türküleri duyup içeri geçer anneme çalarmışım. Evimize de babamın öğrencileri gelirdi. O derslerden de nasibimi almıştım tabi ki. Birçok şey o zamandan yerleşmişti zihnime. Yeni bir şeyin kursunu alır gibi değil de, küçük yaştaki bir çocuğun evinde konuşulan dili öğrenmesi gibi müzik adına pek çok şey o zamanlardan ve babam sayesinde yerleşmiştir bende. Bir enstrüman çalmanın güzelliği yanında bir başka avantajı da stüdyo çalışmalarına girmem noktasında oldu.

ANDL-22

Babamın sayesinde oldu dersem yanlış olmaz. Söylediğim gibi babam bağlamayı ve müziğin tekniğini bilirdi. Hobi olarak da müzik yapım programları edinmiş ve bunları hatırı sayılır derecede kullanmayı öğrenmişti. Daha önceden de tanıdığı ve İzmir’de bir müzik stüdyosu çalıştıran Cem Cansız’ın çalıştığı tonmaister ayrılınca babam bu stüdyonun çalışmalarını başlarda geçici olarak devam ettirdi, sonra da kalıcı oldu. Ben de o sıralar gitar çalmaya başlamış ve kendimi geliştirmeye çalışıyordum. Tabi ki sık sık da bu stüdyoya gidiyordum. Zamanla bazı demolara gitar çalmaya başladım, zamanla bazı demoları hazırlamaya, zamanla bazı aranjeleri yapmaya başladım ve zamanla babamın yerini aldım. Aslında babam bana hobi olarak ilgilenmeye başladığı birkaç program sayesinde önemli bir yol açtı. İdol olarak gördüğünüz Sanatçılar, (Müzik, Mixing, Mastering,Tonmaister-Yerli-Yabancı dahil) var mı? Kimler? Hem Türkiye’den hem de dünyadan çok sayıda isim var. Hepsinden söz etmek çok zor, çünkü pek çok alana ve tarza bölünüyor yapılan işler. Türkiye’den Mehmet Uğur Memiş ve yabancı olarak da Andrew Scheps ismini mix ustaları olarak söyleyip birer örnekle geçeyim bu soruyu. Çünkü arka arkaya isimler sıralanıyor kafamda, birisini söylemesem eksik kalacakmış gibi. Sizi en çok etkileyen duygu ve davranış nedir? (Duygu = hüzün, acı, neşe,davranış =nefes almak, dokunmak gibi.) Üstat Erkan Oğur’un çok özel bir sözü var, etkilemiştir beni. Ne yapsam insan olmanın hüznü çıkıyor ortaya demiş. Sanırım ben de buna yakınım. Hüznü, acıyı biraz daha yakın hissederim kendime söz konusu müzik olunca. Gitarımı elime aldığımda da genelde hüzün çıkar, bir şeyler dinleyeceğimde daha çok duygusal müziklere gider aklım. Müzik dışındaki karakterim ve müzik zevkim arasında fazla fark var sanırım. Normalde tam tersi neşeli ve şakacı bir mizaca sahibim. Arkadaşlarım bu yazdığımı görse uydurduğumu düşünürdü herhalde. Gülmekten çok keyif alırım, en uygunsuz zamanlarda bile kafamda mutlaka gülünç bir şeyler canlanır ve o ciddi ortamı baştan sona kendimi gülmemek için zor tutarak geçiririm. Müziği bir meslek olarak yaptığım için tabi ki sürekli müziğin her tarzını yapıp, takip etmem gerekiyor. Bazen hiç keyif almadığımız şarkıları bile dinlememiz gerekiyor. Ama konu kendi zevkim için müzik dinlemeye gelince öyle kıpır kıpır neşe fışkıran parçalar dinlemem.

Anadolu . Life

İlk defa ne zaman ''(Ben ve Müzik) birlikte olacağım.'' dediniz? Aslında daha önce de anlattıklarım üzere ben kendimi müziğin içinde buldum. Fırsatlar çıktı karşıma elimden geldiğince değerlendirdim bu fırsatları ve içine girdiğim müzik çevreleri beni kabul etti. Çok değerli kişilerle çalışma fırsatım oldu. Onların yanında kendi eksiklerimi her zaman net bir şekilde gördüm ve bu da “ben artık tamamım, oldum” dememin önüne geçti. Ben hala müzikle birlikte olmaya çabalıyorum sadece. İyi bir Müzisyen ve Stüdyo da iyi bir kayıt nasıl olmalı başarılara nasıl, ne yaparak ulaşılabilir? Aslında bu sorunun ne kesin bir doğru cevabı var, ne de bu cevabı vermek beni aşar. Ama kendi tecrübelerim doğrultusunda bir cevap vermem gerekirse müzisyenin zihninde oluşturduğu müzik en önemli şeydir derim. Bizler teferruatlarda boğulmak konusunda oldukça başarılıyız. Halbuki müzik çok daha derin. Kafamızda seslendirmeye, kaydetmeye değer bir müzik üretmeden sazımızın hangi ağaçtan, taktığımız telin hangi markadan, önümüzde duracak mikrofonun kaç paradan olacağını düşünüyoruz. Oysa biz saza ne verirsek onu duyuracak, mikrofon onu kaydedecek. Tabi ki bunlar önemsiz konular değil ama biz işin teknik kısmını ilk sıralara koyuyoruz. Kendimizi yetiştirmemiz lazım, dinleyip denememiz lazım. Kendi müziğimizi bulmamız lazım. "Biz ekipmanımız kadar değiliz, ekipmanımız bizim kadar." Teknolojideki gelişmeler her alanda olduğu gibi kaçınılmaz olarak stüdyo çalışmaları alanında da değişimlere yol açtı. Aranjman ve mixing işlemleri noktasında, eskiye nazaran ne gibi farklılıklar var?

çalışmalar bilgisayara girmişti. "In The Box" dediğimiz bir sisteme çalışıyoruz artık, her şey bilgisayarda bitiyor. Stüdyo görsellerinde gördüğümüz o büyük mixerlerin, çeşit çeşit elektronik cihazların işlevini yerine getiren yazılımlar var. Hatta özel bir cihazın etkisini taklit eden, o cihazın görünümünde yazılımlar bile var. Ancak bizim mixing aşamasında en büyük çabalarımızdan biri o eski cihazların tadını, sıcaklığını yakalamak. Çünkü sonuçta kullandığımız programlar o cihazları taklit ediyor sadece. Tabi hala eskisi gibi analog cihazlarla çalışan mühendisler de var. Fakat maliyeti, bazı zorlukları göze alındığında in the box sisteme geçiş gittikçe hızlanacak ve analog çalışan kesim çok küçük bir azınlık olarak kalacak gibi görünüyor... Aranjman noktasında keza aynı şekilde yazılımlar gelişti ve büyük kolaylıklar sağladı. Ancak hiçbir şekilde gerçeğinin tadını yakalamak mümkün değil. Yine yazılımlarla her enstrümanın simülasyonları üretildi, fakat gerçeğinin yerini tutması şu an için mümkün değil. Müzisyenin hissiyatı işin içine dahil olduğu zaman çok farklı sonuçlar çıkıyor. Her müzisyenin tele vuruşu başka bir hissiyat. Bunun yerini tam anlamıyla doldurabilecek bir yazılımı çok mümkün görmüyorum. Yine de çok yakın sonuçlar elde edilebiliyor olması bizlerin işini çok kolaylaştırıyor. Bir parçanın mixing işlemini üstlendiğinizde nasıl bir süreç izliyorsunuz? Öncelikle aranjörün ve müzik yönetmenin ne istediği çok önemli. Ben fikirlerimi onların ulaşmak istediği hedefe göre şekillendirmeliyim. Eğer aranjmanı da ben yaptıysam o zaman zaten kafamda her şey yerli yerinde oluyor. Mix büyük oranda aranjede ve kayıtta bitiyor aslında. Düzenlemenin frekans dağılımının ve stereo panoramasının sağlıklı kurulması çok önemli. Aranjmanı ben yapmadıysam rough mix dediğimiz kabaca nasıl bir sonuç istediklerini gösteren bir kayıt istiyorum. Tamamen bana bırakanlar da oluyor. İki şekilde de kafamdaki sonucu elde edip onlara gönderiyorum. Bunun üzerine bazı istekleri olabiliyor, böylece birkaç revize işlemi oluyor genelde. Bu işlemlerden sonra ben ve eseri gönderenler ortak noktada buluşmuş oluyoruz ve böylece mix de son halini almış oluyor. 20 Mayıs 2020 İzmir

Özellikle teknoloji mixing bakımından koskoca stüdyoları küçücük bilgisayarların içine sığdırdı. Maliyet, zaman ve daha birçok açıdan büyük rahatlıklar getirdi diyebilirim. Diyebilirim diyorum çünkü ben yaşım gereği; maalesef ki! analog döneme yetişme fırsatı bulamadım. Bu işlere başladığımda çoktan

ANDL-23

Anadolu . Life

K a d ir Ş İ Ş M A N n ö r ü

Satranç Öğretmeni-Antre

yetini bilerek bizlerinde yol göstermesi ile hemen hemen her hafta sonu olan turnuvalara götürmekte ve oralarda tecrübe kazanmalarını sağlamaktadır, bir kısmı mevcut Satranç Kulüplerine yazdırarak daha profesyonelce eğitim almalarını sağlamaktadırlar. Peki bütün bu imkanlara sahip olmayan veliler ne yapacaklar? İşte tamda burada yine biz Satranç Öğretmenlerine görev düşüyor. Biz eğitmenler mademki bu durumdan şikayetçiyiz bu durumu çözmeye neden çalışmayalım? Neden velilerimizi de eğitmeyelim? Madem velilerin bize destek olmasını bekliyoruz o zaman önce velilerimize Satrancı sevdirelim ve öğretelim. Bu konuda kendim gönüllü bir proje başlattım ve görev yaptığım bir ilkokulda Okul yönetimi ile Okul Aile Birliği iş birliği ile okulda velilere yönelik ücretsiz Satranç dersleri vermeye başladım ve gördüm ki bu konuda inanılmaz bir istek var dersler ilerledikçe veliler öğrendikçe çocuklarında da inanılmaz gelişme olmaya başladı.

SATRANÇ VE ÇOCUK EĞİTİMİ - 2 Mayıs ayı sayımızda Satrançın Çocuk eğitimindeki Yeri ve Önemi konusunda bazı bilgilendirmeler yapmıştık. Peki bu eğitim aşamasında velilerin durumu nedir? Eğitimin neresindeler? Görev ve katkıları nelerdir? Her zaman söylüyoruz eğitim evde başlar diye. Çocuklarımız okulda sınıflarda öğretmenlerinden aldığı eğitimi akşam eve döndüğünde anne ve babalarının belli ölçülerde katkıları ile pekiştirebilmekte verilen ödev ve projeleri yine ebeveynlerinin bilgi ve tecrübeleriyle yaparak zihinlerinde daha kalıcı hale getirebilmektedirler. Ama Satranç eğitiminde durum böyle midir? Maalesef biz Satranç Eğitimcileri bu konuda çok zorluk çekmekteyiz çünkü hemen hemen her anne baba az yada çok ileri veya düşük düzeyde de olsa bir şekilde büyük çoğunlukla İlköğretim ve Lise eğitimi yüksek oranda olmasa da Üniversite eğitimi almış durumdalar ve bu eğitim sevilerinde çocuklarına evde yine belli oranda katkıda bulunabilmekte iken kendi eğitim dönemlerinde hiç Satranç ile tanışmamışlar yada çok az oranda çevresinden öğrendikleri kadarı ile alaylı dediğimiz tabirle yanlış bilgilerle öğrenmişlerdir. Bu eksik bilgiler ile bütün iyi niyetleri ile ne kadar katkıda bulunmaya çalışsalar bile yeterli olmuyor hatta zararı bile olmaktadır. Bundan dolayı biz eğitimciler öğrencilerimizi derste anlatıp çalıştığımız konuyu bir hafta sonra unutulmuş olarak buluyoruz. Satranç öyle bir derstir ki! pratik yapmaya muhtaç bir oyundur, çok az aile çocuklara bu pratiği verebilmektedir. İlgili aileler yok mu? Tabii ki var onların bir kısmı geçmişte Satranç sporcusu olmuş ya da Satrançla ciddi olarak ilgilenmiş ve ilgi duymuş veliler bu işin ciddi-

ANDL-24

Bir sonraki planım okulda Veli-Çocuk Satranç Turnuvası gerçekleştirip bu emek ve çalışmanın semeresini ailece almalarını başarıyı ve eğitim almış olmanın hazzını beraberce yaşamalarını sağlamak. Böyle bir organizasyon çocuğun hayatının bir dönemine inanılmaz bir kayıt düşecek ve hiçbir zaman unutmayacaklardır. Türk Satrancına ve Çocuk Eğitimine Katkı vermek umuduyla Gelecek Sayıda devam edeceğiz birlikte olalım, esen kalın. 11 Mayıs 2020 İzmir

Anadolu . Life Hepsi ecel şerbetini içmişler Üç Yüz Bir'e ak kefeni biçmişler İhmallere kader deyip geçmişler Yürekleri alev ALMIŞ duydun mu? Can DERVİŞ'im nice canlar yakılmış Çok kişinin od ocağı yıkılmış Mezarlara şehit yazıp çakılmış Gözlerine toprak DOLMUŞ duydun mu? 15.05.2014. 6 ayak.14 uyak.220 hece 532 harf

Can Derviş (ŞAİR)

Adım GÜNAY KALKAN Veli'den olma Cennet'ten doğma, 1970 Denizli de doğdum. Anne, Baba, Büyükbaba, Babaanne arasında yetiştim. İlkokulu Aydın Kuyucak ATATÜRK ilkokulunda bitirdim. Ormancılık ve kamyon şoförlüğü işlerini yaparken, 1990 yılında eşim Elif ile evlendim. 1990 yılında vatani görevimi tamamlayıp döndüm ve ilk evladım Cennet Esra 1993’de, kızım Hesna 1995’de dünya ya geldiler. Çeşitli işlerde (Tekstil, çay ocağı, kahvehane gibi vb.) çalıştım. 2004 de en küçük kızım Gülser dünya ya geldi. Aynı yıl bir mobilya fabrikasında çalışmaya başladım.2013 yılında elim bir kazada aile dostlarımın evlatlarını kaybettik. Bu elem verici hadise üzerine, gönlüme düşen bir ateş ve hüzün aşkıyla onlara bir şiir yazdım, akabinde Soma maden faciasından etkisiyle yazdım ve sonra yazmaya da devam ettim. Daldığım bu umman beni Kur’an hatim edip, okumaya, cenaze hizmetlerine, Dede rehberliğine kadar sürükledi 900’ü aşkın CAN DERVİŞ mahlasım olan şiirler yazdım ve yazmaya da devam ediyorum. SOMA

15 Mayıs 2020 - Denizli

Bakın hele şu Soma'nın dağına Koç yiğitler mahsur KALMIŞ duydun mu? Tutulmuşlar Azrail'in ağına Oracıkta neler OLMUŞ duydun mu? Uzun Mehmet bulmuş kara elması Kolay değil kayaları delmesi Ecel yerin altındayken gelmesi Kadir Mevla elçi SALMIŞ duydun mu? Dağ içine madenciler dizilmiş Emekçiler bey elinde ezilmiş Al yanaktan kara isler süzülmüş Gül yüzleri nasıl SOLMUŞ duydun mu?

GELDİ ATATÜRK Bandırma vapuru samsuna vardı, Birkaç yiğit ile geldi Atatürk. Bütün yürekleri umutlar sardi, Sevinç gözyaşıydı seldi Atatürk. Mustafa'n geldi bak ey Anadolu, Dedi ki Vatan'ım yiğitle dolu, O bir asker idi halkının kulu, Sanki bir kasırga yeldi Atatürk. Bu vatan kimindir sorun be kâfir? Nereye siz böyle durun be kâfir, Boşuna boş hayal kurun be kâfir, Düşmanın bağrını deldi Atatürk. Gâvurun elin de karıştı çarşı, Karşı gelinir mi Türklere karşı? Allah-Allah sesi yıkmıştı arşi, Vatan kurtulacak bildi Atatürk. Ata'ma övgüler az gelir yetmez, Mustafa Kemalin sevgisi bitmez, Ben Şair Derviş'im aşk benden gitmez, Yurdumdan düşmanı sildi Atatürk.

ANDL-25

Anadolu . Life ve hayat o zamandan sonra benim için daha anlamlı bir hal almaya başladı. Hedefim ise sürekli hayalini kurduğum bu şehirde sesimi duyurup müziğimi dinletmek ve gönüllerde hoş bir seda bırakmak oldu. O gün bugündür bu sektörde, gerek eğitim alarak, gerek bir şeyler ortaya koyarak durmadan çalışıyorum. İnşallah ilerleyen zamanlarda daha farklı eserlerimiz ile karşınızda olacağım. Müziğe olan bağınız nedir aileden mi geliyor? Bu size bir avantaj sağladı mı? Benim ailemde türkülerimizin yeri bir ayrıdır. Çocuklar büyürken gönülden bağlı olunan bu sevda ile harmanlanıyor bir şekilde. Ama bu bahsettiğim durum böyle zorla olan bir durum değil. Aslında bir şekilde çocukken anne ve babanızın hatta dedenizin türküleri dinlerken; bir çocuk için duruşları, mimikleri, bakışları her şeyi anlatıyor. Sizde bu şekilde bir aile içerisinde büyürken bir şekilde empati kuruyor ve ne kadar çocukta olsanız bu sevda yüreğinize işliyor adım adım. Bu da bana bir bakıma avantaj sağladı diyebilirim. Çünkü kültürümüzün o güzel göstergesi olan türkülerimizi tam da yazıldıkları o coğrafya-

HAYDAR ALAN Haydar ALAN Kimdir?

1981 Malatya doğumlu, ailesine bağlı, müziğe aşık ve İstanbul’a gelerek hayallerinin peşinden koşan birisiyim. Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? Ben doğup büyüdüğüm topraklarda yani Malatya’da küçük yaşımdan itibaren müzik ile ilgilenmeye müziğe karşı içimde derin hisler oluşmaya başladı. Daha sonraları Arif SAĞ hocamızın eserleri ile büyüdüm ve kendisine derin hayranlık besledim. Ayrıca ergenlik çağımla beraber Sezen AKSU ve Zülfü LİVANELİ hocamızın eserleri çok ilgimi cezbetmeye başladı ve kendimde eserleri okuyabildiğimi çevremde ki insanların sürekli ısrar etmesi ile fark ettim. Sürekli sesin güzel dedi herkes, bende müzik dünyasında bir yolculuğa çıktım. Birçok özel kurumdan eğitim aldım, ancak en çok şan dersi üzerinde durdum. Kıymetli hocamın da yönlendirmesi ile “slow pop” okuma yolunda ilk adımlarımı atmış bulundum. Şu sıralar neler yapıyorsunuz? Açık konuşmak gerekirse şu sıralar bende herkes gibi evimde oturdum bekliyorum. Malumunuz bu Corona virüs illeti bütün dünyamızı ve dolayısı ile güzel ülkemizi de etkiledi. Tedbiri elden bırakmadan, evimde kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Saatlerce Bağlam çalıp kendi kendime türküler söylüyor, yorulunca kitap okuyarak günümü geçiriyorum. Tabi yeni bir proje içinde ön çalışmalarımı tamamlamaya gayret gösteriyorum bir yandan. İnşallah kısa bir zaman sonra sizlerle çok sürpriz bir eser ile buluşacağız. Müzik serüveniniz nasıl başladı? Belirttiğim gibi müzik benim için çok küçük yaşlarda başladı, ancak İstanbul’a gelmem müzik hayatım için ayrı bir yer tutmaktadır. Müzikal anlamda bütün çalışmalarımı İstanbul’da gerçekleştirdim. Benim için bir tutku olan bu hayat burada gerçek oldu diyebilirim. Tabi daha yolun çok başındayım. Önümde gidecek çok yol, fethedecek çok kalp var. Allah kısmet ederse ilerleyen zamanlarda farklı eser ve projelerim ile daha çok ses getirmeyi ve daha görünür olmayı planlamaktayım. Allah herkesin gönlüne göre versin, kimse hayallerini tamamlamadan dünya hayatından göçmesin İnşallah. Hayaliniz ve hedefleriniz var mı? Eğer var ise bunlardan bahsedebilir misiniz? Benim için hayal İstanbul’a gelip hem çalışıp hem de müzikle ilgilenmekti. Çok şükür hayalim gerçekleşti, geldim İstanbul’a hem müzik hem iş olarak başladım ilk zamanlar. Ama baktım ki müzik benim için bir hobi değil. Ayrıca ikinci bir iş olarak yapmaya da uygun değil. Bu sebeple bütün işimi gücümü bir kenara bırakıp bu işi profesyonel anlamda yapmaya karar verdim. Tam o sırada ise hedef belirdi gözlerimin önünde. Artık bir hedefim vardı aslında

ANDL-26

da benimseyerek İstanbul’a gelmek insanı bir adım önde tutabiliyor diye düşünüyorum. İdol olarak gördüğünüz sanatçılar var mı? Tabi ki efendim olmaz olur mu hiç. Aşık Veysel, Arif SAĞ, Zülfü Livaneli, Sezen Aksu ve ismini sayamayacağım kadar çok üstat bana rol model olmuştur. Tabi bu ismini yazdığım sanatçılar ise ayrı bir öneme sahiptir bende. Müzik nereye gidiyor, neler düşünüyorsunuz? Müzik sektörü alıştığımızın dışına 2000’li yıllara geçtiğimiz andan itibaren çok radikal değişimlere maruz kaldı. Teknolojik alt yapıların her geçen gün kendini revize ettiği bu günlerde kesinlikle bu sektörün bambaşka bir geleceği olduğuna hep birlikte şahit olacağız. Ancak ne olursa olsun sektör ne kadar teknolojik olarak donanımlı olursa olsun bizim türküler ile olan gönülden bağımız, türkülere gönülden bağlı başka kardeşlerimize bir şekilde aktarılacaktır. Aslında bir yandan bu kadar hızlı gelişimin yararı da olabilir diye düşünüyorum. Çok hızlı herkes birbirinden haberdar olabiliyor. Siz yeter ki gönülleri fethedin gerisi gelecektir. Burada benim ailelere bir çağrım olacak, lütfen çocuklarımıza küçük yaştan itibaren bir enstrüman çalması için teşvikte bulunalım. İnanın bana enstrüman çalan çocuklarımızın bedensel ve ruhsal gelişimleri daha iyi olacaktır. Koro, sahne, eğitim-ders vb. çalışmalarınız var mı? Kısaca bahseder misiniz? Ben kendim eğitimin süresiz olduğuna inananlardanım. Bu sebeple insan yaşadığı sürece kendini eğitmeli ve öğrendiklerini aktarmalı mottosu ile yaşamaktayım. Özel kurumlardan birçok dersler aldım. En çok şan dersi üzerinde durduk ve değerli hocamın desteği ile kendimi iyi bir noktaya getirdiğime inanmaktayım. Ayrıca, birçok TV programına konuk oldum. Sayısını hatırlayamadığım kadar radyoya konuk olarak çıktım. Hepsinden ayrı ayrı keyif aldım. Hepsine buradan kucak dolusu sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum. Sizin gibi bu yolda ilerlemek isteyen genç müzisyenlere nasıl tavsiyelerde bulunmak istersiniz? Genç müzisyen kardeşlerime tavsiyem hiçbir zaman pes etmemeleridir. Bu hayat karşılarına bin bir türlü zorluk çıkartacaktır, asla pes etmeyiniz. Her zaman farklı bir açıdan bakarak aynı yere farklı bir yoldan gitmeyi deneyin. Emin olun o yolların bir tanesi size istediğiniz sonucu verecektir. Eğitimlerine çok önem vermeleri gerekiyor. Üniversite eğitimi almamış veya kendini çeşitli sebeplerden fazla geliştirememiş olmanız, sizin bu iş için uygun olmadığınız anlamına gelmez. Ses doğuştan gelir ama eğitimi her zaman alırsınız, hiçbir zaman için geç kalmış sayılmazsınız. Dışarıda özel eğitim veren kurumlarda da çok kıymetli ve değerli hocalarımız var ve her daim size canla başla yardım etmeye hazırlar. Yeter ki bir adım atın gerisi gelecektir. Sizin çalışmalarınızı izlemek, dinlemek için hangi kaynaklardan ulaşabilirler? Benim video kliplerimi ve davetlisi olduğum TV programlarını Youtube platformu üzerinden Haydar ALAN yazarak kolayca bulup izleyebilirler. Ayrıca, albümlerim bütün dijital mağazalarda değerli sevenlerimizi beklemektedir. Saygı ve sevgilerim ile…

11 Mayıs 2020 İstanbul

Anadolu . Life

DOMAIN & HOSTING

Elite Medya A jans Tele fon : +90 232 4 5 3 29 7 2 Mobil : +90 5 42 2 7 0 94 02 +90 5 42 2 7 0 94 02 İzmir - Turke y www.eli teme diaajans .c om Eli teMe d yaA [email protected] om eli teme d yaajans eli teme d yaajans eli teme d yaajans eli teme d yaajans eli teme d yaajans

ANDL-27

Anadolu . Life benzer resmi... Göçün sebep sonuç ilişkisini kurabildiğimizi umuyorum. O halde tekrar gelelim KÖYLÜLÜK meselesine... Hani birzamanlar Taksim, Karşıyaka için, "Buralarda kra-

AZ H a li lk iErRİYnIsLa M nı Fi

KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ? -2

   Çünkü onlar ağırkanlı adamlardır.    Değişen bir dünyaya karşı    Kerpiç duvarları gibi katı    Çakır dikenleri gibi susuz    Kayıtsızca direnerek yaşarlar.                  

   Şükrü ERBAŞ

    Taşradan kente göçen ikinci kuşak ise çarşı pazar, okul, film, tv ile arafta olsa da değişmeyen tek gerçeğin, değişimin ta kendisi olduğunu müşahade etti. Annesinin şalvarı, başörtüsü yerine pantolon ile türbana geçiş yaptı.Köyde ki akranları, varlıklı bir köyevi gelini olmak yerine; kapıcı eşi dahi olsa, şehirde olmayı yeğledi. İşte başladı mı tarla da, bahçe de, ahır da çalışan kuşakların şehir de temizlikçi, tezgahtar, fabrika bandı önünde ki

vat takmadan, sakal traşı olmadan dolaşılmazdı azizim!" serzenişleri vardı. Sonra çevreden merkeze hücum ile gelinip en büyük lüksü bulduğu ağaç altına, çim üzerine yerleşip mangal, çekirdek kabuğu öbeği, karpuz kabuğu olupta; onlara göre saçıbaşı açık, kısa etekli, makyajlı kadınları süzürken; ergen kızını namus bekçisi timsali kesilerek koruma içgüdüsü, kıskançlık, kin, tartışmaya, kavgaya her an hazır oluş üzerinde. Bu sosyolojik tahlil, hiç üzerinde durulmayacak birşey mi? Küçük yerleşim yerlerinde herkesin tanışık, akraba olduğu zamanlarda "Bugün düğünümüz var, a dostlar!" diye konvoylar oluşturup, kornalar çalarak tur atmalar, havaya silahlar sıkmalar normaldi. Ahali derdi ki: A Halislerin Halil in düğünü varmış!..Ama be birader sen bu mikro geleneğini Hollanda da yaparsan, elin oğlu sana birkaç ayrı yerden suç bulup, gereğini yapar. Bu Eskişehir, İzmir sokaklarında da yapılmaz. Yapamazsın! Çünkü köy de, kasaba da birbirini tanıdığı için keyif veya tasa da birarada olmak şehir de çok seslilik arası ancak grup, dernek, cemaat, davetler ile olur. Güzel yurdumda pek dikkat çekmez ama dünya trafik literatüründe "Korna, klakson çalmak yasak!" vardır. Biz de sol eli tespih ve sigara izmaritiyle kapı dışında iken, sağ eli ile direksiyon, vites, telefon ve konuşma, ikaz yolu korna üzerinde olabilmeyi başarabilen homo Android, homo mekanikus insanları azımsanmayacak kadar çok. Değil mi?

Serde köylülük varsa; akletme, sorgulama, kültür, estetik, tahammül yerini aklını başkasına emanet, birilerinin peşine takılma, itaat, biad, şükür ve şark kurnazlığı alır. Aidiyet ihtiyacı zirvedir. Birey olmak için ne bir farkındalık, ne talep, ne gayret. Hak getire. İlk akla ahiretini kurtarmak, atalar üzere öğrendiklerine sadakat, aynı maya ile devam için cemaat, tarikat neferi olmak gelir.

ANDL-28

Anadolu . Life

Eeeee oralarda da düşünmeniz, sorgulamanız, şüphe içinde olmanız, eski köye yeni adet getirmeniz istenmez. Zira ilk aklını kullanan iblis idi; O da kaybedenlerden oldu. Ya ne yapılmalı? Mutlaka bir şeyhe tabi olunmalı. Şeyhin önünde, teneşir taşındaki mefta olunmalı. Şeyhini bir günah, hata, rezillik üzere dahi görsen, "Bu bana şeytanın bir oyunu, vesvesesi. Benim şeyhim kim bilir şu an Tai Mekan ile hangi müridini kurtarıyor!" diye imanla kabul etmen istenir. Hem senin neyine akletme, şüphe üzere olma! Sen kul, köle, cemaat, seçmen ol! Yeter! Neden zor olanı tercih edeceksin ki! Zaten okumuşlar, sorgulamışlar, bir ülkü bir dava peşinde koşanların

görüşe göre de içkisinde, zinasında. Köyde iken sülalesi ile övünürdü. Artık daha büyük ortak pay da ırkı. Halbuki insanın uğrunda emek sarfetmediği işler için onur duyuyor olması ne kadar saçma olsa; "Coğrafya kaderdir. " diyen İbn i Haldun ne kadar haklı olsa da! İşte bu dar çevreden, yabancılar ile hiçbir etkileşimi olmamış, teksesli, "Ben çalışmaktan gocunmam. Ne iş verilir ise yaparım!" diyen mesleksiz, kalabalıklar Yeşilçam da Münir Özkul rolleri ile vücud buldukları şekliyle İYİ İNSAN kalabilmeyi başarabildiler ise selam olsun. Yok, karanlık kör odalarda bir reisine, bir şeyhine uyup, ÇUKURLARINDAN çıkıpta Menemen, Maraş, Çorum, Sivas olaylarına katılmış, hoşgörmüş, tahammül edebilmişler ise lanet olsun. Vahiy ve süzülüp gelen insanlık tecrübesi olan evrensel akıl Nefs i Müdafa dışında öldürmeyi; muhafazakarlığı, ırkçılığı, kavmiyetçiliği, mezhepçiliği, DİN Cİ LİĞİ emr ve kabul etmemiş. Ama bakıyorsun; bilim, sanat, kültür, edebiyat, estetik, akıl, hak, hukuk, adalet deyip saldırılara, aşağılanmalara, arkadan burun kıvırmalara hatta katliamlara uğrayan bir taraf karşısında ırkçı, dinci, kompleks, ezik, tahammülsüz, kindar, niteliksiz çoğunluk, yığın... Nitelikli azınlık insani, ahlaki, hukuki kaygılar ile ne kadar beyaz ya da gri bölgeler de hayatı renklendirmeye çalışsa da karşısında aydınlığa, ışığa tahammülü olmayanların peşine takılmış, karanlığından memnun, korkak, ezik, vasataltı, bayağı kalabalıklar. Her haltı yer. Suçu ya kadere, ya şeytana atıp "Bir an gözüm döndü. Sigortam attı. Gaflete düştüm. Pişmanım!" der. Ya biz, neredeyiz derseniz: En çok görüştüğümüz 10 kişinin ortalaması kadarız. Bize düşen de köylü değil köylülük; din(i) dar ile değil dinci ; bayrak (özgürlük) sevdalıları ile ırkçı, faşistleri ayırmak düşer. Daha özgür, özgün, nitelikli, estetik hak hukuk adalet ahlak anlayışı olan "10" lar içinde olabilme dileğiyle. 11 Mayıs 2020 Karşıyaka / İzmir

hali ortada. Onların ferasetine mi itibar edilir. Onlar ya kellelerini, ya dünyalıklarını ; en önemlisi de dinlerini, imanlarını kaybederler! ... Bak sen ise biraz altınını, biraz zamanını, kurban derilerini, bağışlarını, sadakat ve seçim dönemleri söylenen yere OYUNU; hadi daha fazla ahiret için namusundan birazcık tasarruf edeceksin. O kadar ya!

Köylülizm de 2 renk vardır. Siyah ve beyaz. Ya onlardansındır ya da hain, dönek, dinsiz imansız, şaşkın, büyük resmi göremeyen. Bi taraf olan, bertaraf olur yoksa. Aman ha! Daima ötekiler, uyumaz, yemez, içmez; diğer

ANDL-29

Anadolu . Life Vaz geçtiler canından Hadi gari canım yarim Bu vatan uğruna akıttılar kanından

ADEM ERTA Ş Saz Şairi & Bestekar & Yorumcu

KIRANKÖYÜN EVLERİ

HADİ GARİ CANIM YARİM Kıranköyün evleri Birbirine dayalı Başındaki yazması Hadi gari canım yarim Tren yolu oyalı Akça dağın başında Akça görünür dağlar Pek uzamış bitmiyor Hadi gari canım yârim Yâre giden bu yollar Kıranköyün evleri Birbirine dayalı Başındaki mor yazma Hadi gari canım yarim Tren yolu oyalı Defter getir yazayım Büyü yaptır bozayım Gel sevdiğim seninle Hadi gari canım yarim Yeni şerde gezelim Sarı buğday danesi Ambarlara doluyor Üç etekli güzeller Hadi gari canım yarim Ne de güzel oynuyor Tütün kırarım tütün Sarı sıcak altında Kızlar bundan kaçıyor Hadi gari canım yarim On üç on dört yaşında. Gördes’in Kıranköyü Türkmen Yörük soyundan Albayrağı uğruna

ANDL-30

GÜZEL GÖRDES’İM Sancağın var ay yıldızlı bayrağım Geçtik ceplerden kağnı ile yollarını Solup gitti tomurcukken güllerin O günler geri gelmesin güzel Gördes’im Ta Paris’te müzelerde halın var Ormanın var ak yazmalı dağın var Cepelerde şehidin var gazin var Senin sırtın yere gelmez güzel Gördes’im Halil Efe şehit Makbule ejdadımız şanımız Dünyaya yayıldı savaşta barışta namımız Mustafa Kemalimiz Komutanlarımız Başımızın tacıdır güzel Gördes’im Güzel Gördes’imizde özgürlüğü yaşarsın Aydınlık yarınlara durmadan kaşarız Beş eylülde kurtuluşu kutlar coşarız Halkın ile hep mutlu ol Güzel Gördes’im Laik cumhuriyeti kuranları hiç unutma Baş bağlamış yareleri sakın kanatma Bu günleri yarınlara da aratma Yolun hep aydın olsun Güzel Gördes’im Renk renk çiçekler açsın caddelerinde Seda var mana var türkülerinde Gücümüz kuvvetimiz beraberliğimizde Daima birlik olalım güzel Gördes’im

Anadolu . Life

Hoşgeldiniz Sizlere Vision kapısını açarak hizmet sunmaktan onur duyarız... PRODÜKSİYON

· TV REKLAM FİLMİ · Sinema Reklam Filmi · Kurumsal Tanıtım Filmi · İnternet Reklamları · Web Sitesi

BASILI MATBUU İŞLER

iletisim:

Vision Ofis Caher Dudayave Caddesi, 6496 Sk,No. 12, K. 2, D. 5 Karşıyaka - İZMİR EGE / TURKEY +90 505 039 15 19 [email protected] www.visionfilm35.com

· Kurumsal Kimlik Çalışmaları · Logo · Bilboard · Afiş · Katalog

SOSYAL İŞLER

· Gala · Açılış · Yıldönümü · Özel Günler · Festival ve Etkinlikler.

ANDL-31

Anadolu . Life 3. Dayanıklılık. Prefabrik evlerin yapımında kullanılan çelik ve pvc karışımlı malzemeler hafif ve esnek yapıdadır. Kullanılan malzemelerin özellikleri, prefabrik evlerin deprem gibi doğal afetlere karşı dayanıklı olmalarını sağlar.

KÖ K S A L

A li i k ir İns anı İ ş l e tm ec i - F

Prefabrik Evlerin Avantajları Son yıllarda estetik ve kullanışlı yapıları, depreme dayanıklılıkları nedeniyle prefabrik evlere ilgi arttı. Yurtdışında oldukça popüler olsa da ülkemizde uzun yıllar prefabrik evlere mesafeyle bakıldı. Son yıllarda ise estetik ve kullanışlı yapıları, depreme dayanıklılıkları bu bakışı değiştirmeye başladı. İşte, prefabrik evlerin avantajları: 1. Ekonomik! ... Prefabrik evlerin en önemli avantajı ise ekonomik boyutlarıyla ilgili. Prefabrik yapılar diğer konut tiplerine göre düşük maliyetlidir. Aynı zamanda bu evlerin bakım maliyetleri de yine diğerlerine nazaran uygundur.

4. Vakitten Tasarruf. Prefabrik evler, size zamandan tasarruf sağlayan konut tipleridir. Özellikle inşaat sürelerinin uzun olduğu düşünüldüğünde prefabrik evler, üretim ve montaj sürelerinin kısalığıyla fark yaratırlar. 5. Her İsteğe ve Şartlara Göre... Prefabrik evlerin şekli ve tasarımı sizin isteğinize bağlıdır. Tek katlı bir prefabrik evi seçebileceğiniz gib çift katlı bir evi de tercih edebilirsiniz. 6. Doğa Dostu. Prefabrik evlerde kullanılan malzemeler yanmaz, suya dayanıklı ve çevreye zarar vermeyen yapıdadır. Prefabrik evler, bu bakımdan çevreyi seven yapılardır.

7. Estetik ve Uyumlu. Prefabrik evlerin de tıpkı diğer yapılar gibi üzerinde değişiklikler yapılabilir. Dış cephe kaplamalarının istenilen şekilde boyanmasının yanında ahşap, tuğla ve taş şeklindeki dekoratif uygulamalar da kullanılabilir. 2. Her Mevsimin Evi. Prefabrik evlerin üretimi, her iklim koşuluna göre yapılabilmekte. Bu yüzden, prefabrik evi farklı amaçlarınız için kullanmanız mümkün. Isı ve ses yalıtımı konusunda kullanılacak malzemeler de yine farklı iklim koşullarına göre değiştirilebilir.

ANDL-32

8. Kolay Taşınabilir Ev. Prefabrik evlerin diğer bir avantajı da portatif olmaları. Prefabrik evlerin yerini değiştirmek istediğinizde oradan taşıtıp başka bir yere monte ettirme şansınız var. Çanakkale - Ezine

Anadolu . Life

ANDL-33

Anadolu . Life

Ali PEKTAŞ

Ali PEKTAŞ kimdir bize kendinizi tanıtır mısınız? Merhabalar; 1968 yılında Malatya'nın Hekimhan kazasının, Yeşilpınar köyünde dünyaya geldim. Beş çocuklu bir ailenin en büyük çocuğuyum. Babamın memuriyetinden dolayı çocukluğum, Bitlis'in Tatvan kazasında, Muş Merkezde, Elazığ'ın Maden ilçesinde ve Malatya’da geçmiştir. İlk, ortaokul ve lise eğitimlerini bu bahsedilen yerlerde, tamamladım. 1988 yılında Kocaeli, Karamürsel'de Deniz Assubay Meslek Yüksek Okulunda eğitimime devam ettim. Okulu bitirdikten sonra Deniz Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Komutanlığının yüzer ve kara unsurları olmak üzere toplam yirmi sekiz yıllık meslek hayatımı İstanbul, İskenderun, Arnavutluk, Ankara ve Samsun'da tamamladım. Silahlı Kuvvetler den emekli olduktan sonra Kurumsal bir firmanın lojistik departmanında bölüm sorumlusu olarak çalışma hayatım devam etmekteyim. İşletme Fakültesi mezunu olup, biri kız, diğeri erkek olmak üzere iki çocuk babasıyım. Yazma tutkunuz, kitaplarınızdan ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz? ‘’Bildiklerimiz başkalarından öğrendiklerimizdir.’’ Bu durumda ise bize düşen, bugüne kadar eğitimde, yaşantıda ve mesleki hayatta aldığımız bilgi birikimlerini topluma ve gelecek kuşaklara aktarma zamanıdır diye düşünür ve bunu bir sorumluluk olarak görürüm. Çünkü bilgi yaşadıkça ve paylaştıkça değerlenir. Çinliler diyor ki; ‘’Bende bir yumurta, sende bir yumurta sen bana verdin, ben sana verdim oldu mu ikimizde de birer yumurta. Bende bir bilgi, sende bir bilgi ben sana verdim sen bana verdin oldu mu ikimizde de ikişer bilgi.’’ Yazma tutkum ise ilkokul yıllarında çocuk romanlarıyla tanınan Kemalettin TUĞCU’nun kitaplarını okumakla başladı. O zamanlar şimdiki çocuklar gibi tabletimiz, bilgisayarımız ve dijital oyunlarımız yok. Bütün dünyamız sokak oyunları, okula gitmek, kitap okumak. Hatta çoğu evde televizyon dahi yok. Bu durumla ilgili bir anımı anlatmak isterim. Oğlum bir gün ‘’Baba sizin çocukluğunuzda internet var mıydı?” diye sordu. Benden hayır yoktu cevabını alınca yüzüme acıma duygusu ile baktı. Ne gariptir ki, ben çocuklarımız bizim sokak oyunları ile tanışmadı diye üzülürken, onlar bizim çocukluğumuzda internet yok diye bize üzülüyor. Neyse, bizi bize, onları onlara bırakalım. ‘’Pay’’ isimli birinci kitabım, II. Körfez Savaşı sırasında Kuzey Irak Bölgesinde yaşayan ve Türkmen olan, Yusuf ve ailesinin başından geçen hayat hikâyeleri anlatılmıştır. Bölgede yaşayan tüm insanlar, özgürleştirilme bahanesiyle Emperyalist güçlerin petrol hırsından yaşam hakları çalınmış, ülke ve

ANDL-34

baskısı yayımlandı. "Ortaya Karışık" adlı kitabı, süslü laflara girmeden kaleme aldım. Yediden yetmişe her yaştan kişiye hitap eden, yalın bir anlatımla hikâye, öykü ve kişisel gelişim yazılarıyla desteklenen kitabımın en temel amacı okuyucuyu eğlendirirken bir şeyler kazandırmak. Başarabildiysem hayata farklı bir pencereden de bakılabileceğini göstermekti. Şu sıralar ise ‘’Şehrin Işıkları’’ adlı bir roman ve ‘’Define’’ isimli Ankara şivesiyle komedi bir film senaryosu üzerinde çalışmalarım devam etmektedir.

insanların geleceğine darbe vurulma hikâyesi anlatılmıştır Ortadoğu coğrafyasında, günümüzde dahi devam eden ve oynanan oyunlar eşliğinde, dram içerikli bu romanı okurken, hikâyeden etkilenecek ve belki üzüleceksiniz ama üzülmek gerçeklerden kaçmamıza engel olmamalı diye düşünüyorum. 2014 yılında çıkan bu kitabım, 2017 yılında e-kitap olarak yayımlanmıştır... ‘’Yaşam İnsana Sunulmuş Ortaya Karışık Gerçeklerdir’’ sloganıyla ‘’Ortaya Karışık’’ adlı ikinci kitabım 2016 yılında çıktı. 2017 yılında ise ikinci

Okuyuculara tavsiyeleriniz var mı? Varsa ne söylemek istersiniz? Bizim toplumumuzda bir çekingenlik vardır. Kişi bir şiir, öykü, hikâye yazar, bir müzik oluşturur veya bir resim sanatı yapar ama bu yaptıkları çalışmalar kendilerinde gizli kalır, ortaya çıkarmak istemez, beğenilmez diye endişe duyar, diğer insan ve arkadaşlarıyla paylaşmazlar. Aslında yaptıkları çalışmaları çevreleriyle paylaşmaları onları daha güzelini yapmaya itecek, aynı zamanda motive edecektir. Bu sebeple, özellikle gençlere tavsiyem, yaptıkları çalışmalar kendilerinde gizli kalmasın, beğenilmez diye endişe duymasınlar. Olumlu ve olumsuz eleştirileri ceplerine koysunlar. Olumlu eleştirilerde motive, olumsuz eleştirilerde ders çıkartarak çalışmalarından en iyisini arayarak kendilerini yenilesinler. Çünkü bu hayatta yalnız kalmakla ancak kendi sesimizin yankısını duyarız. Oysa insan kendini bir başkasının aynasında tam olarak görebilir. Yani kısaca yenile yenile yenmesini mutlaka öğrensinler. ‘’YAŞAM İNSAN’A SUNULMUŞ ORTAYA KARIŞIK GERÇEKLERDİR’’

Gerçeklerden kaçmadan, onlardan gizlenmeden, her durumda hayatta ayak uydurmak, daima pozitif düşünceleri yaymak, yakalamak ve yaşatmak adına, hep bir adım öteye yürümek hedefimiz olmalıdır. Beni, ‘’Anadolu.Life dergisine misafir eden başta Genel Yayın Yönetmeni Sayın Yaşar USLU’ya ve emekleri geçen tüm ekibe teşekkürlerimi sunar, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

10 Mayıs 2020 Ankara

Anadolu . Life

Abdullah YÜCE

4 Aralık 1920; Eyüpsultan, İstanbul - 27 Kasım 1995, Türk müziği sanatçısı, Şair, Oyuncu. Zor ve yoksul bir çocukluk yaşayan sanatçı, eğitimini ortaokulda yarıda bıraktı. Sanata 18 yaşında ilgi duyup beste çalışmalarına başladı. Dört yıl süren askerliğinin ardından ilk çalışmalarını Ali Rıza Beyle yaptı. 1946 yılında en bilinen şarkısı "Bu Ne Sevgi Ah, Bu Ne Izdırap" adlı bestesini yaptı. Aynı yıl sahneye çıktı. 1949'da ilk 45'lik plağı basıldı. 50 civarında Taş plağı çıktı. Sadettin Kaynak, Selahattin Pınar, Kemani Hacı Maksut, Kadri Şençalar, İsmail Şençalar, Edip Erten ve Ali Rıza Bey gibi ustalarla sanatını geliştirdi. Çeşitli sinema filmi ve dizilerde rol aldı. Kalp krizi nedeniyle yaşamını yitirdi. 1946 yılında Fındıklı Salı Pazarı’nda sahne hayatına başladı.1949 yılında ilk plak çalışmasını yaptı. 50’ye yakın taş plak doldurdu. 3 arkadaş, “Kara Sevda” ve “Hicran Yarası” gibi çeşitli sinema film çalışmaları yaptı. Abdullah Yüce, sahneden çabuk inmeyi planladığı zaman, istek üzerine ‘Makber’ şarkısını söylerdi. ‘Bis-bis’, yani ‘tekrar’ diyen seyircilere hemen yanıtını verirdi: “Yoook, Makber’in üzerine şarkı söylenmez” der ve sahneden inerdi. “Uzayıp giden tren yolları”, “Söyle bana doktor”, “Hiç mi gülmeyecek benimde yüzüm” daha birçok şarkıları taş plağa doldurarak ün yaptı. Taş plakları günümüzde kaset ve CD olarak Müzik yapımcıları tarafından piyasa sürüldü.

Diskografisi:

(Diskografi, herhangi bir müzik sanatçısının çıkarılan bütün albümlerin ve şarkıların kronolojik listesidir.)

Taş plaklar

•Bu Ne Sevgi Bu Ne Izdırap / Mahpushane Çeşmesi, Odeon Plak 270541(1945) [1] •Bir Sigara İç Oğlan - Türkü / Garip Garip Dolaştım - Şarkı,

Odeon Plak 270564 (1945) •Semaverim Fıkırdar - Halk Şarkısı / Yürüyen Davara - Türkü, Odeon Plak 270570 (1945) •Gül Doldurdum Sepete - Şarkı / Leyla mı Sevdim Seveli - Şarkı, Odeon Plak 270607 •Yaşamak Mümkün mü / Yanarım Ömrüme, Odeon Plak 270656 •Akan Göz Yaşım - Bazı Gece Ay Dogar / Bu Senin Şarkın Olsun - Tren , Yolundan *Geçtim, Odeon Plak 270697 •Hiç mi Gülmeyecek Benim Yüzüm / Gurbette Sevdiğim Bir Gonca İdi (1955) •Kader ki Gülmez Yüze / Her Sabah Yollarda Beklerim Seni (1959) •Hıçkırarak Ağlarım / Aman Gönül Canım Gönül (1959) •Aşıkım Ben Selma'ya / Şu Fani Dünya (1959) •Annem Annem Babam Yok mu / Boş Ver (1961) •Seherin Vaktinde / Söyle Bana Doktor (1961) •Ahlarla Geçti Ömrüm / Bence Bayram Ufukta Gün Bitincedir (1962) •Evvelce Hüdayi / Ne Olur Kimseye Bırakma Beni (1963) 45'lik plakları •Yollar Niçin Bitmiyor / Ne Kadar Dolmaz Çilem Var (1962) •Kalbime Girdin / Ah Diye Diye (1962) •Endamı Güzel / Gül Kokulu Saçların (1962) •Ne Yumurcak Şeysin Sen / Viran Dağlar, Viran Dağlar (1962) •Yüce Derdim Büyüktür / Yıllar Boyunca (1962) •Aşkınla Harap Oldum / Bana Ne (1963) •İnme Turnam İnme / Yeter Artık Bunca Çile (1964) •İntizar / Leylasını Arayan (1968) •Bu Ne Sevgi Ah / Hiç mi Gülmeyecek Benim de Yüzüm (1970) •İntizar'ın Devamı / Ne Olurdu Kalsaydım Dizlerinde Bir Akşam (1970) •Izdırabım Bitmiyor - Yaşamak Mümkün mü / Uzayıp Giden O Tren Yolları - Gurbette Sevdiğim (1971) •Yine Sen Bize Arkadaş Oldun / Beni Hatırla (1973)

Longplay'leri •Abdullah Yüce Türküola LP 01 Yine Bugün Dertli Gönlüm 02 Yaşamak Mümkün Mü 03 Hiç Mi Gülmeyecek 04 Bu Ne Sevgi Ah 05 Söyle Bana Doktor 06 Senden Ayrı Günlerim 07 Yollar Niçin Bitmiyor 08 Kader Ki Gülmez Yüze 09 İntizar 10 Öldügümde 11 Bir Sigara İç Oglan 12 Gazel •Erenler Meclisinde Çağdaş LP 01. Peşrev 02. Erenler meclisinde 03. Bilemem 04. Tren yolları 05. Ey peri 06. Bir selam vermeden 07. Rast metal 08. Kabe 09. Öldüğümde mezarıma 10. Beni hatırla 11. Ta ezelden 12. Sigarası yaldızlı

• Hatıralar Müzik CD 01. Sunuş Konuşması (Kendi Sesinden) 02. Hiç mi Gülmeyecek Benim de Yüzüm 03. Evvelce Hüda'yi 04. Ne Olur Bırakma 05. Söyle Bana Doktor 06. Seher Vaktinde 07. Yollar Niçin Bitmiyor 08. Ah Annem Annem 09. Bu Ne Sevgi Ah Bu Ne ızdırap 10. Senden Ayrı Günlerim 11. Izdırabım Bitmiyor 12. Yaşamak Mümkün mü 13. Uzayıp Giden O Tren Yolları 14. Semaverim Fıkırdar.

ANDL-35

Anadolu . Life [email protected] aksoyyesim yesimaksoy

ortaklarından (uluslararası belgelendirme kuruluşları, uluslararası temsilcilikler, devlet bağlantılı temsilcilikler, ihracat teşvikleri ve kalkınma ofisi, yatırım danışmanlığı, eğitim hizmetleri sağlayan temsilcilikler, uluslararası akreditasyon yetkileri olan temsilcilikler vb.) alınan teklifler ile profesyonel, etkin ve kaliteli hizmet anlayışıyla firmaların taleplerini aynı zamanda kendi bünyesinde çalışan elemanı gibi samimi hissettirerek karşılamak, ivedi ve sağlam bir şekilde ilerlemelerini sağlamaktır. Firmanızın kalite sertifikaları için profesyonel danışmanlık hizmeti alın Kalite ’ye Genel Bakış:

+90 532 066 87 26

Yeşim AKSOY Udem Belgelendirme ve Certifer Demiryolları Denetim ve Sertifikasyon gibi uluslararası kuruluşlarda yurtdışı biriminde denetim ve sertifikasyon ile ilgili çeşitli görevler almasının yanı sıra kalite birimiyle ortak çalışmada yer alarak başvurudan itibaren sertifikanın basılmasına kadar ve ayrıca yurtdışı temsilciliklerinin denetim planlamaları gibi sektörün birçok operasyonel süreçlerini yürüterek kendi mesleği olan çevirmenlik ve tercümanlık misyonunu da aktif olarak kullanmasının ardından piyasada oluşan eksiklikleri fark ederek kaliteli danışmanlık anlayışını yerleştirmek adına kariyerine firmaların sertifikasyon ihtiyacını karşılamak üzere Belgelendirme Uzmanı & Kıdemli Danışman olarak devam etmektedir. Sistem ve Ürün Belgelendirme, 3. Taraf Gözetim, Muayene ve Eğitim alanlarında firmaların ihtiyacına istinaden başvuru yapılmasından itibaren sertifika siz değerli müşterilere ulaşana kadar olan bütün süreçlerde uzman danışmanlık hizmeti sunmasının yanı sıra Gümrük Birliği Ülkelerine (Belarus Cumhuriyeti, Kazakistan Cumhuriyeti, Ermenistan Cumhuriyeti, Kırgızistan Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu) gerçekleştirilen ihracatlar da Gost-R Deklarasyonu ve Sertifikası, EAC Deklarasyonu ve Sertifikası başta olmak üzere firmaların ihtiyacını belirleyip buna göre siz değerli müşterilere danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Belgelendirme sektörünün mutfağında uzun yıllar çalışmanın verdiği tecrübelerle şirketlerin denetimlerde ve sertifikasyon süreçlerinde karşılaştığı birçok sorun ve çözümlerini göz önüne alarak başvuru öncesinde ve sertifikanın alınması sonrasında dahi siz değerli müşterilere nasıl yol almanız gerektiği konusunda ışık tutmaktadır. Akredite kuruluşun bünyesinde çalışmış olmak ve birçok birimde çeşitli görevler almak; pencerenin öteki tarafından bakıldığında danışmanlık safhasında oldukça faydalı olmaktadır. Nihai hedef; herhangi bir sertifika, uygunluk beyanı, gözetim ve muayene hizmeti veya eğitim olursa olsun siz değerli müşterilerin ihtiyacı doğrultusunda ilgili çözüm

ANDL-36

“Kalite yönetimi” üstün kaliteli ürün ve hizmetler sağlar. Bir ürünün kalitesi performans, güvenilirlik ve dayanıklılık açısından ölçülebilir. Kalite, bir organizasyonu rakiplerinden ayıran çok önemli bir parametredir. Kalite yönetim araçları, sistemlerde ve süreçlerde, sonuçta üstün kaliteli ürün ve hizmetlerle sonuçlanan değişiklikleri garanti eder. Toplam Kalite yönetimi veya Altı Sigma gibi kalite yönetimi yöntemlerinin ortak bir amacı vardır; yüksek kaliteli bir ürün sunmak. Kalite yönetimi, yalnızca müşteri memnuniyetini karşılamakla kalmayan, aynı zamanda müşteri memnuniyetini de aşan üstün kaliteli ürünler yaratmak için gereklidir. Müşterilerin markanızdan memnun olmaları gerekir. Kaliteyi Anlamak: Günümüzde kabul edilen kalite ve toplam kalite yaklaşımları, sanayileşme süreciyle iç içe gelişmiştir. Kalite olgusunun sanayileşmeyle birlikte, kurumların rakiplerine üstünlüklerini belgelemek için kullandıkları ölçütlerin en önemlilerinden birisi olduğu kabul edilmektedir. Kurumlarca gerçekleştirilen ürün ya da hizmetlerin müşterisi konumundaki kişilerin tüketim eğilimlerinde de kalite yine belirleyici konumdadır. Kalite olgusunun kişilerin maddi gücü, ürün ya da hizmetin arz-talep dengesiyle de doğrudan ilişkisi söz konusudur. •Kalite yönetiminin temelleri olarak görülen 14 ilke •Ürün ve hizmet geliştirme amacını devamlı kılın, •Yeni bir yönetim felsefesi uygulamaya koyun, •Kaliteyi sağlamada sadece denetimlere güvenmeyin, •Sadece parasal ödüller vermekten kaçının, •Üretim ve hizmet felsefesini devamlı iyileştirin, •Eğitimi kurumsallaştırın, •Liderliği kurumsallaştırın, •Korkuyu kaldırın, •Birimler arasında engelleri kaldırın, •İş gücünü sloganlarla, rakamsal hedefler vererek zorlamayın, •İş gücü için rakamsal kotalar koymayın, •Çalışanların işleriyle gurur duymalarını sağlayın, •Kişilerin kendi kendilerini eğitmelerine olanak sağlayın, •Dönüşümü gerçekleştirecek faaliyetlerde bulunun. 17 Mayıs 2020 - Ankara

Anadolu . Life Günümüzde kurumsal yapılarda toplam kalite yönetimi aşağıdaki ilkeler doğrultusunda tanımlanmaktadır; •Kalite süreç odaklıdır, •Kalite maliyeti hesaplanmalıdır, •Üretim süreçleri; tasarım, üretim, kontrol ve düzeltme tedbirleri döngüsü içerisinde tanımlanmalıdır, •Kararlar gerçeklere, gerçekler istatistiksel verilere dayanmalıdır, •Sürekli iyileştirme benimsenmelidir, •Hedeflerle yönetim sağlanmalıdır, •Katılımcı yönetim ve takım çalışması benimsenmelidir, •İç müşteri kavramı kabul edilmeli, çalışanlar da kurum içi müşteri olarak algılanmalıdır, •Süreç içerisinde hataları önlemeye dönük çalışmalar yapılmalıdır, •Müşteri odaklı hizmet anlayışı benimsenmelidir. Firmaların İhtiyacını Anlama: Firmalar; Kalite Yönetim departmanları ile birlikte bünyelerindeki kalite yönetimini en iyi şekilde geliştirmek için faaliyet gösterse de uluslararası standartların güncellenmesi, firma ihtiyaçlarının değişmesi, ekonomik büyüme talebine göre ihracatın artması, üretimde farklı ürünlere yönelme sonucunda farklı sertifika ihtiyaçları doğmakla birlikte fabrika, üretim tesisleri ve idari yönetimde dahi personelin eğitimi ve belgelendirmesi ile ilgili taleplerin karşılanması açısından belgelendirme uzmanıyla birlikte yürütülen süreç; zaman, kazanç ve kaliteli hizmet adına oldukça önemli bir adımdır. İhracat teşvikleri gibi yan hizmetleri de düşünecek olursak firmaların uzman danışman tarafından bilgilendirilmesi ile etkin, hızlı ve kaliteli hizmet alınması özellikle global piyasada yer edinmek açısından oldukça verimli bir yapı taşıdır. Firmaların İhtiyacını Anlama Süreci: Sektöre yönelik bakış açısı oluşturmamız gerekirse maliyetin düşük olduğu kalite hizmetine yönelme ile alınan hizmetin niteliği değişkenlik göstermektedir. Ekonominin iniş çıkışlarla seyretmesi ve global etkenleri göz önüne aldığımızda firmalar uzun vadeli yatırımlarını yaparken ilk ölçüt olarak tutması gereken unsur kesinlikle kalite olmalıdır. Uzun vadeli proseslerde maliyet bazlı adımlarda sürekli olarak akreditasyonların değiştirilmesi ya da firmanın ürününün satışını yaptığı müşterisinin talebine göre değiştirmesi hem avantaj hem de dezavantaj taşımaktadır. Süreç ne olursa olsun firmanızın kalite belgelerini, gümrükte kullanılacak sertifikalarını, personel eğitimlerini, iç tetkiklerinizin üst seviyede gerçekleştirilmesi için firmanızın ihtiyaçlarını anlayabilen, uzun vadeli proseslerinizde hizmet alımınızı müteakiben danışabileceğiniz, firmanızın istikrarlı çalışanı gibi bir belgelendirme danışmanlığı hizmetini almanız değerli müşterinize firmanızın kalitesini benimsetmek ve imajınızı ön plana çıkararak yeniliklere açık şekilde büyümeyi hedefleyen adımlar atarak sektörünüzde fark yaratabilirsiniz.

ISO 9001 KALİTE YÖNETİM SİSTEMİ FAYDALARI NELERDİR

Bugün mal veya hizmet üreten kuruluşların birçoğu, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almak istemektedir. Kısa süreli ilişkilerde tek başına bu belgenin varlığı kuruluşa bir pazar fırsatı yaratabilir. Ancak her fırsatta söylendiği gibi bu belge bir kere alınıp kenara konulacak bir belge değildir. ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi alabilmek için önemli bir çaba gösterilmektedir. ISO 9001 standartlarını sağlamak ve bu standartların istediği koşulları yaratmak kolay bir iş değildir. Bu yüzden de bunca çabanın karşılığında alınan bu belgenin gereklerini yerine getirmek ve belge alındıktan sonraki faaliyetlerde, hazırlanan süreçlere ve belirlenen standartlara uygun davranmak gerekiyor. Kalite Yönetim Sistemi kurulduktan sonra sürekli bir iyileştirme döngüsüne girilmezse, bütün çabalar boşa gidecektir. Bütün süreçlerin belirlenmesi, standartların konulması, hiç sorun yaşanmayacak anlamına gelmez. Sorunlar yine olacaktır. Ancak çıkan sorunları birer iyileştirme fırsatı olarak görmek gerekir. Sorun çözmek önemlidir ancak bir daha o sorunun çıkmamasını sağlamak daha çok önemlidir. Peki Kalite Yönetim Sistemi kurmanın ve ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi almanın ne gibi yararları olabilir? •Müşteri odaklı olmak, müşteri şikayetlerini düşürür, müşteri memnuniyetini yükseltir. •Müşteri beklentilerini ön planda tutmak, daha iyi ürün tasarımı sağlar. •Müşteriye önem vermek, müşteri sadakatini yükseltir. •İyi bir tasarım yapmak, işlem maliyetlerini düşürür. •Kaliteye yönelmek, kalitesizlik maliyetlerini en aza indirir. Süreçleri belirlemek, sorunların daha hızlı çözülmesini sağlar. •Süreçleri belirlemek, bilgi akışını hızlandırır. •Süreçleri belirlemek, kuruluşa tedarikçi seçiminde, takibinde ve değerlendirilmesinde kolaylık sağlar. •Süreçleri belirlemek, kuruluş içinde yetki ve sorumlulukların dağıtımında kolaylık sağlar. •Kuralları belirlemek, etkin bir yönetim sağlar. •Standartları ortaya koymak, yönetimin daha sağlıklı karar almasını sağlar. •Çalışanların faaliyetlere katılımını sağlamak, motivasyonu ve çalışma heyecanını yükseltir. •Her alanda sürekli iyileştirmeyi benimsemek, eleman kalitesini artırır. •Üniteler arasında sorunlara sistematik yaklaşım, verimliliği artırır. •Belgeye sahip olmak, kuruluşun yeni pazarlara açılmasına olanak sağlar. •Belgeye sahip olmak, kuruluşun pazarda rekabet gücünü artırır. •Belgeye sahip olmak, kurumsallaşma yolunda ilerleme sağlar. •Belgeye sahip olmak, kuruluşun piyasadaki imajını güçlendirir.

ANDL-37

Anadolu . Life

Sipahi Grup Mecidiyeköy Mah. Musadayı Sk. No:5 Özer İş Hanı Şişli – İstanbul Tel: 0212 979 96 43 www.sipahiguvenlik.com info@sipahigüvenlik.com

Güvenlik Hizmetlerimiz • • • • • • • • • •

AVM Güvenlik Hizmetleri İş Merkezi Güvenlik Hizmetleri Fabrika Güvenlik Hizmetleri Konut Güvenlik Hizmetleri Hastane Güvenlik Hizmetleri Organizasyon Güvenlik Hizmetleri Şantiye Güvenlik Hizmetleri Para ve Değerli Eşya Transfer Koruma Hizmetleri Yakın Koruma Hizmetlerimiz Güvenlik ve Danışma Denetleme Hizmetlerimiz

Güvenlik ve Danışma Denetleme Hizmetlerimiz Özel Güvenlik Danışmanlığı ve Özel Güvenlik Denetimi hizmetleri konusunda uzman güvenlik danışmanlık şirketi olan Sipahi Güvenlik Koruma Hizmetleri Ltd. Şti. sizlere Özel Güvenlik Hizmeti vermeye başladığı tarihten itibaren gerek uzman ve eğitimli kadrosuyla ve gerekse gelişen teknolojinin sağladığı modern imkânlarla güvenliğinizle ilgili tüm soru ve sorunlarınızın çözümünde size hep en yakın ve en makul olmayı hedeflemiştir. Bu amaç doğrultusunda hizmetlerine devam eden Sipahi Güvenlik sizlere fiilen sunduğu fiziki güvenlik hizmetlerine ek olarak Özel Güvenlik Danışmanlığı ve mevcut güvenlik uygulamalarınızın denetiminde de sizlere en iyiyi sunmayı amaç edinmiştir.

ANDL-38

Güvenlik Danışmanlığı Bu yeni hizmet seçeneği ile güvenlik hizmetinin firmamız tarafından sağlanmadığı durumlarda (güvenliği kendi bünyesinde veya bir başka özel güvenlik firmasından sağlandığı durumlar) dahi mevcut güvenlik hizmeti üzerinde sağladığımız özel danışmanlık ve denetim ile daha etkin bir güvenliğin tesisini sağlamakta, gerçek durum ve yapılması gerekenler hakkında raporlama hizmeti sağlamaktayız. Günümüzde giderek artan riskler evvelce alınmış olan güvenlik tedbirlerini yetersiz kıldığı gibi zaman içerisinde gerekli analizlerin yapılmamış olması, hizmet içi eğitimlerin verilmemesi, alınan güvenlik tedbirlerine yenilerinin eklenmemesi, uygulamadaki güvenlik sistem ve cihazlarının iş görürlüğü üzerinde gerekli kontrollerin yapılmaması ve görev yapan personelin her an denetlenmemesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı oluşabilecek risklere hazırlık seviyesinde yapılacak müdahaleler ileride bu risklerin Güvenlik Denetimi Hizmetleri Sipahi Güvenlik bu strateji dahilinde evvelce alınmış güvenlik tedbirlerinin sürekliliğini sağlamak ve etkinliğini artırmak için firmaların gerek kendi güvenlik sistem ve elemanları olsun gerekse hizmet satın alma yoluna gidilmiş olsun kurum ve kuruluşların güvenlik yapılarını sizler için denetler ve sonuçları ‘bilmesi gereken’ prensibi dahilinde sizlerle paylaşır.

Anadolu . Life Güvenlik faaliyetinin henüz var olmadığı durumlarda sağlanan güvenlik danışmanlık hizmeti

• Güvenlik hizmeti verilirken önceden hazırlanmış olan koruma planına uyulup uyulmadığı,

• Mevcut güvenlik hizmetinin en iyi şekilde verilebilmesi için ihtiyaç duyulan eğitimlerin ve doküman desteğinin verilmesini sağlar.

• Dışarıdan gelebilecek tehditlerle ilgili alınacak önlemlerin başında gelen fiziki engellerin yeterli olup olmadığı,

• Görev yapmakta olan personelin yeterli sayıda olup olmadığı konusunda saptama yaparak gerekli görülmesi durumda ilave personel istihdam edilmesini önerir.

• Doğal afetlerin meydana gelmesi halinde hareket tarzıyla ilgili hazırlık yapılıp yapılmadığı,

• Ayrıca gereğinden fazla personel kullanılması halinde kurum ve kuruluşları konu hakkında bilgilendirerek sayının optimum düzeyde olmasını sağlar bu konuda öneride bulunur. • Faaliyet esnasında kullanılan teknik malzemeden en verimli şekilde faydalanılmasını sağlayacak yöntemlerin kullanılmasını ve önlemlerin alınmasını sağlar. • Fiziki engellerin yeterlik durumu hakkında çalışma ve kontrollerde bulunarak gerekli görülen düzletme ve eklemeleri tavsiye eder. • Hizmetin sürdürüldüğü kurum ve kuruluşun coğrafi konumu ve işletme faaliyet konusuna göre şayet eksik kalınmışsa tamamlamalar yapılması yönünde yönlendirme yapar. • Gerek güvenlik personelinin ve gerek diğer çalışan ve sakinlerin bilgilendirilmesi amaçlı eğitim faaliyetlerini sürdürür ve belirli periyotlarda yineleyerek bilgiyi taze tutar.

Güvenlik Uygulamalarının Denetiminde • Görev yapan personele firmaları tarafında veya sizler tarafından tahsis edilen teknik cihaz ve ekipmanların dikkatli kullanılıp kullanılmadığı, • Güvenlik hizmeti veren personelin görev esnasında hazır ve çevreye duyarlı olup olmadığı, • Devriye uygulaması varsa bu uygulamanın standartlara uygun ve etkin yapılıp yapılmadığı, • Hizmet esnasında kullanılması gereken, defter ve formaların düzgün şekilde kullanılıp kullanılmadığı, • Giriş ve çıkışların uygun şekilde kayıt altına alınıp alınmadığı

Güvenlik Uygulamalarının Denetiminde Yukarıdaki hususlarda kontrol ve denetimleri sizler adına gerçekleştirilerek özel güvenlik denetim formu düzenlenir ve denetim talep edene rapor halinde ibraz edilir. Bu raporlamalar firmamız ile kurum/kuruluş/şirket/şahsınız arasındaki sözleşme türüne göre düzenli (belirli zaman aralıklarında periyodik, örneğin haftalık, aylık, yıllık) veya tek seferlik olmak kaydı ile tanzim edilebilmektedir.

Sipahi Güvenlik Koruma Hizmetleri Ltd. Şti. birtakım çalışmaların ardından danışmanlık hizmeti vermiş olduğu firmalarla ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmasının ardından firmaya özel bir strateji belirleyerek tüm önlem ve çalışmaların bu strateji dahilinde gerçekleştirilmesini amaçlar. Ayrıca güvenlik açısından daha dikkatli olunması gereken önemli gün ve dönemleri tüm güvenlik birimlerine hatırlatarak olası risklere karşı hazır olunmasını sağlar. Diğer tüm hizmetlerde olduğu gibi Güvenlik Hizmet ve uygulamalarında da denetim kaçınılmazdır. Güvenlik Uygulamalarının Denetiminde • Mevcut güvenlik uygulamasında görevli personelin yeterli mesleki bilgi ve beceriye sahip olup olmadığı, • Güvenlik tedbirleri açısından elzem olan teknik cihazların yeterli olup olmadığını ve etkin şekilde kullanılıp kullanılmadığı, • Hizmet satın alınan firma tarafından projede sözleşmede belirtilen sayı ve nitelikte personelin istihdam edilip edilmediği,

ANDL-39

Anadolu . Life

Milli Mücadele Kahramanları

Şehit Makbule Hanım ve Halil Efe Kurtuluş Döneminde Türk Kadınının Destanı Tarih boyunca Türk kadını, hayatın her safhasında erkeğinin yanında yer alarak sorumlulukları paylaşmıştır. Kurtuluş Savaşında vermiş olduğu büyük mücadelede erkeği ile omuz omuza yerini almış, düşmana karşı silahı ile savaşarak, cepheye mermi taşıyarak, yaralı askerleri tedavi ederek, silah ve giyecek imal ederek, vatanın kurtuluşunda ve bugünlere ulaşmamızda hak sahibi olmuştur. Ayrıca Türk kadınının, Çanakkale’de askeri, ekonomik, sosyal, kültürel alanlarda göstermiş olduğu faaliyetler; Milli Mücadele döneminde daha aktif rol üstlenmesine zemin hazırlamış ve Yeni Türk Devleti’nin yapılandırılması sürecinde de kadının, toplumun tamamlayıcı, birleştirici, dinamik ve modern unsuru olmasında etkili olmuştur. Özellikle Anadolu kadınları, Kurtuluş Savaşı’nda Türk kadınını emsalsiz bir yüceliğe yükseltmiştir. Bu kahraman Türk kadınlarından biri de gencecik yaşında Milli Mücadelede eşi Halil Efe ile birlikte dağlara çıkan, işgalci Yunan kuvvetlerine karşı silahlı mücadele veren ve bir çatışmada şehit düşen Makbule Hanım'dır.

ANDL-40

Kurtuluş Savaşı'nın en çetin zamanları 1919'da başlayan Yunan işgali, Manisa'ya, Salihli'ye, oradan Gördes'e kadar ilerler. Temmuz 1920'de Gördes'e saldırılsa da, savaş'ın en şiddetli geçtiği yerlerden biri olan bu beldeye, en büyük zarar, bir yıl sonrasında Mayıs 1921'de verilir.

Anadolu . Life na yeniden taarruz etmelerini sağladı. Makbule Hanım’ın Şahadeti

Kınalı Kuzu Gördesli Makbule Hanım Ve o sıralarda bir düğün vardır. Gördesli Makbule Hanım ile Halil Efe'nin düğünü. Gördes, işgal altında olduğundan, sade bir düğünle Demirci'de evlenirler. Fakat ne yazık ki evlilikleri, kurtuluş mücadelesinin gölgesinde, kısa sürecektir. Evliliklerinin ilk aylarında Halil Efe, milli mücadeleye katılmak için eşinden gizli hazırlıklar yapar. Fakat Makbule Hanım durumu anlar. Yine de eşine bir şeyler belli etmez ama bir yandan içi rahat değildir. Eşi, düşman işgaline karşı koyacakken, eli kolu bağlı şekilde evde oturacak olmaya gönlü razı gelmez. Bu düşünce bir ok gibi saplanır yüreğine. Kocası Halil Efe düşmanla savaşmak isterken, Makbule Hanım’da durmadı. O, çocukluğundan beri bugünler için yetiştirilmiş bir asker gibiydi. Arkadaşları ona: "Asker Makbule" derdi. Silâh kullanmayı ve ata binmeyi de öğrenmişti. Birinci Dünya Savaşı'nda babasını, Yemen Savaşı'nda da ağabeyini şehit veren Makbule'yi annesi büyütmüştü. Bütün bunlar Makbule'yi bu mücadeleye her anlamda hazır hale getirmişti. Makbule Hanım Milli Mücadeleye katılmak istediğini kocasına söyleyemez. Bu yüzden kocası Milli Mücadeleye katılmak için evden çıkar çıkmaz, hazırlanıp arkasından gizlice onu takip eder. Halil Efe arkadaşlarının yanına geldiğinde Makbule Hanım’da çalıların arasına gizlenmiştir. Çalıların yaptığı sesten dolayı fark edilen Makbule Hanım, kocası Halil Efe’nin tüm ısrarlarına rağmen geri dönmek istememiş ve Milli Mücadeleye katılmak istediğini ve düşmana karşı çarpışmak istediğini belirtmiştir. Halil Efe ve diğer efeler ikna olmasa da en sonunda efelerin komutanı Kaymakam İbrahim Ethem Bey’e ağlayan gözlerle, bu manevi değeri yüksek müdafaadan mahrum kalmak istemediğini söyler. Makbule Hanım'ın kararlılığını gören İbrahim Ethem Bey kendisine bir şans tanır ve aralarına alır.

Efelerin yerlerini tespit eden düşman birlikleri hazırlıksız yakaladıkları kuvvetleri ateşe tutarlar. Çatışma oldukça sert geçer ve iki taraf da zayiat verir. Çatışmanın durup düşman birliklerinin geri çekilmesi üzerine Efeler bulundukları siperlerden çıkıp Makbule Hanım'ı ararlar. Ancak ne sağ kalanlar arasında, ne de şehit olan efeler arasında göremezler. Az ileride düşman ölülerinin olduğu yere baktıklarında ise, yerde boylu boyunca yatan şehit olmuş Makbule Hanım'ı görürler. Tarihler 17 Mart 1922 yılını göstermektedir. İbrahim Ethem Bey hatıralarında: "Uzaktan gelen bir kurşun Makbule'yi şehit etti. " der. Efeler, daha yirmisinde Rabb'ine kavuşan Makbule'yi, Sındırgı, Gördes ve Demirci üçgeninde kalan Koca Yayla mevkiinde, kanlı elbiseleriyle, gözyaşları içinde defnettiler. Defin merasimini İbrahim Ethem Bey şu şekilde anlatmaktadır: Defnederken bütün etraf çocuk gibi ağlıyordu. Nasıl ağlanmaz ki 22 yaşından da genç Gördes kızımın gür ve kumral saçları başından ileriye uzanmış, zalim düşman kurşununun akıttığı beyni, bu uzun saçlar üzerine bir nur gibi akmış, hayata doymak değil, hayatın zevkini henüz yeni tatmaya başlamış ve görmüş, gözleri yarı açık, süzgün ve ağlar bir vaziyette. Bu ilahi manzara, bu levha-i hazin ve matem karşısında ağlamamak mümkün mü? Evvela Türklük, Türk kadınlığı, saniyen, Gördes Salisen Ailesi, Makbule Hanım’la ne kadar iftihar etse azdır. Öyle ümit ediyorum ki şu kadının namı hatıra-i millete unutulmaz. 78 Yıl Sonra Aralanan Sır Halil Efe, eşi Makbule Hanım’ın aziz naşını bilinmeyen bir yere (Yunanlıların eline geçmemesi amacıyla) gizlice defnetmiş ve kabir yeri bir sır gibi saklanmıştır. Şehit Makbule Hanım’ın mezar yerinin nerede olduğu konusu tam 78 yıl bir sır olarak kaldıktan sonra Haziran 2000’de zamanın Balıkesir Ordu Donatım Okulu Komutanı Tüm General Kâmil Erdal Sipahinin ve merhum İbrahim Ethem Akıncı’nın oğlu Burhan Cahit Akıncı’nın gayret ve teşvikleri ve Balıkesir Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi okutmanı Zekeriya Özdemir’in çalışmaları sonucunda, Harlak Deresinde Dereçatı mevkiinde bulunmuştur. Mezarın bulunmasıyla beraber Gördes Belediyesi de mezarın trafında çevre düzenleme çalışmaları yapmıştır.

Gözü Pek, Yüreği Cesur Makbule Hanım, her baskında yanına, elinden hiç ayırmadığı Japon filintasını alır, düşmandan ele geçirdiği doru atına biner, müfrezenin artçısı olarak birliğin gerisindeki yeri alırdı. Ata, efelerin çoğundan daha iyi biner, tehlike anında silahı herkesten önce o ateşlerdi. Akıncı kollarıyla beraber Demirci, Gördes, Simav ve Sındırgı dağlarında dolaşan Makbule Hanım, en ümitsiz zamanlarda bile efeleri cesaretlendirir ve her çarpışmada kahramanca savaşırdı. Kocasıyla beraber iki defa pusuya düşürüldü, fakat bunlardan ustaca sıyrılmasını bildi. Güvemdere muharebesinin kazanılmasında, kahramanlığıyla büyük rol oynadı. Bozulup çekilen müfrezeleri yüreklendirip, onların düşma-

ANDL-41

Anadolu . Life

KÖROĞLU

Halk Ozanı, Saz Şairi Saz şairi. Hakkında yeterli bilgi yoktur. Halk hikâyeleri kahramanı Köroğlu ile saz şairi Köroğlu’nun aynı kişi olup olmadığı hakkında kesin bilgi bulunamamışsa da aynı kişi olduğu yolundaki kanı yaygındır. Meşhur hikâye kahramanı Köroğlu’dan başka aynı adı taşıyan bir âşığın varlığından ilk kez Evliya Çelebi bahsetmiştir. Evliya Çelebi, hikâye kahramanı Köroğlu’nun Kuzeybatı Anadolu’da (Bolu taraflarında) eşkıyalık etmiş şöhretli bir haydut olduğunu da kaydeder. Ahmet Kutsi Tecer, Paris Millî Kütüphane’deki bir el yazmasında Köroğlu adına kayıtlı üç şiire rastlamıştı. Bu şiirler dil ve üslûp bakımından farklı bir saz şairinin varlığını düşündürmüştü araştırmacıya. Fevziye Abdullah Tansel’in, Hasan Eren’in ve Cahit Öztelli’nin araştırma ve yayınları da bu görüşleri kuvvetlendirdi. Âşık Köroğlu, şiirlerinden çıkarılan bilgilere göre III. Murad’ın saltanatı döneminde (1574-95) Anadolu’da yaşamıştır. Özdemiroğlu Osman Paşa’nın komutasındaki orduda Osmanlı-İran savaşlarına katıldığı, adı geçen komutanın Şirvan ve Tebriz fetihlerini anlatan bir destan ile Tebriz’de ölümü üzerine (1585) bir ağıt yazdığı bilinmektedir. Şiirlerindeki dil ağdalı kabul edildiği için okur-yazar olduğu düşünülür. Köroğlu’nun ünü daha çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde yayıldı. Bu bölgede halk, Köroğlu’nu, yolu dağlardan geçen zengin kervanlarından aldığı paraları fakirlere dağıtan bir halk dostu olarak tanıyıp sevdi. Şairin, yaşa-

ANDL-42

dığı devirde Kayıkçı Kul Mustafa, Kuloğlu, Geda Muslu gibi tanınmış şairlerle birlikte adı anıldığı için yaşadığı dönemde de meşhur olduğu sanılmaktadır. Koçaklama ve türküleri dil ve âhenk bakımından güçlü ve liriktir. Din ve tasavvuf konularına pek ilgi göstermeyen Köroğlu, aşk şiirlerinde sağlam bir teknik ve samimi ifadeler kullanır. Bunların dışında savaş destanları, mersiyeleri ve kahramanlık şiirleri de vardır. Fakat bu şiirlerin ona ait olup olmadığı kesinlik kazanmamıştır. “On altıncı yüzyıllın sonlarına doğru, Kafkas’lardan Rumeli’ye kadar, ünü bütün Osmanlı ülkesine yayılan Köroğlu, bir edebiyat tarihçisine göre hem eşkıya, hem de hece vezniyle şiirler söyleyen bir halk ozanı. Osmanlı toplumunu inceleyen bir bilim adamına göre sadece bir ‘Celali’. Ben Köroğlu’ndan kalanları yalnız kalanları değil, bugün yaşayıp gidenleri de halkımızdan, hikâyeci halk ozanlarımızdan öğrendim. Halkımız, hikâyeci halk ozanlarımız gibi yaşadım Köroğlu’nu. Bu nedenlerle de Köroğlu olayına yaklaşımım, bir edebiyat tarihçisi ya da bir bilim adamının yaklaşımından farklı oldu. Türkü metinlerinden, anlatılan hikâyelerden ve bu türkülü hikâyeleri dinleyen halkın davranışlarından edindiğim izlenim şu: Halkımıza göre Köroğlu, zalime başkaldıran, yaşlılara zayıflara dokunmamayı, tamahkâr zenginlerle uğraşmayı, dertlilerin derdine bakmayı öğütleyen yiğit bir kişi. Bir destan kahramanı. Kavuşturan, kurtaran, esirgeyen Kırat motifi ile kökleri çok daha gerilere giden bazı efsanelerle, ‘Celali Köroğlu Ruşen’ ve ‘Celali Kiziroğlu Mustafa Bey’ gibi bazı gerçeklerin, daha da Allah bilir

Anadolu . Life nelerin, ne özlemlerin karışarak oluşturduğu bir destan. Bütün destanlarda olduğu gibi de, her şey olumlu ya da olumsuz yönde abartmalı. Halk bu Köroğlu türkülerini, Köroğlu hikâyelerini dinlerken yürekleniyor. Bir kurtarıcı bulmuşçasına rahatlıyor. Düğünlerde derneklerde Köroğlu havaları, marşların gördüğü işi görüyor. Köroğlu’nun kimliğinden de, kişiliğinden de ben bu toplum olayını anlıyorum. Asıl Köroğlu gerçeği bu bence. Yunus Bey’in ya da seyis Yusuf’un oğlu Ruşen Ali’nin bireysel kişiliği de, bireysel kimliği de beni ilgilendirmiyor. Halk gibi, hikâyeci halk ozanları gibi, Köroğlu’na ben de kendimi, kendi özlemlerimi katarak söyledim. Yiğit, duyarlı, insan bir Köroğlu düşündüm.” (Ruhi Su) KAYNAKÇA: Fuat Köprülü / Türk Edebiyatı Tarihi (1926) - XVI. Asır Sonuna Kadar Saz Şairlerimiz (1930), Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu / Köroğlu (3 cilt), Pertev Naili Boratav / Köroğlu Destanı (1931) - Köroğlu’nun Tarihi Şahsiyeti (1948), Cahit Öztelli / Köroğlu ve Dadaloğlu (1953), Haşim Nezihi Okay / Köroğlu ve Dadaloğlu (1970), Cahit Öztelli / Üç Kahraman Şair: Köroğlu-Dadaloğlu-Kuloğlu (1974), Faruk Sümer - Nurettin Albayrak / TDV İslâm Ansiklopedisi (c. 26, 2002) - İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) – Ünlü Edebiyatçılar (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 4, 2013) Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013).

CANIM KIRAT GÖZÜM KIRAT Canım Kırat, gözüm Kırat Kaçıp çekilip gidelim Her yanında çifte kanat Uçup çekilip gidelim

BENDEN SELAM OLSUN !..

Budur Kıratın durağı Bilmez yakını ırağı Ab-ı kevserdir sulağı İçip çekilip gidelim

Benden selam olsun Bolu Beyi' ne Çıkıp su dağlara yaslanmalıdır. Ok gıcırtısından kalkan sesinden Dağlar seda verip seslenmelidir.

Köroğlu söyler ezeli Bağlar döküyor gazeli Silistre'den güzeli Alıp çekilip gidelim

Düşman geldi tabur tabur dizildi Alnımıza kara yazı yazıldı. Tüfek icat oldu mertlik bozuldu Eğri kılıç kında paslanmalıdır. Köroğlu düşer mi yine sanından, Ayırır çoğunu er meydanından, Kırat köpüğünden, düşman kanından Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır.

UCA DAĞLARIN BAŞINDA Uca dağların başında Tek atlı gezdiğin var mı Her taraftan üç beş kelle Terkiye astığın var mı Kargının ucunu salla Etme düşmana eyvallah Köroğlu söyler şanından Kuş uçurmaz meydanından

AYVAZ'A ÖVGÜ Yataktan kalkmış bir aslan Gelir horlayı horlayı Buluttan çıkmış ay gibi Gelir parlayı parlayı Döne, seyreyle Ayvaz'ı(1) Sim bilekli o zorbazı Cılbatmış Kara Kabtaz'ı(2) Gelir gürleyi gürleyi Şimdi görürsün kendini Gülden kırmızı rengini Görmedim bunun dengini Gelir gürleyi gürleyi Döne, Ayvaz bunun adı Geldi bu meydanın tadı Köroğlu'nun bir evladı Gelir zorlayı zorlayı (1) Döne: Köroğlu'nun karısı Döne Hanım (2) Kara Kabtaz: Ayvaz'ın atının adı

ANDL-43

Anadolu . Life

GELECEĞE HIZLA HAZIRLANMAK İÇİN!...

Değerli Dostlar Geleceğinizi Şimdiden Teminat Altına Almalısınız, Asla Geri Kalmamalısınız!...

Dünyada gördüğünüz her şey ve görünmeyen her şey, manyetik ve yerçekimi alanlarının etkileşimi ile oluşur, tezahür eder ve ortaya çıkar. Enerji çevremizdeki her yerde ve içimizde. Enerjinin yaratılmasında farklı koşullar ve faktörler söz konusudur. Mevcut enerji üretimi ve kullanımı yöntemi verimli değildir; savurgan ve gezegenimize ve türlerine zarar veriyor. İnsanlık için en büyük zorluklardan biri, türümüze ve gezegenimize zarar vermeden çevremizdeki mevcut, bol enerjiyi kullanmanın ve kullanmanın yollarını bulmaktır. Plazma teknolojisi çözümdür. İnsanlığa, doğru, sürdürülebilir, zarar vermeyen enerji yönetimi konusunda evrensel bilginin ilerlemesine ve uygulanmasına yol açan evrensel enerji değişiminin doğal düzenini yeniden keşfetmesi için rehberlik edecektir. Nano malzemelerin ve alanlarının kullanıldığı Plazma teknolojisinin mevcut uygulaması baş-

ANDL-44

langıç ​​aşamasında çok fazladır. Enerji yönetimi ve enerji değişimi açısından insanlık bilgisini genişletiyor. Tahribatsız plazma enerji kaynaklarının kullanımı lehine yıkıcı enerji kaynaklarını kullanmaktan uzaklaşıyoruz. Bu gelişme ve öğrenme geçiş aşaması sırasında, beşeri bilimleri, makinelerimizi çalıştırmak için kullanılan mevcut enerji bilgisini, Plazma teknolojisi hakkındaki nispeten yeni bilgilerle birleştiriyoruz. Örneğin Magravs Güç Ünitelerinin oluşturulması, insanlığın enerji uygulamasında Plazmayı anlamada çok büyük bir ilk adım atmasına yardımcı olur. Plazmanın yerçekimi manyetik alanları her koşulda dengeyi arar. Plazma daha yüksek yerçekimi manyetik alan kuvvetinden daha düşük yerçekimi manyetik alan kuvvetine akar. Geleneksel elektriğin kaynaktan, örneğin bir jeneratörden, örneğin makine, cihaz, ışıklar, vb. Yüke ve daha sonra kaynağa geri aktığını

anlıyoruz. Plazma enerjisini kullanmak için benzer ve sürekli bir "akış" koşulu yaratmalıyız. Hibrid magrav jeneratörü, kompresör motorları tarafından etkilenen bir dengesizlik durumu yaratır. Kompresör motorlarının bobinlerinde şarj ve deşarj enerji alışverişi dengesizliği yaratır ve Plazma akışı durumu dengede tutmak için çalışır. Başlangıçta, kaynağa ve yüke giden elektrik enerjisi akışını başlatan, yükselen bir güç durumu ve bobinlerin yüklenmesini baş-

Anadolu . Life

YAKINDA!.. BU SAYFALARDA GELECEĞİ YAKALMANIZ VE DOĞRU, GÜÇLÜ YOL ALMANIZ İÇİN TÜM AYRINTILARI İLE UZAY TEKNOLOJİSİNE, PLAZMA TEKNOLOJİSİNE DAİR HERŞEYİ AÇIKLAYACAĞIZ!... "BİZİ TAKİP EDİN"

latmak için tüm devreye harici bir AC kaynağı sağlarız. Bu, tüm sistemi başlatır. Plazma, kapasitörler ve magrav bobinlerinden, daha sonra mukavemeti düşüren her şeye doğru akmaya

değişim koşuludur. Durum, tüm devreye sürekli bir Plazma enerjisi akışı oluşturur. İlk AC beslemesinin çıkarılması Plazma akışını kesmez veya durdurmaz. Değiştirme devam eder ve AC beslemesi çıkarıldığında motorların mekanik hareketi anında durmaz. Ayrıca, daha fazla yük (örneğin daha fazla ışık) eklenmesi, elektrik enerjisinden ışık enerjisine enerji dönüşümünde bir artış ve devrede azalan bir güç durumu yaratır. Sonuç olarak, artan talebi telafi etmek için Plazma akışı artacaktır. Devreye daha fazla yük eklendiğinde, Plazmadan daha fazla enerji alırsınız. Enerji hiç kaybolmaz; yük tarafından dönüştürme noktasında dönüştürülür. BU SAYFALARDA PAYLAŞACAĞIMIZ HERŞEY GERÇEK VE ARTIK HAYATA GEÇMİŞ, ADIM ADIM YAŞAMIMIZA GİRMEKTEDİR!.. NE KADAR ÖNEMSER VE CİDDİYE ALIP KONULARA VAKIF OLURSAK O DENLİ GEÇ KALMAMIŞ VE DAHİL OLMUŞ OLURUZ!... DÜNYA BARIŞI VE DÜNYA'MIZIN KURTULUŞU İÇİN HEP BİRLİKTE BİR ARADA ; UZAY TEKNOLOJİSİ - PLAZMA TEKNOLOJİSİ İLE SİZLERİ AYDINLATMAYA, BİLGİLENDİRMEYE!..

başlar (kompresör bobini deşarjı, ışıklar - enerji dönüşümü yapıyor, vb.). İki kompresör birbiri ile ters çevrilmiş, tamamlayıcı bir şekilde bağlandığından, her biri her zaman birbirine karşı bir durumda çalışacaktır (biri güç boşalırken veya boşalırken diğeri şarj olurken veya güçlenirken yükselir). Bu, Plazma enerjisinin kullanımı ve uygulanması için kabul edilebilir bir enerji

TÜM GELİŞMELERİ EN YAKINDAN TAKİP ETME GARANTİSİ VEREREK, SİZLERİDE BU OLUŞUMDAN HABERDAR ETMEYE ÇALIŞACAĞIZ VE İSTEDİĞİNİZ TAKDİRDE DAHİL OLMANIZA YARDIMCI OLACAĞIZ!... Yaşar USLU Uluslararası İlişkiler Uzmanı

ANDL-45

Anadolu . Life

Mahzuni Şerif Şerif Cırık veya tanınan adıyla Âşık Mahzuni Şerif (17 Kasım 1939, Afşin, Kahramanmaraş – 17 Mayıs 2002, Köln, Almanya), Türk halk ozanı.

Aşık Mahzuni'ye ait bazı türküler: İşte gidiyorum çeşmi siyahım, Kanadım deydi sevdaya, Körpe iken kırdın felek dalımı, Dom dom kurşunu, Kirvem, Zevzek, Bugün ben şahımı gördüm, Ağlasam mı... Yaşamı Doğumu Ve Eğitimi Asıl adı Şerif Cırık olan Mahzuni Şerif, 17 Kasım 1939'da Kahramanmaraş'ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya geldi. Soyu Horasan'dan Tunceli'ye göçen Ağuçan aşiretine dayanmaktadır.[1] Babasının adı Zeynel, annesinin adı Döndü'dür. "Şerif" adı, kendisi doğmadan önce ölen amcasının adına ithafen verilmiştir. Yazdığı bir dörtlükte doğum tarihi ve soyu hakkında şunları dile getirmiştir:[2] "Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim. Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz

ANDL-46

Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim" Alembey köyündeki Lütfi Mehmet Efendi Medresesinde Kur'an eğitimi alırken köylerine ilkokulun yapılmasıyla medrese eğitimini bırakarak ilkokula başladı.[3] 1955 yılında, sonradan Ankara'ya nakledilen Mersin Astsubay Okuluna kaydoldu ve 1959'da okulu bitirerek ordonat tekniker sınıfına ayrılarak Ankara Ordonat Tekniker Okulunda eğitim almaya başladı. Burada okurken yapılan bir arama sonucu çantasında Alevi-Bektaşi ozanlarının şiirleri ve Marksizm ile ilgili kitaplar çıkmasıyla okuldan kaçtı ve bir daha geri dönmedi.[4] 1961'da Kuleli Askerî Lisesi'ne gitti fakat maddi zorluklardan ötürü eğitimini yarıda bıraktı. Özel yaşamı Mahzuni Şerif, ilk evliliğini dayısının kızı Emine ile imam nikâhı olarak gerçekleştirmiştir ve bu evlilikten Züleyha adından bir kızı olmuştur. Ozan, eşinden mektup yoluyla boşanmıştır. İkinci evliliğini İtalyan asıllı Sovina (Suna) ile yapmıştır ve bu evlilikten Ferhat, Şirin ve Emrah adlarında üç çocuğu olmuştur. Suna'nın evi terk etmesinden sonra ozan üçüncü evliliğini Gaziantep'te bir ilkokul öğretmeni olan Fatma Hanım ile yapmıştır ve bu evlilikten Derya, Ali, Şeyda ve Yetiş adlarında dört çocuğu olmuştur.

Anadolu . Life Eserleri Türk halk müziği sanatçıları tarafından söz ve besteleri sıklıkla kullanılmıştır. Araştırmacı Yazar Battal Pehlivan'ın Âşık Mahzuni Şerif'in yaşamı ve sanatı üzerine yaptığı incelemenin adı Dom Dom Kurşunu idi. Doğum yeri Berçenek'e ithafen yazdığı Oy Bizim Eller ve Acı Doktor bestelerinin yanı sıra Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Fadimem, Gül Yüzlüm, Ciğerparem, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Abur Cubur Adam, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var ve Ekmek Kölesi gibi birçok bilinen eseriyle tanınan Âşık Mahzuni'nin türkülerini Gülden Karaböcek'ten Zeki Müren'e, Zara ve İbrahim Tatlıses'ten Ahmet Kaya'ya, Mahsun Kırmızıgül'den Murat Göğebakan'a ve Selda Bağcan'a kadar birçok Türk halk müziği ve bazı pop müzik sanatçıları da okudu. Halk şiirine gönül veren ve konuşma dilini şiirleştiren Aşık Mahzuni'nin 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 adet kitabı bulunuyor[5]. Ayrıca TRT tarafından çekilmiş 2 adet belgeseli bulunmaktadır. 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi. Sivas Dramı adlı türküsünü, 1993 yılında yaşanan Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirenlere ithaf etmiştir. Hakkında açılan davalar 2001 yılının Kasım ayında kendisine, "Elhamdülillah Kızılbaş'ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaştır. Bir suç varsa o da dedemdedir." dediği için, DGM tarafından aleyhinde dava açıldı. Duruşma 27 Aralık 2001 tarihinde DGM'de yapıldı. Vefatı 2001 yılının başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakım altına alındı. Mayıs ayında taburcu edildi. Ancak evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif 17 Mayıs 2002 tarihinde Köln, Almanya'da vefat etti. Vefat ettiğinde, Devlet Güvenlik Mahkemesindeki davası henüz sonuçlanmamıştı. Mezarı Hacı Bektaş Veli Külliyesi'nin yakınındaki Çilehane adı verilen yerdedir.

Ağlasam mı!... Mevlam Gül Diyerek İki Göz Vermiş Bilmem Ağlasam Mı Ağlamasam Mı Dura Dura Bir Sel Oldum Erenler Bilmem Çağlasam Mı Çağlamasam Mı Yoksulun Sırtından Doyan Doyana Bunu Gören Yürek Nasıl Dayana Yiğit Muhtaç Olmuş Kuru Soğana Bilmem Söylesem Mi Söylemesem Mi Mahzuni Şerifim Dindir Acını Bazı Acılardan Al İlacını Pir Sultanlar Gibi Dar Ağacını Bilmem Boylasam Mı Boylamasam Mı

Nem Kaldı Parsel Parsel Eylemişler Dünyayı Bir Dikili Taştan Gayrı Nem Kaldı Dost Köyünden Ayağımı Kestiler Bir Akılsız Baştan Gayrı Nem Kaldı Padişah Değilem Çeksem Otursam Saraylar Kursam Da Asker Yetirsem Hediyem Yoktur Ki Dosta Götürsem İki Damla Yaştan Gayrı Nem Kaldı Mahzuni Şerifim Çıksam Dağlara Rastgelsem De Avcı Vurmuş Marala Doldur Tüfeğini Beni Yarala Bir Yaralı Döşten Gayrı Nem Kaldı

Notlar •Resmi kayıtlara göre doğum yılı 1943'tür. Kaynakça Genel

Irmak, Yılmaz (2013). Folklorun Beş İşlevine Göre Âşık Mahzuni Şerif’in Şiirleri. Samsun: Ondokuz Mayıs Üniversitesi. Zaman, Süleyman (1997). Mahzuni Şerif Yaşamı- Dünya Görüşü-Şiirler. Ankara: Yeniden Doğuş Matbaası.

ANDL-47

Anadolu . Life (Yoğun İstek Üzerine Tekrar Yayınlıyoruz!...)

PANDEMİ SIRASINDA KÜLTÜR-SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ VE ALANIN İHTİYAÇLARI NİSAN 2020 PANDEMİ SIRASINDA KÜLTÜREL ALANDA DAYANIŞMA

Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi olarak ilan ettiği koronavirüs nedeniyle toplumlar olağanüstü günlerden geçmeye devam ediyor. Tüm dünyada insanlar yaşam ve iş yapış biçimlerindeki ani değişime adapte olmaya çalışırken, bu dönemin uzun vadede neleri etkileyeceğini de öngörmeye çalışıyor. Küresel düzeyde yaşadığımız bu kriz sırasında kültür-sanat, kamu nezdinde en büyük birleştirici ve iyileştirici güçlerden biri olmaya devam ediyor. Böyle zor zamanlarda insanlar sanata her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Salgının en ağır seyrettiği ülkelerden İtalya’da karantinadaki insanların balkonlara çıkıp birlikte şarkılar söylemeleri de, bu görüntülerin sosyal medyada en çok paylaşılan videolardan olması da bu ihtiyacın sonucu olarak okunabilir. Pek çok çalışma, kültürel hayata katılım ile iyi olma hali arasında güçlü bir bağ olduğunu gösteriyor. “Geçici bir aksaklık değil, tamamen farklı bir yaşam tarzının başlangıcı” olabilecek bu süreçte, en temel özelliklerinden biri insanları bir araya getirmek olan kültür-sanat alanı ise çok zor bir dönemden geçiyor. Tiyatrolardan sinemalara, müzelerden yayınevlerine ve bağımsız sanatçılar ile tasarımcılara, kültür-sanatın üretimine ve yaygınlaşmasına katkıda bulunan pek çok kişi ve kurum faaliyetlerini ertelemek veya iptal etmek zorunda kalırken izleyicileri ve ziyaretçileriyle etkileşimini kesintisiz sürdürmek için dijital platformlarda yeni ve yaratıcı yöntemler geliştirmeye gayret ediyor. Kültür-sanat dünyası, evlerde kalmanın bir sorumluluk halini aldığı şartlara hızla karşılık verdi; küresel düzeyde pek çok kültür kurumunun arşivlerini dijital ortamda izleyiciye açması, müzisyenlerin sosyal medya kanallarında verdiği konserler gibi girişimler bu süreçte umut ve birliktelik duygusu aşıladı. İnternette günlük ortalama 7 saat, sosyal medyada ise yaklaşık 3 saat geçirilen günlerde, dijital platformlardaki sanatsal faaliyetler, çocuklar, gençler ve yetişkinlerin nitelikli vakit geçirmesine ve iyi hissetmelerine yardımcı oldu. Kültür-sanat alanının sınırlarını genişleterek, bireylerin yaratıcı ifade ve sanatla ilişkilenme biçimlerini de dönüştüren katılımcı yaklaşımlar bugünün şartlarında daha çok anlam kazandı. Kaynakça: 1 https://cultureactioneurope.org/news/no-sustainability-without-culture-and-the-arts/ 2 https://vesaire.org/korona-virusu-normale-donmeyecegiz/

ANDL-48

3 Türkiye Medya Ortamı, 1-24 Mart 2020, OMD Türkiye 4 https://www.iksv.org/i/content/226_1_KatilimciYaklasimlar_2017.pdf

Ülkeleri sınırlarını kapatmaya zorlayan bu dönemde, kültür-sanat ve yaratıcılık bir kez daha kültürlerarası iletişimin ve etkileşimin temelinde. Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsle mücadelede, kamuda farkındalık sağlayabilmek için en kritik araçlardan birinin yaratıcılık olduğunu ortaya koydu. Pek çok sanatçı ve küratör sanatsal ifadenin gücünü kriz ortamında topluma destek sağlamak için kullanıyor ve tasarımcılar atölyelerini dönüştürerek acil ihtiyaçları karşılamak için yaratıcı çözüm yolları geliştiriyor. UNESCO’nun da vurguladığı gibi, milyarlarca insanın birbirinden fiziksel olarak ayrıldığı, büyük endişe ve belirsizlikler barındıran bu zamanlarda bizleri bir araya getiren, rahatlatan, ilham ve umut sağlayan kültürel hayatı canlı tutan sanatçıları ve kültür kurumlarını desteklemek için kısa ve uzun vadeli önlemlerin hızla alınması gerekiyor. Türkiye’de KREKSA’nın raporuna göre, 2017 yılında kültürel sektörlerde faaliyet gösteren 15 bin 394 girişim, 52 bin 80 kişiye istihdam sağlarken toplamda 14 milyar 600 milyon TL ciroya ve 3 milyar 600 milyon TL katma değer katkısına ulaştı. Kültürel alanın birey ve toplum için sürdürülebilirliğini güvence altına almak ve ülke ekonomisine olan katkısının devam edebilmesini sağlamak için çeşitli adımların atılması gerekiyor. Sınırlı kaynakları nedeniyle halihazırda kırılgan bir yapıya sahip olan kültürsanat alanının, merkezi ve yerel yönetimler, özel sektör ve bireysel bağışçılar tarafından, sivil toplum ile işbirliğine dayalı bir yöntemle mümkün olan en kısa sürede desteklenmesine ihtiyaç duyuluyor. Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı’nın ifade ettiği gibi, alanda faaliyet gösteren tüm sivil toplum kuruluşları ve vakıfların, farklı sektörlere sağlanan/sağlanacak kolaylıkların kapsamına girmesi ve etkin bir işbirliğinin sürdürülmesi önem taşıyor. Fakat uzun dönemdir Kültüre ve Sanata değer vermeyen ülkemiz, doğal olarak bu konuda gerekli önlemleride alamamıştır!... Kültür ve Sanattan gelecek olan katma değer her geçen gün hızla azalarak ülke ekonomisi zarara uğramaktadır!... Kaynakça:

5 https://www.talenthouse.com/i/united-nations-global-call-out-to-creatives-help-stop-the-spread-ofcovid-19 6 https://www.theguardian.com/artanddesign/2020/mar/30/hans-ulrich-obrist-uk-public-art-project 7 https://www.artnews.com/art-news/news/artists-for-humans-coronavirus-relief-1202682724/ 8 https://hyperallergic.com/553399/artists-decorate-hospital-icu 10 https://www.metropolismag.com/architecture/healthcare-architectu 11 https://en.unesco.org/news/moments-crisis-people-need-culture 13 https://www.tusev.org.tr/tr/duyurular/covid-19a-yonelik-alinan-tedbirler-ekseninde-turkiyede-siviltoplum-kuruluslarinin-durumu#.Xo2Q9sgzbIV

Anadolu . Life DÜNYADA YARATICI SEKTÖRLERE YÖNELİK NE TÜR DESTEKLER AÇIKLANDI? Bu olağanüstü dönemde dünyanın her tarafında sanat aracılığıyla kurulan bağlar ve dayanışma ağları güç kazanırken, yaratıcı sektörlerin faaliyetlerine devam edebilmesi için farklı aktörler tarafından destek paketleri açıklanıyor. Hükümetler bu yolda ekonomik teşvik ve destek modelleri yaratıyor. Filantropik kuruluşlar dönemin ihtiyaçlarına özgü fonlar oluşturuyor. Kültür kurumları ve sivil toplum kuruluşları ise bilgi paylaşımı ve savunuculuk yoluyla çalışmalar yürütüyor. 17 Nisan 2020 tarihine dek dünyanın çeşitli ülkelerinde yaratıcı sektörlere yönelik olarak, farklı paydaşlar tarafından yürütülmek üzere açıklanan destek mekanizmaları dört başlıkta sınıflandırılabilir: a. Kültür-sanat sektörü ve yaratıcı endüstrilere yönelik kredi, fon ve tazminatlar; b. Bağımsız sanatçı, tasarımcı ve kültür çalışanlarına sağlanan kolaylıklar, krediler ve fonlar; c. Sosyal mesafelenme döneminde yapılacak sanatsal üretime yönelik destekler; d. Kültür-sanat sektörü özelinde yürütülen bilgilendirme ve savunuculuk faaliyetleri. a. Kültür-sanat sektörü ve yaratıcı endüstrilere yönelik kredi, fon ve tazminatlar: ABD hükümetinin açıkladığı üçüncü teşvik paketinde kültür-sanat sektörüne 307,5 milyon dolar ayrıldı. Almanya hükümeti kültür-sanat, medya ve yaratıcı sektör çalışanları dahil olmak üzere küçük işletmelere ve serbest çalışanlara destek olmak için 50 milyar avro ayıracağını duyurdu. Arjantin Kültür Bakanlığı, 30 milyon Arjantin pesosu (450 bin dolar) tutarında acil durum fonu ile kültür kurumlarına destek olmayı hedefliyor. Avustralya’nın ulusal sanat konseyi, daha önce değerlendirilmemiş tüm fonları bir araya getirerek 5 milyon dolarlık bir esnek fona dönüştürdü. Estonya’da Kültür Bakanlığı, kültür ve spor etkinliklerinin iptali nedeniyle kaybedilen geliri kısmen telafi etmek amacıyla, ilk etapta 3 milyon avroluk bir destek paketi açıkladı. Finlandiya Kültür Bakanlığı ve Finlandiya Sanatı Destekleme Merkezi, kültür-sanat çalışanlarına Nisan ayında yaklaşık 1,5 milyon avroluk yardım dağıtacağını duyurdu. Fransa’da sanat disiplinlerine göre ayrılan resmi kurumlar aracılığıyla müzik sektörü için 11,5 milyon avro, performans sanatları sektörü için 5 milyon avro, yayıncılık sektörü için 5 milyon avro, görsel sanatlar sektörü için 2 milyon avro ve sanat galerileri için 2 milyon avroluk acil durum fonu oluşturuldu. Bunun yanında bölgesel düzeyde salgın yüzünden iptal edilen kültürel etkinlikleri düzenleyen kurumlara yönelik destek paketleri oluşturuldu. Güney Afrika Spor, Sanat ve Kültür Departmanı, sanatçı ve atletleri desteklemek için 150 milyon rand (yaklaşık 8,2 milyon dolar) tutarında bir fon sağlayacağını açıkladı. Güney Kore, sanatçılar için düşük faizli, iki yıl ertelemeli kredi imkânı verdi. 12 bin sanatçıya tek seferlik 3 milyon won (yaklaşık 2,500 dolar) değerinde fon sağladı. Ayrıca sahne sanatları alanında kapsamlı destek paketleri sunuyor. Hollanda hükümeti, kültür-sanat ve yaratıcı sektörlere özel 300 milyon avroluk bir destek paketi açıkladı. Bunun yanında genel destek şemalarından yaratıcı sektörlerde faaliyet gösteren kurumlar ve bağımsız sanatçılar ve tasarımcılar faydalanabiliyor. Hükümetin yaratıcı endüstrilere yönelik mevcut altı fonuna da bu destek paketiyle katkı sağlanacak. Hollanda merkezli Avrupa Kültür Vakfı, 6 Nisan’da ilk tur başvurularını almaya başladığı Dayanışma Kültürü Fonu (Culture of Solidarity Fund) ile Avrupa’da dayanışma kültürünü kuvvetlen-

direcek yaratıcılık temelli projeleri destekliyor. Hong Kong hükümetine kültür politikaları konusunda öneriler sunan Sanatı Kalkındırma Konseyi, 55 milyon Hong Kong doları (7 milyon dolar) tutarında bir Kültür-Sanat Sektörü Destek Programı başlattığını duyurdu. İngiltere, ulusal sanat konseyi aracılığıyla desteğe ihtiyacı olan kuruluşlar ve bireyler için açtığı 160 milyon sterlinlik acil müdahale fonuna başvuruları almaya başladı. Fonun 20 milyon sterlini sanatçılar, yaratıcı sektör ve bağımsız kültür-sanat çalışanlarına ayrıldı. İskoçya hükümetine bağlı Yaratıcı İskoçya’nın kültür-sanat sektörü için 2 milyon sterlin değerinde iki yeni fon kuracağı açıklandı. İtalya hükümeti, kültür-sanat ve turizm sektörleri için toplam 130 milyon avro ayıracağını belirtti. İsviçre hükümetinin hazırladığı acil durum paketinin 280 milyon İsviçre frangı (281 milyon dolar) sadece kültür ve sanat alanında çalışanlara ayrıldı. Fondan sanat sektöründe serbest çalışanlar da yararlanabilecek. Japonya hükümetinin küçük işletmeler için açıkladığı 15 milyar dolarlık kredi imkânından kültür kurumları da yararlanabilecek. Kanada Sanat Konseyi 60 milyon Kanada doları (yaklaşık 43 milyon dolar) değerindeki avans fonu ile Mayıs ayından itibaren kültür kurumlarına, çalışanlarına ve istihdam ettikleri sanatçılara nakit desteği sunacak. Litvanya Kültür Konseyi, sanatçılar için bireysel bursların yanı sıra, kültür kurumları için 1,2 milyon avroluk bir destek programı oluşturdu. Lüksemburg Kültür Bakanlığı, kültür kurumlarına çalışanlarının maaşlarının %80’ini karşılayacak İstihdam Fonu’ndan yararlanma hakkı sunuyor. Norveç, kültür-sanat sektörü için 300 milyon Norveç kronu (29 milyon dolar) tutarında bir tazmin programı oluşturdu. Singapur hükümeti, kültür-sanat sektörüne 55 milyon Singapur doları (yaklaşık 38 milyon dolar) yatırım yapacağını açıkladı. Şili Kültür, Sanat ve Miras Bakanlığı, telif hakları ödemelerini desteklemek, sanatsal üretimi teşvik etmek ve salgından etkilenen kültür kurumlarını korumak için yaklaşık 15 milyar Şili pesosu (18 milyon dolar) tutarında bütçe ayırdı. Yeni Zelanda’nın sanat ajansı Creative NZ, 80 sanat kuruluşuna 4,5 milyon dolarlık acil durum fonu ve sanatçılara “mukavemet hibeleri” dağıtacağını duyurdu. Yeni Zelanda hükümeti ayrıca etkinlik sektöründe çalışan herkese 12 haftalık ücret sübvansiyonu sunuyor. b. Bağımsız sanatçı, tasarımcı ve kültür çalışanlarına sağlanan kolaylıklar, krediler ve fonlar. c. Sosyal mesafelenme döneminde yapılacak sanatsal üretime yönelik destekler. d. Kültür-sanat sektörü ve yaratıcı endüstriler özelinde yürütülen bilgilendirme ve savunuculuk faaliyetleri. Ya Ülkemizde!... TÜRKİYE’DE KÜLTÜREL ALANDA KAMU DESTEĞİNE İLİŞKİN MEVCUT DURUM NEDİR? COVID – 19 salgını sırasında ilk aşamada kültür-sanat sektörü ve yaratıcı endüstrilerle ilişkilenen etkinlik ve organizasyon faaliyetlerine yönelik olarak 18 Mart 2020 tarihli Ekonomik İstikrar Kalkanı Paketi44 kapsamında aşağıdaki tedbirler açıklandı: Sanatsal faaliyetler ve etkinlik-organizasyon faaliyetleri düzenleyen kurumlara ve vergi mükelleflerine yönelik kredi, anapara ve faiz ödemeleri asgari 3 ay süre ile ötelendi. Sanatsal faaliyetler ve etkinlikler düzenleyen kurumlara ve vergi mükelleflerine yönelik Nisan, Mayıs ve Haziran dönemlerinde verilmesi gereken muhtasar, SGK prim hizmet ve KDV beyannamelerinin ödemeleri altışar ay ertelendi!...

ANDL-49

Anadolu . Life ANADOLU ABC = Anadolu'nun geleneksel bölgesi ABC = Yunan yerleşim bölgesi

TA R İ H İ

KARADENİZ Paflagonya

Trakya itinya

Biga

Sakız

Sisam Nakşa

Misya

ya lis yon Aeo İ

Midilli

B

Galatya

Frigya

Pontus

Kapadokya

Lidya

Likaonya Pisidya Pam Kilikya filya Likya

Karya

Do

r

Rodos

Tarih Öncesi Çağlar Paleolitik Çağ (M.Ö. 600. Girit

AKDENİZ

Tunç Çağı (M.Ö.3000-2000) Bakır, çinko ve kalayın karışımı ile elde edilen tunçtan eserlerin ortaya çıktığı çağda Anadolu bir ölçüde olsun canlanmaya başlar. Troia II yerleşmesi erken Tunç Çağı'nın (M.Ö. 3000-2500) Anadolu'daki en parlak merkezidir; ancak Mısır'da ve Mezopotamya'da yazının kullanıldığı bir dönemde Anadolu hala geri kalmış durumdadır.

Kıbrıs

Tarih Öncesi Çağlar Paleolitik Çağ (M.Ö. 600.000-8000) İnsanın yavaş yavaş gelişmeye başladığı bu ilk uygarlık çağı Buzul Devri'ne rastladı. Yarım milyon yılı aşan bu uzun devre boyunca insan henüz üretime geçmemiş olup, doğada buldukları ile geçinen mağara ve ağaç kavuklarında barınan doğadaki taşlardan avlanma aletleri yapan ilkel bir durumdadır.Buzul Dönemi'nin izlerini Anadolu'da da bulmak mümkündür. Antalya çevresindeki Karain, Beldibi ve Belbaşı Mağaraları bu dönemin sonlarında (M.Ö 20.000-8000) kullanılmışlardır. Karain, Beldibi ve Belbaşı'nda bulunan eserlerin bir kısmı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Karain Müzesi'nde sergilenmektedir. Neolitik Çağ (M.Ö. 8000-5000) İnsanoğlu bundan 40 bin yıl önce, bugünkü fizik yeteneklerine ulaşmaya başladığı ve ateş yakmasını da öğrendiği halde uygar denebilecek duruma ancak on iki bin yıl önce yerleşik hayat şekline geçmesiyle ulaşabilmiştir. Yerleşik olmak insana mal ve zahire biriktirme imkanları sağladı. Dünyanın bir çok yerinde bu çağdan kalma küçük yerleşmeler gün ışığına çıkarılmıştır. Bunlardan en ileri düzeyde olan ikisi Orta Anadolu'da Konya dolaylarındaki Çatalhöyük yerleşmeleridir. Çatalhöyük'te insanoğlu daha M.Ö. 7. ve 6. binlerde duvarları renkli resim ve renkli kabartmalarla kaplı kerpiçten evlerde oturuyor, odalarını pişmiş topraktan renkli vazolar ve heykelciklerle süslüyordu. Heykelciklerin büyük bir bölümü çıplak bir tanrı kadını, toprak anayı, tasvir etmektedir. Duvarcılar ve çeşitli meslek erbabı obsidyandan yapılmış aletleri kullanıyorlardı, çiftçiler öküzlerle sürdükleri tarlalarda buğday, arpa ve mercimek yetiştiriyorlardı. İş adamlarının pişmiş topraktan mühürleri, kadınların cilalanmış obsidienden aynaları vardı. Çatalhöyüklüler'in sofralarında ekmek, sebze ve meyveden başka keçi ve koyun eti de yer alıyordu. Evlerini, evcil hale getirdikleri köpekler koruyordu. Bu evlerden birinin duvarında patlama halinde bir yanardağın, muhtemelen Hasan Dağı'nın tasviri bulunuyordu. Bu eser, sanat tarihinin bu güne kadar bilinen en eski manzara (paysage) resmi olup, sözü edilen öteki buluntularla Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. Müzede ayrıca evlerden birisinin 'kült odası' orjinal şekline yakın hali ile yer almaktadır.

ANDL-50

Kalkolitik Çağ (M.Ö. 5000-3000) Kalkolitik Çağ'da, yani Maden - Taş çağında, Anadolu bir duraklama dönemi geçirir. Bu iki bin yıl içinde de güzel keramik örneklerine rastlanırsa da Mısır ve Mezopotamya yanında Anadolu artık geri kalmış bir ülkedir.

Anadolu 2500 yılı bulan bir duraklamadan sonra ilk önce Orta Tunç Çağı'nda (M.Ö. 2500-2000) yeniden gelişmeye başlar. Her ne denli yazı kullanmıyorlarsa da Orta ve Güneydoğu Anadolu'daki Hatti Uygarlığı ile kuzeybatı Anadolu'daki Troia II yerleşmesi dünya medeniyetinde müstesna bir yer alırlar. HATTİ UYGARLlĞl (M.Ö. 2500 - 2000) Hitit metinlerinde kalıntılarına rastladığımız Hatti dili kendine öz bir yapıya sahip olup, kendisi ile çağdaş olan dillerden hiç biriyle benzerlik göstermez. Hattiler Mezopotamya etkileri taşımakla birlikte sanat ve genellikle maddi kültür yönünden güçlü bir özgünlük gösterirler. Din, töre, mitoloji ve sanat bakımından büyük bir varlık sergileyen Hattilerin etkileri Anadolu'da iki bin yıla yakın bir süre boyunca yaşamıştır. Nitekim Anadolu M.Ö. 2500 - 700 tarihleri arasında bütün komşuları tarafından hep Hatti ülkesi adı ile anılmıştır. Yine bu nedenle Indo-Avrupa kökenli Hititler de bütün tarihleri boyunca yazılı kaynaklarında Anadolu'yu Hatti Ülkesi olarak anmışlardır. Eski Testament'deki Cheta (Kheta) ile de Anadolu'da oturan halkın kastedildiği sonradan, bu yüzyılın basında Boğazköy tabletlerinin keşfinden ve okunmasından sonra anlaşıldı. Hatti ülkesi küçük beyliklerden oluşmakta idi. Aynı zamanda en yüksek rahip sıfatını da taşıyan bu kralcıklar çok özgün sanat eserlerinin meydana gelmesini sağlamışlardır. Alacahöyük, Horoztepe ve Mahmatlar gibi Kızılırmak kavsi içindeki bölgelerde bulunmuş olan bu eserler hayvan şeklindeki tanrıları; boğalar fırtına tanrısını; geyikler onun karısı olan tanrı kadın Vuruşemu'yu; kral standartları ise evreni (Universium'u) tasvir etmektedirler. Çoğunlukla bir çift öküz boynuzu üstünde duran bu evren sembolü, Türkiye'de hala yaşayan bir masalın 'Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde durur ve öküz başını salladığında deprem olur' biçimindeki inancın kaynağı olmak gerektir. TROİA II YERLEŞMESİ (M.Ö. 2500- 2000) Orta tunç çağının Anadolu'daki ikinci büyük kültür merkezini yukarıda da Söylediğimiz gibi Çanakkale'deki Troya 2 yerleşmesi oluşturmaktadır. Troia'yı ilk kazan Schliemann'ın burada bulduğu ve yanlışlıkla Priamos'un hazinesi adını verdiği altından kaplar ve çeşitli ziynet

Anadolu . Life eşyasından oluşup, Berlin Müzesi'ne götürülmüş olan eşsiz eserler ne yazık ki II. Dünya Savaşı'nda ortadan yok olmuşlardır. Bugün bu ünlü hazineden sadece İstanbul Müzesinde küçük fakat çok önemli bir bölüm kalmıştır. Ancak yitirilen altın kapların çok güzel galvanize kopyaları mevcuttur.

Hititler, din, mitoloji, töre, örf ve adet ile kültür ve sanatın bütün alanlarında Hattilerin etkisi altında kalmışlar; birçok tanrı adı ile ırmak ve kent adlarını da Hattilerden almışlardır. Örneğin Hitit başkenti Hattuşa'nın aslı Hattice olup Hattuş'tan gelmektedir. 4 büyük Hitit kralının adı olan Hattuşili de aynı kökten kaynaklanmaktadır.

H. Schliemann yaptığı kazılar sırasında Troia II 'yi büyük ölçüde tahrip etmiş olmakla birlikte bugün kazı yerinde bu yerleşmenin giriş rampası ve kent duvarı ile büyük megaronların bir bölümü ayakta durmaktadır.

Büyük oranda Hatti ve Mezopotamya etkileri taşıdığı halde Hitit kültürü kendine has ilginç bir karakter sergiler. Tapınakları, özgün bir nitelikte olup, 'kent duvarları ise düşmana saldırı imkanına sahip bir savunma sistemi oluşturmaları bakımından Dünya'da eşsizdirler. Hitit figüratif sanatı da İkonografi bakımından Mezopotamya etkileri göstermekle birlikte orijinal ve ilginç bir sitil yaratmıştır.

HATTİ - HİTİT BEYLİKLER DÖNEMİ (M.Ö 2000 - 1750) M.Ö. üçüncü binin sonlarında Kuzey Avrupa'dan sıcak ülkelere doğru olagelen Indoavrupalı kavimlerin büyük göçü sırasında aynı kökten olan Hititler, Kafkasya üzerinden Anadolu'ya geldiler. Ancak Hitit kabilelerinin bu göçü, istiladan çok sızma yolu ile gelişti. O dönemlerde Hatti beyliklerinin egemenliğinde olan Anadolu'da M.Ö. 2. binin ilk çeyreğinde Indoavrupalı kökenli beyliklerin de birdenbire yer aldığını görüyoruz. Giderek Hitit beylikleri çoğalmış ve böylece 1750 sıralarında Anadolu dışardan gelen Hititlerin eline geçerek Hitit Devleti kurulmuştur. HİTİT DEVLETİ (M.Ö 1750-1200) Yukarıda anlatıldığı üzere Anadolu'ya M.Ö 2000 tarihlerinde gelen Hint Avrupalı Hititler 1750 tarihlerinde ilk krallıklarını 2. bin ortalarında ise Hitit Büyük Krallığı'nı (Hitit İmparatorluğunu) kurdular. Hititler M.Ö 15 ve 14. yüzyıllarda yakın doğunun en büyük devletlerinden birini oluşturuyorlardı 13. yüzyılda ise dünya egemenliğini Mısır İle paylaşıyorlardı. M.Ö 1875'te Hititlerle Mısırlılar arasında Kadeş'te yapılan büyük savaşta Hitit kralı Muvattalli o çağın en güçlü vurucu silahı olan atlı savaş arabalarından 3500 tane kullanarak rakip orduyu bozguna uğrattı. Hattuşili 4 ile Ramses 2 arasında imzalanan muahedenin Hititce metni İstanbul arkeoleji müzesinde sergilenmektedir. Bu belge Dünya tarihinin iki büyük devlet arasında aktedilmiş ilk politik antlaşmasıdır.

Hitit ülkesi yakın şarkta kadını önemli sosyal haklara sahip olduğu ve insan haklarının büyük ölçüde yasa güvencesi altında bulunduğu tek memleketti.

Kronoloji Batı Asya yarım adası Anadolu etrafında yerleşen devletler ve uygarlıkları kapsar. Ayrıca Latince adı olan "Asia Minor" Ön Asya olarak da isimlendirilir. Göbekli Tepe - Şanlı-Urfa Bu durumda bölgenin en erken kullanımının Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’ın (PPN, Pre-Pottery Neolithic) A evresine (MÖ 9.600-7.300), yani günümüzden en azından 11.600 yıl öncesine dayandığı ileri sürülmektedir.

Hititlerin ilk merkezlerinden biri olan Kaneş'te (Kayseri yakınındaki Kültepe'de) M.Ö 18. yy da çivi yazısı kullanılmakta idi. Ayrıca halkın anlaması için kendi icatları olan hieroglifleri, yani resimli yazıları da vardı. Böylece Anadolu'da tarihi çağ Mısır ve Mezopotamya'dan 1000 yıl sonra, ilk önce Hititlilerle başlamış bulunuyordu. Yukarıda Hatti bölümünde Hititlerin Mezopotamyalılar gibi Anadolu'yu 'Hatti ülkesi' adı ile andıklarını ve eski Testamente de zikredilen Khetaların da bu Hatti adında geldiğini söylemiştik. Hitit dilinin çözülmesi sırasında filologlar hep Hatti adına rastladıkları için Hint-Avrupa kökenli olan ve aslında Nesi'ler denmesi gereken bu kavme, eski Testamenteki deyişten de esinlenerek yanlışlıkla Hitit adını taktılar. Hititlere İngilizce 'The Hitites' Almancada 'die Hethister', Fransızcada 'Les Hitites', İtalyancada ' Gli ititi ' denmektedir. Türkçede önceleri 'Eti' sözcüğü kullanılıyordu. Şimdi ise Hitit tabiri yerleşmiş bulunmaktadır.

Devam edecek...

ANDL-51

Anadolu . Life

Dünya basını SpaceX’in tarihi uzay uçuşunu böyle gördü Dünya tarihinde ilk kez özel bir şirket uzaya insan gönderdi! Elon Musk’ın kurucusu olduğu SpaceX, NASA tarafından desteklenen projesiyle iki astronotu Uluslararası Uzay İstasyonu’na doğru yolculuğa çıkardı. Olay corona virüsü salgınına rağmen bütün dünyada gündem oldu. Financial Times, New York Times, Bild, Le Monde, La Repubblica gibi gazeteler uzay seyahatinde Musk’ın şirketinin büyük bir avantaj elde ettiğini yazdı.

Financial Times (İngiltere): SpaceX uzaya ilk kez insan gönderen şirket oldu! Elon Musk’ın şirketi neredeyse 10 yıl sonra ABD’den astronotları uzaya gönderdi.

Bild (Almanya): Space X Uluslararası Uzay İstasyonu Elon Musk tarafından kurulan SpaceX’in “Crew Dragon” isimli uzay mekiğiyle ilk insanlı uçuş denemesi gerçekleştirildi. 27 Mayıs’ta yapılması planlanan fırlatma işlemi hava şartları nedeniyle gerçekleştirilememişti. SpaceX, bu başarılı fırlatma ile uzaya ilk defa insanlı uçuş gerçekleştirirken, tarihte ilk kez özel bir şirket uzaya insan yollamış oldu. Crew Dragon, isimli uzay aracı Robert Behnken ve Douglas Hurley isimli astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) götürecek. NASA, 2011 yılından bu yana insanlı uçuş projesini askıya almasından dolayı astronotlarını uzay istasyonuna Rusya’ya ait Soyuz uzay araçları ile gönderiyordu.

yolunda! 9 yılın ardından Amerikalılar ABD’den bir görevle uçuyorlar.

La Repubblica (İtalya): SpaceX Crew Dragon’u Cape Canaveral’den gönderdi. 2011’den bu yana bir ilk.

Crew Dragon Uluslararası Uzay İstasyonu’na doğru yolu çıktı. Fotoğraf: Reuters Dünya basını SpaceX’in tarihte ilk kez uzaya insan gönderen şirket oluşunu şu başlıklarla gördü:

ANDL-52

Anadolu . Life Le Monde (Fransa): SpaceX iki astronotu uzaya

gönderen ilk özel şirket oldu! Cumartesi günü başarılı bir kalkıştan sonra astronotların pazar günü Uluslararası Uzay İstasyonu’na varmaları bekleniyor.

El Pais (İspanya): SpaceX iki astronotu uzaya göndererek uzay seyahati yarışında bir dönüm noktası yaşattı.

New York Times (ABD): SpaceX NASA astronotlarını uzaya taşıdı, uzay uçuşlarında yeni bir dönem başladı

CREW DRAGON UZAY ARACININ ÖZELLİKLERİ NELER? Crew Dragon adlı uzay aracı maksimum 7 kişi taşıma kapasitesine sahip, ancak NASA uçuşlarında dört kişi taşımayı planlıyor. Küçük roket motorlarıyla donanımlı olması sayesinde uzayda manevra yapabilen ve uzay istasyonuna kendi başına kilitlenebilen özelliği bulunuyor. Daha önce insan taşıyan uzay araçlarının tersine ekip kabininde düğmeler yerine dokunmatik ekran kontrolü bulunuyor.

SpaceX: Nasa astronotlarını taşıyan Crew Dragon uzay aracı fırlatıldı. Business Insider (ABD): Musk tarih yazdı! SpaceX iki insanı uzaya gönderdi. Şirketin 18 yıl önceki kuruluşundan bu yana en önemli göreviydi.

Astronotlar Doug Hurley ve Bob Behnken daha önce iki defa uzaya gitti.

ANDL-53

Anadolu . Life Elon Musk'a ait SpaceX şirketinin, ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (Nasa) astronotları Doug Hurley ve Bob Behnken'i Uluslararası Uzay İstasyonu'na (ISS) götüren Crew Dragon adlı uzay aracı fırlatıldı. Böylece, özel sektör ilk kez uzaya insanlı bir araç göndermiş oldu. Aracın 'Demo2' adı verilen seferi, ilk etapta Çarşamba günü için planlanmış ancak olumsuz hava koşulları nedeniyle fırlatmaya 16 dakika kala durdurulmuştu. Fırlatma işlemi, 1969 yılında Ay'a gönderilen ilk uzay aracının fırlatıldığı Kennedy Uzay Merkezi'nden yapıldı. ABD Başkanı Donald Trump da fırlatma işlemini yerinden izledi. Trump yaptığı açıklamada, "Bu daha başlangıç. Bu, gerçekten çok özel bir olay" dedi. Astronotların ISS'e 30 Mayıs 2020 Pazar günü TSİ 17.30'da ulaşması bekleniyor.

Fırlatmadan kısa bir süre önce SpaceX ekibi astronotlara teşekkür ederek, "Bu güzel gezegenin manzarasının tadını çıkarın" dedi. Astronotlardan Hurley de, "ABD'yi yeniden uzaya araç gönderme işinin bir parçası yapan bu devasa çabaların bir parçası olmaktan gurur duyuyoruz. Yörüngeye ulaşınca haberleşiriz" yanıtını verdi. Hava durumu uzmanları bugün de hava koşullarının riskli olabileceği tahmininde bulunuyordu. Ancak koşulların elverişli olmasına karar verilmesinin ardından fırlatma işlemi tamamlandı. Bu uzay görevi, Nasa'nın uzay araçlarını emekli ettiği 2011'den bu yana Uluslararası Uzay İstasyonu'na astronot göndermiyordu. Bu açıdan, bugünkü sefer bir ilk niteliği taşıyor. Bu misyonu 'ilkler tarihine' geçiren bir diğer neden de, Nasa'nın astronotlarını uzaya göndermek için ilk defa özel bir şirketle çalışıyor olması. 19 saatlik seyahat Hurley ve Behnken'in Uluslararası Uzay İstasyonu'na seyahatleri 19 saat sürecek. Astronotlar bu süreyi Dragon kapsülü içindeki sistemleri denemek için kullanacak. Buna, manuel uçuş da dahil. Astronotların ertesi güne hazırlıklı olabilmeleri için uyumaları da gerekecek.

ANDL-54

Astronotların, Uluslararası Uzay İstasyonu'nda bir ila dört ay kalmaları bekleniyor. Elon Musk'ın sahibi olduğu SpaceX şirketi ile Nasa 2,6 milyar dolarlık sözleşme yaptı. Sözleşme kapsamında şirket uzay istasyonuna altı astronot seferi düzenleyecek. Hurley ve Behnken'in misyonları başarılı olursa bir sonraki uzay yolculuğu Ağustos ayı sonunda gerçekleşecek. Boeing şirketi de Nasa ile bir sözleşme yaptı ama zamanlama olarak SpaceX'in bir yıl gerisinden geliyor.

Anadolu . Life Test amacıyla Cumartesi günü uzaya fırlatılan kapsülün, uzay turizminin de önünü açması bekleniyor. SpaceX, uzun yıllardır üzerinde çalıştığı Crew Dragon kapsülünü, Florida eyaletindeki Kennedy Uzay Merkezi'nden yerel saatle 02:49'da Falcon 9 roketiyle uzaya göndermişti. NASA, kapsülün uzaya fırlatılışını internet sitesi üzerinden canlı yayınladı. Kapsül, 'Ripley' takma adı verilen bir de manken taşıyor.

Ripley'nin baş, boyun ve omurgasında bir insanın yolculuktan nasıl etkileneceğini test edebilmek için sensörler bulunuyor. NASA, astronotların kapsülün kapağını açarak içeriyi denetlediği görüntüleri de Twitter'dan paylaştı. Kapsülün uzayda geçireceği 5 gün boyunca astronotlar çeşitli testler yürütecekler.

SpaceX'in roket prototipi de Cuma günü şirketin Teksas'taki Ar-Ge tesisinde patlamıştı. Şirket, Starship adını verdiği uzay aracının yeni tasarımı için testler yapıyordu. Son model patlamayla tamamen yok oldu. Daha önce:

SpaceX'in Meksika sınırındaki Boca Chica'da bulunan Ar-Ge tesisinde yürütülen çalışmalar SpaceX'in Nasa ile yürüttüğü ticari faaliyetlerden bağımsız. SpaceX'in uzay turizminin önünü açması beklenen kapsülü Uluslararası Uzay İstasyonu'na ulaştı

SpaceX şirketinin kurucusu Elon Musk, Cumartesi günkü başarılı fırlatışın ardından gazetecilere yaptığı açıklamada, "Duygusal anlamda biraz yoruldum, çünkü aşırı stresliydi. Ama işe yaradı" dedi. SpaceX ve Boeing'e 6,8 milyar dolar ödendi NASA, 181 kilo tedarik malzemesi ve test ekipmanı taşıyan kapsülü uzay istasyonundaki üç kişilik ekibin karşılayacağını açıkladı. NASA, SpaceX ve Boeing şirketlerine rakip roket ve kapsül sistemleri geliştirmeleri için 6,8 milyar dolar ödemişti. NASA böylece astronotlarının 100 milyar dolarlık uzay istasyonuna gönderilmesinde Rusya'ya bağımlılığını aşmaya çalışıyor. Uluslararası Uzay İstasyonu'na gönderilen Amerikalı mürettebatları şimdilik Rus Uzay Ajansı tarafından üretilen Soyuz kapsülü taşıyor. Testlerin başarılı geçmesi halinde, NASA'nın yıl sonuna doğru astronotlarını bu kapsülle uzaya göndermeye başlaması bekleniyor. NASA'nın 2019 yılında astronotlarını taşıyan kapsülleri kullanıma sokma hedefine ulaşıp ulaşamayacağının belirsiz olduğunu söyleyenler de var.

ABD'li uzay mekiği ve roket üreticisi SpaceX'in Amerikan Havacılık ve Uzay Ajansı (NASA) için geliştirdiği personel taşıyıcı Crew Dragon kapsülü, başarıyla Uluslararası Uzay İstasyonu'na (UUİ) ulaştı.

Reuters, SpaceX ve Boeing şirketlerinin insan taşımaya başlamadan önce önemli tasarım ve güvenlik eksikliklerini gidermeleri gerektiğini yazmıştı. ANDL-55

DÜNYANIN EN GÜVENLİ BELGESİ

Anadolu . Life

Anadolu . Life

AVRUPA BİRLİĞİ’NE HIZLI UCUZ 100 % KALİTE

VE BELGENİZLE GİRİN

100 % UYGUN FİYAT

www.el tedan smanl k.net2 www.el tebelgelend rme.com

100 % 24 SAATTE TESLİM

www. qcert.co.uk

A AT I O N

CREDITAT

I

ERN

NT

CERT

R N AT I O N A

TE

D

IN

CERT

E

www.ulakder.org

I

Uluslararası E-mail [email protected]

AC

D

nfo@el tedan smanl k.net

IQ ®

L

A S S O C I AT E

E-ma l :

ANDL-56

IQ

I

ON

W E B : www.el tedan smanl k.net w w w. e l t e b e l g e l e n d r m e . c o m

CREDITAT

A S S O C I AT

TELEFAX: 0232 453 29 72 GSM : 0542 270 94 02

®

AC

ON

E L İ T E D A N I Ş M A N L I K BELGELENDİRME & MARKA / PATENT TESCİL

L

TURKEY, USA, GERMANY, FRANCE, ITALIA, SPAIN, INDIA, EGYPT, CHINA, IRAN, GREECE, AVUSTRALIA, CANADA

www. ao.org